Ünite 3: İşçi Sınıfı ve İşçi Sendikaları

İşçi Sınıfı

İnsanlar hayatlarını sürdürmek için düşünsel, bedensel veya hem düşünsel hem de bedensel bir arada çalışmaları gerekmektedir. Çalışmanın niteliği çağlar içinde değişse de emek her zaman varlığını korumuştur. 18.yy’ın sonlarına doğru ilk İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi Devrimi ile birlikte emek önemli değişikliğe uğramış ve işçi sınıfı ortaya çıkmıştır. Kurulan fabrikalar ile insanlar kentlere göç edip topraksızlaşmış ve ağır şartlarda ve düşük ücretlerle çalışmaya başlamışlardır. Bu olumsuz hayat koşulları işçiler arasında oluşan kader birliğinin sonucunda güçlü bir sınıf bilinci oluşmaya başlamıştır. İşçi sınıfının karşısında ise sermayeye sahip işveren/kapitalist sınıf yer almıştır. Sanayi devriminden önce loncalarda; ortaçağ’da usta niteliğine ulaşmış olan zanaatkârların kurdukları ve egemen oldukları meslek kuruluşlarıdır katı kuralları vardır, bu kurallar, üretilen malların sahip olması gereken özellikleri ve ustaların pazarlarla ve kalfa ve çıraklarla ilişkilerini düzenler; bir arada bulunan bu iki sınıf arada Sanayi Devrimi ile birlikte birbirinden ayrılmış ve çıkar farklılığından kaynaklanan çıkar çatışmaları başlamıştır. Bu çatışmalarda sendikaların oluşmasına sebep olmuştur.

İşçi sınıfı heterojen bir yapıya sahiptir. işçi sınıfı üretimin ve istihdamın yapısına, toplumsal ve siyasal koşullara ve teknolojiye bağlı olarak farklı katmanlardan oluşmaktadır. Fakat birlikte ücretli ve bağımlı çalışma, tüm bu farklı katmanlar arasında ortak bir sınıf bağını yaratmaktadır (Koç, 2003, ss.17-18).

İşçi sınıfı heterojen bir yapıya sahip olsa da bazı genel ve ortak niteliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür (Talas, 1997, s.51):

  • İşçi gelirini emeğini satmaktan başka şekilde kazanamadığı için proleterdir.
  • Çalışma koşulları işveren tarafından belirlendiği için sendikalar vasıtasıyla çalışma koşullarını belirlemeye çalışır.
  • Uzun bir süreçten sonra işçiler bilinçlenerek çıkarlarını birlikte kazanmaları gerektiğini anlamışlardır.
  • Sanayi Devrimi’nden sonra bir işçinin işveren olabilmesi neredeyse mümkün değildir veya bu durum çok istisnaidir.
  • Post-fordist üretim sistemi ve esnek uzmanlaşmayla birlikte vasıflı işçilerin mesleksel hareket serbestliği artsa da vasıfsız ve yarı vasıflı işçiler için bu hareket sınırlılığı hâlen devam etmektedir.
  • İşçiler işverene ekonomik açıdan bağımlıdır.
  • Sermaye büyüdükçe işçi ve işveren arasındaki kişisel iletişim yok olur.
  • İşçiler, sömürüyü önleyebilmek için ekonomik ve siyasal demokrasiyi geliştirip güçlendirmeye yönelik çaba gösterir.

Türkiye istatistik Kurumu (TÜ‹K), çalışma hayatında istihdam edilenleri beş grup altında sınıflandırılmaktadır: işverenler, ücretli veya maaşlı çalışanlar, yevmiyeli çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile işçileri. Mavi yakalı çalışanlar: Genelde bedensel emek gücüyle yapılan işlerde çalışanlardır. Beyaz yakalı çalışanlar: Genellikle idari işlerde veya büro hizmetlerinde çok fazla bedensel çaba gerektirmeyen işlerde çalışanlardır. Altın yakalı çalışanlar: Son yıllarda ‘entelektüel sermaye’ olarak da bilinen bilgi işçileridir. Bu üç grup ücretli veya maaşlı çalışanlar arasında yer almaktadır (Biçerli, 2011, ss.11-13).

İşçi sendikalarının kuruluşu, Sanayi Devrimi ile birlikte “çalışan” ve “çalıştıran” ilişkisinin ortaya çıkmasına kadar dayanmaktadır.İşçi sendikaları ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkmıştır.

İşçi Sendikaları Ve Örgütlenme

İşçi sendikaları, 19.yy’ın başlarından itibaren işçilerin işverenler karşısında daha güçlü durabilmeleri, hak ve çıkarlarını korumaları ve geliştirmeleri için işçileri bir araya getirmek amacıyla kurulmaya başlamıştır. İşçi sendikalarını diğer örgütlerden ayıran üç önemli unsur bulunmaktadır: Üyeleri, amaçları ve bu amaçlara ulaşmak için kullandıkları araçlar. Sendika saflığı ilkesi, sarı sendikacılığı önlediği gibi, sendikaların gerçek anlamda doğuş ve kuruluş amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmasını da sağlamaktadır. Toplu pazarlık yolu ile de bu amaca ulaşmada kullanılan en önemli araçtır. İşçi sendikaları üç temel hak üzerine dayanmaktadır: Örgütlenme hakkı, toplu pazarlık/toplu iş sözleşmesi hakkı ve grev hakkı. Toplu sözleşmesiz ve grevsiz sendika hakkı, özünden yoksundur. İşçilerin örgütlenme hakkına sahip olup toplu pazarlık ve/veya grev hakkına sahip olmaması işçi sendikasını diğer işçi örgütlerinden farksız hâle getirecektir.

Örgütlenme, sendikacılığın temelinde yer alan en önemli kavramlardandır. Sanayi devrimiyle ortaya çıkan işçi ve işveren sınıf farkı, işçilerin kendilerini çalışma koşuşlarını belirlemelerinde kendilerini ifade etmeleri için kendi örgütlerini kurmaya iterek sendikacılık hareketine itmiştir. İşçi sendikaları “hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için” ilkesinden hareket eden kendi kendine yardım örgütlerinden birisidir. Avrupa da ve Amerika da faaliyet gösteren sendikalar farklılık göstermektedirler. Avrupa da Avrupa’da sosyal hakların elde edilmesinde kolektif mücadeleler önemli bir rol oynarken, ABD’de bunun tam tersidir. Bu nedenle Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren sendikaların önemli bir bölümü reformist veya Marksist sendikacılık anlayışına sahipken ABD’de faaliyet gösteren sendikaların önemli  bir bölümü pragmatik sendikacılık anlayışına sahiptir.

Sendikaların en önemli gelir kaynağı üyelik aidatlarıdır. Finansal yapısı güçlü olan sendikaların grev fonları da güçlü olmakta, yeni üye kazanmak ve mevcut üyelerini korumak için daha zengin kaynaklara sahip olmaktadır. (Urhan, 2005, ss.32-37).

İşçi sendikaları üyelerinin hak ve çıkarlarını dört farklı şekilde ve alanda temsil etmektedir (Williams ve Smith, 2006, ss.178-179):

  • Sendikalar, işçilerin tüm çalışma hayatları boyunca karşılaştıkları çeşitli güçlüklere ve sorunlara karşı sendikal yardımda bulunarak güvence sağlamaktadır.
  • Sendikalar işverenler karşısında işçilerin ücret ve çalışma koşullarıyla ilgili çıkarlarını toplu pazarlık masasında temsil etmekte ve savunmaktadır.
  • Sendikalar işçilerin işyerindeki çıkarlarını işyeri sendika temsilcileri vasıtasıyla temsil etmek ve korumaktadır.
  • Sendikalar, işçilerin çıkarlarını aynı zamanda siyasi arenada da temsil etmektedir.

