Ünite 5: İletişimde Kalite

İnsanlar ya da toplumlar arasında düşünce ve duyguların aktarılmasına iletişim adı verilir. İletişim duyguların, davranışların, düşüncelerin açıklanması ve anlaşılmasında en büyük etken olan bir araçtır. İletişim, anlamlarında uzlaşılmış simge ve semboller aracılığıyla; bilgi, duygu ve düşüncelerin biriktirilip aktarılmasının ve paylaşılmasının hem ortak hem de değişik zaman ve mekan boyutlarında gerçekleştirilmesidir.

İletişimde Benmerkezciliğin Etkisi

Çocuklar “egosantrik”tir, yani benmerkezcidir. Dünyayı ve çevrelerini sadece kendi bakış açılarından görürler. Başkalarının, olayları farklı açılardan gördüklerinden ve farklı algıladıklarından habersizdirler. Bu durum beraberinde iletişim kalitesini de etkilemektedir. Bakış açısı, herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.

Benmerkezcilik, başkasının görüşlerini ve bakış açılarını anlamada yetersiz olma, kendi gördüğü ve düşündüğü şeyleri herkesin gördüğünü zannetmektir. Ne başkasının ne de kendi bakış açılarının sınırlı olduğunun farkındadırlar. İnsanlar bu konuda eğitilirlerse ancak o zaman benmerkezci düşünme biçimlerinin farkına varabilirler. Benmerkezcilik, bireylerarası ilişkilerde olayları bir başkasının görüş açısından görememektedir. Benmerkezci davranışa sahip bir kişi, karşısındaki bir kişinin bir nesneye, bir olaya kendi bulunduğu konumdan farklı bir noktadan bakabileceğini, farklı bakış açılarının, farklı algısal ve fikirsel sonuçları olabileceğini düşünmez. Ayrıca dikkatli odaklanmanın bir çeşididir. Kendi bakış açılarına o kadar çok odaklanmışlardır ki aynı anda bir başkasının bakış açısını anlayamazlar.

Bazıları benmerkezcilikle bencilliği karıştırsa da, farklı ama ilişkili iki kavram olduğu görülür. Bencillik; her olayda, her işlemde kendi menfaatini düşünme ve her işten çıkar sağlama düşüncesidir. Benmerkezcilik ise dünyayı “ben”e dayanarak algılamaya ve yorumlamaya karşılık gelir. 2-7 yaşları arasındaki evrelerde kazanıldığı söylenmektedir. Bireyin erişkin olmaya başlaması ile birlikte ruhsal bozukluk ya da bir davranış bozukluğuna dönüşmektedir.

Sağlıklı ilişkiler kurmak ve sürdürmek için, öncelikle her bireyin farklı algıları, düşünceleri ve istekleri olduğunun farkında olmalıyız. Bu biçimde bir yaklaşım sergilemek ilişkimizin ve iletişimimizin sağlıklı ve kaliteli olmasına zemin hazırlar. Benmerkezcilikten kurtulmak ve sağlıklı ilişkiler yaşamak için empati kurmak gerçekten de çok önemlidir. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz :

  • Birinci öge, empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olayları onun bakış açısıyla bakmalıdır.
  • İkinci öge, empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir.
  • Üçüncü öge ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır.

İnsan topluluğu ve davranışları ile ilgili her dalın iletişimle ilgilenmesi gerekmektedir. İletişimin gerçekleşmesinde empati en temel eylem olmalıdır. Anlamak, düşünmek, etkin bir dinleyici olmak gerekir. Bizden farklı değer yargıları ve inançları olduğunu bilmek ve bunu kabul etmek gerekir. Empatik anlayışımızın gelişmesi için benmerkezcilikten uzak durmak gereklidir. Empatik iletişim içinde olan bir birey demokratik tutum ve davranış sergileyen bireydir. Bireylerin birbirini anlama ve iletişimden kaynaklanan sorunlarını çözümünde en temel etkidir. “Benmerkezcilik” ve “empatik anlayış” birbiriyle bağdaşmaz. Empatik iletişim kurabilmek ve sağlıklı ilişkiler gerçekleştirebilmek için benmerkezcilikten uzaklaşmak gerekir.

Benmerkezcilik kavramı ile ilgilenen bütün araştırmacılar empati kurmada benmerkezci davranıştan uzaklaşmanın önemini vurgular.

Yüzü size dönük olan bir kişi de kendi solunu kastederek “soldan ikinci sokak” derse; siz onun sizin solunuzu kastettiğini zannederek ters yöne gidebilirsiniz. Bu durumda yol gösteren kişinin benmerkezci davrandığını, algısal açıdan sizin perspektifinizi anlamadığını düşünebilirsiniz.

