Ünite 8: İşsizlik ve Emek Piyasası Politikaları

Giriş

İşsizlik, ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan sonuçlarıyla günümüzün en önemli sorunlarının başında gelmektedir. İşsizlik, her şeyden önce onu yaşayan birey ve ailesi açısından önemli bir sorundur. İşsizliğin artması da makroekonomik dengelerin bozulmasına yol açar.

İşsizliğin Tanımı ve Ölçülmesi

İşsizlik, iktisatçılar tarafından genellikle, çalışma istek ve yeteneğinde olduğu hâlde cari ücret haddinden iş bulamama durumu olarak tanımlanır. Buna göre, bir kişinin iktisadi açıdan işsiz sayılabilmesi için, öncelikle çalışma isteğinde, yani iş arıyor olması gereklidir. İkinci olarak, çalışma yeteneğine sahip olması, yani bedensel ya da zihinsel olarak çalışmasına imkan vermeyecek bir engellilik durumunun bulunmaması gereklidir. Son olarak da piyasada yeteneğine uygun bir ücret getiren bir iş bulamaması söz konusu olmalıdır.

İşsizliğin Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen standart tanımı, aynı anda ifade edilebilecek 3 kriterden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla: “işi olmama”, “hâlen çalışmaya hazır olma” ve “iş aramadır”. Referans döneminde bu kriterlere uyan, belirli yaş üzerindeki ekonomik olarak aktif olan nüfusun tümü “işsiz” olarak kabul edilir.

Ülkemizde işsizlikle ilgili verileri toplayan ve bu alanda ILO norm ve standartlarına uygun istatistikler oluşturan bir kurum olan Türkiye İstatistik Kurumu da işsizi şu şekilde tanımlar: “referans dönemi içinde istihdam hâlinde olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan tüm kişiler işsiz nüfusa dahildirler”.

TÜİK’in işsizlik ölçümünde kullandığı 3 kriter bulunur. Bunlar işi yok, iş arıyor ve işe başlamaya hazır kriterleri olup bunlara uyan kişi işsiz olarak tanımlanır. İşi yok kriteri referans dönemi içinde istihdam edilmemiş olanları kapsar. Dolayısıyla, bu dönem içerisinde, düzensiz de olsa bir işte çalışmış olan kişi, yeni bir iş arıyor olsa bile işsiz sayılmaz. İş arıyor kriteri son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış olmayı gerektirir. Bu kanallardan bazıları: iş kurumuna başvurmak, doğrudan işverenlere iş başvurusu yapmak, bu konuda akraba ve arkadaşlarının yardımına başvurmak ya da kendi işyerini kurmaya yönelik girişimlerde bulunmayı kapsar. İşe başlamaya hazır kriteri ise iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olmayı gerektirir. Bu kritere göre, bu kişiye bir iş teklif edildiğinde bu işi kabul edeceği öngörülür.

İşsizlik Oranı

İşgücü içinde işsizlerin nispi ağırlığını gösteren işsizlik oranı, önemli bir makroekonomik istikrar göstergesi olarak da kabul edilir. İşsizlik oranlarındaki artış, genel olarak diğer makroekonomik göstergelerdeki öteki değişikliklerle birlikte değerlendirildiğinde, ekonomide bir daralmayı; tersi bir durum ise ekonomideki genişlemeyi gösterir. Bir ülkedeki işsiz sayısı, o ülkedeki işsizliğin şiddetinin bir göstergesi olarak, tek başına fazlaca bir anlam taşımayabilir. Çünkü işgücüne dahil olan nüfus ne kadar büyükse işsiz sayısı da o oranda yüksek olabilir. Bu nedenle, belli zaman dilimlerindeki ve ülkeler arasındaki işsizliği karşılaştırabilmek için, genellikle işsiz sayısının toplam işgücü içerisindeki oranını bilmek gerekir. Buna işsizlik oranı denir. İşsizlik oranı şu şekilde hesaplanır:

