Ünite 5: İfa

İfa Kavramı

İfa borcun sona ermesini sağlar. Borcu sona erdirebilmek ya edim fiili ile ya edim sonucunun sağlanması ile kimi zaman da her ikisini birden gerçekleştirmekle mümkün olur.

Edim fiilinde bulunulması ile yetinilebilen hâllerde ifa için, bu amaçla fiillerde bulunmak gerekli ve yeterlidir. Kural olarak edim fiilleriyle borcun ifasında alacaklının katılımına gerek duyulmaz. Bununla birlikte, kimi durumlarda alacaklının da ifanın gerçekleşmesine fiilleriyle katılımının sağlanması gerekebilir.

Edim sonucunu borçlanma söz konusuysa ifa için, borçlanılmış olan sonuç ortaya çıkmış olmalıdır. Sonuç ortaya çıkmadan, sadece ifa yolunda fiillerde bulunmakla yetinilemez. Borçlanılmış olan edim sonucu bir fiilden ibaret olabileceği gibi bir hukuksal işlem yapma da olabilir. Bu anlamda, söz gelişi taşınmaz satışında, satıcı tescili talep adı verilen ve tek taraflı bir tasarruf işlemi niteliğindeki hukuksal işlemi yapmalıdır. Benzer biçimde taşınır satışında da ayni akit denilen bir tasarruf işlemi (bir hakka doğrudan doğruya etki eden onu kuran, değiştiren veya sona erdiren hukuki işlemlerin genel adı.) yapılması ile amaçlanan sonuca ulaşılabilir fakat bu kez yalnız borçlu satıcının yapması ile yetinilebilecek tek taraflı bir işlem değil, alacaklı alıcının da katılımını gerektiren ayni akit, iki taraflı bir tasarruf işlemi, bir tasarruf sözleşmesi görünümündedir.

Hem edim fiili hem de edim sonucu birlikte gerçekleşmeliyse yalnız edim fiili yeterli olmaz, edim sonucu da gerçekleştirilmiş olmalıdır. Eklenmelidir ki eser sözleşmesi bağlamında yüklenici, hem eseri meydana getirmek hem de bunu teslim etmekle yükümlüdür. Yine taşıma sözleşmesinde, taşıyıcı, taşımak amacıyla teslim aldığı eşyayı gönderme yerinden varma yerine değin taşımak, varma yerine “salimen” ulaştırmak ve alıcıya teslim etmekle yükümlüdür. Doğru ifa, doğru edimi (doğru konuda), yerinde (doğru yerde), zamanında (doğru zamanda) ve alacaklıya (doğru kişiye) ifa ederek borcu kapatma, sona erdirmedir.

Kişi Bakımında Doğru (Özellikle Doğru Kişiye İfa)

  • Borçlu tarafından ifa
  • Borcun borçlu dışındaki kişilerce ifası
  • Alacaklıya ifa

Borçlu Tarafından İfa: Borcu ifa edecek olan borçludur. Fakat bu, borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça veya kişisel olarak ifası zorunlu bir edim üstlenilmiş olmadıkça, uyulması zorunlu bir kural değildir (TBK 83). Bununla birlikte borç ilişkisinin ve üstlenilen borcun niteliği borcun bizzat borçlu tarafından yerine getirilmesini gerektirebilir. Kural olarak yapma veya yapmama edimlerinin üstlenildiği borç ilişkilerinde, borç bizzat borçlu tarafından ifa edilmelidir.

Söz gelişi hizmet, vekâlet ve eser sözleşmelerinde kural olarak borçlu bizzat ifayla yükümlü sayılmaktadır.

Borcun Borçlu Dışındaki Kişilerce İfası:

  1. İfa yardımcısı araçlığıyla ifada bulunma: Borçlunun yönetimi ve gözetimi altında hareket ederek borçlunun açık ya da örtülü rızasıyla borcun ifasına katılan kimseye ifa yardımcısı denmektedir.
  2. Üçüncü kişi tarafından ifa: Kaim kişi, borcu, borçlunun ifa yardımcısı sıfatı olmaksızın borçlu yerine ifa eden kimselere denilmektedir. Bunlar, alt vekil ya da alt yüklenici gibi asıl borçlunun borçlarını tamamen ya da kısmen ifa etmeyi başkasına bıraktığı durumlarda alacaklının muhatap alabileceği kişilerdir. Kaim kişi, yardımcı kişiden farklı olarak, esas itibarıyla, borcu kendi adına ifa eden kişidir; bu sebeple üçüncü kişi sayılır.

Alacaklıya İfa: Asıl olan borcun alacaklıya ifasıdır. Alacaklının ifayı kabule yetkili ifa yardımcısına ya da yetkili temsilcisine ifa da doğası gereği alacaklıya ifadır. Banka gibi kaim kişi de denilen alacaklının bağımsız yardımcılarına ifaya yetkili kılınmış olan borçlu, bu kişilere ifa ile borçtan kurtulur.

