Ünite 7: İran

İran’ın Etnik ve Dini Yapısı

Coğrafya

1 milyon 650 bin km2 yüzölçümüne sahip olan İran’ın 2013 yılı verilerine göre 76.807.000 nüfusu vardır. Bu sayı, dünya nüfusunun %1,08’ine tekabül etmektedir.

Etnik ve Dini Yapı

Tarihi göç yolları üzerinde bulunan ve pek çok büyük devlet ve medeniyete ev sahipliği yapan İran’ın etnik ve dini yapısı oldukça kozmopolittir.

İran Kökenli (İrani) Topluluklar

İran kökenli topluluklar şunlardır:

  • Farslar,
  • Tatlar,
  • Mazenderaniler,
  • Gilekler,
  • Talışlar,
  • Lekler,
  • Kürtler,
  • Lurlar,
  • Larlar,
  • Sistanlılar,
  • Beluciler,
  • Tacikler,
  • Afganlar veya Peştunlar.

İran Türkleri

Fars kökenlilerden sonra 20 milyona yaklaşan (%20’den fazla) nüfuslarıyla ülkenin ikinci büyük etnik gurubunu oluştururlar. İran Türkleri;

  • Kaşkay Türkleri,
  • Halaçlar ve Türkmenlerden oluşurlar.

Sami Kökenli Halklar

Araplar. Bir milyon civarındaki Şii Arap, ülkenin Irak’a komşu batı ve güneybatı kesimlerinde, Huzistan ve Buşehr taraflarında yaşamaktadır.

Asuriler. Hristiyan olup, İran’daki varlıkları eskiye dayanır.

Yahudiler. Bugün dil ve kimliklerini büyük oranda kaybetmiş olan İranli Museviler genellikle Farsça ve Türkçe konuşurlar.

Aramiler. Ülkede kaybolan etnik gruplar arasında yer almaktadır.

Hintli ve Hint-Avrupa Kökenli Halklar

Ülkede çok az sayıda;

  • Çingene,
  • Brahoiler,
  • Hintliler ve
  • Urdulular da vardır.

İran’da Kurulan Devlet ve Medeniyetler

İslam Öncesi Dönemdeki Devlet ve Medeniyetler

İran coğrafyası, stratejik ve coğrafi konumu sebebiyle tarihteki önemli devlet ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan ilki, sınırlarını Kızılırmak’a kadar genişleten Med İmparatorluğudur.

İran’da İslam-Arap, Türk ve Moğol Egemenlikleri (7- 15.Yüzyıllar)

7. Yüzyılda Müslüman Arap egemenliğine giren İran, Hz. Ömer zamanında zapt edilerek İran’da İslam dönemi başladı.

8. Yüzyıldan itibaren Müslümanlığa girmeye başlayan Türkler, İranlılarla yakın ilişkiler içine girdiler. İran Gazneliler döneminde Türk yönetimine komşu oldu. 11. Yüzyılda ise Selçuklular İran’a hakim oldu.

Safeviler Dönemi (1501-1722) ve Afşar Hanedanı

15. yüzyılın sonlarında, Azerbaycan’ın Erdebil bölgesini egemenliğinde bulunduran Safeviler’den Şah İsmail, Türkmen oymaklarının da desteğiyle Tebriz’e girdi ve İran Şahı oldu.

Afganlı Kandahar Emiri Mir Mahmut, başkent İsfahan’ı zapt ederek 1722’de Safevi hanedanlığına son verdi.

Afşar hanedanının kurucusu Nadir Şah, Horasan ve İran’ı ilan ederek kendini şah ilan etti. 1747’de öldürülmesinden sonra İran’a hakim olan Lur asıllı Kerim Han Zend ülkede birliği tekrar sağladı ve Şiraz’ı başkent yaptı.

