ÜNİTE 2: İLETİŞİM ARAŞTIRMALARI

Giriş

İletişimin akademik araştırmalar konu olmaya başlaması yirminci yüzyılın başlarına denk gelir. Bu yüzyılda, gelişen teknoloji internet ve uydu teknolojileri ile tüm dünyayı içeren iletişim öğrencilerinden bahsedilmektedir. Bu bağlamda araştırmacıların kitle iletişimi ve medya konusunda akademik bilgilerinde artış eğilimi olduğunu da ifade edilebilir.

Medyayı Neden Çalışmalı ?

Medyanın insan ve toplumların etkileme ve yönlendirme gücü kabul edilen bir gerçekliktir. Bu durum medyayı üzerinde çalışılması gerekli olan bir konu olarak karşımıza çıkarır. Medya insanların toplumsal cinsiyet, yaş, medeni durum veya sosyo ekonomik konumuna bakmaksızın, tüm bunları yaparken sen ve herkesin yaşamında kaçınılmaz olarak var olan insanları iş yerleri veya özel Yaşam alanlarından dışsal dünyaya temas ettiren bir araç ve kurumdur.

Yeni iletişim teknolojileri ile insanlar zaman ve mekân kaynaklı sınırlardan kurtulmuşlardır. Yine sosyal medyanın önde gelen web sitelerinden olan Facebook ve Twitter gibi bazı sosyal ağlar politik eylemleri örgütlenmeden sosyalleşmeye varana kadar geniş bir alanda etkili oldukları için, üzerinde çalışılması gereken alanlar olarak değerlendirilir.

Birinci Dünya Savaşı döneminde propaganda aracı olarak basının gücü fark edildi bu güç kullanılarak kitlelerin istendik yönde davranmalarını sağlanabileceği kabul edildi Medya sadece Devleti yönetenlere değil muhalefet edenlere de kendilerini ifade etme ve birlikte harekete geçme fırsatı sunar. Mısır, Suriye ve Libya’da Arap devrimi olarak isimlendirilen halk hareketlerinin oluşmasında, sosyal paylaşım ağlarının aktif olarak insanların bir araya gelmesine yardımcı olduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla medya, güce sahip olan kesimlerin olduğu kadar bu gece erişmek isteyenlerin de hakim olmak istedikleri bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda medya günümüz toplumlarında ekonomik alanda toplumsal ve kültürel alana kadar toplumsal yaşamda önemli meselelere doğrudan bir aktör olarak katılan önemli bir güçtür.

Medya Gücü

Kitle iletişimi ilk çağ olarak da ifade edilen yirminci Yüzyıl boyunca iletişim bilimcileri yeni iletişim araçlarının gücü, sosyal bütünleşme veya dışlamadan medyanın yeri, halkın aydınlatılması bilgilendirilmesi veya manipüle edilmesinde medyanın rolü gibi konulara odaklanmışlardır. Bu konular değerlendirildiğinde başlangıçtan bugüne ele alınan temel konunun medyanın insanlar ve toplumlar etkileme yönlendirme ve manipülasyon potansiyeli olduğunu göstermektedir.

Medya çoğu toplumda kültürel bir kurum olarak değerlendirilir. Medyanın politik ve sosyo-kültürel yapı ve dinamiklerinin analizi kadar ekonomik boyutlarının da irdelenmesi gerekir çünkü medya, küresel ölçekte geçmişle oranla daha fazla tekelleşme ve ticarileşme eğilimindedir. Medyanın gücü söz konusu olduğunda sadece sosyo-politik dinamikler değil ekonomik boyutlarında yenilenmesinin gerektiği ifade edilebilir. Kitle iletişim araçlarının yanında medyanın gücüne bir örnek ise kamu yararına sundukları hizmetlerdir. Bu hizmetler siyasal alana dair bilgi ve haber sağlayarak halkı bilgilendirme, kamusal tartışma başlatma, kamusal alana ilişkin yeni fikirlerin ifadesi için alanlar ortaya çıkarma, halk adına siyasal aktörlere soru sorma, yolsuzluk gibi uygulamadaki aksaklıklardan halkı haberdar etme ve kamuoyu oluşmasına katkıda bulunmayı içerir. Dolayısıyla demokrasilerde medya gerekli önemli bir kurumdur. Bu kurumlara örnek olarak BBC verilebilir.