İşsizlik oranı = (İşsizler / İşgücü) * 100 (İşsizler = İşgücü- İstihdam edilenler)

Ekonomi tam istihdam düzeyinde olsa bile, emek piyasasında kaçınılmaz olarak belli bir oranda işsizlik olacaktır. Doğal işsizlik olarak adlandırılan bu işsizlik, emek piyasasında emek arz ve talep fazlasının olmadığı durumda, yani piyasa dengede iken var olan işsizlik oranıdır. Bir başka tanıma göre, enflasyon oranında bir artış yaratmadan sürdürülebilen en düşük işsizlik oranına doğal işsizlik denir. Bu oran uzun dönemde beklenen ve gerçekleşen işsizlik oranının birbirine eşit olduğu durumdaki işsizliği ifade eder.

İşsizlik Türleri

İşsizlik türleri öncelikle, gizli işsizlik ve açık işsizlik olmak üzere iki gruba ayrılır.

Gizli İşsizlik ; İşsizlik türleri içinde diğerlerinden oldukça farklı görünen gizli işsizlik, işsizliğin bir türü olmasına rağmen, nitelik itibarıyla özel bir durumu açıklamaktadır. Çünkü gizli işsizlikte açık işsizlikten farklı olarak kişinin bir işi vardır. Yani, kişi teknik anlamda işsiz değildir. Üretim teknolojisinin sabit kalması koşuluyla, herhangi bir üretim aşamasında bulunan işgücünün, üretim dışına alınması durumunda, üretim hacminde bir azalma söz konusu olmuyorsa, gizli işsizlikten bahsedilebilir.

Gizli işsizliğin bulunduğu ekonomilerde bir ya da birkaç kişinin yapabileceği işin, çok daha fazla kişiyle yapıldığı görülmektedir. Gizli işsizlik, özellikle az gelişmiş ülkelerin tarım kesiminde, marjinal sektörde ve kamu sektöründe yaygın olarak görülmektedir. İşsizlik sigortası uygulamasının bulunmadığı bu ülkelerde gizli işsizlik, çoğu zaman işsizliği tazmin edici bir işlev üstlenir. Bu, sosyal bakımdan her ne kadar olumlu gibi görülse de ekonomik açıdan pek olumlu olarak kabul edilemeyecek bir durumdur. Gizli işsizlik aslında gelişmekte olan ülkeleri olduğu kadar gelişmiş ülkeleri de ilgilendirir.

Açık İşsizlik ; Açık işsizlik çalışma istek ve yeteneğinde olduğu hâlde, niteliklerine uygun cari ücret düzeyinde çalışmaya razı olma ancak iş bulamama durumudur. Açık işsizliği nedenlerine göre; geçici, yapısal, konjonktür el ve mevsimlik işsizlik olmak üzere 4 başlıkta değerlendirmek mümkündür.

Geçici İşsizlik; Emek piyasası sürekli giriş çıkışların yaşandığı dinamik bir piyasadır. Bu piyasada arz ve talep arasında genel bir denge olduğu zaman bile, işçilerin kısa süreli yer ve iş değiştirmeleri olasıdır. İşte bunun sonucunda ortaya çıkan kısa süreli işsizliğe, geçici işsizlik adı verilir. Geçici işsizlik, aynı zamanda friksiyonel ya da arızi işsizlik olarak da adlandırılır. Geçici işsizliğin nedeni, ya yeni bir işe geçiş sürecidir ya da piyasadaki açık işler konusundaki bilgi eksikliğidir. Bu nedenle geçici işsizliğe bazen geçiş işsizliği veya arama işsizliği de denilir.