Bizim çok önemsemediğimiz bir olaya karşımızdaki kişinin çok üzüldüğünü ya da çok sevindiğini görüp bu durumu yargılarsak, bu kez de duygusal açıdan benmerkezci davranmış oluruz.

Günlük yaşamdaki kişilerarası iletişimlerde, algısal, bilişsel ya da duygusal açıdan benmerkezci davrandığımızda, çevremizdeki insanlarla sıcak ve samimi ilişkiler kuramamanın yanı sıra, bir takım iletişim çatışmalarına da yol açabiliriz.

Mizaç farklılıklarından ya da dile getirilmeyen kişisel gündemlerden dolayı yaşanan iletişim sorunlarını iletişim teknikleriyle çözmek mümkün değildir. Diğer bir değişle, anlaşmak için bireyler;

  • Anlaşma niyetine sahip olmalıdırlar.
  • İletişim tekniklerini bilmelidirler.
  • Gayret göstermelidirler.

Eğer anlaşmaya niyetiniz yoksa, hiçbir iletişim tekniği anlaşmanızı sağlayamaz. Anlaşma niyetinde olmak ise, benmerkezciliği bir kenara bırakmak ve karşımızdaki kişiyi farklı olduğunu bilinciyle yaklaşmak ve onun farklılığına saygı göstermekle alakalı bir durumdur.

Hiçbirimizin kendimizden farklı düşünen, inanan ve farklı kültüre sahip olan insanları küçümseme hakkı yoktur. Bu farklılık bir ayrışma sebebi değil, bilakis bir kültür zenginliği olarak algılanmalıdır. Yaşam biçimlerine negatif olumsuz bir yaklaşım içinde olursak aynı davranış ile karşı karşıya kalacağız demektir ve burada bir fikir ve inanç tartışması kaçınılmaz olur. Saygısızlık, iletişim kanalları ve diyalogun önündeki en büyük engeldir. Kaliteli iletişimler ve ilişkiler yaşamak istiyorsak farklılıklarla bir arada yaşayabilmeyi ve farklılıklara saygı göstermeyi bir alışkanlık haline getirmeliyiz.

Yapıcı ilişkiler, her bireyin birbirinin farklılığını kabul etmesini, hatta teşvik etmesini gerektirir. Farklılık ve çeşitlilik sinerji getirir. İlişkilerimizde anlaşmayı sağlayacak nitelikte kaliteli bir iletişim gerçekleştirmek istiyorsak hem farklılıklara saygı göstermek hem de doğru iletişim benlikleriyle hareket etmek durumundayız.

İletişim Benlikleri

Kişinin sahip olduğu tüm zihinsel yapının ve dış özelliklerinin bir bütünüdür. Kişinin sahip olduğu düşünce yapısı, benliğini değerlendirebilmesini ve kendiyle ilgili gerek fiziksel özellikler gerekse de davranış yapısıyla ilgili iyi ya da kötü bir sonuca varmasıdır. Benlik saygısı olarak tanımlanan bu durumsa, basit olarak kişinin hayatını şekillendiren davranış ve fiziksel özelliklerini beğenip beğenmemesidir.

Kişinin benlik saygısı düşükse, kendini değersiz görür ve hayatının gidişatını beğenmez. Kişi şayet kendini sevmeye ve sevilmeye layık görüyorsa, benlik yapısı olumlu yönde gelişerek sosyal hayatında kurduğu bağlantıların da daha güçlü hale gelmesini sağlar. Bu aşamada benlik saygısının şekillendiği çocukluk yıllarında, ebeveynlerin çocuk üzerindeki davranışları muazzam önem kazanır. Toplumsal benlik, bireyin tüm davranış örüntülerini ve tecrübelerinin sonuçlarını içerir.

Benlik, kendi kişiliğimize ilişkin kanılarımız ve kendi kendimizi görüş tarzımızdır. Kısaca benlik, bireyin özellikleri, yetenekleri, değer yargıları, amaç ve ideallerine ilişkin kanılarının dinamik bir örüntüsüdür.

Bireyin kendi fizyolojik, psişik ve sosyo-psişik özellikleri ile tüm yetenekleri hakkındaki kanıları, genel olarak “gerçek benlik” olarak adlandırılır. Kişinin değerleri algılama biçimi ile yaşamına yön veren hedef ve idealleri üzerindeki kanıları da ”ideal benlik” tir. İnsanın çocukluktan başlayarak, tüm yaşam boyu, çevresinde bulunan kişilerle kurduğu ilişkiler, iletişim ve etkileşim, bir yandan bireyin toplumsallaşmasını, öte yandan kendi benliğini tanımasını sağlar. Benliğin insan yaşamındaki görevi ise şunlardır:

  • İçgüdülerden ve dürtülerden kaynaklanan güdüleri engellemek, denetlemek, düzenlemek
  • Çevredeki nesne ve kişilerle bağlantı kurmak
  • Gerçeği tanımak, denemek, anlamak
  • Gerçeğe uyum sağlamak
  • Çevreden gelen uyarıları sınırlamak, sıralamak, zamanlamak
  • Algılamak, saklamak, hatırlamak, düşünmek, karşılaştırmak, çıkarımlar yapmak, yargıya varmak
  • Kavramları birleştirmek ve bütünleştirmek
  • Kişinin karşılaştığı engelleri aşabilecek güçleri toplamak
  • Geleceğe ilişkin beklenti ve amaçlar saptamak
  • Kişiliği kaygıdan kurtaran savunma düzenlerini kullanmak

Bireyler, davranışlarında neyin doğru, neyin doğru neyin yanlış olduğunun çevrelerinden gelen iletiler aracılığı ile öğrenirler. Dolayısıyla, bireyin benlik gelişiminin ortaya çıkışında iletişimin büyük bir katkısı olduğu ortadadır. Birey öncelikle aileden aldığı iletiler ve davranış biçimlerini benimser. Bu davranış biçimlerini kendi içerisinde yorumlayarak benlik oluşumunu tamamlar.

Eric Barne tarafından ortaya atılmış olan Transaksiyonel analize göre, insanın kişiliği üç bölümden oluşur. Bunlar ana baba (ebeveyn), çocuk ve yetişkin benlik durumlarıdır. Bu benlik ya da kişisel rollerin özelliklerini şöyle açıklayabiliriz:

Ana Baba Benliği (Ebeveyn Benliği) : Yaşamın ilk yıllarında otorite figürlerinin davranışlarını, farklı durumlarda verdikleri tepkileri, çeşitli konulardaki düşünce ve tutumlarını izler ve kaydederiz. Yıllar sonra bu ego durumu aktif olduğunda, tıpkı çocukken izlediğimiz ve kaydettiğimiz bu otorite figürleri gibi hisseder, onlar gibi düşünür, onlar gibi konuşur ve onlar gibi tepkiler veririz.

Ana baba benliği, koruyucu ve yargılayıcı olmak üzere iki biçimde kendini gösterir. Koruyucu ana baba, karşısındaki kişiyi kaç yaşında ve toplumsal konumu ne olursa olsun onu korumaya, kollamaya yönelen bir benliktir. Eleştirici, yargılayıcı ana baba benliği ise toplumsal kuralları ve değerleri korumaya, bunlara uymayanları eleştirmeye ve gerektiğinde cezalandırmaya yönelik bir benliktir.

Toplumun kültür ve değerleri bu benlik aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır. Kuşaklar arasındaki çatışma olarak tanımladığımız sorunun daha çok bu tür ana babalarla gençler arasında yaşandığına tanık olmaktayız.

Bu benlik durumunu öne çıkartan kişiler için başkaları çok önemlidir. Onlar için kendi düşünceleri değil, yaşadıkları toplumun değerleri ve bu değerlerin temsilciliğini ve denetimini üstlenen kişiler önemlidir.

Ana baba benliğine sahip kişiler iletişimlerinde ağırlıklı olarak şu ifadelere yer vererek konuşurlar :

  • Olmamış !
  • Böyle yap !
  • Merak etme ben hallederim !
  • Olmaz öyle şey !

Çocuk Benliği : Çocukluk döneminde yaşananlar ve bu yaşantılara eşlik etmiş olan duygu, düşünce ve davranışlar çocuk ego durumunu oluşturur. Çocuk benlik durumu “doğal çocuk” ve “uyarlanmış çocuk” diye iki bölümden oluşur. Doğal çocuk, kişiliğinin eğitilmemiş olarak kabul edilir. İçinden nasıl geliyorsa öyle davranır. Uyarılmış çocuk ise, doğal çocuğun az ya da çok eğitilmesiyle ortaya çıkar.

Çocukluk çağının içgüdüleriyle duygusal olarak tepki veren çocuk benliği, doğal, küçük profesör ve uyum sağlamış olmak üzere üç farklı şekilde karşımıza çıkar. Doğal çocuk ilkel, fevri, kontrolsüz ve yardım bekleyen yani “çocuk gibi çocuk” diyeceğimiz türden bir kişilik özelliği taşır. Bu çocuk, sevmediği kişilere “seni sevmiyorum” der. “İlle de bana bu oyuncağı alacaksın” diye tutturarak annesini çarşıda zor duruma düşürmekte bir sakınca görmez. Küçük profesör olarak adlandırılan çocuk benliği yaratıcı, sezgileri güçlü ve başkalarını kendi istekleri doğrultusunda idare edebilen bir benlik sergilerler. Örnek vermek gerekirse, bunlar anne ve babalarını birbirlerine düşürüp karşıdan kıs kıs gülen çocuklardır. Uyum sağlamış çocuk ise “Ne diyorsam onu yap” terbiye anlayışı ile büyütülmenin izlerini taşıdığından, suçluluk, isyan ya da itaat ve uzlaşma özellikleri gösterir. Bu çocuk benliğinde, otoriteye hemen hemen kayıtsız şartsız bir boyun eğme söz konusudur.