Medyanın her zaman kamu yararına sorumluluk üstlendiği de söylenemez. Hatta günümüzde ticari kaygıların daha baskın olduğu ifade edilebilir. Medya siyasi iktidarlar tarafından denetlemek istenen, kendi propagandalarının yapılmasını istenen bir güçtür. Bu yüzden politikacılar kamera karşısında iyi bir performans sergilemek için özel bir çaba sarf etmektedir. Özetle medyanın hak ve toplum siyasiler ve iktidardakiler ve bunların yanında ekonomik olarak önemli bir güç olduğu söylenebilir .

İletişim Araştırmalarının Gündeme Geliş Koşulları

İletişim araştırmaları değerlendirilirken gündeme geldiği dönemin tarihsel ve toplumsal koşullarını da bilmek önemlidir. Ulaşım araçları ve ulaşımdaki altyapıları iyileştirilmesi ile insanlar çalıştıkları yerlerden daha uzak mesafelerde de yaşamaya başladılar. İşte bu yeni toplumda, iletişim sistemleri ve insan ilişkileri yeni boyutlar kazanarak değişmeye başladı.

İletişim araştırmaları yirminci yüzyılın başlarında ilk kez Amerika’da sosyoloji, sosyal psikoloji ve psikoloji gibi temel sosyal bilim disiplinleri içerisinden yapılmıştır. Bu durum bir tesadüf olarak değerlendirilmemelidir. Bu dönem geniş halk topuklarını ilgilendiren önemli olayların yaşandığı bir dönemdi. Bu dönemde toplum bilinçli bir şekilde biçimlendirmek, denetimi altında tutulmak ve hatta manipüle edilmek istenmiştir. İşte bu dönemde radyo televizyon gibi yeni kitle iletişim araçları geliştirildiği gibi ilk yazılı iletişim örüntüleri de bilimsel olarak incelemeye başlamıştır. Yine Hitler dönemi Almanya’sındaki kitle hareketleri de kitle iletişiminin bilimsel bir ilgi alanı haline gelmesini sağlamıştır. Diğer bir önemli kitle hareketi ise Sosyalist Devrim’dir. Özellikle işçi ve askerlere yönelik propaganda faaliyetleri sosyalistler tarafından bir savaş ve mücadele yöntemi olarak tercih edilmiştir. Yine Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme çalışmalarında benzer bir tutum gösterilmiş, Takvimi Vekayi isimli gazetede modernleşme hareketinin halka anlatılması amaçlanmıştır.

Almanya’da ve Sovyet Rusya’da, sinema belirli ilkelerin yaygınlaştırılması için kullanılan kitle iletişim araçlarından biridir. Yine Sovyetler ile Amerika Birleşik Devletleri arasında özellikle 1945’ten sonra gelişen rekabette sinema ideolojik bir rol üstlenmiştir. Sinema yine propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Propaganda, çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkileme amaçlı olarak yapılan ikna çalışmalarıdır. Propaganda, tarafsız ve kamu yararına değil belli bir kişi veya grubun çıkarları doğrultusunda önceden tasarlanmış insanları etkilemeye yönelik iletişim faaliyetidir. Posterler, el ilanları, raporlar, bilim kisvesiyle piyasaya sürülen kitaplar, filmler ve benzeri şekillerde olabilir. Reklamlardan farklı olarak propagandanın kaynağı her zaman belli ve açık olmayabilir.

Stalin döneminde de tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi yüzbinlerce propagandacı ve kışkırtıcı yetiştirilmiştir bu geceki kitlelerin gücü üretime kaydırılmaya çalışılmıştır. İkinci Dünya savaşında da benzer bir yol izlenmiş siyasi otoritelerin kitleleri belli bir siyasi amaç doğrultusunda yönlendirme arzuları devam etmiştir.

