Ünite 1: İdari Etkinliklerin Hukuki Çerçevesi

Giriş

İdare hukuku kamu hukukunun bir dalıdır ve bir statü hukukudur. İdare hukukuna ilişkin temel konular ve kavramlar ile idare hukukunun kapsamını belirleyen organik anlamda idareye tekabül eden idari teşkilatlanmaya ilişkin temel ilkelere idare hukukunun kaynakları olan başta Anayasa olmak üzere kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelerde yer verilmiş, yargı içtihatları ve öğreti tarafından da bu kavram ve temel ilkeler incelenmiştir.

İdare Hukukuna İlişkin Temel Kavramlar, İdare Hukukunun Özellikleri ve Kaynakları

İdare kavramının tanımı ve idarenin işlevi

En genel anlamıyla idari ve bireysel işlemler, amaç ve araçlar açısından birbirinden ayrılır. İdarenin amacı ve varlık sebebi kamu yararı, kullandığı araç ise kamu kudretinden kaynaklanan üstünlük ve ayrıcalıktır. Bireyler arasındaki ilişkiler eşitlik ilkesi üzerine inşa edilir ve onların iradelerinin uzlaşması sonucu oluşan sözleşmeler aracılığıyla hukuki anlam kazanır. İdarenin ise kamunun ortak çıkarlarını tatmin etmek ve bireylerce güdülen çıkarlara üstün gelen hukuki araç ve imkânlara sahip olması gerekir. İşte bu araçlar, kamu kudretinin üstünlükleri ve ayrıcalıklarıdır. İdare kavramı kamu hizmeti ve idari kolluk etkinlikleriyle kamu yararı ihtiyacının giderilmesini sağlayan hizmetlerin ve kişilerin (personelin) tamamını ifade eder.

İdarenin diğer devlet organlarının işlevlerinden ayrılması

Yasama, devletin hukuku ve özellikle de genel nitelik ve içerikteki hukuk kurallarının oluşumunu sağlar. Kanun koymak, parlamentonun yetkisine dâhil ve ulusal toplumun tamamını yönetme amacını gerçekleştirmeye yönelik genel kuralların oylanarak kabul edilmesidir.

Yargı, yasama organınca oluşturulan hukuk kurallarının birey, toplum ya da devlete ait birimlerce ihlali halinde, ortaya çıkabilecek hak kayıplarını gidermeye ve bireylerin uyuşmazlıklarını çözmeye yönelik işlevidir. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Bu yetkiyi kullanan hâkimler görevlerinde bağımsız olup, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Yargının kararlarının idarece yerine getirilmesi ve bu kararlara uygun davranılması ve işlem tesis edilmesi idare için anayasal bir zorunluluktur.

Hükümet etmek, devletin yüksek menfaatleri ve yönetimi ile toplumsal yaşamı düzenlemeyi esas alan temel kararların alınmasıdır. Yönetmek ise günlük anlam ve yaşamda toplumsal huzur ve barış ile kamu yararının tatminini sağlar.

İdare hukukunun özellikleri

İdare hukuku diğer hukuk dallarından bağımsız bir kamu hukuku dalıdır. Ayrıca idare hukuku XIX. yüzyılda ortaya çıkmış genç bir hukuk dalıdır. İdare hukukunun kuralları dağınık hâlde olup, bu kurallar derlenip, bir kanunda madde madde sayılmamıştır. İdare hukuku içtihadi (yargı kararlarına dayanan) bir hukuk dalıdır. İdare hukukunda kamu yararı özel yararlara üstün tutulduğu için, idarenin yaptığı tek taraflı ve icrailik özelliklerini taşıyan işlemlerinde de görüldüğü üzere idare özel hukuk kurallarının aksine, idare edilenlere karşı üstün durumdadır. Yabancı hukuk ve uygulamalardan kaynaklanan etkilemelerin soyutlanması yaptığı varsayılırsa, idare hukuku geniş bir ölçekte milli , hatta mahalli bir hukuk dalıdır. Anayasa hukuku ile idare hukuku arasında bir soyutluk-somutluk ilişkisi söz konusudur. İdare hukukunun konusu bu hukuk dalını diğer hukuk dallarına nazaran dinamik olmaya zorlamaktadır. İdarenin örgütlenmesi dâhil olmak üzere devletten beklenilen farklı ve teknik görevlerin sonucundan hareketle idare hukukunun disiplinler arası özelliği haiz olduğu kuşkusuzdur. İdari rejimi benimsemiş ülkelerde idari faaliyetlerden doğan uyuşmazlıkların idari yargı mercilerince çözümlenmesi esastır. Ülkemizde idari yargı; idare ve vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemesi ve Danıştay’dan oluşmaktadır.

