Ünite 7: İkinci Yeni Şiiri

1950’li yılların Poetik Ortamı ve İkinci Yeni’nin Ortaya Çıkışı

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli olaylarından birisi olarak kabul edilen İkinci Yeni, adından başlayarak pek çok yönüyle en çok tartışılan, tanımlanmaya, anlaşılmaya çalışılan bir edebi harekettir. İkinci Yeni, öncelikle meselâ Garip (veya Birinci Yeni) gibi topluca ve belirli ilkeler etrafında birleşen şairlerin başlattıkları bir akım değildir. Bu şiir anlayışının ortaya çıktığı 1950’lerin ortalarına rastlar. Ortaya çıkış sebebi konusunda belirtilen birbirinden farklı görüşler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

  1. Dönemin sosyal ve siyasal ortamı
    • İnönü dönemi tek parti diktasının desteği
    • Demokrat Parti’nin baskıcı yönetimi
    • Demokrat Parti’nin yarattığı “para patlaması” ve bunun doğurduğu değerler değişmesi
  2. Genç şairlerin Garip akımına duyduğu tepki

İkinci Yeni Hareketinin Temsilcileri ve Şiirlerinin Ortak Özellikleri

İlk ve kesin belirtileri 1955-1956 yıllarında ortaya çıkmış, 1956-1958 yıllarında gelişip, hararetli tartışmalara konu olmuş ve 1960’dan sonar sessizliğe çekilmiş olduğu kabul edilen hareketin ömrünün 5-6 yıl sürdüğü belirtilmektedir. İkinci Yeni’nin öncüleri ve temsilcileri konusunda kaynaklarda pek çok ad sayılır. Bu konuda hareketi temsil ettiği kabul edilen şairler arasında da bir görüş birliği yoktur. İkinci Yeni’nin temsilcileri olarak adı geçen şairler şöyledir:

  • Oktay Rifat, Perçemli Sokak kitabı
  • Atilla İlhan
  • Melih Cevdet Anday, Metin Eloğlu, Behçet Necatigil ( Bu şairlerin 1950’lerin ilk yarısından itibaren çıkardıkları şiir kitaplarıyla Garip ile İkinci Yeni arasında geçiş sağladığı belirtilir.
  • Ece Ayhan ( İkinci Yeni’nin “parasız yatılılar” eliyle kurulduğunu ve Türk Edebiyatındaki ilk “sivil şiir” olduğunu söyler)
  • Sezai Karakoç ve Cemal Süreya

Bütün bu farkl› görüfller bir yana Cemal Süreya’n›n “Gül” (1954), “Güzelleme” (1954), “Üvercinka” (1955), Edip Cansever’in “Aşkın Radyoaktivitesi” (1955), “Yerçekimli Karanfil” (1956), İlhan Berk’in “Paul Klee’de Uyanmak” (1955), “Ağır Ot” (1956), Turgut Uyar’›n “Göğe Bakma Durağı” (1956), Sezai Karakoç’un “Balkon” (1957) gibi şiirlerinin bu hareketin öncüsü ürünler olduğu konusunda itiraz bulunmamaktadır.

İkinci Yeni Şiirinin Özellikleri

İkinci Yeni şiirinin özelliklerini şu şekilde maddeleştirmek mümkündür:

  1. Dil özerinde özel bir dikkatle durmuşlar ve dili bir iletişim aracı olarak değil, estetik bir nesne yaratımının malzemesi olarak görmüşlerdir. Buna bağlı olarak onların şiirlerinde;
    • Sözdizimsel sapmalar
    • Alışılmamış bağdaştırmalar
    • Düz mantığa aykırı ifadeler
  2. Anlamın öncelikli bir öğe olmaması, anlam varsa bile karartılmış, kapalı, fakat sezdirmelerle yakalanabilecek olması
  3. İmaja dayalı bir estetik anlayışının olması
  4. Diğer sanatlarla, özellikle resimle ilişki içinde olması
  5. Sürrealizmin otomatik yazı anlayışına benzer serbest çağrışımlara başvurması
  6. Garip’in “küçük adam”ından da önceki şairlerin kahraman/yarı-kahraman insanlarından da farklı olarak insan gerçeğinin trajedisini, bireyin toplum ve varlık içindeki sıkışmışlığını konu edinirler.

