Ünite 3: İslam Tarihi ve Uygarlığı

İslamiyet’ten Önce Arabistan

Bu başlık altında incelenecek dönem, Arap Yarımadasında Cahiliye Devri olarak isimlendirilen 4. ve 6. yüzyıl arasını kapsayan zaman dilimidir. Liderliğini Şeyh ve Seyyid denen önderlerin yaptığı göçebe Bedevî grupların yoksulluk içinde geçirdiği bu dönemde, kervan ticaretinin ve yağmacılığın yaygınlaştığı gözlenmiştir. Lât, Menât, Uzza ve Hübel adlı tanrılarını yanlarında taşıma alışkanlığında olan göçebe gruplar dışında Hanif Dini denen “İbrahim Milletinin Dini” de iz bırakmış önemli inanç gruplarını barındırmıştır. Günümüz İslam anlayışında da yer alan Hacca gitmek, sünnet olmak gibi dini gerekler o devirde de yaygın olarak benimsenmişti.

Cahiliye Devri olarak da bilinen bu devir İslamiyet öncesi Arap yarımadasındaki puta tapma inancının yaygın olduğu bir dönemdir. Bu dönemde insan ya da varlıkları Allah’a eş olarak görme anlamına gelen şirkin yaygın olduğunu söylemek mümkündür.

İslamiyet’in Ortaya Çıkışı

İslamiyet’in Arap yarımadasında ortaya çıkışı Haşimoğulları’ndan Hz. Muhammed’in 20 Nisan 571 yılında doğumundan yıllar sonra ancak kendisine peygamberlik bahşedildiği dönemde söz konusu olmuştur. O halde bu devri incelemeden evvel kendisinin yaşamına kısaca değinmek doğru olacaktır.

Hz. Muhammed’in Peygamberlikten Önceki Yaşamı

Miladî 20 Nisan 571’de Mekke’de Hâşim mahallesinde doğmuştur. Babası, Mekke’nin ileri gelenlerinden Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah, annesi ise Veheb kızı Âmine’dir. Dedesi Abdülmuttalib’in mensup olduğu Hâşimî soyu Mekke’nin önde gelen ailelerindendir. Yaptığı bir ticaret seferinde Hz. Muhammed’in Kureyş’in güçlü ailelerinden birine mensup Hatice Hanım ile evlenmesine vesile olmuştur. Hz. Muhammed’in o zamana dek sıkıntı içinde geçen hayatının refah dönemi evliliğinden sonra başlamıştır. Hz. Hatice ile olan evliliğinden 4 kız 2 erkek olmak üzere 6 çocuğu olmuştur. Ancak oğulları vefat etmiştir.

Hz. Muhammed’in Peygamberliği

Hira Dağı’na sıkça çekilip yalnız kalmayı tercih ettiği 40. yaşına doğru Cebrail’in ilk emri olan “Oku” ile ilk vahiy kendisine ulaşmıştır. Kur’an-ı Kerim tamamlanıncaya dek öncelikle yakın çevresinden ve sonrasında etrafındakilerden kendisine katılarak Müslüman olan pek çok insan Mekke ileri gelenlerini öfkelendirmiştir. Bir kısım Müslüman Habeşistan’a bir kısım ise Mekke’den Medine’ye göç ederek baskılardan kurtulmaya çalışmıştır.

Hicret (622)

Hicret, Müslümanların ve Hz Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesi, Hz. Muhammed’i dini yaymaya çalışan bir elçi durumundan siyasî, askerî ve sosyal bir önder halini getirmiştir. Kendisi ile beraber göç eden Müslümanlara muhacirun, Medine’de kendilerine yardım eden Medineli yerli Müslüman gruplara ise Ensar ismi verilmiştir.

Hz. Muhammed Döneminde Yapılan Savaşlar ve Hudeybiye Antlaşması

Hz. Muhammed döneminde yaşanan siyasî olaylar şunlardır:

Bedir Savaşı (624)

Hicret’in ikinci yılında Mekkeliler, Ebû Süfyan’ın başkanlığında çok büyük bir ticaret kervanı hazırlamışlardı. Kureyşliler, bu kervanın, Suriye’den dönüşünde, Müslümanlar tarafından yağma edileceğinden endişe etmişler ve Ebû Cehil ’in kumandasında yaklaşık 950 kişilik bir kuvveti, kervanı korumak üzere harekete geçirmişlerdi. Kervan, hiçbir hücuma maruz kalmadan Mekke’ye ulaştığı halde, Kureyş ordusu geri dönmedi. Durumdan haberdar olan Hz. Muhammed, yaklaşık 300 kişilik bir orduyla onlara karşı koymaya karar verdi. Bedir’deki savaş, Müslümanların galibiyetiyle sonuçlandı.

