Ünite 8: İmparatorlukların Tasfiyesi: I. Dünya Savaşı

Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı’na Giden Yol

1815 Viyana Kongresi’nde oluşturulan güçler dengesi sistemi ile Avrupa yüzyıl kadar savaştan korundu. Ama 19. yüzyılın ikinci yarısında Alman ve İtalyan birliklerin ayrı ayrı kurulması ile Avrupa güçler dengesi sarsıldı. Bu yıllarda Almanya ekonomik anlamda Avrupa’nın en gelişmiş ve askeri gücü haline gelmesi ve Sedan Savaşı’nda (1870-71) Fransa’yı yenmesi ile Avrupa’da kurulu düzeni bozmuştur.

Bu yıllarda devletlerin milli çıkarlarına göre değişim rüzgârları Avrupa oluşurken, bir tarafta Almanya diğer tarafta Fransa ve İngiltere’nin başını çektikleri ittifaklar da oluşmaya başlamıştır. Almanya, Avusturya-Macaristan ve Rusya gibi Üç İmparator Ligi oluşmuştur.

Almanya ve Avusturya-Macaristan ittifakına İtalya’nın da katılmasıyla üçlü ittifak oluşmuştur (1882). İngiltere, Fransa ve Rusya ile ikili anlaşmalar imzalayarak I. Dünya Savaşına giden yolda ittifak bloğunu oluşturmuştur. Diğer taraftan, 20. yüzyılın başında sömürgeleştirilmeyen tek ülke Osmanlı Devleti idi.

Osmanlı Devleti’nin İttifak Arayışı

İtilaf ve İttifaklar içindeki tüm hesaplar Osmanlı Devleti üzerinde yoğunlaşıyordu. Bunun farkında olan Osmanlı İmparatorluğu denge siyaseti yaparak mümkün olduğunca herhangi bir bloğun yanında yer almamaya çalışıyordu.

1882 yılında Mısır’ı işgal eden İngiltere’nin siyaseti yaklaşımları Osmanlı Devleti’ni Almanya ile yakınlaşmıştır. Hiç şüphesiz bunda Osmanlı Devleti’nin iktisadi ve mali yaklaşımları etkili olmuş, Almanya’ya Bağdat demiryolu imtiyazı verilmiştir.

II. Meşrutiyet’in 1908’de ilanının ardından kendini İngiltere’ye yakın hisseden İttihat ve Terakki Partisi daha çok tarafsız bir politika izlemişlerdir. Bu yıllarda Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, İtalya’nın Trablusgarb’ı işgali, Balkan savaşları adeta Osmanlı Devleti’ni Almanya-Avusturya ittifakına zorlamıştır.

Almanya’nın Öne Çıkışı

Almanya, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında demir ve çelik üretimi başta olmak üzere elektrik, makine ve kimya sektöründe diğer Avrupa ülkelerini geride bıraktı. Almanya, 1914 yılında çelik üretiminde İngiltere’nin iki katına çıkmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girişi

Avrupa’da çeşitli siyasi emellerden ve çıkar çatışmalarından doğan bloklaşmalar bu ülkeleri I. Dünya Savaşının eşiğine getirdi. Savaş için sadece bir kıvılcıma ihtiyaç vardı. O da Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna’da bir Sırp genç tarafından 28 Temmuz 1914’te öldürülmesiyle ortaya çıktı. 3 Ağustos 1914’ten itibaren savaş Bütün Avrupa’yı sardı. Aynı gün İtalyanlar üçlü ittifakı terk ederek bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Prens Ferdinand ve karısının öldürülmesinin AvusturyaMacaristan yöneticilerini pek üzdüğü söylenemese de, Sırbistan’ı yola getirmek için aradıkları fırsatın çıktığını düşündüler. Çünkü saray kurallarına uymayan Ferdinand’ın tahta çıkabileceğine kimse ihtimal vermiyordu.

Osmanlı Devleti’nin elindeki Ortadoğu toprakları İngiltere ve Fransa’nın, İstanbul Boğazı ve Akdeniz Rusya’nın, İzmir ve Antalya İtalya’nın ilgi alanındaydı. Almanya ve Avusturya-Macaristan ise Balkan Savaşı sonrasındaki politikaları daha çok ekonomik çıkar ve imtiyaz arayışındaydı. Enver Paşa ve taraftarları Almanlar ile ittifakı zorunlu görüyordu. 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile gizli ittifak imzalandı ve 27 Ağustos’ta onaylanarak yürürlüğe girdi.