Kaçarlar Dönemi

Kaçarlar, Türkçe konuşan ve zamanla İranlılaşmış bir Türkmen aşiretler topluluğudur. Kaçarların liderlerinden Ağa Muhammed Şah Kaçarları birleştirerek Kaçar hanedanını kurdu. Kaçar ordusunun en önemli kısmını, çoğunlukla Türklerin oluşturduğu aşiret kuvvetleri oluşturuyordu. Nizam-i Cedit benzeri yeni bir ordu kuran Kaçarlar, batılı danışman, subay ve mühendisler vasıtasıyla orduyu modernleştirme çabalarına rağmen güçlü bir ordu kuramadılar. Osmanlı Devleti’yle İran arasında daimi diplomatik temsilcilikler, 19. Yüzyılın ortalarında kurulmuştu

Nasıreddin Şah Dönemi (1848-1896):Yenileşme ve Avrupa Bağımlılığı

Muhammed Şah’ın ölümüyle yerine oğlu Nasıreddin Şah geçti. Saltanatının ilk yıllarında etkisini arttıran dini ve sosyal bir hareket olan Babilik ile mücadele edildi. Kaçarlar döneminde;

  • Şiir ve edebiyatta,
  • Felsefe,
  • Tarih,
  • Din ve
  • Siyasi düşünceye dair eserlerin yazılmasında ve
  • Ayrıca dini-sivil mimaride önemli gelişmeler oldu.

Osmanlı’nın Tanzimat yeniliklerinden etkilenen İranlı aydınlar ve devlet adamları, 20. yüzyılın son çeyreğinde de Osmanlı’daki fikir akımlarından etkilendiler.

İran’da Meşrutiyet Deneyimi (1906-1911)

Nasıreddin Şah’ın öldürülmesi üzerine oğlu Muzaffereddin Şah Kaçar tahtına geçti. Muzaffereddin Şah döneminin en önemli gelişmelerinden biri Meşrutiyet’in ilan edilmesidir. 19. yüzyıl sonlarında artan Batı nüfuzuna paralel olarak Batı kaynaklı fikirlerin ülkeye girmesi, siyasi ve toplumsal hayatı derinden etkileyerek Meşrutiyet Devrimi’ni de tetikledi.

İran’da Şii ulemadan bir kısmıyla işbirliği içinde olan tacirler, 1906-1911 Meşrutiyet hareketinde, şehirli kitlenin harekete geçirilmesinde etkili oldu. Bu bakımdan, esnaf ve zanaatkârlardan oluşan şehirli halk kitlesi de İran Meşrutiyet devriminin başarıya ulaşmasında önemli rol oynadı.

Ocak 1907’de Muzaffereddin Şah’ın yerine geçen ve yeni anayasayla bazı yetkilerini kaybettiğini gören Muhammed Ali Şah, meclise ve meşrutiyete iyi gözle bakmıyordu. Mecliste önerilen siyasi değişikliklerden hoşnut olmayan ulema da Şahın yanında yer alarak tekrar eski rejimi savunmaya başlamıştır.

Osmanlı ve İran Meşrutiyeti Arasındaki İlişkiler

Osmanlı ve İran reformcuları ve aydınları arasında Tanzimat dönemiyle başlayan etkileşim, 1890’ların başından itibaren tekrar canlanmıştı.

İttihatçılar, İranlı Meşrutiyetçiler için iyi bir modeldi. İttihatçılar, Bağdat ve Irak’taki Şii kentler Necef ve Kerbela üzerinden İran’daki Meşrutiyet yanlısı ihtilalcileri destekledi.

İran Meşrutiyeti’nin Sonu

Karşıdevrim sonrasında meydana gelen iç savaşta üstün gelen Meşrutiyetçiler, İran Meclisini tekrar açmayı başarmışlardı.

I. Dünya Savaşı arifesinde İran, Ahmed Şah’ın ve Başbakan el-Mamelek’in son derece güçsüz yönetimi altında bulunuyordu. İran, tarafsızlığını ilan etmesine rağmen I. Dünya Savaşı’nda Rusya, İngiltere ve Osmanlı Devleti’nin savaş, çekişme ve nüfuz alanı oldu.

Pehleviler Döneminde İran (1926-1979)

Başarısızlıkla sonuçlanan Meşrutiyet deneyimi sonrasında gittikçe artan siyasi, ekonomik ve sosyal bunalımlarla I.Dünya Savaşı’nın da eklenmesiyle İran, merkezi otoritesiyle birlikte devlet olma özelliğini de kaybetti.

Rıza Şah Dönemi (1926-1941)

Kaçarlar devrinde İran’ın geleneksel yapısı değişmeye başlamıştı. Pehleviler’in modernleşme ve Batılılaşma politikalarıyla daha da keskin değişimler yaşandı. Rıza Şah ciddi bir hazırlık ve düşünceden yoksun olarak köklü reformlara girişti.