Uhud Savaşı (625)

Bedir yenilgisini sindirmekte zorlanan Mekkeliler 3000 kişilik bir ordu ile Medine’ye yürümüş, şehrin savunmasını içerde mi yoksa dışarda mı yapmak gerekeceği konusunda yaşanan fikir ayrılığından dolayı Müslümanlar yenilmiş; başta Hz. Hamza olmak üzere pek çok kıymetli kişi şehit düşmüştür.

Hendek Savaşı (627)

Müslümanların Kureyşliler tarafından saldırıya uğradığı bir başka savaş da Hendek savaşıdır. İsmini yapılan kuşatmaya direnirken şehrin etrafına kazılan hendeklerden almıştır. Selman-ı Farisi’nin önerisi ile kazılan hendeklerin yarattığı şaşkınlık ve biten erzak 20 gün süren savaşı Müslümanların kazanmasıyla sonuçlanmıştır.

Hudeybiye Antlaşması (628)

Hicretin 6. yılında Hz. Peygamber 1000’i aşkın sayıda Müslümanı da yanına alarak Mekke’ye doğru yola çıkmıştır. Mekke ileri gelenleri yeni bir savaş olması ihtimalinden kaçınmak için Mekke yakınındaki Hudeybiye’de bir araya gelerek görüşmek istemiştir. Anlaşmada Mekkelilerin Müslümanlar ile eşitliği onanmış, 10 sene boyunca da Hac seferinde bulunma ve konaklayabilme imtiyazı sağlanmıştır.

İslamiyet’in Yeni Gelişme Dönemi

Hubeydiye Barışı etraftaki komşu kabilelerle iletişime geçilmesi için bir zemin olmuştur. Farklı milliyetten insanlarla yaşanan siyasî ve sosyal problemler gerek konuşarak gerekse savaşarak çözümlenmiştir. Hayber’in alınması ile Yahudiler ile yaşanan sıkıntıların neticelenmesi gibi.

(Hayber: Şam ticaret yolu üzerinde hurma bahçeleri ve verimli toprakları bulunan, büyük ve küçük kalelerden oluşan bir bölgedir.)

Mekke’yi ele geçirerek Kâbe’yi putlardan arındırmak isteyen Hz Muhammed 630 yılı Ocak ayında beraberindeki İslam ordusu ile kan dökmeden Mekke’yi teslim almıştır. Hz Muhammed’in vefatından önce yaptığı son sefer 630 yılındaki Tebük Seferi olmuştur. Sefer savaştan ziyade kuzey sınırların güvenliğini sağlamak için yapılan bir dizi antlaşma ile neticelenen bir girişimdir.

622-630 seneleri arası Hac görevini yerine getiremeyen Hz. Muhammed’in 632’de son kez Hac yapacağı duyurulmuş ve bu, insanlığa gelen son peygamberin yaptığı son hac olmuştur. Hz. Muhammed 8 Haziran 632 yılında vefat etmiştir.

Dört Halife Dönemi (632-661)

Halifelik kurumu İslam dünyasının en önemli siyasî ve dinî makamıdır.

Hz. Ebubekir Dönemi 632-634

Peygamber’in vefatı, sağlanan düzenin bozulmasını tehdit etmeye başlayınca yönetime geçecek birinin arayışı başlamıştır. Önemli grupların önde gelenleri veya Peygamber’in ailesine yakın olanlar, akrabaları bu konuda aday olarak düşünülenleri arttırıyordu. Bu karışık ortamda ilk Müslümanlardan olan ve Peygamber’e yakınlığı ile bilinen Hz. Ebubekir halife seçilmiştir.

Peygamber’in yokluğu Ridde denilen dinden dönme hareketi için ortam yaratmıştı, yerine gelen halefi Ebubekir’in ilk icraatları bu eğilimi ve yalancı peygamber meselesini sonlandırmak olmuştur. 633 yılında yalancı peygamber Müseylime’ye karşı kazanılan zaferle, Medine’de hâkimiyet alanının genişlemiş ve bu sayede İslam fetih hareketi başlamıştır. Irak, Mısır ve Suriye de Hz. Ebubekir’in döneminde alınmıştır.