Osmanlı Devleti’nin Savaşta Tarafsız Kalma Çabaları

Almanya ile imzalanan ittifak anlaşmasıyla, Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı savaş açması gerekiyordu. Osmanlı Devleti bununla birlikte dünyaya silahlı tarafsız kalacağını açıkladı. Bu süreçte Osmanlı Devleti İngiltere, Fransa ve Rusya temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde devletin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunacağı anlaşmalar yapılabileceğini belirteler de ilgili devletle anlaşmaya yanaşmamışlardır.

Savaşın sürdüğü Akdeniz’de İngiliz donanmasından açan Goeben ve Breslav adlı iki savaş gemisi 10 Ağustos’ta Çanakkale Boğazı’ndan geçme talebinde bulundu. Enver Paşa’nın izniyle gemiler boğazdan geçirildi. Gemilere Yavuz Sultan Selim ve Midilli isimleri verildi. Mürettebata Osmanlı üniforması giydirilerek ve gemilere Türk bayrağı çekildi. Bu aslında tarafsızlığı çabaları olsa da Almanya’nın Marne savaşındaki başarısızlığı, Osmanlı ordusundaki komutanların endişeleri ve Almanların Osmanlı Devleti’ni savaşa sokma istekleri, Osmanlı donanmasının 28-29 Ekim 1914 yılında Rusların Sivastopol ve Odessa limanlarını topa tutmasıyla fiilen savaşa girmiş oldu.

Avrupa Cephelerinde Durum

Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi akabinde Avusturya, 28 Temmuz’da seferberlik ve Sırbistan’a savaş açtı. Almanlar 2 Ağustos’ta Belçika’yı işgal etti. Aynı gün Alman-Rus savaşı başladı. Bir gün sonra Almanlar Fransızlara savaş açtı. Almanlar 10 Eylül’de Paris’in kuzey doğusundaki Marne nehri üzerinde durdurulabildi. Batı, Doğu ve Güney cephelerinde savaş devam ediyordu.

Osmanlı Devleti’nin Savaştığı Cepheler

Balkan Savaşı yenilgisinden sorumlu tutulan yaşlı subaylar Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle emekliye sevk edilmiş, genç subayların önü açılmış; orduda yeniden yapılanmaya gidilmiştir.

ABD’nin de savaşa katılmasıyla Cihan Harbi olarak isimlendirilen tarihin kaydettiği en büyük savaşta taraflar arasındaki nüfus ve askeri güçler arasında büyük dengesizlikler vardı.

Dünya tarihinde ilk defa bu kadar çok devlet ve millet birbiri ile savaşa giriyor toplam 65 milyon asker üç kıtanın karalarında, denizlerinde ve havada dört yıl boyunca mücadele etmişlerdir. Osmanlı Devleti de on cephede savaşmıştır.

Kafkas Cephesi

Rus kuvvetlerinin bölgede yetersiz kalması başkumandan vekili Enver Paşa’ya Kafkasları zapt etme ümidi verdi. Böylece başlayan Sarıkamış taarruzundan büyük bir zayiatla çıkmış olan 3. Ordu Osmanlı sınırının 8-10 km gerisinde “Azap Şark” denilen sırtlarına çekilmiş ve savunmaya geçmiştir

Enver Paşa, Doğu cephesinde Ruslara karşı giriştiği savaşta başarı kazanmak için harekâta karar verdi. O sırada 3. Ordu başındaki Hasan İzzet Paşa, kış şartlarını göz önünde bulundurarak savaşın bahara ertelenmesini önerdi. Ama Hasan İzzet Paşa’yı görevinden alarak görevi kendi üstlendi. 22 Aralık 1914-15 Ocak 1915 tarihlerinde Sarıkamış muharebesinde iki bin üç bin metrede soğuk kış şartlarında Türk ordusu donarak yok olmuştur. Türk ordusunun 32 bin, Rus ordusunun ise 60 bin kaybı olmuştur.