Sendika Üyeliği

Sendikalara üye olma hakkı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Bir ülkede sendikaya üye olmanın önünde ne kadar az engel ve sınırlama var ise o ülkede demokratik sistemin o kadar gelişmiş olduğunu gösterir. İşçilerin sendikaya katılma nedenleri farklılıklar göstermektedir. İş tatminsizliği, işle ilgili hizmetler, siyasi ve ideolojik yakınlık, işçi dayanışması, işin ve işçinin özellikleri bunlardan bazılarıdır.

Sendikalar Arası Rekabet

Sendika özgürlüğünün olduğu bu ülkelerde işçiler farklı beklenti ve taleplerle sendikaya üye olmaktadır. Dolayısıyla sendikalar da farklılık gösteren bu beklenti ve talepleri karşılayarak yeni üye kazanabilmek ve/veya mevcut üyelerini koruyabilmek amacıyla diğer sendikalarla bir rekabet içine girmektedir.

Sendikalar Arası Rekabet Kavramı: Sendikalar arası rekabet, sendika özgürlüğü ve sendika çokluğu ilkelerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar. Sendikalar arası rekabette sendikaların temel amacı, gelirlerini güvence altına almak ve toplu pazarlık güçlerini korumak için belirli bir üye kitlesine sahip olmak ve korumaktır. Bu nedenle sendikalar arası rekabetin şekli, bir ülkedeki sendikal hareketin kapsamını ve gelişimini doğrudan etkilemektedir. Sendikalar arası rekabet, rekabetin gerçekleştiği üye piyasasına göre, pazar payına yönelik (pasif) sendikalar arası rekabet ve genişlemeci (aktif) sendikalar arası rekabet olmak üzere iki şekilde görülmektedir (Uçkan, 2002, s.9, 17). Pazar payına yönelik sendikalar arası rekabette sendikalar mevcut üye piyasasında rekabet ederken genişlemeci sendikalar arası rekabette sendikalar potansiyel üye piyasasında rekabet etmektedir.

Sendikalar Arası Rekabet Politikaları: Geleneksel rekabet politikasını benimseyen sendikalar, üyelerinin ücret ve diğer parasal haklarını toplu iş sözleşmesi vasıtasıyla iyileştirerek ve siyasi/ideolojik kimliklerini ön plana çıkartarak rekabet üstünlüğü elde etmeye çalışmaktadır. Yenilikçi politikalar, sendikaların endüstri ilişkileri ve iş piyasasında yaşanan değişime uyum sağlamak amacıyla geliştirdikleri ve uyguladıkları politikalardır.

Yenilikçi politikalara ağırlık veren sendikacılık yaklaşımına ‘hizmet sendikacılığı’ da denilmektedir. Kadın ve genç işgücü toplam işgücü içinde önemli bir paya sahip olmaya başladığı için sendikalar kendilerine kadın ve genç işçileri çekmek amacıyla çeşitli politikalar uygulamaya başlamıştır. Sendikalar üyeleriyle ilişkilerini canlı tutabilmek ve kamuoyunda kimi zaman oluşan olumsuz imajlarını düzeltebilmek için çeşitli politikalar uygulamaktadır. İnternet, sendikaların gerek üyeleriyle gerekse kamuoyuyla ilişkilerini geliştirmek için kullanabileceği en etkin ve ucuz araçlardan biridir. Bir başka deyişle sendikalar çeşitli bilgi, veri, araştırma ve uzman görüşlerine başvurarak olası gelişmeler karşısında savunma araçlarını ve alternatif politikalarını belirlemektedir. Üyelerine çeşitli eğitimler vererek hem üyelerle olan ilişkilerini geliştirmekte hem de üyelerine yeni yetenekler kazandırmaktadır.