Hz. Peygamber zamanında, vahiy kâtipleri tarafından kâğıt parçaları, kürek kemikleri, deri üzerine yazılarak ezberlenen Kur’an, Vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sâbit başkanlığındaki bir heyet tarafından Hz. Ebûbekir döneminde kitap (Mushaf) haline getirilmiştir.

Hz. Ömer Dönemi 634-644

Ebubekir’in ölümünün ardından Ashabdan (yani Peygamber’i görmüş onu tanımış kişiler) oluşan bir heyet tarafından seçilerek başa geçmiştir. Suriye, Filistin, Mısır, Kudüs, İskenderiye ve Kuzey Afrika da fetihleri olmuştur. Sınırlar Kafkaslar’dan Azerbaycan’a, İran’a dek genişlemiştir . Kâdisiye Savaşı’nda (635), İranlılar yenilmiş ve Müslümanlara İran’ın kapıları açılmıştır. Halid bin Velid, Ebu Ubeyde ve Amr bin As gibi komutanlar onun döneminin komutanlarıdır. 642 yılında yapılan Nihavend Savaşı’yla İran ordusu tamamen yenilmiştir. Bun savaştan dokuz sene sonra Sasanî Devleti yıkılmıştır. Hz. Ömer ise Kasım 644’te İranlı bir köle olan Ebû Lülü tarafından hançerlenerek öldürülmüştür.

Hz. Osman Dönemi 644-656

Hz. Ömer, ölüm döşeğindeyken Ashab’dan altı kişilik bir şûra atayarak, aralarından birinin halife seçilmesini istemiştir. Şûra da 644 yılında Hz. Osman’ı halife olarak belirlemiştir. Hem fetihler tüm hızı ile devam ettirilmiş hem de bu dönemde Kur’an’ın değişik biçimde okunmasından ortaya çıkan ihtilafın çözülmesi için Hz. Ebûbekir devrinde mushaf haline getirilen nüshadan istinsah (kopya) yapılmıştır.

Hz. Osman halifeliği süresince kendi akrabalarına yakınlık göstermiş başta Muaviye olmak üzere Emevî soyundan olan valiler büyük arazi sahibi olmuşlardı. Bütün bunlar, halkı devlet idaresinden soğutmuş ve her tarafta genel bir hoşnutsuzluk yaratmıştı. 656 yılında memnuniyetsizliklerini ifade etmek için Mısır’dan Medine’ye gelmiş olan bir grup, halifenin evini basarak onu ağır şekilde yaraladılar. Bu olayın ardından Hz. Osman hayatını kaybetti. Hz. Osman’ın öldürülmesi, İslam tarihinde bir dönüm noktası olup İslam’da birliğin ifadesi olan halifelik kurumunun dinî itibarı zedelenmiştir.

Hz. Ali Dönemi 565-661

Hz. Osman’ın katli İslam tarihinde benzer olayların başladığı bir milat kabul edilebilir. Bu gerilimli dönemin de bir uzantısı olarak seçilen yeni halifeye sadakat ve bağlılık göstermekte isteksizlik yaşanmıştır. Zaten yoğun olan gruplaşma halkın daha da ayrışmasına sebep olmuştur. O dönem itibariyle Müslümanlar;

  • Muaviye liderliğindeki Emevîler,
  • Hz. Ayşe’nin etrafında birleşen Talha ve Zübeyr’in de dâhil olduğu Medine grubu,
  • Allah’ın emri ve Peygamberin sünnetine sıkı sıkı bağlı yaşamayı tercih eden dindar grubu
  • Hz. Ali ve onun taraftarları

olarak bölünmüş haldeydi.

Hz. Ali her ne kadar farklı grupları kendi yanına çekmeye çalışmışsa da başarılı olamamış, o zamana dek İslam devletinin siyasî merkezi durumundaki Medine halife buradan ayrılmaya karar verdikten sonra bu konumunu kaybetmiştir. Yine bu dönemde ilk defa iki Müslüman ordusu birbirine karşı savaşmıştır. Hz. Ayşe’nin bindiği deve etrafında gerçekleşen savaştan hareketle 656 yılında Cemel Vakası adını alan bu savaş Medine’den sonra Küfeyi siyasî merkez haline getirmiştir.