Zaman Bakımından Doğru İfa (Doğru Zamanda İfa)

İfa zamanı, borçlunun edim fiillerini ve/veya edim sonucunu gerçekleştirmekle yükümlü olduğu zaman dilimi ya da zaman noktasıdır.

Doğru zamanda ifa, her borcun muaccel olduğu zamanda ifası demektir. Muacceliyet, bir yandan, borçlunun borcu zaman bakımından gereği gibi ifa etmiş sayılması için en son tarihi ifade eder. Öte yandan muacceliyet, alacaklının borcun ifasını isteyebileceği en erken tarihtir.

İfa zamanı, süre değil, bir zaman noktası olarak kararlaştırılmış olabilir. Bu durumda vadeden söz edilir. Vade, kesin, belirli ya da belirsiz olabilir.

Yasa, taraflarca kararlaştırılmış ifa zamanıyla ilgili çeşitli yorum kuralları öngörmektedir (TBK 91-95).

  • Borcun ifası için gün olarak bir ayın başlangıcı, sonu ya da ortası belirlenmişse, sırasıyla ayın birinci, sonuncu ve on beşinci günü; gün yerine sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır (TBK 91).
  • İfa için kararlaştırılmış vade tarihi gün olarak belirlenmiş ise sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaz.
  • Vade tarihi hafta olarak kararlaştırılmışsa son haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan günü vade tarihidir.
  • İfa için, bir süre sonundaki vade tarihi ay olarak kararlaştırılmışsa son ayın sözleşmenin kurulduğu gününe denk düşen günüdür, Son ayın sözleşmenin kurulduğu gününe denk düşen günü yoksa ay sonu vade tarihidir.
  • Aksine anlaşma yok ve işin niteliği aksini gerektirmiyorsa borcun ifasının ve ifa önerisinin kabulünün alışılmış iş saatlerinde yapılması asıldır (TBK 94). Ayrıca, vade ya da sürenin sonu tatil gününe denk geldiyse kendiliğinden bu günü izleyen ilk tatil olmayan (mesai) güne uzar.

Yer Bakımında Doğru İfa (Doğru Yerde İfa)

İfa yeri, borçlunun edim fiillerini ve/veya edim sonucunu gerçekleştirmekle yükümlü olduğu yerdir. Borcun doğru ifa edilmiş sayılabilmesi, yerinde ifa edilmesine bağlıdır. Taraflarca, ifa yeri, sözleşmenin kuruluşunda belirlenmiş olabileceği gibi baştan belirlenmiş ifa yerinin sonradan değiştirilmesi de mümkündür.

İfa yeri taraflarca kararlaştırılmamış ve işin niteliğinden de anlaşılamıyorsa TBK 89’da öngörülen “yasal ifa yeri”nde ifa gerekir. Buna göre:

  • Para borcu, alacaklının ifa zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Bu açıdan, para borcu, alacaklının ayağına götürülecek borçtur.
  • Parça borcu, sözleşme kurulduğu sırada borcun konusunun bulunduğu yerde ifa edilir.
  • Diğer borçlar, borçlunun borç doğduğu andaki yerleşim yerinde ifa edilir. Bunlar, cins borçlar› ve iş görme (yapma) ya da yapmama edimleridir. Diğer borçlar alacaklı tarafından aranacak borçtur.

Ayrıca, TBK 89/II’ye göre “Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir.”

Konu Bakımından Doğru İfa (Doğru Konuda İfa)

Doğru ifanın konusunu tarafların kararlaştırdığı edim oluşturur. Kural, borçlunun sözleşmeyle kararlaştırılan edimi ifa etmesidir. O, sözleşmede kararlaştırılan vasıfta ve miktarda ifayı gerçekleştirmelidir.

  • Cins (çeşit) borcu, konusu, tarımsal ürünler, yığın (seri) üretimin çıktısı ürünler gibi cinsinin genel özellikleriyle belirlenen borçtur.
  • Parça borcu, konusu, bireysel özellikleriyle belirlenen borçtur.
  • Sınırlı cins borcu ise özü itibarıyla cins olmakla birlikte, o cinsten belirli özellikleriyle nispeten sınırlandırılmış edimleri konu edinir. Öğretide sınırlı cins borcunun da parça borcuna ilişkin hükümlere tabi tutulması görüşü yaygındır.

Özellikle Para Borçlarında İfa

Para borcunun ifası, kural olarak, ülke para birimi ile gerçekleştirilir. Para borçlarının, paranın değeri kaybolmadan ifa edilmesi önemlidir. Ne var ki bu her zaman mümkün olmaz. Bundan dolayı, sözleşmelerde paranın değerini koruma amacıyla çeşitli araçlara yer verilir. Bunlara değer koruma kayıtları denilmektedir. Bunlar altın kaydı, endeks kaydı, döviz kaydı olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Para borcu, ülke parasını konu edebileceği gibi yabancı para borcu olarak da karşımıza çıkabilir. Ayrıntılardaki farklar bir yana bırakılacak olursa hangi para biriminden borçlanılmış olursa olsun para borçlarının ifasında kural olan, ülke parası ile ifadır (TBK 99/I). Alacaklı da borçlunun doğru ifa koşullarında para borcunu ülke para birimiyle ifa girişimini kabulden kaçınamaz.