Rıza Şah döneminde;

  • Hukuk, eğitim ve kültürü Batılılaştırıp laikleştirildi,
  • Kamu hizmetleri Batı tarzında düzenledi,
  • Ceza hukuku (1926) ile medeni hukuk (1928) yürürlüğe kondu ve
  • 1928’de yeni kıyafet yasası kabul edildi.

Otokratik bir yönetimin benimsendiği bu dönemde siyasi partiler, sendikalar ve basın kontrol altına alındı ve meclis yalnızca bir onay makamı haline getirildi. Halkın siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına doğrudan müdahale edildi; Şahlığı döneminde geniş topraklara sahip olan Rıza Pehlevi, bir yandan da İran’ın en zengin adamı oldu.

Şah Rıza dönemi Türkiye-İran ilişkileri dostluk ve işbirliğine giden bir seyir takip etti. Nisan 1926’da iki taraf arasında saldırmazlık, güvenlik ve işbirliği ile iki ülke sınırlarındaki aşiretlerin çıkardığı sorunların önlenmesine dair bir antlaşma imzalandı.

Muhammed Rıza Şah Dönemi (1944-1979)

Ağustos 1941’de ülkeyi işgal eden İngiltere ve Sovyet Rusya, Rıza Şah’ı baskıyla devirerek Güney Afrika’ya sürgüne gönderdiler. Sürgündeki Şah 1944’te ölünce, işgalci devletlerin de onayıyla yerine oğlu Muhammed Rıza Şah geçti. Muhammed Rıza Şah 35 yıllık uzun iktidarının ilk yıllarında Âyetullah Kâflâni’nin liderliğindeki Fedâiyyan-i İslâm’ın muhalefetiyle karşılaştı.

Ülkede çatışma ve gerilimin arttığı bir sırada, hanedana ait toprakların topraksız köylülere dağıtılmasını isteyen Şahın girişimi, bir Fedaiyyân-i İslâm mensubunun Başbakan Rezmârâ’yı öldürmesiyle akim kaldı. Bu olayla birlikte çıkan isyan ve karmaşa sonrasında Muhammed Musaddık başbakanlığa atandı. İngiliz-İran Petrol şirketi işlettiği İran petrolleri, Musaddık hükümeti ve meclis tarafından millileştirildi. İngiltere Başbakanı Churchill, ABD’yi İran’da darbe yapması için ikna etmişti. İki ülke istihbaratlarının ortaklaşa düzenlediği bir darbe sonucunda Musaddık, 13 Ağustos 1953’te Şah tarafından azledilerek görevinden uzaklaştırıldı.

Beyaz Devrime Karşı İslam Devrimi

Muhammed Rıza Şah’ın uzun süren iktidarının ilk on yılı, yukarıda belirtildiği üzere dış müdahaleler, çalkantı ve iktidar mücadelesiyle geçmiş; Musaddık’a düzenlenen petrol darbesiyle artık otoriter yönetimi önünde büyük bir engel de kalmamıştı. Şah yönetimi, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerine büyük önem vererek hem onların bölgede jandarmalığını yaptı, hem de Sovyetler Birliği ve sosyalist ülkelerle yakınlaşma ve iktisadi işbirliklerine girişti.

Halkla kopuk olan iletişimini güçlendirmek isteyen Şah, Beyaz Devrimin bir parçası olarak, ulema, aşiret reisleri ve toprak ağaları gibi yerel güç odaklarını etkisizleştirmek istedi. Sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedefleyen Beyaz Devrim başarısız oldu. Ülkede gittikçe bozulan gelir dağılım da önemli bir sorun haline gelmişti. Şahın, Beyaz Devrim reformlarının yanı sıra şahsi savurganlığı halk arasında büyük tepki çekmekteydi. Toplumdaki genel umutsuzluk ve öfke hali ulemayı da etkiledi.