Hz. Ali zamanında Hz. Osman’ın katlinden onu sorumlu tutan Emevîler ile yaşanan gerilim sebebiyle kan davası halini alan gelişmeler yine iki orduyu 657 de Sıffin yakınlarında karşı karşıya getirmiş, Hakem Olayı adıyla bilinen ve çözümü için Kuran hükümlerine bakılması kararlaştırılan bir savaşla sonuçlanmıştır. Hakemler, Hz. Ali ve Muaviye’nin halife olmaktan azledilerek, halkın oylarıyla yeni bir halife seçilmesini kararlaştırmışlardır. Fakat durum değişmiş, Muaviye’nin hakemi Amr b. As, Hz. Ali’nin hakemi Ebû Musa el-Eşarî’nin kararı uyarınca azledilen halifenin yerine kendi adayını tayin ettiğini ifade etmiştir. Bu olayın ardından Hz. Ali, Suriye üzerine bir sefer daha yapmaya karar vermiştir. Sefer hazırlıkları devam ederken Ocak 661’de, İbn Mülcem isimli bir Hâricî tarafından Kûfe camiinde namaz sırasında öldürülmüştür . Bunun ardından oğlu Hasan’ın halifelik hakkını Muaviye’ye devretmesi sonucu halifelik Emevî soyundan devam etmeye başlamıştır. Bu dönemden itibaren onların halifeliği tüm İslam dünyasında kabul görmüştür.

Emevîler Dönemi (661-750)

Dört Halife döneminden sonra Muaviye b. Ebû Süfyan, Emevîler’i biraraya toplayarak Emevî Devleti’ni kurmuştur. Muaviye’den itibaren halifelik, babadan oğula geçen bir kurum olarak devam etmiştir. Muaviye’nin oğlu Yezid’in halife olması ve Emevîler’in yürütmüı olduğu siyaset, Suriye yönetimine duyulan öfkeyi arttırmış ve Hz. Peygamber’in torunu, Hz. Ali’nin küçük oğlu Hz. Hüseyin’in etrafında, Emevî hilafetine muhalif bir hareketin doğmasına sebep olmuştur. 680 yılında Hz. Hüseyin ve taraftarları, Şam yönetimine son vermek amacıyla harekete geçtiler. Ancak, Hz. Hüseyin ve ailesinden birçok kişi Emevîler tarafından Kerbelâ’da katledildi. Kerbelâ Olayı olarak anılan bu hadise, Emevî iktidarına karşı muhalefeti güçlendirmekle kalmayıp muhalefetin Hz. Ali ailesi etrafında toplanmasına sebep olmuştur. Nitekim, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesinin ardından, İran, Mekke ve Medine’de isyanlar çıkmıştır.

Emevîler döneminde, Kuzey Afrika, Anadolu ve Türkistan yönünde önemli fetihler yapılmış, İspanya’nın büyük bir kısmı fethedilmiş ve ayrıca İstanbul üzerine bir ordu gönderilerek şehir kuşatılmış ancak başları elde edilememiştir. Son Emevî halifesi Mervân döneminde tam bir çöküş yaşanmıştır.

Endülüs Emevî Devleti (756-1031)

Arap etkisi öncesi Hristiyanlığı yaşamakta olan İspanyollar, Müslüman istilasından sonra İslam dinini kabul etmiştir. Bölgeye göç olanağı bulan Berberiler, Araplar ve Suriyeliler zamanla halk içinde baskın konuma gelmiştir. Suriyelilerin güçlenmesi Emevî hanedanından Abdurrahman b. Muaviye ’yi harekete geçirmiş; 756 da Endülüs Emevî Devletini kurmasını sağlamıştır. Devlet varlık süresi boyunca Hristiyanlık ve Müslümanlık çekişmesine ev sahipliği yapmıştır. Sık sık yaşanan iç isyanlar ülkeyi zayıf düşürerek ülkenin dış saldırılara karşı olan direncini de azaltmıştır.