Nisan 1915’te Ruslar Erzurum’u ele geçirmek için Tortum ve Malazgirt bölgesinden harekâta geçmiştir. I. Tortum ve II. Tortum Muharebelerinde Ruslara karşı başarı kazanılsa da Rusların Malazgirt’e ilerlemesi durdurulamamıştır. 11 Mayıs’ta Malazgirt, 16 Mayıs’ta Van Rusların eline geçmiştir. Kafkas cephesinde 700 bin kişilik Rus ordusuna direnen 64 bin kişilik Osmanlı ordusu 300 km’lik alanı savunmuştur. Ekim 1917’de Rusya Bolşevik devrimi ile savaştan çekilme kararı almıştır. 16 Aralık 1917 Erzincan Mütarekesi ile Ruslar savaştan çekilme kararı almışlardır. Mart 1918’de Sovyetler Birliği ile imzalanan Brest Litovsk Anlaşmasıyla Doğu Anadolu fiilen Osmanlı Devleti iade olunmuştur.

Kafkas cephesinde Osmanlı lehine gelişmelerde olmuştur. 28 Mayıs 1918’de Mehmed Emin Resulzade yönetiminde Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiştir. 4 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti ile Azerbaycan hükümeti arasında imzalanan anlaşmaya göre Kafkas İslam Ordusu kurulmuştur. Mondros Mütarekesinden sonra Kafkas İslam ordusu Bakü’den çekilmiştir. Ancak Nuri Paşa gibi subaylar Azerbaycan Hükümeti’nin hizmetinde kalmıştır.

Savaş’ta Ermeni İsyanı: Sevk ve İskân Kanunu

Osmanlı’nın Ruslarla girdiği Kafkas Cephesinde ve İngiltere ve Fransa ile Çanakkale Cephesinde girdiği savaşları fırsat bilen Ermeni örgütleri bunu fırsat olarak gördüler. Osmanlı Devleti vatandaşı pek çok Ermeni savaş öncesi Rusya’nın yanında yer alarak gönüllü asker olarak koordineli birlikler oluşturdular.

Bu yıllarda Maraş ve Zeytun gibi yerlerde Ermenilerin ayaklanmaları bitmeyince bölgedeki Ermeniler Mart 1915’te Konya bölgesine tehcir edilmiştir. Bir süre sonra Konya ve civarında toplanmaları kusurlu görülmüş, Suriye’nin kuzeyine göç ettirilmişlerdir.

Ülke çapında yaşanan olaylar ve ordunun tehdit altında kalmasıyla birçok önlem alınmaya başlanmıştır. 24 Nisan 1915’te yayınlanan genelgeyle Hınçak, Taşnak ve benzeri Ermeni komitelerinin kapatılması, evraklarına el konulması komite liderlerinin ve zararlı faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanması ve sürgüne gönderilmelerine karar verilmiştir.

Bu önlemler olayları önlemeye yetmemiş, asayiş ve güvenliği sağlamak amacıyla 27 Mayıs 1915 tarihinde geçici sevk ve iskân kanunu (Tehcir kanunu) çıkarılmıştır. Bu kanunla casusluk ve hıyanetleri hissedilen köylüler ve kasaba halkı tek tek veya toplu olarak başka yerler sevk ve iskân edilebilecekti.

30 Mayıs 1915 tarihli ve 15 maddelik talimatnamede; nakledilen Ermenilerin taşınabilir mallarını yanlarında götürebilecek, iskân yerlerinde yeni köyler tesis edilecek, her aileye ihtiyaçları oranında arazi verilecek, tarımla uğraşanlara ve zanaatkârlara gerekli alet ve edevat verilecekti. Ermenilerin sevkiyatı sırasında her türlü güvenlik alınacak, geride kalan malları koruma altına alınacaktı.

Tehcir 1917 yılına kadar devam etmiştir. Yurt dışına giden ve ülke içinde yaklaşık 700.000-800.000 arasında kişi göç ettirilmiştir. Tehcire maruz bırakılan Ermeniler salgın hastalıklar, gasp ve yağma amaçlı çete saldırıları, görevlilerin suiistimalleri gerekçeleriyle ölmüştür.

Bu yıllarda Ermeniler gibi 1914-1921 yıllarındaki saldırılarda 518.105 Müslümanında öldüğü bilinmektedir.