1929 ekonomik krizi de iletişim araçlarındaki gelişmeler gibi iletişim araştırmalarına ivme kazandıran olaylardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu krizdeki ve işsizlik karşısındaki tutumu kitlesel müdahaleler geliştirmek şeklinde özetlenebilir. New Deal isimli kapsamlı bir program, ulusal Sınai Kalkınma Yasası, Tennesse Vadisi İdaresi kampanyası da bu kitlesel çalışmalara örnek olarak verilebilir.

İletişim konusu, yukarıda özelliklerini gösterme çalıştığımız bir dönemin, özel koşullarında gündeme gelmiştir. Bu dönemin en önemli önemli özelliklerinden birisi çok büyük kitlelerin savaşla başlaması, etkinlikleri ve bu kitlelerin siyasal otoritenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi ve yönetilmesi sorununun ortaya çıkmasıdır. Bu sorun iletişimle ilgili çalışmaların ilk döneminde propaganda konusunun önceliği almasına yol açmıştır. Belirtilmesi gereken bir başka önemli nokta ise iletişim konusunda çalışmaların hız kazandığı dönemde soğuk savaş adı verilen iki karşıt bloğun bulunmasıdır. Buna bağlı olarak mesele, öncelikle siyasi propaganda olayı olarak görülmüştür. Sosyalist bloğun ortadan kalkması ile birlikte meselenin ikna etme ve yönlendirme yönü göz ardı edilmiş, bilgi edinme ve bilgi aktarma boyutu irdelenmeye başlamıştır. Böylelikle iletişim sürecine dayanan bir kültür ya da toplum anlayışı ortaya çıkmış bu da iletişim olgusunun öncelikle bir teorik sorun ve demokratik toplumun başarısının bir ölçüsü haline gelmesine neden olmuştur.

İletişim Araştırmaları

Akademik ilginin kitle iletişim araçlarına yönelmesi bu alanın ilgilenmesinin çok da kolay olmadığını ortaya koymuştur. İletişim çalışmaları oldukça geniş bir alana yayılan çalışmaları kapsamaktadır. Hem makro hem de mikro bağlamda önemli konulara sahip bir alan olarak değerlendirilmektedir. Bu özellikleri bakımından iletişim araştırmaları hem çok geniş hem de kendine özgü bir çok yön bulunduran bir alandır.

İletişim Araştırmalarının Başlangıcı: Uyaran Tepki Modeli : 1940’lı yılların sonlarına kadar iletişim araştırmalarında egemen olan yaklaşım psikolojiden gelen uyaran tepki modelidir. Bu model toplumda bireylerin, medya mesajları karşısında savunmasız olacağı kabul eder. Bu yüzden iletişim araştırmalarına Sihirli Mermi Gümüş İğne Hipodermik Şırınga gibi etkileme potansiyeline ifade eden tanımlamalar kullanılmıştır. İletişim araştırmalarının başlangıç yıllarına tutum çalışmalarının damgasını vurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İletişim alanında hayata geçirilen propaganda ve reklamcılık konusunda ön plana çıkan çalışmalardaki görüşler model ve kuramlar algı ve tutum odaklıdır. Özellikle de 1950’li yıllara kadar yoğun bir biçimde etkisini hissettiren pozitivist araştırma geleneği doğrultusunda yapılan deneysel çalışmalar, tamamen yöntem olarak tutum ölçmeye odaklanırlar. Bu çalışmaların günümüzde de halen devam eden tutum ölçeği kullanma konusunda kuramsal ve yöntemsel katkıları olduğu söylenebilir.