Hemen hemen her ekonomide ancak özellikle istihdam koşulları yeterli olan ekonomilerde daha belirgin olarak rastlanan geçici işsizlik, emek mobilitesinin (akışkanlığının) doğal bir sonucudur. Emek mobilitesi ise sağlıklı bir ekonominin işaretidir. Bir ekonomide geçici işsizliğin sıfır olması, emek mobilitesinin de sıfıra düşmesi anlamına gelecektir ki bu durum emek faktörünün üretim kolları arasında optimal dağılımına engel olacağından ekonomik açıdan pek tercih edilmeyecektir. Bu bakımdan geçici işsizlik, diğer işsizlik türlerinin aksine, ekonomiye sadece maliyet yüklememekte; önemli bir ekonomik fayda da sağlamaktadır. Geçici işsizliğin oranı her ekonominin yapısal özelliklerine bağlı olarak farklılaşır.

Yapısal işsizlik; İşsizlik türleri arasında çözümü en güç işsizlik türü olan yapısal işsizlik, bünyevi ya da strüktürel işsizlik adlarıyla da anılır. Geçici işsizliğin aksine yapısal işsizlik kısa süreli bir durum değildir. Yapısal işsizlik, bir piyasada talep edilen ve arz edilen beceriler arasında bir uyumsuzluk olması durumunda ortaya çıkan bir işsizlik türüdür. Eğer ücretler tam esnek ve mesleki ve coğrafi mobilitenin maliyetleri düşükse, bu işsizlik türü piyasa güçleri tarafından hızla ortadan kaldırılabilir. Bununla birlikte, uygulamada bu durumun gerçekleşmesi çoğu zaman güç olmaktadır. Yapısal işsizliğin nedenleri; mesleki ve coğrafi dengesizlikler, iki sektörlü bir ekonomide mesleki dengesizliklerden kaynaklanan yapısal işsizliktir. Teknolojik gelişmeler; istihdam üzerinde yarattığı olumsuz etkilerdir. Kamu politikaları; emeğin mesleki ve coğrafi mobilitesinin maliyetlerinin yükseltilmesi ilişkin yasal düzenlemelerdir.

Konjonktür el işsizlik; Devri işsizlik ya da yetersiz talep işsizliği olarak da adlandırılan konjonktürel işsizlik, piyasa ekonomilerinde ekonomik faaliyetlerin dönemsel dalgalanmalar göstermesinin bir sonucu olup, ekonominin daralma dönemlerinde artmakta, genişleme dönemlerinde ise toplam talebe bağlı olarak azalmaktadır. Konjonktürel işsizlik piyasada yeterince iş olmaması nedeniyle ortaya çıkan bir işsizlik türüdür. Konjonktürel işsizlik, dayanıklı mal üreten sanayi kollarında (çimento ve demir sanayi gibi) daha çok etkili olmaktadır. Dayanıksız mal üreten sanayi kollarında ise bu tehlike daha azdır. Bir ürünün tüketim süresi ne kadar uzarsa yani dayanıklılığı ne kadar artarsa, bunalım dönemlerinde işçinin istihdam süresi de o oranda azalır. Konjonktürel işsizlik, geçici işsizlik gibi ekonomide yaygın olarak görülür. Bu tür işsizliğin süresi geçici işsizlikten daha uzun, yapısal işsizlikten ise daha kısadır.

Mevsimlik işsizlik; Özellikle gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya oldukları bir işsizlik türü olan mevsimlik işsizlik konjonktürel işsizlik gibi emek talebindeki dalgalanmalardan kaynaklanır. Mevsimlik işsizlik bu yönüyle konjonktürel işsizliğe benzer. Mevsimlik işsizliğin konjonktürel işsizlikten farkı ise bu dalgalanmaların beklenen ve sistematik dalgalanmalar oluşudur. Mevsimlik işsizliğin genel olarak iki sebebi bulunur. İlki hava şartları ve mevsim değişmeleri sonucu üretimde meydana gelen aksamalar iken ikincisi ise mevsim koşulları ve değişmeleri sonucu bazı mal ve hizmetlerin talebinde ortaya çıkan düşüşlerdir. Hava şartları ve mevsim değişiklikleri genellikle üretime tesir etmek suretiyle mevsim işsizliğine neden olur. Bu tür işsizlik, tarım, turizm ve inşaat sektörlerinde daha etkili olur.