Yabancı para borçlanılmış ve aynen ödeme kaydı veya benzeri bir ifade yer almaktaysa borçlu, borcu kararlaştırılan yabancı para birimi ve tutarı ile ödemelidir (TBK 99).

Yabancı para borçlanılmışsa aynen ödeme kaydı veya benzeri bir ifade yer almadıkça ve borçlu temerrüde düşmüş olmadıkça, borçlu, seçimlik yetki sahibidir. O, yabancı para borcunu aynen ödeyebileceği gibi isterse borcu ödeme günündeki rayiç (kur) üzerinden ülke parasıyla da ödeyebilir (TBK 99/II).

Para borcu ister ülke parasıyla ister yabancı para olarak belirlenmiş olsun, ayrıca faiz söz konusu olabilir. Faiz, bir miktar paradan yoksun kalmanın karşılığı olarak tanımlanmaktadır.

Faiz, esas itibarıyla sözleşmeyle kararlaştırılır. Bununla birlikte, faiz istenebilecek bir sözleşmesel borçta faiz kaydı yoksa durumu bir ayırım çerçevesinde açıklamak gerekmektedir. Adi borç ilişkilerinde, taraflar sözleşmeyle anapara faizi kararlaştırmış değilse faiz istenemez (TBK 387/I). Buna karşılık ticari para borçlarında kural tersidir. Yani, bir ticari para borcu için taraflar arasında faiz kararlaştırılmış olmasa bile, anapara faizi istenebilir (TBK 387/II).

Tam İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerde İfa

Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, her iki taraf hem borçlu ve hem de alacaklıdır. Satış, mal değişimi (trampa), kira, hizmet, eser gibi sözleşmeler bu niteliktedir. Bu gibi sözleşmelerde her iki taraf da borçlu olduğu için kimin borcunu önce ifa edeceğinin belirlenmesi ön sorun oluşturmaktadır.

Sözleşme, işin niteliği, kanun ya da örf ve âdet ile önce ifa yükümlüsü belirlenmiş değilse aynı anda ifa kuraldır.

Sözleşme, işin niteliği, kanun ya da örf ve âdet gereği önce ifayla yükümlü olan belirli olabilir. Önce ifa yükümlüsü, borcunu ifa etmeden ya da ifayı teklif etmeden önce karşı taraftan borcun ifasını talep edemez. Taraflar arasındaki anlaşmayla kimin borcunu önce ifa edeceği belirlenmiş olabilir. İşin niteliği de taraflardan birinin borcunu diğerinden önce ifa etmesini gerektirebilir. Kanun da ifada sıralamayı düzenlemiş olabilmektedir. Örf âdet de ifada önce yükümlü olanı belirleyebilmektedir.

İfanın İspatı

İfa ve ifanın usulünce (doğru) gerçekleştiği, ispatlanması gereken bir olgudur. Bunu ispat yükü de borçluya düşmektedir. Hâl böyle olunca borçlu, yargıç önünde görülen bir uyuşmazlıkta ifada bulunduğunu ispatlayamazsa yargıç borcun ifasına karar verecektir.

  1. Makbuzla İspat: Borcun ifa edilmiş olduğunu gösteren ve alacaklı tarafından hazırlanarak borçluya verilen belgeye makbuz denilmektedir. Makbuz; ifa edilen borç, borcun ifa edildiği ve ifa miktarı (tam ya da kısmi), borçlunun kimliği ile ilgili açıklamaların yer aldığı ve alacaklının imzaladığı bir belgedir.
  2. Senetle İspat: Edim sonucunun borçlanıldığı hallerde ifa bir hukuksal işlem yapmayı gerektirmekteyse Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)”na göre alacağın değeri 2.500 Türk lirasını geçiyorsa (HMK 200/I) ya da alacak senede bağlanmış (HMK 201) ise bunun ifasının da senetle ispatlanması gerekmektedir.

Senetle ispat, öncelikle, senede bağlı borçlarda, alacaklının önceden borçludan aldığı borç senedini, ifa üzerine, borçluya geri vermesini gerektirir (TBK 103/I). Bunun için, borç, tüm kapsamıyla ifa edilmiş olmalıdır. Bu gerçekleşmişse borçlu ifayı, alacaklı tarafından geri verilen borç senedini istendiğinde göstererek ispatlar. Borç senedi herhangi bir çekince konmaksızın borçluya geri verilmişse borç tüm kapsamıyla sona ermiş sayılır (TBK 104/III). Unutulmasın ki alacaklı, borçlu istediği takdirde hem makbuz vermek ve hem de senedi geri vermek zorundadır.