İkinci Yeni’nin Önde Gelen Temsilcileri ve Şiirlerinin Özellikleri

  • İlhan Berk: 1918-2008 yılları arasında yaşayan Berk ilk şiirlerini Manisa’da (1935) yayımladı.. İlk kitabı da aynı yıl, Manisa Halkevleri tarafından yayımlanan Güneşi Yakanların Selamı’dır. Berk’in 1935-55 yılları arasında yazdığı ve İstanbul Kitabı (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953), Köroğlu (1955) adl› kitaplarında topladığı şiirler, toplumcu anlayışla yazılmış ürünlerdir. Şair sonraki yıllarında bunları unutmak istediği kitaplar olarak niteler. 1958 yılında yayımladığı Galile Denizi’ndeki şiirleriyle birlikte İkinci Yeni ve modern dünya şiiri anlayışı ile yazmaya başladı. Berk Türk şiirinde en çok deneyci şairlerden birisi olarak tanınmıştır.
  • Turgut Uyar: 1927-1985 yılları arasında yaşayan Uyar “Yad” adlı ilk şiirini 1947 yılında Yedigün dergisinde yayımlayan Uyar, daha sonra Kaynak, Varlık, Yeditepe, Pazar Postası, Dost, Değilim, Türk Dili, Yeni Dergi, Papirüs, Oluşum gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Bir ara (1963- 65) 24 sayı çıkan Dönem dergisinin kurucuları arasında Yeni Türk şiirinin geçtiği evreleri Abdülhak Hâmid’den itibaren, her şairden bir şiir alarak incelediği yazılarını Bir Şiirden (1983) adıyla kitaplaştırdı. Ayr›ca, şiir üzerine yazdığı yazılar, söyleşiler ve soruşlturmalara verdiği cevaplar toplanarak Korkulu Ustalık (2009) ad›yla yayımlanmıştır.. İlk şiir kitabı Arz-ı Hal (1949) ve ikinci kitabı Türkiyem (1952) hece ölçüsü kalıplarını da kullanan, memleket edebiyatı şairlerini andırır biçimde Anadolu motiflerini işleyen denemelerdir. Üçüncü kitabı Dünyanın En Güzel Arabistanı’ndan (1959) başlayarak İkinci Yeni anlayışıyla yazdığı şiirleri Tütünler Islak (1962), Her Pazartesi (1968), Divan (1970), Toplandılar (1970), Kayayı Delen İncir (1981) ve toplu şiirleri olarak eklemelerle birlikte Büyük Saat (1984) adlı kitaplarında topladı. Dünyan›n En Güzel Arabistanı’ndaki şiirleri, özellikle “Akçaburgazlı Yekta” tiplemesini konu edinen şiirler, bireyin yalnızlığının, çelişkilerinin, uyumsuzluğunun çarpıcı imgelerle; iç monolog ve öyküleme anlatım tekniklerinin başarılı bir biçimde uygulanmasıyla büyük bir ilgi görmüş; bu şiirler dolayısıyla Uyar ve diğer ikinci Yeni şairleri “kaçaklıkla”, “küçük burjuva şiiri yazmakla” suçlanmışlardır.
  • Ömer Edip Cansever: 1928-1986 yılları arasında yaşayan Cansever Yerçekimli Karanfil (1957) kitabındaki şiirleriyle hem İkinci Yeni’nin öncüleri arasına girer hem de bundan sonra yazacağı ve Türk Edebiyatında kendisine özgü bir yer edineceği şiirlerin tohumunu atar. Bu şiirlerde varoluşçu bir eda ile bireyin yabancılaşması, bunalımları, doğa ve toplum içindeki çelişkileri ve cinsellik Cansever’in sonuna kadar sürdüreceği temalar olarak dikkati çeker. Şairin daha sonraki şiirlerinde öyküleme, dramatik anlatım teknikleri ile üslubunu genişlettiği görülür. Özellikle Ben Ruhi Bey Nasılım (1971), Bezik Oynayan Kadınlar (1982) adlı kitaplarında anlatım ustalığı ile birlikte bilinçaltı serpintilerin şiirleştirilmesi dikkati çeker. Şairin birçok şiirinde tarihsel ve özellikle mitolojiden gelen motifler çağrışım zenginliği sağlar.
  • Cemal Süreya: 1931-1990 yılları arasında yaşayan Süreya özellikle Pazar Postası dergisinde yayımlanana yazıları ile ve Üvercinka adlı ilk kitabındaki şiirleriyle dikkati çekti ve tartışma yarattı. Böylece İkinci Yeni hareketinin öncülerinden biri kabul edildi. Buna karşılık diğer İkinci Yeni şairlerinden farklı olarak onda anlama zaman tam olarak kapalı veya karanlık olmadı. Onun şiir gücünü şaşırtıcı metaforlardan, gerçeküstü imajlardan alır. Özellikle ilk kitabındaki şiirlerde Atilla İlhan duygusallığı ile Garip şiirinin zekaya dayalı yapısının özel bir sentez oluşturduğu belirtilmiştir. Onun şiirlerinde en çok dikkati çeken tematik unsur, ölüme, yalnızlığa, umutsuzluğa bir çare gibi sunduğu erotizmdir. Cemal Süreya, şiirlerinde lirizmle ironiyi, duyguyla zekayı, kelimenin anlatım güzüyle ses tınısından doğan çağrışım gücünü birleştirmeyi başarmış bir şairdir.
  • Ece Ayhan: 1931-2002 yılları arasında yaşayan Ayhan İkinci Yeni’nin dili şaşırtıcı ve anlamsızlığa varan bir kapalılıkla kullanmasıyla en çok dikkat çeken şairidir. İlk kitaplarından itibaren yoğun ve karanlık imajlar, bilinçli bir biçimde bozulmuş bir dil üzerinden verilir. Şairin dil karşısındaki tutumu ideolojikti; rejime karşı çıkış en başta onun verili dilini deformasyona uğratmakla kendisini gösterir. Onun bu tavrı Batı’daki letrizm akımının tutumuna benzetilmiştir. Şiirin bildiğimiz günlük anlamında gerçekle bir ilgisi, alış verişi olmadığını düşünen Ayhan, şiirini gerçeklikten ve doğal olgudan çok kültürel çağrışımlar ve bağlantılar üzerine kurar. Özellikle Devlet ve Tabiat Ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973), Yort Savul (1977) kitaplarında topladığı şiirlerle sevildi. Bu şiirler düzene muhalefeti, ironik ve zekice buluşlarla dile getirdi.
  • Ülkü Tamer: 1937’de doğan Tamer İkinci Yeni hareketine daha sonra katılmış olmakla birlikte hareketin öncülerinden kabul edilir. Tamer’in şiirleri başlangıçtan itibaren İngiliz ve Amerikan şairlerinin etkisi altında görülür. Özellikle çocuk duyarlılığını metinlere yansıtması onun şiirlerinin karakteristiklerinden birini sağlar. Çocuksu duyarlılıkla ironinin sağladığı anlatım özellikleri, dilin yalın imgelerin soyut özelliği ile birleşerek sağlam bir şiir yapısı oluştururlar. “Yazın Bittiği” başlıklı şiiri onun en başarılı metinlerinden birisidir.