İdare Hukukunun Kaynakları

Hukukun maddi kaynağı toplumdaki inançlar ve bunların uygulamaya yansıtılmasıdır. hukukun şekli kaynağı anayasa ve kanun örneğinde olduğu gibi içeriği hukuki nitelik taşıyan kuralların ve işlemlerin oluşum sürecine yollamada bulunmaktadır. Hukuk kurallarının başta anayasa olmak üzere kanun, CK gibi bir kısmı düzenlediği alanlar itibariyle uyulması zorunludur. Bu tür kaynağa bağlayıcı kaynak denir. Hukukun kaynaklarının bir kısmı da hukuki çözümlerin oluşturulmasında aydınlatıcı, yol gösterici, yönlendirici ve yardım edici bir işlevi yüklenmiştir. Bu tür kaynaklara da yardımcı kaynaklar denir. Yargı kararları =(içtihat) ve öğreti bu anlamda yardımcı kaynaktır. Normlar hiyerarşisi , hukuk sisteminde yer alan ve değişik isimler taşıyan yazılı hukuk kuralları arasında yukarıdan aşağıya doğru bir sıralamayı ifade eder bu sıralamada uyum ve uygunluk derecelendirmesi esası geçerlidir.

Asli kaynaklar

Bütün devletler bir anayasaya sahiptir. Anayasa devlet içinde iktidarın kurumsallaşmasını ve meşruiyetini, hangi organlarca ve hangi sınırlar içinde kullanılacağını, organlarla ilişkisini, fren ve denge mekanizmalarını ve bireylerin hak ve hürriyetlerini öngörür. Hukukun yaratıcısı devletlerin içerisinde bulundukları uluslararası toplumu düzenleyen ve devletlerin uyması gereken ilkelerin tamamı milletlerarası hukuku oluşturur. Kanun en genel anlamıyla konusu ve kapsamı ne olursa olsun Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nde öngörülen usullere uygun olarak yasama organı (TBMM) tarafından çıkarılan, CB’nin onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bir hukuki tasarruftur. Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir. Anayasa değişiklikleri ile anayasal ilkeleri ve kapsamı belirlenen CK marifetiyle CB’ye (yürütme organına) sosyal, siyasi ve idari alanda düzenleme yapma yetkisi tanımaktadır. İdare “normlar hiyerarşisi ilkesine” yani, üst hukuk normlarına uygun olmak şartıyla kendi görev alanına giren hususlarda düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Ancak CB ve idare hürriyeti bağlayıcı mahiyette yaptırımı öngören düzenleyici işlem tesis edemez. Ayrıca Anayasanın 73/3. maddesinin “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmüne uygun olarak kanunla düzenlenmemiş hususlarda mali yükümlülükler CK veya idare tarafından düzenleyici işlemlerle getirilemez. Nihayet, CB ve idare yapacağı düzenleyici işlemlerde düzenleme alanının niteliği, kanun önünde eşitlik, kazanılmış haklara saygı ve ölçülülük ilkesi gibi ilkeleri göz önünde bulundurmalıdır. İdarenin düzenleme yetkisi ifadesi Anayasada açıkça öngörülenlerle birlikte “ adsız düzenleyici işlemler ” olarak adlandırılan bütün objektif nitelikteki işlemlerini kapsayıcı nitelikte bir anlam taşır. Anayasanın 124. maddesine göre; “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Yönetmelik çıkarma yetkisini haiz her makam yönetmelikle ancak kendi görev alanıyla ilgili olarak düzenlemede bulunabilir. Anayasada öngörülen yönetmeliğin dışında değişik isimler altında (genelge, tebliğ, sirküler, koordinasyon kararları, prensip kararları, tamim, talimat, kararname vs.) düzenleyici işlemler yapılmaktadır. Diğer düzenleyici işlemi yapma yetkisi idare içerisinde kamu kudreti kullanabilen ve icrai nitelikte işlem tesis eden her makama tanınmıştır.