İşsizlik ve Enflasyon İlişkisi: Philips Eğrisi

İktisat politikasının temel amaçlarından birisi fiyat istikrarı iken bir diğeri de tam istihdamın sağlanmasıdır. Ancak bu iki amaç birbiriyle çelişir. Bu durum karşısında ya fiyat istikrarına öncelik verip, işsizliğin artması kabul edilecek ya da işsizlik oranının aşağılara çekilmesi için fiyat istikrarından ödün verilecek, yani enflasyonun artmasına razı olunacaktır. A.W. Philips, enflasyonla ya da parasal ücretlerdeki artış oranıyla işsizlik arasındaki ilişkiyi incelemiş ve bu ilişkiyi, kendi adıyla anılan eğri ile ortaya koymuştur. Enflasyon-işsizlik ilişkisini ortaya koyabilmek için Keynesyen iktisatçılar tarafından kullanılan temel bir kavram niteliğinde olan Philips eğrisi, iktisat politikası kararları alanlara, enflasyonla işsizlik arasında farklı tercihler sunar. Buna göre, daha yüksek veya daha düşük bir enflasyon cinsinden bir maliyete katlanarak, daha düşük veya daha yüksek bir işsizlik oranı elde edebilmek için talebi destekleyici veya kısıcı önlemler alınabilir.

Philips eğrisi tarihsel olarak üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada enflasyon oranı ile işsizlik arasında ters yönlü ve istikrarlı bir ilişkinin bulunduğu varsayımı ele alınarak Philips ve Lipsey tarafından Philips eğrisi kavramı şekillendirilmiştir. İkinci olarak Philips eğrisinde kısa ve uzun dönem ayrımı yapan Friedman ve Phelps tarafından yöneltilen eleştiriler yer almaktadır. Üçüncü olarak da Philips eğrisine rasyonel beklentiler okulunca yapılan ve enflasyonla işsizlik oranı arasında sistematik bir ilişkinin olmadığını iddia eden eleştiriler yer alır.

Enflasyonu Hızlandırmayan İşsizlik Oranı (NAIRU)

Eğer bir ekonomide işsizlik oranı, istikrarlı bir enflasyon oranı sağlayan NAIRU’dan düşükse, enflasyon yükselme eğilimine girecek, tersine carı işsizlik oranı NAIRU’dan daha yüksek bir düzeyde ise enflasyon düşme eğilimine girecektir. Enflasyonun istikrarlı bir seyir izlediği ve tam istihdam düzeyi ile uyumlu, emek ve mal piyasaların dengede olduğu durumdur.

İşsizlik Sorununa Yaklaşımlar ve Emek Piyasası Politikaları

İşsizlik sorunu karşısında benimsenen yaklaşım ve politikalar ülkeden ülkeye değişim gösterir. Bu yaklaşımlar arasında bir uçta işsizlik sorununun çözümünü ekonomik gelişmeye bırakan liberal yaklaşımlar yer alırken, diğer yanda ise bu sorunu toplumsal bir sorun olarak kabul eden ve istihdam politikalarına öncelikli yer veren yaklaşımlar bulunur.