Ana baba ve çocuk ilişkisi adı üstünde çocukluk yaşlarında gerekli ve yararlı bir ilişkidir. Fakat insanların yetişkin yaşlarında hala bu ilişki biçimini sürdürmeye çalışmaları bu konuda ciddi bir takım sorunların varlığına işaret eder.

Çocuk benliğine sahip kişiler iletişimlerinde ağırlıklı olarak şu ifadelere yer vererek konuşurlar :

  • Bana ne !
  • Hemen !
  • Nasıl ?
  • İstiyorum !

Yetişkin Benliği : İnsanın akılcı ve mantıklı tarafıdır. Bu tutum sayesinde ne asi olur ne de uysal. Olay ve olgulara gerçekçi değerlendirmeler yaparak bakar. Ani çıkışlar yerine sık dokuyup ince elerler. Başkasının hatırı için karar vermez. Doğrusu neyse onu yapar. Yetişkin benlik gerçeği bulmak için sorular soran bir benliktir. Bencil bir davranış sergilemeyen, başkalarıyla birlikte işbirliği içinde sorunları çözmeye ya da durumu anlamaya çalışan yetkin benliğin cümleleri, “ben” örneğin, “yaptım, çözdüm, başardım” biçiminde birinci tekil değil “biz”, örneğin, “yaptık, çözdük, başardık” gibi birinci çoğul kişiyle kurulur.

Yetişkin benliğe sahip kişiler iletişimlerinde ağırlıklı olarak şu ifadelere yer vererek konuşurlar :

  • … olmalı.
  • Öyle mi ?
  • Beraber düşünelim

İletişimde Davranış Biçimleri

Bazı davranışlar, ilişkilerde uyumsuzluğa, memnuniyetsizliğe, hatta düşmanlığa sebep olurken; bazıları açık, uyumlu, yapıcı, sağlıklı ve saygılı ilişkiler geliştirmeye imkan sağlar.

  • Saldırgan davranış biçimi
  • Çekingen davranış biçimi
  • Güvenli davranış biçimi

Saldırgan Davranış Biçimi: İnsanoğlu, içgüdüsel olarak saldırganlığa sahiptir. İnsan hayvanlardan ayrı olarak söz ve tutumuyla da saldırgan olabilir. Saldırganlığı erteleyebilir, gizleyebilir. Kişinin eğitilmesi, bir bakıma yapısında var olan bu saldırganlığın yumuşatılması ve olumlu yollara aktarılması demektir. Beden gücünün, kavgada değil spor alanında yarışmaya araç olarak kullanılması, bu yararlı dönüşüme bir örnektir. Kişi, becerisi, yetenekleri ve zekasıyla toplumsal amaçlara yönelir. Bu durum içindeki saldırganlık eğilimini yüceltir. Beğenilme, başarı kazanma, yönetme, ortaya bir yapıt koyma, topluma yararlı olma gibi çabalar hep saldırgan gücün toplumsal kılığa bürünmüş görüntüleri olarak yorumlanabilir. Saldırgan davranış biçimine sahip olmak iletişim kalitesine olumsuz anlamda katkıda bulunmaktadır. Yalnızca kendisini düşünür ve daima kendini haklı görür. İletişimde saldırgan kişi diğer kişileri aşağılar, saygı göstermez, başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenmez. Kendisini üstün görür. İletişimde yüksek ses tonunu sıkça kullanır.

Çekingen Davranış Biçimi : Duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanır. Kendi içlerinde suçluluk ve öfke duygusu yaşarlar. Karşısındaki kişiye “ben önemli değilim, sen önemlisin” mesajını verir. Başkaları kendisi hakkında karar verir. İletişim esnasında alçak ses tonunu kullanır.

Güvenli Davranış Biçimi : Güven kişinin güç duygusundan kaynaklanır. İnsan ilişkilerinde bazıları önce kendini düşünse de, başkalarının haklarını ve duygularını her zaman hesaba katar. Güvenli davranışı benimsemiş kişi, bireylerarası iletişimlerinde kendisinin ve başkalarının haklarına saygılıdır.