Yardımcı kaynaklar

İdare hukukunda yazılı kaynakların yanında uygulamalara yön gösterici mahiyette kaynaklar da mevcuttur. Bunlardan ilki yargı içtihatlarıdır. İçtihatların kural olarak bağlayıcılığı söz konusu olmamakla birlikte, konuyla ilgili içtihadı birleştirme kararları varsa, bunlar bağlayıcıdır. İkinci yardımcı kaynak örf adet hukukunun idare hukukundaki yansıması olan idari teamüllerdir. Öğreti (=doktrin), idare hukukunun tedvin edilmemiş, dağınık bir hukuk dalı olması dolayısıyla karşılaşılan hukuki sorunların tahlili ve çözümlenmesinde yardımcı nitelikteki kaynaklardandır.

Anayasanın İdareye İlişkin Temel İlkeleri ve Türk İdari Teşkilatı

İdarenin kanuniliği ve bütünlüğü ilkeleri

İdarenin bütünlüğü ilkesi çeşitli tüzel kişilerden oluşan kamu yönetimindeki kuruluşların bir uyum içinde var olmalarını ve işlevlerini yerine getirmeyi zorunlu kılar. İşte bu anlamda merkezi idare ile yerinden yönetim kuruluşları arasında bütünlüğün gerçekleştirilmesi için vesayet yetkisi, hem merkezi idarenin hem de yerinden yönetim kuruluşlarının kendi içerisinde bütünlüğü gerçekleştirmek için hiyerarşik yetkilerin varlığı kabul edilmiştir. İdarenin kuruluş ve görevlerinin kanun ve CK ile düzenlenmesi “ kanuni idare ilkesi ” olarak adlandırılır ve bu anlamda yasama organı ve Cumhurbaşkanlığının yetkili olduğunu belirtir. İdarenin kanuniliği idarenin işlem ve eylemlerinin kanuna veya CK’ye dayanması ve kanuna ya da CK’ye aykırı olmaması anlamına gelir.

Hiyerarşi kudreti ve hiyerarşik denetim: Merkezi idare ile ülke çapında bir örgüte sahip hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşlarının başkent ve taşra örgütlenmesi, yerel yönetimlerin çeşitli birimleri ve aynı tüzel kişilik içindeki birimler arasında kademeli şekilde astlık-üstlük ilişkisi oluşturacak hukuki bağa “ hiyerarşi (silsile-i meratip)” denilir. Aynı piramit içinde yer alan, aynı tüzel kişiliğin içinde tüzel kişiliğin temsilcilerinin kendileri ve işlemleri üzerinde bir metinde belirtilmesine gerek olmaksızın hukukilik ve yerindelik anlamında üstlerin kullandığı kamusal yetkiler, hiyerarşi kudreti dir.

Hiyerarşi yetkisi üstlerin kullanabileceği asli bir yetkidir ve kullanılması için ayrıca kanuni bir düzenlemenin bulunması gerekmez. Üstler ile astların aynı tüzel kişiliğe ait olması yeterli ve zorunludur. Hiyerarşiden kaynaklanan yetkiler esas itibariyle resen kullanılmakla birlikte, talep üzerine de kullanılabilir ve bu yetkilerin kullanılmasından vazgeçilemez, gerektiği durumlarda kullanılmaktan kaçınılamaz. Hiyerarşik yetki, kamu yararı ve hizmetin gerekleri amacı dışındaki bir amaçla kullanılamaz.

Hiyerarşi yoluyla, üst astların yürüttüğü kamu hizmetlerini yönlendirme ve yönetebilme imkânına sahip olur. Hiyerarşi yetkisi, üstlere astların mesleki kariyerinde atama, ilerleme, yer değiştirme, ödüllendirme ve disiplin hukuku anlamında cezalandırma yetkisini de kapsar. Bu yetki, doğal olarak aynı zamanda astın işlemlerinin hukukilik ve yerindelik açılarından değerlendirebilmeyi de içerir. Hiyerarşik üstler hiyerarşi kudretinden kaynaklanan yetkilerini hukuka uygunluk ve yerindeliği sağlamak amacıyla ayrıca belirli bir neden göstermeksizin astların işlemlerini değiştirme ve iptal edebilme şeklinde kullanabilirler. Emir ve talimat verme yetkisi yürütülen hizmete ilişkin emirler ve genelgeler yayınlanması suretiyle yöneldiği ilgililerinin tutum ve davranışlarının ne tür olması gerektiğinin gösterilmesi yoluyla kullanılmaktadır. Hiyerarşiden kaynaklanan iptal yetkisi, astın aldığı kararın üst tarafından hukuki olarak ortadan kaldırılmasıdır. Düzeltme ve değiştirme yetkisi, astın aldığı kararın aynı şartlar içerisinde ve iptal yetkisinin kullanılmasında olduğu gibi aynı gerekçelerle değiştirilebilmesidir. