Ünite 2: İşlevselcilik-II: Parsons Sonrası İşlevselcilikte Gelişmeler

Robert K. Merton’ın İşlevselciliğe Katkıları

Parsons’ın öğrencisi olan Robert Merton yapısal işlevselciliğin en önemli kuramcılarından biri olarak kabul edilmekle birlikte yapısalcılığın bazı yönlerini eleştirerek bu yaklaşıma önemli katkılar sağlamıştır

Merton’ın İşlevselcilik Anlayışı: Merton, işlevsel birlik, evrensel işlevselcilik ve işlevsel zorunluluk varsayımlarına karşı çıkmış, bunların yerine yeni fikirler ileri sürmüş, böylece işlevselciliği bu sınırlılıklardan kurtararak güçlendirmiştir.

Toplumun işlevsel birliği, standartlaşmış bütün sosyal ve kültürel inanç ve uygulamaların toplum içindeki bireyler için olduğu kadar bir bütün olarak toplum için de işlevsel olduğu varsayımıdır.

Merton’ın karşı çıktığı ikinci varsayım olan evrensel işlevselcilik, standartlaşmış toplumsal ve kültürel biçimlerin ve yapıların tamamının olumlu işlevleri olduğu varsayımıdır.

Merton’ın karşı çıktığı üçüncü varsayım olan işlevsel zorunluluk, toplumun bütün standartlaşmış parçalarının olumlu işlevlere sahip olmalarının yanı sıra işlemekte olan bütünün zorunlu, vazgeçilmez parçaları olduğunu iddia etmektedir.

Bilim Sosyolojisi: Merton bilim sosyolojisinin temelleri atan sosyologdur. Merton’a göre modern bilimin işlevi, kapitalist toplumun endüstriyel ihtiyaçlarını karşılamaktır, bu nedenle modern bilim toplumsal konsensüs tarafından desteklendiği 17. Yüzyıla kadar gelişmemiştir.

Bilim insanlarının, en az diğer mesleklerde çalışan insanlar kadar hırslı oldukları halde, nasıl olup da bu kadar nesnel ve tarafsız bilgi üretebildikleri ve elde ettikleri bilgiyi nasıl olup paylaşabildikleri sorusunu soran Merton bu sorunun yanıtının bilimcilik mesleğindeki normlar, yani bilimsel normlarda yattığını düşünmektedir. Bu bilimsel değerler aşağıda sıralanmıştır.

  • Evrensellik
  • Paylaşımcılık
  • Tarafsızlık
  • Yöntemli şüphecilik

Orta Boy Kuramlar: Merton, orta boy kuramların önemini vurgulayarak bir tarafta Parsons’ın büyük boy soyut teorisi, öte tarafta modern Amerikan sosyolojisini karakterize eden küçük ölçekli ampirik çalışmalar arasında köprü kurmaya çalışmıştır.

Orta boy kurumlar, Parsons’ın büyük kuramı gibi birçok toplumsal olguyu birden açıklamaya çalışmayan, daha dar kapsamlı ve daha az soyut kuramlar olarak tanımlanabilir.

Açık İşlev, Gizil İşlev ve Net Denge: Merton, bir sosyal olgunun olumlu işlevlerinin mi bozuk işlevlerinin mi daha ağır bastığı sorusuna yanıtlayabilmek için net denge kavramını geliştirmiştir. Bununla birlikte, hangisinin ağır bastığına karar vermek çoğunlukla imkansızdır çünkü konular son derece karmaşıktır ve öznel yargılara dayanır.

Merton ayrıca, işlevsel analize büyük katkıları olan açık işlev ve gizil işlev kavramlarını geliştirmiştir ve bu işlevleri birbirinden ayırmamız gerektiğini vurgulamıştır. Açık işlevler, toplumsal davranışın bilinen, beklenen sonucudur, niyet edilen sonucudur. Gizil işlev ise toplumsal davranışın bilinmeyen, beklenmeyen sonucudur.

Açık işlevler, sistemin uyumunu ya da düzenlenmesini kolaylaştıran, niyetli ve fark edilen sonuçlardan oluşur. Gizil işlevler ise kasıtlı değildir ve fark edilmeyebilirler.

Anomi ve Sapma: Merton’ın tanımına göre kültür “belirlenmiş bir toplum veya grubun üyeleri tarafından ortak olarak gösterilen davranışları yöneten örgütlü normatif değerler dizisi”, toplumsal yapı da “Toplum ya da grup üyelerinin farklı biçimlerde dahil olduğu örgütlü sosyal ilişkiler dizisi”dir.

Merton’a göre kültürel norm ve hedeflerle bireylerin bu hedeflere ulaşması için toplum tarafından belirlenen araçlar arasında uçurum olduğu zaman anomi ortaya çıkar. Merton anomiyi sapkın davranışla ilişkilendirir ve kültür ile yapı arasındaki ayrılıkların disfonksiyonel (bozuk işlevsel) bir sonuç doğurduğunu ve bunun da toplumda sapmaya yol açtığını ileri sürer. Merton’un bu çözümlemesi, işlevselciliğin suç ve sapkın davranışı açıklama yollarından biridir.

Merton, bireylerin anomi durumunda beş farklı şekilde davrandıklarını, başka bir deyişle anomi durumunda bireyler açısından beş adaptasyon tipi olduğunu belirtmektedir. Bunlar;

  • Uyum sağlama
  • Yenilik Getirme
  • Kuralcılık
  • Vazgeçme
  • Başkaldırma olarak tanımlanmıştır

İşlevselciliğe Katkıda Bulunan Diğer Düşünürler

Parsons Sonrası İşlevselciliğe katkıda bulunan diğer önemli isimler Kingsley Davis, Wilbert E. Moore, Kai T. Erikson, ve Neil Smelser’dir.

Davis ve Moore, bütün toplumlarda var olduğu için toplumsal tabakalaşmayı bazı işlevsel gereklilikleri yerine getiren işlevsel bir mekanizma olarak kabul etmiş ve işlevselci açıdan tabakalaşmayı bütün toplumsal sistemlerde gerekli kılan evrensel gerekliliklerin ne olduğunu açıklamaya çalışmışlardır.

Davis ve Moore’a göre toplumsal tabakalaşmayı gerekli kılan işlevsel zorunluluk, toplumda etkili rol tahsisi ve performansıdır. Bu zorunluluk toplumdaki bütün rollerin bu rollere en uygun kişiler tarafından doldurulması, bu kişilerin bu rolleri yerine getirebilmek için gerekli eğitimi almaları ve rollerini dürüst ve vicdanlı bir şekilde yerine getirmeleri olarak tanımlanabilir.

Davis ve Moore’a göre ayrıca yöneticiler ve üst düzey meslek sahipleri, meslekî bilgilerini edinmek ve bulundukları pozisyona gelmek için uzun ve zahmetli bir eğitim sürecinden geçmekte, zaman, emek ve para harcamaktadırlar, eğer bu pozisyonlar için yüksek maddi ve manevi ödüller sunulmazsa kimse bu zahmetli eğitim sürecine katlanmayacak, böylece bu pozisyonlar boş kalacak ya da daha az yetenekli ve becerikli olan bireyler tarafından tutulacak ve toplum en ideal şekilde yönetilmemiş, hatta toplumun devamlılığı tehlikeye girmiş olacaktır. Bu nedenle toplumda en becerikli ve yetenekli olanların en önemli görevlere yönelmesini sağlamak için hem yüksek ücretler gibi maddi hem de saygınlık, statü gibi manevi birtakım teşvik ve ödüller sunulmalıdır. Toplumsal tabakalaşmayı bu şekilde açıklayan Davis ve Moore böylece toplumsal eşitsizliğin toplum açısından işlevsel, bu nedenle evrensel olduğunu, her toplumda zorunlu olarak var olduğunu ve toplum tarafından üretildiğini savunurlar.