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında İletişim Araştırmaları: Amerika birleşik devletleri ve Kanada’da, ikinci dünya savaşı sonrasında iletişim araştırmalarında önemli bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmalar iletişim araştırmalarının temelini oluşturmuştur özellikle işlevselci yaklaşım ve pozitivizm den etkilenmişlerdir. İşlevselci yaklaşım, yaklaşımın iletişimden ve kitle iletişimin den beklentisi, toplumda uyumu yükseltme, devamlılık sağlama ve toplumun normalleştirilmesidir. Amerika’da özellikle 1940 ve 1960 yılları arasında kalan dönemde ikna ve iletişim konulu çalışmalar söz konusudur. Bu araştırmalarda Lasswell isimli araştırmacı öne çıkmıştır. Bu alanda diğer bir sosyal bilimci ise Paul Lazersfeld’dir. Özellikle ordu ve üretici firmaların pazarı tanımaya, tüketicileri ve onların satın alma davranışlarını anlamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Ana damar iletişim çalışmalarında ikinci dönem olarak adlandırılan medyanın dolaylı ve sınırlı etkilere sahip olduğunuz süren 1940 ve 1950’lerden sonraki modellerde daha geniş bir sosyolojik teori vardır. Bu dönemde iletişim etkinliklerini düz ve doğrusal olarak ilerleyen bir durum değil etkileşime dayalı araştıran çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda suskunluk sarmalı, bilgi açığı, medyaya bağımlılık ve gündem belirleme şeklinde isimlendirilen modeller halen kullanılmaktadır .

Avrupa’da Eleştirel Medya Çalışmaları: Amerikalı araştırmacılar iletişimin merkezi konumda olması sebebi ile onu ilgi alanlarına alırken, Avrupalı sosyal bilimciler içerisinde zaman zaman kötümser görüşleri de barındıran şekilde araştırmalar yapmışlardır. Ancak ifade etmek gerekir ki Avrupa’da iletişim araştırmaları Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslandığında geç başlamıştır. Avrupa çalışmalarının özellikle 1960 sonrası döneme denk geldiği ifade edilebilir.

Eleştirel medya çalışmaları, ana damar iletişim araştırmasının davranışçı bakış açısının aksine medyada iletişim ve toplumsal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemeye odaklanır. Ana damar çalışmalarda liberal toplum modeline, eleştirel medya çalışmaları ise Marksist toplu modeline yaslanır. Dolayısıyla her iki araştırma geleneğinin medya ve iktidar hakkındaki sorularının altında liberal ve Marksist tutum modellerini kabul etme gibi epistemolojik ve metodolojik farklılıklar taşıdıkları görülür. Stuart Hall eleştirel medya çalışmaları ile ideolojik süreçleri nasıl işlerde mekanizmaları nelerdir ve bir toplumsal formasyonda ideolojik olanın ömür pratiklerle ilişkisini nasıl kavrarız sorularının gündemde olduğunu ifade eder. Ona göre bir toplumsal formasyonda ideolojik kertenin nasıl kavramsallaştırması gerektiği sorusuyla ilişkili olan ikinci soru daha yaygın bir teorik ve deneysel inceleme alanı bulmuştur.

Eleştirel paradigma içerisinde de teorik tartışmalar, ırk, cinsiyet, direniş gibi farklı eksenlerde sürdürülür. Ekonomi-politik medya kuruluşlarının ve medya ekonomilerinin politikaları eksenli çalışır. İktidar zenginlik mülkiyet ve denetim meseleleri ekonomi-politik çalışmaların temel odağıdır. Çağdaş kültürel çalışmalar merkezi özellikle yapısalcı Marksist bakış açısıyla bir gün bir bilimsel gelişmelerin ışığında ideoloji, dil ve özel sorunsalına, dinamik ve bütüncül yaklaşım geliştirir kültürel çalışmalar yaklaşımına göre anlamlandırma pratiği, hegemonya ve ideolojik birbiri ile ilgili üç tahakküm nosyonudur.

Kellner göre medya, kültür ve iletişim alanına teorilerin çok dar kalıplarda yaklaştıklarını öne sürer. Ona göre ekonomi politik mi, kültürel çalışmalar mı gibi sorular yanlış bir sınıflamadır. Kültürel çalışmaların disiplinler üstü kalmasını ve çözümlemelerinin de ekonomik politik ve izleyici boyutunu da içerecek tarzda genişletilmesini interdisipliner bir yapılanma geliştirilmesini önerir. Medya analizlerinde feminist perspektifin bir açılım sağladığını kabul ederken medya metinlerinin salt yönetici sınıfların ideolojisini taşıyan örnekler olarak değil, toplumsal cinsiyet, ırk, etnisite gibi pek çok alanın temsilcisine ve bu temsillerin hangisinin önemine işaret eder.