Ünite 4: İlk Askeri Darbe ve Bürokratik Vesayetin Kurumsallaşması (1960-1971)

Giriş

1960 ile 1970 yılları arasındaki dönem, Cumhuriyet dönemi için önemli bir zaman aralığına denk gelmektedir. Çünkü bu dönemde Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesi yapılmış ve ülkenin seçilmiş başbakanı idam edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri darbelerle tanıştığı bu dönemden sonra askerin siyaset üzerindeki gölgesi hiç silinmemiş ve sivil siyaset, asker karşısında hep temkinli ve tedbirli olmak zorunda kalmıştır.

İlk Askeri Darbeden 1961 Seçimlerine

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden düşük rütbeli bir grup subayın Demokrat Parti (DP) iktidarına karşı gerçekleştirdiği Cumhuriyet tarihindeki ilk askeri darbedir. Bu darbeden sonra askerler Milli Birlik Komitesi’ni (MBK) kurmuş ve ülke yönetimini ele geçirmiştir. Bu komitenin kurduğu geçici bir anayasa rejimiyle çeşitli icraatları olmuştur. Öncelikle Yassıada’da kurulan ve Yüksek Adalet Divanı denilen mahkemelerde devrilen DP’nin liderleri ve milletvekilleri yargılanmıştır. Bu yargılamaların en önemli sonuçlarından birisi DP lideri Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun idamlarıdır.

MBK, orduda bozulan hiyerarşiyi düzeltme ve askerler üzerinde otoritesini meşrulaştırmak için 235 general ve amiral ile 5000’e yakın subayı silahlı kuvvetlerden tasfiye etmiştir. MBK ayrıca 147 öğretim üyesini üniversitelerden atmıştır. Bu olay 147’ler olayı olarak bilinir. Bu kişilere, 28 Mart 1962’de çıkarılan yasa ile üniversiteye dönme imkânı sağlanmıştır. MBK ayrıca iktidarı sivillere bırakma taraftarı olmayan radikal 14 üyesini de (aralarında Alparslan Türkeş de vardır) çeşitli görevlerle yurtdışına sürmüştür.

Yine bu dönemde 13 Aralık 1963 tarihinde Kurucu Meclis (KM) kurulmuştur. Bu meclis, MBK ile Temsilciler Meclisi’nden oluşmaktaydı. MBK’nın devlet yönetiminde kadro ve tecrübe sahibi olmaması, askerlerin en kısa süre içinde yönetimi siyasilere devretmelerini zorunlu kılmaktaydı. Bu nedenle askerler, bu meclis ile seçimlere kadar yeni bir anayasa ve seçim yasası hazırlanmasını istiyorlardı. Böylece 6 Ocak 1961’de KM çalışmalarına başlamıştır. İçişleri Bakanı’nın yayınladığı 12 Ocak 1961 tarihli tebliğle beraber kısmen de olsa siyasi partiler üzerindeki yasak kalkmıştır. 13 Şubat’a kadar 13 yeni parti kurulmuştur. Bu süreçte kurulan partilere bakıldığında, toplumu dönüştürme amacını güden, sınıfsal bir ideolojik bakışa sahip olan tek parti 13 Şubat 1961’de kurulan Türkiye İşçi Partisi’dir (TİP).

Toplumsal dengeleri gözeterek hazırlanan ve MBK’nın onayından geçen 1961 Anayasası 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunulmuştur. Yeni Anayasa, % 61.49 Evet ve % 38.51 Hayır oyu ile kabul edilmiştir. 1961 Anayasası Cumhuriyet dönemindeki diğer anayasalara kıyasla özgürlükçü bir ortamın hazırlayıcısı olmuştur. Üniversitelere özerklik, işçilere grev hakkı gibi daha önce anayasada yer verilmeyen sosyal ve siyasal haklar bu anayasada yer almıştır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Hâkimler Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu gibi kurumlar bu anayasa ile getirilmiştir. Yine bu yeni anayasaya göre iki meclisli bir parlamento oluşturulmuştur. Bunlardan biri olan Millet Meclisi dört yılda bir nispi temsil esasına göre seçilen 450 milletvekilinden oluşmaktaydı. İkinci meclis olan Cumhuriyet Senatosu ise üçte biri iki yılda bir yenilenen ve altı yılda bir salt çoğunluk esasına göre seçilen 150 senatörden oluşmaktaydı. Bu meclis yapısı 1980 Askeri Darbesi’ne kadar devam etmiştir. 1980’de Cumhuriyet Senatosu kaldırılmış ve tekrar tek meclisli yapıya dönülmüştür.

1961 Seçimleri ve İnönü Koalisyonları Dönemi

15 Ekim 1961’de yapılan genel seçimlerden sonra yeni meclis toplanmış, hükümet oluşmuş ve yeni cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cemal Gürsel cumhurbaşkanı seçilirken, genel seçimler sonucunda CHP-AP işbirliğiyle 20 Kasım 1961’de I. İnönü koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu koalisyon istikrarı sağlayamamış, özellikle de siyasi aflar konusundaki anlaşmazlıklar koalisyonun 31 Mayıs 1962’de yıkılmasına neden olmuştur.