Kai T. Erikson işlevselciliğin önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir, özellikle sapma ve sapkın davranışlarla ilgilenmiştir. ‘Sapma’ ya da ‘sapkın davranış’, toplumsal kuralların ihlali, normlara uymama durumudur. Suç ise resmi olarak yasalarda yer alan normlara karşı çıkma durumudur, yani suç da bir sapma durumudur.

Erikson’a göre her toplumun sapkın davranışa ve sapkın davranışlarda bulunanlara ihtiyacı vardır, çünkü sapkın davranışlar, sapkın olmayan davranışların sınırlarının ne olduğunun ortaya konabilmesini sağlar, toplum üyelerine uygun kabul edilen davranışların neler olduğunu hatırlatır ve böylelikle toplumsal konsensüsü korumaya yardımcı olurlar.

Neil Smelser sosyoloji, psikoloji, ekonomi ve tarih alanında çok disiplinli araştırmalar yapmış, sosyolojinin kamusal alanını genişletmeye, kavramsal ve metodolojik ayrımlar arasında köprü kurmaya, mikro ve makro düzeylerini birleştirmeye çalışmıştır.

Mikro ve makro arasında bir köprü ya da bağlantı kurmaya çalışan sosyologlar toplumsal analizin ya (a) mikro ve makro teorileriyle ya da (b) mikro ve makro düzeyleriyle ilgilenirlerler. İkinci gruba giren Smelser, toplumsal analizin mikro ve makro düzeyleri arasındaki ilişkiyi açıklayabilecek bir teori geliştirilmesi gerektiğini savunur.

Smelser genelliği ve sentezlemeyi en önemli bilimsel amaçlar olarak benimsemiş ve kullanışlı olduğu bilinen, kabul edilmiş olan yaklaşımların bir sentezine dayanan yeni bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Yeni-İşlevselcilik (Neofunctionalism): 1980’lerden itibaren sosyologlar klasik kuramcıların çalışmalarını sentezleyerek sosyolojinin farklı alanlarını birleştirmek için bu çalışmaları kullanmanın önemini kavramaya başlamış, yeni işlevselcilik de bu çerçevede Parsons’un yapısal işlevselciliğine karşı artan ilgi sonucunda gelişmiştir.

Yeni işlevselcilik, yapısal işlevselciliğin eleştirilen yönlerini eleştirel ve davranışsal yönleri daha güçlü olan diğer bazı teorilerle birleştirmeye çalışan, farklı bakış açılarının kavramsal açıdan güçlü yönlerini kullanarak denge ve değişme, bağlılık ve çatışma, yapı ve aracı (özne) gibi ayrılıkları daha dengeli bir şekilde ele almayı sağlayabilecek melez bir bakış açısı geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır.

Niklas Luhmann işlevselciliğe önemli katkıda bulunan Parsons’ın öğrencisidir ve yeni işlevselciliğin kurucuları arasında sayılır. Luhmann, Parsons’ın son dönem çalışmalarını temel almış, yapısal işlevselcilikle genel sistem teorisinin bazı ögelerini ve bilişsel biyoloji, sibernetik ve fenomenoloji alanlarına ait olan bazı kavramları birleştirerek yeni bir yaklaşım geliştirmeye çalışmış ve yeni işlevselciliğin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Luhmann, biyolojideki autopoiesis (kendi kendini üretme) kavramından etkilenmiş ve toplumu kendi kendini üreten ve organize eden bir sistem olarak görmüştür. Luhmann’a göre sosyal sistemler kendi kendilerini üreten (autopoietic) ve kendine referanslı sistemlerdir. Kendine referanslı sistemlerin üç bileşeni vardır. Bunlar kurallar, yapılar ve süreçlerdir.