İşsizlik sorunuyla mücadelede en etkin ve bilinen yöntem ekonomik büyümenin sağlanmasıdır. Ekonomide üretim kapasitesi ve yatırımlar arttıkça istihdam alanları da genişleyecek ve işsizlik sorunu azalacaktır. Ancak ekonomik büyüme emek piyasasının bu önemli sorununu çözmede tek başına yeterli olamaz. Ekonomik büyümenin yanında, işsizliğin türüne göre ve bu sorundan en fazla etkilenen gruplara yönelik bazı istihdam politikalarına da gereksinim duyulur. İşsizlik sorunuyla mücadelede izlenen emek piyasası politikaları geleneksel olarak, işsizlik sigortası, işsizlik yardımı gibi işsizlere gelir desteği sağlamaya yönelik pasif politikalar ile işsizliği eğitim, iş yaratma, bilgilendirme ve işe yerleştirme faaliyetleri gibi doğrudan önlemlerle azaltmaya yönelik aktif politikalar olarak ikiye ayrılır. Pasif politikalar, işsiz bireylere iş bulmak ya da istihdam yaratmak ve işsizlik oranlarını azaltmak yerine; işsizliğin bireysel ve toplumsal açıdan yarattığı olumsuzlukları gidermeyi amaçlar. Aktif politikalar ise işsiz bireyleri doğrudan işsizlikten kurtarmaya yönelik politikalardır. Bu iki tür politika da birbirlerine alternatif olmaktan ziyade birbirlerinin tamamlayıcısıdır.

İşsizliği önlemekten ziyade işsizliğin yarattığı bireysel ve toplumsal alandaki olumsuz sonuçları gidermeye yönelik politikalar olan pasif emek piyasası politikaları genel olarak işsizlik sigortası ve işsizlik yardımlarından oluşur. İşsizlik sigortası, işsiz kalan bireyin ve ailesinin, işsizliğin ortaya çıkaracağı olumsuzluklardan daha az etkilenmesini ve toplumsal dengeyi korumayı amaçlayan, sigortacılık tekniğine göre faaliyet gösteren bir sosyal sigorta dalıdır. İşsizlik sigortasının bunun yanında, işsizliği önleyici bir fonksiyonu bulunur. O da işsizlik nedeniyle ortaya çıkan satın alma gücünün düşmesini önleyerek üretimin azalmasını, dolayısıyla toplam talep yetersizliğinden kaynaklanan işsizliğin artmasını önlemesidir. İşsizlik sigortası, çalışanları kendi istek ve kusurları dışında sebeplerle meydana gelecek işsizliğe bağlı gelir kayıplarına karşı koruma sağlayan bir sistemdir.

Pasif emek piyasası politikaları; pasif politikaların araçlarından bir diğeri de işsizlik yardımıdır. İşsizlik yardımını işsizlik sigortasından ayıran temel farklılık, işsiz kalan kişinin pirim ödemiş olma zorunluluğunun olmamasıdır. Dolayısıyla işsizlik yardımının finansmanı tamamen kamu tarafından karşılanır. İşsizlere minimum bir hayat standardı sunmayı hedefleyen bu uygulama, işsizlik sigortasında olduğu gibi, işsiz kalmayı bazı kişiler açısından cazip hâle getirebilir. Bu nedenle pasif emek piyasası programlarının başarılı olabilmesi için işsizlik sigortası ve işsizlik yardımı ödemelerinin çalışma durumunda elde edilebilecek normal gelirden önemli ölçüde düşük tutulması gerekir.

Aktif emek piyasası politikaları ; aktif politikaların emek piyasalarının yapısal problemleriyle savaşması ve özellikle uzun dönemli işsizlerin istihdam edilebilirliklerini arttırması hükümetleri daha çok aktif politikaları kullanmaya yöneltmiştir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) aktif emek piyasası politikalarını, emek piyasasını ve işçilerin işle ilgili niteliklerini geliştirmek ve daha etkin bir emek piyasasını teşvik etmeye yönelik önlemler olarak tanımlar. Aktif politikaların temel amacı, işsizlere yalnızca gelir desteği sağlamak yerine, onların çalışma hayatına dönüşlerini kolaylaştırmaktır. Aktif politikalar genelde işsizlikten en fazla etkilenen gruplara ve bölgelere yöneliktir. Öncelikli hedef kitlesi ise, genç, kadın, göçmen ve özürlü işsizler gibi emek piyasalarında iş bulma şansı zayıf olan gruplardır. Bu politikalar ile emeğin vasıf seviyesini yükseltecek, eğitim programları, bilgilendirme ve işe yerleştirme hizmetleri, özellikle okuldan çalışma hayatında geçiş sürecinde büyük zorluklarla karşılaşan genç işsizlere iş deneyimi kazandıracak programlardır. İstihdam yaratma programları, işsizliğin yoğun olduğu yerlerde işyerlerinin mali bakımdan desteklenmesi ve girişimciliğin özendirilmesi gibi önlemleri kapsar.