Devletin bilim adamları, sanatçı ve yazarlarca beslenmiş olduğu barış ve huzur dönemi Kurtuba’nın bilim ve sanat merkezi olan bir başkente dönüşmesini sağlamıştır. Huzur yılları dışında Arap, Hristiyan ve Müslüman İspanyollar’ın oluşturduğu kozmopolit yapı, zaman içinde çatışmalara sebep olarak çöküşe zemin oluşturmuştur. Küçük beyliklere bölündükten sonra hükümdarın beklediği ilgi ve saygınlığı kaybetmesi ve zamanla hilafetin de geçerliliğini yitirmesi ile devletin varlığı son bulmuştur.

Abbasîler Dönemi (750-1258)

İranlı bir köle olan Ebû Müslim, Horasan’ın her tarafında Abbasîler’in faaliyetlerini ve bunların Peygamber ailesine olan yakınlığını belirterek Emevîler’in zulmünü vurgulamış, halkı ayaklanmak için cesaretlendirmiştir. Ebû Müslim’in propagandası, kısa sürede etkisini göstermiştir. Hareketin lideri Ebû’l Abbas (749-754) halife ilan edilmiştir. Hârûn Reşîd’in, yaklaşık 23 yıl süren halifeliği, Abbasî Devleti’nin en parlak dönemi olarak görülmekle birlikte çöküşün ilk izlerine de bu devirde rastlanmıştır. Abbasî Devleti’nin en güçlü dönemi, kuruluştan itibaren 120 yıl kadar sürmüş, ardından toprak kayıpları başlamıştır. Abbasî Devleti, 1258 yılında Moğol hükümdarı Hülâgû tarafından yıkılmıştır.

İslam Kültür ve Uygarlığı

İslamiyet’in yayılması ile birlikte Arapça, ortak bir iletişim aracı haline gelmiş ve kısa süre içinde özellikle şiir alanında, önemli çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca, Hz. Peygamber’in hayatının incelenmesiyle başlayan çalışmalar sayesinde, ciddî bir tarih birikimi meydana gelmiştir.

İslam dünyasındaki bilim ve felsefenin gelişiminde, eski Yunanca’dan yapılan çeviriler önemli olmuş ve Emevî dönemindeki ilk çalışmaların ardından Abbasî Hilâfeti devrinde de astronomi, fizik, matematik ve diğer konularda önemli sayılarda çeviriler yapılmıştır. Tıp başta olmak üzere matematik, astronomi, fizik ve diğer alanlarda, Râzî, İbn Sînâ, Bîrûnî, Harizmî ve Ebû Mâşer gibi önemli isimler yetişmiştir. Aristo’nun eserlerinin Arapça’ya çevrilmesi ile İslam dünyasında zengin bir felsefe geleneği oluşmuş ve Kindî, Fârâbî, Gazâlî, ve İbn Rüşd gibi büyük filozoflar ortaya çıkmıştır.

Abbasî halifeleri Mehdî, Hâdî ve Hârûn Reşîd döneminde, bilhassa müzik alanında parlak çalışmalar yapılmıştır. Yine Samarra’da cam ve seramik, Kûfe’de kitap ciltleme ve süsleme sanatları gelişmiştir. Ayrıca, İbn Mukla gibi meşhur hattatlar da yetişmiştir.

Şam’da yaptırılan Emevî Camii, Kudüs’teki Mescidü’l- Aksa ve Kubbetü’s-Sahra ile yine Şam’daki Büyük Câmii Emevî döneminin önemli eserlerindendir. Ayrıca, Kusayrı Amra, Kasrü’l-Hayri’l-Garbî, Mışatta gibi pek çok saray da inşa edilmifltir. Endülüs Emevî Devleti döneminde yaptırılan Kurtuba’daki Büyük Câmii ve Gırnata (Granada)’da bulunan Elhamra Sarayı da eşsiz mimarî örnekleridir. Abbasîler devrinde, İslam mimarisinin daha ince bir zevke ulaştığı söylenebilir. Samarra’daki Büyük Câmii ile Ebû Dulef Câmii örnek olarak gösterilebilir. Damgan flehrinde yaptırılan Târı Hâne Câmii de Abbasî döneminin önemli eserleri arasında yer alır. Câmilerin yanı sıra Ukhaydir ve Cevsâku’l-Hakani gibi önemli saraylar da yaptırılmıştır. Ayrıca, Ribat adı verilen askerî yapılar da inşa edilmifltir. Mısır’da 250 yıldan fazla egemenlik süren Fatımîler de İslam mimarisine, Kahire’deki Mehdiye, El-Ezher, El-Hâkim gibi câmileri miras bırakmışlardır.