II. İnönü koalisyon hükümeti ilkinden pek farklı olmamıştır. CHP-YTP-CKMP koalisyonu da sonunda 2 Aralık 1963 tarihinde son bulmuştur. 25 Aralık 1963’te işbaşına gelen III. İnönü hükümeti de ilk ikisinden farklı değildi. Kıbrıs bunalımının etkisiyle kurulan bu koalisyon, neredeyse tüm zamanını Kıbrıs eksenli dış olaylarla uğraşmakla geçirmiştir.

AP’nin İkinci Kongresi ve Demirelli Yılların Başlangıcı (1965 Seçimleri)

Adalet Partisi yeni genel başkanını seçmek üzere 27-29 Kasım 1964’te II. Büyük Kongresi’ni yapmıştır. Bu kongrede Süleyman Demirel AP Genel Başkanı seçilmiştir.

10 Ekim 1965 genel seçimlerinde oyunu artıran tek parti AP olmuş ve hükümeti tek başına kurabilecek çoğunluğu elde etmiştir. 1965-1971 yılları arasındaki dönem, AP için bir taraftan ordunun gözünde DP’nin devamı olarak görünmekten rahatsızlık duyduğu, rejimle uzlaşmak istediği, diğer taraftan da tabanına DP’nin takipçisi olduğunu anlatmak için çaba sarf ettiği bir dönem olmuştur.

Seçimler sadece AP açısından değil, CHP ve özellikle TİP açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Dönemin koşulları içinde Türkiye’nin gerçek anlamda sol ve sosyalist bir partisi olan TİP’in parlamentoya girmesi, Türkiye’nin o zamana kadar tartışmakta güçlük çektiği birçok konunun tartışmaya açılmasını sağlamıştır. 1965 seçimleri aynı zamanda CHP’nin yenilgisinin seçimlerden hemen önce ortaya atılan “ortanın solu” söylemine bağlanması sonucunu doğurmuştur. Parti içinde yaşanan ciddi tartışmalar CHP içerisinden yeni bir partinin çıkmasına kadar varmıştır.

1966 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Yeni kurulan rejimle uzlaşmayı siyasal stratejisinin odağına koyan Demirel, ordu ile ilişkileri rayına oturtabilecek birinin cumhurbaşkanı seçilmesini istemiştir. Demirel’e göre bunu sağlayabilecek en uygun aday Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’dır. Sunay, her ne kadar Silahlı Kuvvetler Birliği adlı yarı askeri yapılanmanın liderliğini yapmışsa da 1961 seçimlerinden sonra parlamentonun açılmasına engel olmak isteyenlere karşı çıkmıştır.

Yine 22 Şubat ve 21 Mayıs’ta Aydemir’in darbe girişimlerinde hükümetten yana tavır alması, AP’nin stratejisiyle birleştirilince cumhurbaşkanlığı için en uygun aday olarak görülmüştür. Neticede, 27 Mart 1966’da AP ve CHP’nin uzlaşmasıyla Cevdet Sunay 5. Cumhurbaşkanı olarak köşke çıkmıştır. Sunay kritik dönemlerde parlamenter rejimin yanında yer almış gözükse de, ordunun rejime egemen olma çabalarıyla arasına kesin bir çizgi çekmemiştir.

Yasaklanan Siyasi Haklar Meselesi

Siyasi aflar 1961 seçimlerinden sonra gündeme gelmiştir. 21 Ekim protokolü ile askerin siyasal affın karşısında olması nedeniyle CHP affa sıcak baktığı halde net bir tavır takınamamıştır. 1969 seçimlerinden önce sorun, mecliste gündeme taşınmıştır. Verilen önergeye meclis destek vermiş ve anayasa değişikliği meclisten geçmiştir. Böylece uzun zamandır siyasi gündemi meşgul eden bir sorun halledilmiştir.

Ortanın Solu ve CHP’de Yeni Dönem

Ortanın solu kavramı CHP’nin 1980’e kadar olan rotasını belirleyen ana hat olacaktır. CHP için ortanın solu, 1961 Anayasası’nın görece özgür ortamında aydınlar arasında sosyalist düşüncenin hızla tartışılmaya başlanması ve uluslararası sistemde ortaya çıkan yumuşamanın etkisiyle belirginleşen bir kimlik arayışını ifade etmektedir. 1965 seçimlerinden hemen önce ortaya konmaya çalışılan ortanın solu politikası, CHP’nin sadece çevresiyle olan bağlantısını kurarken değil, aynı zamanda parti içerisinde de tartışılmıştır. CHP içindeki “muhafazakar” kesim solun aşırılıklar barındırdığı iddiasıyla bu söyleme karşı çıkmıştır.