Şu ana kadar anlatılanlardan görülüyor ki, Türk şiirinde kesin ve keskin bir dönemeç noktasını oluşturan, 1960 sonrasının Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Hilmi Yavuz gibi önde gelen şairlerinin şiirleri üzerinde olduğu gibi 1980’den sonraki şiirin oluşumunda da en önemli kaynak İkinci Yeni şiiri olmuştur. Bu şiirle birlikte dil ayrı bir önem kazanmış, hem söz dizimi hem de sözcüklerin değeri modern bir bakışla yeniden ele alınmış oldu. İmaj dilin nesneyle arasındaki mesafeyi kaldıran bir şiirsel araç biçimini aldı.

İkinci Yeni’den Diriliş Hareketi’ne: Metafizik Gerilimli Şiir ya da Sezai Karakoç

Başlangıçtaki birlikteliği ile şiirin yapısal sorunları karşısında özellikle ilk şiirlerinde benzer bir tutum içerisinde olduğu şairlerden; dünya görüşü, şiirlerinin özü ve tematik yönü bakımından ayrılan Sezai Karakoç, kendi şiirini farklı bir biçimde konumlandırmış ve geliştirmiştir. Bu farklılığın başta gelen ayrım noktası ise onun metafizik ve gelenek kavramlarıyla olumlu ilişkisinin diğerlerinde bulunmamasıdır. Onun ölüm ve yaşam arasındaki ince dengeyi hem evrensel olana hem metafizik olana taşıyan şiirleri aynı zamanda bir modernizm eleştirisi de içerir. Böylece onun şiirlerinin bütününe, kendi ifadelerinden ilhamla “metafizik gerilimli şiir” demek yerinde olur. Onun bu özelliğini, bu “varoluşu idrak farkı” Hızırla Kırk Saat (1967), Taha’nın Kitabı (1968), Gül Muştusu (1969) kitaplarıyla birlikte net bir ayrılığa dönüşmüştür. Bu şiirlerde şair, geniş kültürel çağrışımlarıyla metafizik eğilimler taşıyan diğer şairlerden farklı olarak metafizik algının dini bir duyarlılığa dayanması gerektiğine inanan Karakoç, bu inanışını da bir uygarlık düşüncesi üzerinden temellendirir.

2000 yılında Gündoğmadan adıyla bütün şiirlerini bir kitapta toplayan Karakoç’un şiirleri Batı modern şiirinin yapı özellikleriyle, geleneksel ifade ve imaj imkanlarını bir araya getiren ürünlerdir. Bireyin dünyadaki yeri konusunu varoluşçu yaklaşımla ele alan Karakoç’un şiirlerinde İkinci Yeni şairlerinde görülen umutsuzluk, bunalım gibi özellikler görülmez. Tam tersine topluma açılan duyarlılığın bir “diriliş” sevinci ve umudu taşıdığı gözlemlenir. Batı düşünce ve sanatından bilinçli bir biçimde incelediği anlaşılan T.S.Eliot, Kierkegaard, Claudel, Pound gibi isimlerle ilişkilendirilebilse de Cumhuriyet dönemi Türk Şiirinin “en yerli şairi “olarak kabul edilir. Kuran-ı Kerim, hadisler, başta Şeyh Galip olmak üzere divan edebiyatı birikimi, halk kültürünün ürünleri, menkıbeler modern bir duyarlılığın içerisinde eritilmiş ve kendisinin “diriliş” adını verdiği sanat ve düşünce akımı ortaya çıkmıştır. Kendisinden sonra etkilediği şairler ise şunlardır:

  • Cahit Zarifoğlu
  • Erdem Beyazıt
  • Ebubekir Eroğlu
  • Arif Ay