1977 yazına gelindiğinde, Tahran’ın kenar mahallelerinde yaşadıkları gecekonduların yıkılacak olması nedeniyle, Şah diktatörlüğüne karşı öğrencilerin de katıldığı protestolar gerçekleşti. Ocak 1979’da Milli Cephe’nin eski yöneticilerinden Şahbur Bahtiyar’ı başbakanlığa getirdi. Bu hükümet, İran Gizli Servisi’ni dağıtmaya, Güney Afrika ve İsrail’e yapılan petrol satışını durdurmaya ve Filistin davasına sahip çıkmaya çalıştıysa da protestolar sürdü. Bu süreçte, rejime muhalif olan bütün guruplar Humeyni’yi destekliyordu.

İran İslam Cumhuriyeti (1979-2013)

15 Ocak 1979’da Şahın ülkeden kaçması ve 1 Şubat’ta da sürgünde bulunduğu Fransa’dan gelen Humeyni’nin Tahran’da milyonlarca kişinin katılımıyla görkemli bir şekilde karşılanması, İran’da yeni bir devrin başladığının habercisiydi. Mart 1979 referandumu neticesinde İslami hükümetle birlikte cumhuriyet kuruldu. Liberal siyasi kurumları içermekle beraber teokratik bir devleti öngören yeni anayasa, Aralık 1979’daki referandumla kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Yeni rejimde ordu, radyo-televizyon ve basın kontrol altına alındı; sol hareketler engellendi. Devrim sürecinde etkili olan işçi ve sendika eylemlerini dikkate alan yeni rejim, 26 Şubat’ta petrolün; 16 Haziran’da da sanayinin tamamen millileştirilmesini sağlayan kararları aldı.

Ülke, sosyal ve ekonomik açılardan önemli gelişmeler gösterdi. Kaçarlar ve Pehleviler zamanında ezilen çiftçiler ve işçiler desteklenerek fakir halk için vakıflar kuruldu ve böylece bu kesimlerin yeni rejime destek vermesi sağlandı.

Beni Sadr Dönemi (1980-1981)

Ocak 1980’de Humeyni’nin desteğiyle Devlet Başkanı olarak seçilen Ebu’l-Hasan Beni Sadr, bir tarım reformuna girişti.

Ali Hamaney Dönemi (1981-1988)

Ekim 1981’de Ali Hamaney cumhurbaşkanı seçildi. Bu döneme İran-Irak savaşı damgasını vurdu. Savaşın başlamasıyla birlikte yeni rejim sıkıyönetim özellikler gösteren bir rejimi benimsedi.

İran-Irak Savaşı

Nüfusunun yarıdan fazlasının Şii olması sebebiyle kendisine bir tehdit olarak gördüğü yeni İran rejiminin Irak’a yayılacağı endişesi Irak-İran savaşanın ana nedenlerinden birini oluşturmaktadır.

6 Ağustos 1988’de imzalanan ateşkes antlaşmasıyla sona eren 8 yıllık savaş, iki taraf için de büyük ekonomik ve askeri kayıplara ve bu arada bir milyona yakın insanın ölümüne sebep oldu.

Haşimi Rafsancani Dönemi (1989-1997)

Meclis Başkanı ve başkomutan olan Rafsancani, 28 Temmuz 1989’da yüksek oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Rafsancani’nin iki dönem devam eden cumhurbaşkanlığı sırasında yaşanan ekonomik daralma ve dişer sorunlar, artan reform talepleriyle birlikte Muhammed Hatemi’yi 1997’de iktidara getirdi.

Muhammed Hatemi Dönemi (1997-2005)

Toplumdaki hoşnutsuzluk devam ettiği için 1997’de yapılan seçimlerde Rafsancani oyların sadece %25’ini alabildi; Hatemi ise %69 oyla değişimi isteyenler tarafından cumhurbaşkanı seçildi. 2003 yılından itibaren İran’ın nükleer programı konusunda ABD ve Batılı ülkelerle yaşanan gerginlik giderek artmaya başladı.

Muhmud Ahmedinejad Dönemi (2005-2013)

İran’da 2005 yılında yapılan seçimi muhafazakârlar kazandı. Ahmedinejad bir taraftan tutucu Şii kesimin ekonomik ve siyasi olarak güçlenmesini desteklerken diğer taraftan bir zamanlar kendisinin de mensubu olduğu Devrim Muhafızları’nı güçlendirmeye çalıştı.

14 Haziran 2013’te yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığını reformcuların adayı Hasan Ruhani kazandı ve böylece İran’da Hatemi dönemindeki gibi ılımlı sinyaller veren yeni bir dönem başlamış oldu.