Bilgilendirme ve işe yerleştirme hizmetleri; aktif emek piyasası politikaları bilgilendirme ve işe yerleştirme hizmetleri, istihdam ve eğitim politikaları, istihdam sübvansiyonları, iş yaratma programları ve girişimciliğin teşvik edilmesi biçiminde sıralanır. İşe yerleştirme hizmeti, genelde bir kamu hizmeti olarak nitelenip kamu tekeli altında gelişim gösterir. Özellikle işe yerleştirmede çalışanların istismarının olumsuz birtakım sorunlara yol açması bu hizmetin bir kamu hizmeti olarak verilmesinde önemli bir rol oynar. Diğer taraftan, işgücü planlaması ve eğitim politikalarının yanında, birtakım ekonomik nedenler de geçmişte işe yerleştirme hizmetlerinin kamu hizmeti olarak verilmesinde ve bu alanda kamu tekelinin oluşmasında etkilidir. Yapısal işsizlikle mücadelede en etkin politikalardan birisi de eğitim programlarıdır. Bu programlar işsiz bireylere yeni beceriler kazandırmada yardımcıdır.

İstihdam ve eğitim programları; yapısal işsizlikle mücadelede izlenecek daha kısa vadeli politika, yapısal işsizleri tespit ederek bunları mesleki eğitim programlarına tabi tutmaktır. Bu uygulamada ekonominin ihtiyaç duyduğu iş veya meslek dallarında işsizler için ya da çalışmakta olanların kendilerini yenileyebilmeleri için kamu ve özel sektör tarafından beceri kazandırma ve geliştirme kursları açılır. İstihdam sübvansiyonları özellikle yapısal ve konjonktürel işsizlikle mücadelede etkili olmaktadır.

İstihdam sübvansiyonları ; amaç, ekonominin daralma ve gerileme dönemlerinde, emek piyasasında iş bulma şansı çok zayıf olan işsiz gruplarının (gençler, niteliksiz işçiler, özürlüler gibi) istihdam olanaklarının arttırılmasıdır. Bu da bu grupları istihdam edecek işverenlerin işgücü maliyetlerinin azaltılması suretiyle gerçekleştirilir. İş yaratma programları iş bulmaları çok güç olan işsizlere yönelik olarak geliştirilmiş programlardır. Dolayısıyla katılımcılarının büyük bir kısmını uzun dönemli işsizler oluşturur. İş yaratma programlarının başlıca amacı, işgücü talebini artırmaktır. İkinci bir amaç da işsizlere iş deneyimi kazandırarak bu insanların istihdam edilebilirliklerini sağlamak olabilir. İş yaratma programları üç kategoride ele alınabilir. Bunlar kamu sektörü programları; insanların kendi işlerinde çalışmalarını sağlayan programlar ve istihdam özendiricileri ya da ücret sübvansiyonlarıdır. İşsizlere iş bulmalarında yardımcı olmaya yönelik bir diğer aktif program da onların kendi işlerini kurmalarının desteklenmesidir.

Girişimciliğin teşvik edilmesi ; işsizlerin kendi işlerini kurmalarının teşvik edilmesi, bu amaçla teknik yardım ve düşük faizli kredi sağlanması, girişimcilik eğitimi verilmesi, yeni bir işletme kurabilmek için gerekli prosedürün daha kısa bir sürede tamamlanmasının sağlanması, girişimciliği engelleyen hukuki ve idari düzenlemelerin, özellikle küçük ve orta boy işletmeler açısından önemli bir sorun teşkil eden muhasebe ve vergi prosedürlerinin basitleştirilmesi, girişimcilik kültürünün oluşturulması, girişimciliğin teşvik edilmesine yönelik önlemler arasında sayılabilir.