  • Kurallar, bilginin işlendiği ikili zıtlıklardır (doğru-yanlış gibi).
  • Yapılar merkezî değerler ve normatif düzenlemelerdir.
  • Süreç ise mevcut etkileşimin kendisidir.

Luhmann Parsons’ın teorisini kendine referanslı olmaması ve koşullara bağlı olarak değişebilirliği, yani durumsallığı kabul etmemesi nedeniyle eleştirmektedir.

Luhmann modern toplumda bireysel aktörlerin seçebilecekleri çok fazla sayıda iletişim ve eylem seçeneği olduğunu, bu çeşitlilik nedeniyle bireyler arasında gerçek uzlaşmanın son derece az olduğunu, bu nedenle de makro düzeyde sosyal sistemlerin genellikle çok sabit/istikrarlı veya iyi bir şekilde bütünleşmemiş olduğunu ileri sürmektedir. Bu sebeple de Luhmann’a göre iletişim kurmayan bireyler toplum açısından anlamsızdır, toplum ancak bireylerin iletişim kurmasıyla oluşur.

Jeffrey C. Alexander, yeni işlevselcilikle ilgili ABD’de yapılan çalışmalarda en öne çıkan isimdir. Alexander yapısal işlevselci teorinin güçlendirilmesi için bu teoriye çatışma ve öznel anlam kavramlarının dahil edilmesi ve sistem bütünleşmesi, alt sistemlerin yorumlanması ve denge gibi kavramların verili olarak kabul edilmemesi, sorgulamaya açık eğilimler olarak görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Alexander, yeni işlevselciliğin sadece yapısal işlevselciliğin bir revizyonu ya da olgunlaştırılması olmadığını düşünür, ona göre bu yeni yaklaşım, yapısal işlevselciliğin kurucusu olan Parsons’ dan farklılaşıp uzaklaşmasını ve başka teorilerle zenginleşmesini sağlayacak bir yeniden inşa sürecidir.

Yeni İşlevselcilikte kültür, Yapısal İşlevselcilikte olduğundan daha etkin bir şekilde kavramsallaştırılmaktadır.

İşlevselciliğe Getirilen Başlıca Eleştiriler

Sosyolojide, özellikle Amerikan sosyolojisinde uzun yıllar çok büyük bir etkiye sahip olan işlevselcilik, sosyolojinin bağımsız ve bilimsel bir disiplin olarak gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

İşlevselciliğin toplumsal düzen ve bütünleşme konularındaki açıklamaları hala güçlü olmasına rağmen, 1960’ların sonlarından itibaren oldukça önemli eleştiriler almaya başlamıştır. Bu eleştirilerde genel olarak işlevselciliğin çatışma ve bölünmelerle dolu günümüz dünyasını açıklamada gücünü ve etkisini kaybettiği, sosyolojik açıklamalar için nispeten yetersiz kaldığı ve sosyolojide çatışmacı yaklaşımların işlevselcilikten daha etkili olduğu ileri sürülmektedir.

İşlevselciliğe getirilen başlıca eleştiriler toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırarak statükoyu, yani içinde bulunulan mevcut düzeni korumasıdır.

İşlevselciliğe getirilen eleştirilerin bir kısmı da yöntem ile ilgilidir. Tarihteki bütün toplumları analiz edebilecek tek bir şema olamayacağı ileri sürülmekte, buna rağmen yapısal işlevselcilerin tek bir teori sayesinde her şeyi açıklayabileceklerini iddia etmeleri eleştirilmektedir.

İşlevselcilere en sık yöneltilen diğer bir eleştiri de, çatışmayla yeterince ilgilenmemiş olmalarıdır. Özellikle sınıf çatışmasını ve toplumsal kurumların yapısında ve işleyişinde gücün etkisini göz ardı etmekle eleştirilmektedir. İşlevselcilerin aksine Mills Amerikan toplumsal yapısını çözümlerken güç/iktidar analizi üzerinde odaklanır.