Ünite 4: İşgaller ve Krizler

Osmanlı Kuzey Afrika’sında İşgaller

Avrupalı Güçlerin Kuzey Afrika Rekabeti

İngiltere Avrupa’da Viyana Kongresi ile sağladığı faydaların etkisiyle 1815 yılından sonra denizcilik, ticaret ve sömürgecilik alanlarında dünyada üstünlüğü elde etmeye başlamıştı. 1815 yılında İngiltere, tarihinde hiç olmadığı kadar baskın bir güç konumuna ulaştı. Bilhassa Akdeniz’de kurmuş olduğu muazzam ticaret ağıyla Cebelitarık, Malta ve İyon adaları gibi büyük stratejik öneme sahip noktaların hâkimiyetini ele geçirdi.

Bu stratejik noktalar sırasıyla Batı Akdeniz, Orta Akdeniz ve Doğu Akdeniz’de İngilizlerin güçlü donanması için bir üs görevi yaptığı gibi Akdeniz ve çevresinde gittikçe artan üstünlüğünü garantiye almasına yardımcı oluyordu. Fransa’nın da 1830 yılında Cezayir’i işgali Akdeniz ve Afrika’da yeni bir durum yarattı. Ayrıca 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması Akdeniz’in ve Boğazların önemini daha da arttırdı. 1880’lerde Kuzey Afrika ile ilgili ticari emeller taşıyan İtalya, Akdeniz’de sömürge kurmayı hedeflerken, Bismarck’ın yönetimindeki Almanya’nın politikası, Fransa’yı yalnızlaştırarak Avrupalı güçlerin Almanya aleyhinde herhangi bir tehdit oluşturmamasını sağladı. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasından kısa bir süre sonra Avustralya ve Uzakdoğu ile olan Avrupa ticaretinin Ümit Burnu’ndan Akdeniz’e çevrilmesiyle İngilizlerin gözünde Akdeniz ve özellikle Boğazların önemi daha da arttı.19. yüzyılda Birleşik İtalya’nın kurulmasıyla Akdeniz’de büyük bir güç haline gelmişti. İtalya’nın Kuzey Afrika ve Mısır üzerinde ticari çıkarları ve Akdeniz’de sömürgecilik emelleri sürerken, Bismarck önderliğinde birliğini sağlayan Almanya’nın o sıralarda izlediği politika, genel olarak Fransa’nın izole edilmesine yönelikti. Almanya, Mısır’la ilgili herhangi bir müdahalede bulunmaktan kaçınıyordu O yüzden İngiltere’ye Mısır’ı neden işgal ettiğine dair hesap sormadı ve işgal durumunda herhangi bir müdahalede bulunmayacağına dair söz verdi.

Tunus’un Fransa Tarafından İşgali

Avusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya arasında kurulan ittifak Osmanlı Devleti’ni dağıtmak ve kendi aralarında eşit bir şekilde paylaştırmak istiyorlardı. Bismarck’a göre, Osmanlı Devleti’nin büyük devletler arasında paylaşılması, hem Avrupa’da kurulan dengeleri koruyacak, hem de Avrupa barışına katkıda bulunacaktı. Bu paylaşımda, Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i yani Batı Balkanları, Rusya Boğazlar’ı, İngiltere de Fransa ile anlaştıktan sonra Mısır’ı alabilirdi. Bismarck’ın belirlediği bu Alman politikası, Üç İmparator Ligi’nin dağıldığı 1886-87 yıllarına kadar sürmüş ve ana hedef olan Fransa’nın yalnız bırakılmasını temine yönelik olmuştur. 1881 yılında Fransa, İtalya’nın yayılmacı politikasını bahane ederek Tunus’u işgal etti. Osmanlı Devleti bu işgali hiçbir zaman onaylamadı ve kabul etmedi. İtalya, Fransa’nın Akdeniz’de daha başka hedeflere yönelmesini engelleme politikası izleyerek, İngiltere’nin Mısır’ı işgal etmesini kendi çıkarlarına uygun görüyordu.

İngiltere’nin Mısır’ı İşgali (11 Temmuz 1882)

İşgal Süreci ve Tahliye için Diplomasi Faaliyetleri

Mısır; Yakındoğu, Akdeniz ve Kızıldeniz yoluyla Hint Okyanusu’na açılan “hayat yolu” üzerinde, kilit bir mevkidedir. 1878 Berlin Kongresi’nden sonra, açık bir şekilde Yakındoğu politikalarında değişiklik yapan İngiltere, Akdeniz’de tam anlamıyla kontrolü ele geçirme hedefine kilitlenerek 1882 yılında Mısır’ı işgal etti. Osmanlı Devleti bu durumu iç mesele olarak görmüş, yabancı devletlerin müdahalesini engellemek amacıyla diplomatik yoldan sorunu çözme yoluna gitmiştir. 1877-78 Osmanlı–Rus savaşından sonra II. Abdülhamid, daha tedbirli olmaya karar vermiş, Mısır sorununu diplomatik yolla çözmeyi temel politika olarak görmüştür. Mısır’ın kötü yönetimi ve halkta yaşanan huzursuzluk Mısır’da gerilimi arttırıyordu. Yabancı bir tüccarla yerli bir hamal arasında ücret konusunda yaşanan tartışma sonrasında hamalın ölümüyle, yerli halk galeyana gelip isyan çıktı ve yabancı uyruklu vatandaşların ölümü ve bir çok kişinin yaralanmasıyla zaten fırsat kollayan İngiltere işgal girişimini başlattı. İskenderiye’yi bombaladıktan sonra Kahire’yi fiilen işgal etti. İşgalden sonra izlenen politikalarda Osmanlı Devleti’nin temel amacı, Mısır’ı İngiliz işgalinden kurtarmaktı. Bunun için, Osmanlı devlet adamları çok yerinde bir strateji belirleyerek İngiliz askerinin Mısır’ı tahliye etmesi için bir takvim belirlenmesini, tüm diplomatik görüşmelerde ısrarla talep ettiler. İngiltere ise işgallerini belli bir süre ile kısıtlamak yerine Mısır’daki varlıklarına meşruiyet sağlamaya çalıştı. Bu yüzden Osmanlı Devleti ile konuyu müzakere etmekten kaçınmayıp, karşı tarafa umut verirken gerçek amaçlarını gizlemeye çalıştılar. Bu sırada İngiltere ve Rusya arasında Afganistan sorunu yaşanmaktaydı. Bunu fırsat bilen Osmanlı Devleti, Hasan Fehmi Paşa’yı göndererek Mısır’ın tekrar Osmanlı Devleti kalması konusunda görüşmelere başladı. Görüşmeler olumsuz sonuçlandı. 1887 yılında Rus ve Fransızların baskılarıyla Osmanlı Devleti Mısır’ın İngiltere işgalini tanımaya zorlanılmıştır. 1904 yılında II. Abdülhamid’ in politikaları ile Fransa’ya Fas verilmek suretiyle, İngiltere I. Dünya savaşına kadar, Mısır’ı işgal politikasından vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Sudan Sorunu

Mısır eyaletine bağlı olan Sudan’da isyan, 1881 yılında başladı. İsyancıların arka planında Vadi-i Halfa’nın güneyinde ortaya çıkan dini/tasavvuf bir hareket vardı. Muhammed Ahmed adlı şahısın mehdiliğini ilan etmesiyle bazı aşiret ve kabileleri arkasına almasıyla vergi ödemeyi reddetti, ve isyan başladı. Sudan’daki ayaklanma, Osmanlı egemenliğinden kurtulmaktan çok Mısır Hıdiviyeti’ne karşı çıkan bir hareketti. İngiltere her fırsatta bu bölgeye asker gönderilmesi konusunda Osmanlı Devleti’ne baskıda bulunuyordu. Daha sonra Mısır ordusuyla mehdi taraftarları arasında yapılan savaşta Mısır ordusu yenik düştü. İngiltere, General Gordon’u bölgeye yolladı. Uzun yapılan yolculuklar sonrasında İngiltere Gordon’a geri dönme talimatı verilmişti fakat telgraf telleri mehdi taraftarları tarafından kesildiği için bu haber Gordon’a hiç ulaşmadı. Mehdi kuvvetleri tarafından Gordon öldürüldü. İngiltere bu bölge köklü ve yeni politikalar kararı aldı. İngiltere Mısır’ın güvenliğini sağlamak için, Osmanlı Devleti’nin politik ve askerî desteğine ihtiyaç duymuştu. Böyle bir ihtiyacın İngiltere tarafından gündeme getirilmesi, Osmanlı Devleti’nin Mısır sorunu üzerinde hâlâ belirleyici bir aktör olduğunu göstermesi açısından önemliydi. Mehdinin ölümünden sonra Sudan sorunu önemli bir kriz olmaktan çıktı.

Avusturya İşgali Sonrasında Bosna-Hersek

1878 Berlin Kongresi’nde alınan kararlara göre, BosnaHersek eyaleti Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacak, ancak idare Avusturya-Macaristan ile ortaklaşa üstlenilecekti. Savunma, yargı, posta, para politikası ise AvusturyaMacaristan’a bağlı olacaktı. Kısacası Bosna-Hersek’in Osmanlı Devleti’ne bağlılığı kağıt üzerinde kalmıştı. Ancak bölge üzerindeki haklarından vazgeçmeyen Osmanlı Devleti, burada Osmanlı parasının tedavülde kalması, bölgeden toplanan vergilerin tamamının Bosna için kullanılması, Müslümanların dini haklarının en iyi şekilde korunması, hutbelerde halifenin adının zikredilmesi gibi konularda ısrarcı olarak ismen ve fiilen varlığını sürdürdü. Değişen siyasal statü yanında savaşlar ve zorunlu göçler, Bosnalı Müslümanların belini büktü. Göç ve iskan ağır mali ve sosyal sorunları beraberinde getirdi. Eylül 1882’de meydana gelen bu direnişten sonra Avusturya yeni bir politika geliştirerek “Bosna Milliyetçiliği” politikası izlemeye ve bir dizi idari reformlar yapmaya başladı. Bu süreçte idari teşkilat yeniden yapılandırıldı. Kallay’ın 1903 yılında ölümünden sonra yerine gelen vali Stavan Burain ile yeni bir dönem başladı. Bu dönemde yeni bir toprak yasası çıkarıldı. Toprak devletin olacak, Müslümanlar bu toprakları ekip dikecekler yani, bir nevi tarım işçisi olacaklardı. Bu bağlamda, “kmet” adı verilen bir sistem kuruldu. İsteyen kişiler on yıllık peşin vergi verip toprağı işliyordu. Müslüman halk, 1905 yılındaki ek %5 götürü öşür vergisinin ve Müslümanların ülkede serbest dolaşım hakkının aynen Sırplar’da olduğu gibi verilmesini, dini yapılanmada Sırplara verilen özerkliğin kendilerine de sağlanmasını istediler

Dış Borçlar Sorunu ve Düyun-u Umumiye

Osmanlı Devletinde Mali Sorunlar ve Dış Borçlar

Klasik Osmanlı ekonomisi toprak üzerine kurulu idi. Toprak mülkiyeti ve kullanımı İslam hukukuna göre işlenmekteydi. Bütçede toplam verginin % 51’i haslardan, % 12’si vakıflardan ve % 37’si de has, zeamet ve tımarlardan oluşan gelirlerdi. Sürekli ve uzun savaşlar ve ekonomik değişmeler, maliyeye önemli bir yük getirmiştir. Buna toprak kayıpları da eklenince, bütçe gelirinde % 37 payı olan tımar düzeni gittikçe bozulmuştur. Maliye, sorunları çözebilmek için merkezileşmeyi esas almıştır. Bu da olağan düzenin bozulması, olağan üstü vergiler toplanmasını gerekli kılmıştır.1853 yılında başlayan Kırım Savaşıyla Fransa ve İngiltere’nin arabuluculuğuyla ilk dış borçlanma başlamıştır.

Muharrem Kararnamesi ve Duyun-i Umumiye İdaresinin Kuruluşu

Osmanlı Devleti 1854-1874 yılları arasındaki 20 yılda devlet 15 defa borçlanmıştır. Bu borçlanmalar Avrupalı kredi kuruluşları için karlı yatırımdı. Osmanlı Devleti’nin batılı devletlerden ve bankerlerden borç alamayacak duruma gelmesi, Galata bankerlerinin değil faiz alacakları anaparalarının bile bloke hale gelmesine neden olmuştur.1877-78 Osmanlı-Rus savaşında verilen ağır kayıplar Osmanlı ekonomisini iyice çökertti. Vadesi gelen ödemeler yapılamadı.17 milyonluk kağıt para çıkartılarak hazine rahatlatılmaya çalışıldı. Berlin Konferası’nda alınan kararlardan birisi de Osmanlı borçlarıydı. Osmanlı Devleti, Galata bankerleri ve Osmanlı Bankası temsilcileriyle anlaşmaya vardı. 13 Ocak 1880’den sonra iç ve dış borçlar için yılda 1.350.000 lira ayrılacaktı. Bunun için Rusum-ı sitte (altı vergi) adıyla anılan vergileri toplamak üzere Rusum-ı Sitte İdaresi’nin kurulmasına karar verildi. 27 Aralık 1881’de Rusum-ı sitte idaresi feshedildi. Muharrem Kararnamesi uyarınca Duyûn-ı Umumiye-i Osmaniye idaresi meclisi kurulması kararlaştırıldı. İstanbul merkezli komisyonda İngiliz, Hollandalı, Fransız, Alman, Avusturyalı, İtalyan ve Osmanlı birer üye bulunacaktı. Meclis her yıl bir bütçe hazırlayacak ve hükümetçe tasdik edilecekti. 1882 yılında çalışmalarına başlayan meclis, kendisine bağlanan vergileri doğrudan toplamakla yetkili idi. Böylece, Duyûn-ı Umumiye/Genel Borçlar idaresi kurulmuş oldu. Yabancı alacaklılar tarafından kontrol edilen bir maliye, adeta devlet içinde devlet otoritesi gibiydi. Nitekim idare, 5.000 kişilik bir kadro oluşturdu. Bu sayı 1912 yılında 9.000 kişiye ulaşmıştı. Duyun-ı umumiye idaresinin yöneticileri Avrupa’dan gelen kişilerdi. Aynı idarenin taşra teşkilatını ise Galata bankerlerinin elemanları yönetiyordu. İlk önce sadece kendi alacaklarını tahsil ederken sonradan sınai ve ticari yatırımlar da yapmaya başladılar. Aslında bu yeni idareden sonra borçlanma durmamıştır. Hatta iç ve dış borçlanma artmıştır denilebilir.