Kafkaslarda Haziran 1918’de kurulan Ermenistan, Mondros Mütarekesi’ni fırsat olarak görmüş ve Doğu Anadolu’da faaliyete geçmiştir. 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın 1920 sonbaharında yapılan Doğu Harekâtıyla Ermeni hükümeti barış istemek zorunda kalmış ve 3 Aralık 1920’de Gümrü Anlaşmasıyla Doğu bölgesi güvence altına alınmıştır.

Doğu Anadolu’da bir Ermenistan kurulması için faaliyette bulunsalar da, Sevr Anlaşması ile bu imkân sağlanmış olsa da; TBMM’nin Sevr Anlaşmasını tanımaması ile bu sadece kâğıt üzerinde kalmıştır.

Çanakkale Cephesi

I. Dünya Savaşı’nın kilit noktaları Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıdır. Avrupalı güçlerin hayallerini süsleyen Boğazlarda cephe açma fikirleri, Osmanlı Devleti savaşa girmeden Ağustos 1914 yılında İngiliz Deniz Bakanı Churchill tarafından gündeme getirilmiştir

Çanakkale Savaşı ile Boğazlar ve İstanbul alınacak ve Osmanlı Devleti ikiye bölünmek suretiyle saf dışı edilerek ve müttefiklerinden ayrılacaktı. İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti) Baltık-Boğazlar-Basra ekseninde koparılarak, Almanya Avrupa’da sıkıştırılacaktı. İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya) tarafsızlıklarını koruyan Balkan devletlerini kendi saflarına çekerek, Kafkas cephesinde rahatlama sağlayacaktı.

Çanakkale’de dönemin en güçlü ordusuna Osmanlı Devleti’nin direnemeyeceği düşüncesi İtilaf güçlerini cesaretlendiriyordu. Batılı kaynaklarda Gelibolu Savaşları, yerli kaynaklarda “Çanakkale Muharebeleri” diye anılan savaşlar, Kasım 1914-Ocak 1916 tarihleri arasında Çanakkale cephesinde geçmiştir.

Deniz Muharebeleri: İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan İtilaf donanmasının 3 Kasım 1914’te Boğaz tabyalarını bombalamasıyla Çanakkale Muharebesi başlamıştır. İkinci saldırı 19 Şubat 1915’te Kumkale ve Seddülbahir tabyalarının bombalanması, üçüncü saldırı ise 25 Şubat’ta Boğaz tabyalarını bombalamaları ile devam etmiştir

Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey kumandasındaki Nusret Mayın gemisi 7-8 Mart gecesi sabaha kadar ellerindeki 26 mayını boğazın 4.5 m derinliğine döşedi. 18 Mart 1915 sabahı düşman savaş gemilerinin boğaza doğru seyretmekte oldukları saptandı. Bu gün başlayan deniz savaşı İngiliz ve Fransız gemilerinin mayınlar sayesinde hasar almaları, batmaları ve geri çekilmeleri sonucu kazanıldı. Bu savaşta, Çanakkale Mevki Kumandanı Cevad Paşa’ya “18 Mart Kahramanı” unvanı, Padişah Sultan Mehmet Reşat’a Gazi unvanı verildi.

Kara Muharebeleri: Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyen itilaf devletleri 25 Nisan 1915’da Seddülbahir ve Arıburnu bölgesine asker çıkartarak kara savaşını başlatmışlardır. İngiliz ve Fransız kuvvetleri yanında Avusturya-Yeni Zelanda (Anzak) birlikleri kara muharebelerine başladılar. 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, 25 Nisan günkü çıkartmada kolordu ve ordu kumandanlarının emirlerini beklemeden büyük bir öngörü ile 57. Alay’ı Conkbayırı ve Kocaçimen tepelerine doğru yaklaşmakta olan Anzak birliklerini geri püskürttü. Bu muharebede askerlerine şu ünlü emri vermiştir: “Ben size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum”.

265 gün devam eden Çanakkale kara muharebesi geceli gündüzlü göğüs göğse çarpışmaların yaşandığı bir savaştı. 8-9 Ocak 1916’da Seddülbahir’den çekilen itilaf kuvvetleri, yenilgilerini “başarılı çekiliş” olarak ilan etmiştir.