Türkiye’de İşsizlikle Mücadele ve Emek Politikaları

Türkiye’de işsizliği önlemeye yönelik tedbirlerin alınması planlı dönemle başlamış olmasına rağmen, şu ana kadar işsizlik sorunuyla mücadelede başarıya ulaşmış etkin bir istihdam politikasının varlığından söz edilemez. Ülkemizde uygulanan istihdam politikaları, makroekonomik gelişme stratejilerinde köklü bir değişimin yaşlandığı 1980 yılını temel alarak; 1980 öncesi ve 1980 sonrası istihdam politikaları biçiminde iki dönemde ele alınabilir.

1960’lı yılların başından 1980’e kadar geçen dönemde Türkiye’nin endüstriyel gelişme stratejisi ithal ikamesi esasına dayanmıştır. Bu dönem boyunca kendi kendine yeterli, büyük ölçüde yoğun sermaye ve ileri teknolojiye dayalı, üretimde önceliğin temel ve ara mallara verildiği hızlı bir sanayileşme benimsenmiştir. Bunun gerçekleştirilmesi, KİT’ler tarafından yapılan yüksek seviyedeki geniş kamu yatırımları yanında, özel yatırımların da büyük ölçüde korunması ve teşvikiyle mümkün olmuştur.

1980 sonrası dönemde sosyal devlet anlayışından hızla uzaklaşılması ve KİT’lerin özelleştirilmesi girişimleri içinde devletin bir işveren olarak ekonomik yaşamdan dışlanması, buna karşılık istihdam sorununun çözümünün tümüyle özel girişimcilerin insaf ve kararına bırakılması yani devletin işsizlik sorununun çözümünün muhatabı olmaktan çıkarılması, işsizlik sorununun da giderek ağırlaşmasına yol açmıştır. 1980 sonrası kalkınma planlarında ağırlıklı olarak vurgulanan girişimciliğin teşviki ve küçük işletmeciliğin geliştirilmesi görüşü, işsizliğin önlenmesi ve istihdamın geliştirilmesinde önemli yaklaşımlardır.

İŞKUR, Türkiye’de gerek aktif gerekse pasif emek piyasası politikalarını yürütmekle yükümlü kamu kuruluşudur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren İŞKUR, yönetsel ve mali bakımdan özerktir. İŞKUR, istihdamın korunmasına, geliştirilmesine, yaygınlaştırılmasına ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerine yardımcı olmak ve işsizlik sigortası hizmetlerini yürütmek üzere kurulmuştur. Kurumun başlıca görev alanları, işgücü piyasası verilerinin yerel ve ulusal ölçekte derlenip analiz edilmesi ve yayımlanması, işgücü arz ve talebinin belirlenmesi; iş ve meslek analizlerinin yapılması, iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, işsizlerin ve istihdamdakilerin istihdam edilebilirliğini artırmak üzere işgücü yetiştirme, mesleki eğitim ve işgücü uyum programlarının uygulanması ve işe yerleştirme hizmetleridir. Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırıldığında, ülkemizde başarılı sayılacak aktif emek piyasası politikalarına rastlamamanın yanında bu alanda etkisiz de olsa bazı programların uygulandığı söylenebilir. Bu çalışmalar, ağırlıklı olarak ülkemizde doğrudan emek piyasası ile ilgili olan Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülmektedir. İŞKUR tarafından uygulanan aktif emek piyasası programlarının başında mesleki eğitim gelir. Aktif emek piyasası politikalarının Türkiye’deki bir diğer uygulama alanı da özelleştirme kapsamındadır.