CHP’de Bölünme ve Güven Partisi

CHP içindeki ideolojik farklılıklar partide rahatsızlıkların artmasına neden olmuştur. 1965 seçimlerinde oy kayıpları yaşanması ve “ortanın solu” söyleminin yol açtığı tartışmalar bu rahatsızlıkların temel kaynaklarıdır. Seçimlerden sonraki kurultayda ortanın solu söylemini açıkça destekleyen Ecevit ve arkadaşlarının kurultaydan başarıyla çıkmaları, parti içindeki muhafazakâr kesimi yeni bir parti kurmaya yöneltmiştir.

Muhafazakâr kanattan 33 kişi Turhan Feyzioğlu öncülüğünde Mayıs 1967’de Güven Partisi’ni (GP) kurmuştur. 1969 seçimlerine CHP ve AP’ye muhalefet ederek giren GP 15 milletvekili kazanmıştır. GP’nin beklediği başarıya ulaşamaması, ortanın solu söylemi karşısında geliştirilen “muhafazakâr” eleştirilerin cılız kalmasına yol açmıştır.

Adalet Partisi’nin Bölünmesi ve Demokratik Parti

CHP içinde meydana gelen bölünmeye benzer bir bölünmeyi AP de yaşamıştır. 1969 seçimleri öncesi 72 milletvekilinin Demirel’e bir uyarı mektubu göndermesi, aslında 1964 Kasım’ında başlayan liderlik mücadelesindeki tartışmaların devamı niteliğindedir. Toplumdaki değişimlerin de partideki bu bölünme üzerinde etkili olduğu söylenebilir.

Parti içindeki muhalifler, Ferruh Bozbeyli öncülüğünde Aralık 1970’te kurulan Demokratik Parti’ye (DP) geçmişlerdir. Her ne kadar, sistemli bir muhalefet hareketi ortaya koyamasa da DP, 12 Mart 1971 Muhtırası’na giden süreçte Demirel’i zor duruma sokmuş ve politikalarının parti içinde sorgulanmasına yol açmıştır.

Türkiye Birlik Partisi (TBP)

Alevilerin ilk siyasal deneyimi olan TBP, 17 Ekim 1966’da Cemal Özbey önderliğinde kurulmuştur. TBP’nin tüzük ve programlarında Kemalizm’e güçlü göndermeler bulunmaktadır. Mesela, Kemalizm’in devletçilik anlayışını tamamen benimsemiştir. Devrimcilik, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık ilkelerine vurgular, CHP’nin vurgularıyla benzerlik taşımaktadır. Bununla birlikte, esas farklılık, laiklik konusunda ortaya çıkmaktadır.

Kemalizm’in laiklik anlayışını teorik olarak kabul etseler de, uygulanışına karşı çıkmışlardır. Aleviler, devletin sadece Sünniliğin Hanefi mezhebini muhatap almasını, onu temel referans kaynağı olarak kabul etmesini ve sadece dinin belirli bir yorumunun Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmesini kabul etmemektedirler.

TBP, 1960 seçimlerinde Amasya, Tokat, Malatya ve Sivas gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu yerlerden toplam 8 milletvekili çıkarmasına rağmen, ülkenin Alevi nüfusu dikkate alındığında çok da başarılı olamamıştır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, aynı dönemde sosyalist hareketlerin güçlenmesi ve Aleviliğin 1960’lı yıllarda solla kurduğu güçlü ve yakın ilişkidir.

1969 Genel Seçimleri ve 12 Mart’a Giden Süreç

1965 seçimlerine göre oy kaybı yaşamasına rağmen, 12 Ekim 1969 seçimleri, AP’nin zaferiyle sona ermiştir.

Öğrenci ve işçi eylemleri seçimlerden önce olduğu gibi, seçimlerden sonra da siyasal gündemi meşgul etmeye devam etmiştir. İşçi ve öğrenci eylemlerinin şiddet olaylarına dönüşmesi, 1969 seçimlerinin yarattığı siyasal ortamın aydın kesimde yarattığı umutsuzluk, 12 Mart Muhtırası’na giden sürecin hazırlayıcıları olmuştur.

Üniversitelerdeki süresiz işgaller ve işyeri grevlerinin sokak karışıklıklarına dönüşmesi ve hükümetin bunları kontrol altına alamaması sorunu derinleştirmiştir.

Başbakan Demirel gelinen noktada, hükümetin taşıdığı kaygıları, ordunun hükümet karşısındaki rahatsızlığının müdahaleye dönüşmesini engelleyecek tek kişi olarak gördüğü Cumhurbaşkanı Sunay ile paylaşmıştır. Bu şartlar altında ordu, 12 Mart 1971 tarihinde bir muhtıra yayımlayarak anayasanın öngördüğü reformları yapabilecek güçlü ve itibarlı bir hükümetin kurulmasını istemiştir.