İttihat ve Terakki Hükümeti 8 Eylül 1914’te yaptığı toplantıda kapitülasyonları kaldırdığını ve bütün devletlerin vatandaşları için geçerli olan hukuk kurallarının uygulanmasını kabul etti. Sultan V. Mehmed Reşat tarafından onaylanan karar yabancı elçiliklere bir nota ile duyuruldu. Yabancı devletler karşı çıkmasına rağmen tek taraflı olarak uygulandı. Sevr Anlaşmasıyla da genişletilerek kabul edilen Kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşmasıyla tamamen ortadan kalkmıştır.

Irak Cephesi

İngilizler, savaştan önce Hint Deniz Yolunun güvenliğini sağlamak ve petrol bölgelerini kontrol altına almak için 23 Ekim 1914’te Bahreyn adasına asker çıkardılar. Savaş ilan ettikten17 gün sonra işgale başladılar. 28 Eylül 1915’te I. Kutülammare Savaşı’nı İngilizler kazandı ve Türk kuvvetleri 5 Aralık 1915’te İngiliz mevzilerini 4,5 ay sürecek olan kuşatmayla yendi. 29 Nisan 1916’da İngiliz General Townshend ve kuvvetleri kayıtsız şartsız teslim oldu.

Halil Paşa’nın Kutülammare’de kazandığı zafer özellikle İngiliz tarihi bakımından çok önemlidir. Çünkü bu hezimet 1783-1942 tarihleri arasında İngiliz İmparatorluk birliklerinin en büyük kitlesel hezimetleriydi

Süveyş Kanalı (Sina) Cephesi

İngilizlerin asker, mühimmat ve malzeme sevkiyatında can damarı olan Süveyş Kanalı savaş sırasında Osmanlı devletinin öncelikli hedefiydi. Bu kanalın ele geçirilerek Mısır’ın geri alınması hedeflenmişti. Ama İngilizlerle yapılan savaşta Türkler yenildi.

Filistin-Suriye Cephesi

Osmanlı ordusunun Süveyş kanalı harekâtında başarısız kalması üzerine İngilizler karşı taarruz harekâtına geçtiler. Suriye cephesinde son Türk-İngiliz meydan muharebesi 19 Eylül 1918’de Nablus’ta yapıldı ve İngilizler kazandı. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa düşman süvarisini Bisan’da durdurdu. Bu geri çekilme Türk kuvvetlerine zaman kazandırdı. 1 Ekim 1918’de Şam, 6 Ekim 1918 Humus, 27 Ekim 1918’de Halep düştü. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki beş piyade tümeni ile İskenderunCerablus hattında İngilizleri durdurdu. Bu hat İstiklal Harbinde de milli sınır olarak kabul edildi.

Hicaz ve Yemen Cephesi

Müslümanlar için kutsal bölge olan Hicaz’ın güvenliği Osmanlı Devleti ve Hilafetin meşruiyeti bakımından önemli bir konu idi. I. Dünya Savaşı başladığında Şerif Hüseyin, İbn Suud gibi kabileler İngilizlerle gizli birtakım anlaşmalar imzaladı. Mekke Şerifi Hüseyin savaş başladığında isyan başlatmış, Osmanlı’nın gönderdiği ordu da yeterince bölgede etkili olmamıştır. Cidde, Mekke, Taif’i ele geçiren İngilizler’e karşı Medine’yi 2 yıl 7 ay savunan Fahreddin Paşa’nın kahramanlığının anlatıldığı bu cephedeki savaşlar, Osmanlı Devleti teslimiyetinden sonra da devam etmiştir. I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar savunulan Yemen, 19 Ocak 1919’da yapılan bir protokolle teslim oldu.

Trablusgarp (Libya) Cephesi

1912’de kapandığı sanılan Libya cephesinde yerel direnişçilerin İtalyanlara karşı mücadelesi devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin cihat ilan etmesi üzerine çatışmalar artmış ve 1915 Ocak ayında İtalyanlar iç bölgelerden tamamen temizlenmiş, sadece kıyı bölgelerinde kalmışlardır.

Osmanlı Hükümeti, 15 Ekim 1915’te Sollum bölgesine Teşkilat-ı Mahsusa birlikleriyle takviyeli bir piyade taburu gönderdi. Teşkilat-ı Mahsusa, 1911’de kurulan Osmanlı karşı istihbarat birimidir. Balkan, Trablusgarp ve I. Dünya savaşında önemli görevlerde bulunmuştur. Türk subaylar Mart 1919’dan itibaren bölgeyi terk etmişlerdir.

İran Cephesi

1918 Ağustos ayında I. Kafkas ordusu Nahcivan, İran Azerbaycan’ı ve Tebriz’e girmiştir. Burada Kazım Karabekir komutasında İngiliz birlikleri ile savaşılmış ve İngilizleri yenmişlerdir.

Avrupa Cepheleri

Osmanlı Devleti, 1916-1917 yıllarında müttefikleriyle birlikte Galiçya, Romanya/Dobruca ve Makedonya cephelerinde Rusya, Romanya ve Fransa’ya karşı mücadele etmiştir.

Savaş Sürerken Yapılan Gizli Anlaşmalar

Rusya’da Bolşevik ihtilali olup Çar devrilince eski yönetimin yaptığı anlaşmalar 24 Kasım 1917’de açıklanmıştır. Bu gizli anlaşmaların ilki İstanbul Anlaşması’dır. Bu anlaşma İngiltere, Fransa ve Rusya arasındadır. 12 Mart 1915’te İngiltere, 10 Nisan 1915’te Fransa Boğazların Rusya’ya verilmesini kabul etmişlerdir.

Diğer anlaşma, Londra Anlaşması’dır. Bu anlaşma ile İngiltere ve Fransa onlarla ittifak yaptığından dolayı savaşın sonunda Osmanlı topraklarından Oniki Ada, Trablusgarp ve Antalya bölgesini İtalyanlara vereceklerdir.

Gizli anlaşmaların en ünlüsü 3 Ocak 1916 tarihinde İngiltere ile Fransa arasında yapılan ve 10-23 Ekim 1916’da Rusya’nın da onayladığı Skyes-Picot Anlaşmasıdır. Bu anlaşmayla Adana, Antakya bölgesi, Suriye kıyıları ve Lübnan Fransa’ya; Musul hariç Irak İngiltere’ye bırakılmıştır. Bu iki ülkenin yaptığı Petrograt Protokolü ile Rusya’nın payına Boğazlar, Trabzon’a kadar Doğu Karadeniz kıyıları, Erzurum, Van e Bitlis bırakıldı.

I. Dünya Savaşı’nın Sonu

İtilaf devletlerinin 1918 yılı yaz aylarında başlattıkları taarruzlara İttifak devletlerinin cevap verememesi savaşın sonunu getirdi. Osmanlı devletinde savaşın sorumlusu olan İttihat ve Terakki Partisi istifa etmiş ve yöneticileri ülkeyi terk etti. Yerine Ahmed İzzet Paşa hükümeti kuruldu. Bu hükümet mütareke yapmak için bütün yolları deneyerek 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını sağladı. Böylece savaşa son verildi.

Ekim ayı içinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalandı, Macarlar ve Çekler bağımsız Cumhuriyet kurduklarını ilan ettiler. Avusturya 3 Kasım’da silah bırakmayı kabul etti. Aynı gün Çekoslovakya ve Yugoslavya devletleri ilan edildi.

18 Kasım’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Habsburg Hanedanı tarihe karıştı. 9 Kasım’da Alman İmparatoru tahttan feragat etti ve Cumhuriyet ilan edildi.

Savaşın devam ettiği yıllarda 1917’de Rus İmparatorluğu da çökmüştü. I. Dünya Savaşı bu noktada İmparatorlukların tasfiyesi ile sonuçlanmıştır.

Osmanlı Devleti 2.500.000 kilometrekare toprakta 22 milyon nüfusa sahip olarak girdiği savaştan 1.200.000 kilometrekare toprak ve 10 milyon nüfusla kalmıştır.

Savaş yıllarında ülkedeki enflasyon oranı yüzde 1.250 civarındadır. İşgallerle beraber yüzbinlerin göçü yaşanmış ve sivil kayıplar verilmiştir. Ülkedeki alt yapı kullanılamaz hale gelmiştir. Bu savaşla İtilaf devletleri dört yıllık savaştan zaferle çıkmışlardır. Galip devletler dört yıllık kendilerine yeni bir düzen kurmak için Paris Barış Konferansını başlatıp mağlupları cezalandıracak anlaşmalar hazırlayacaklardır.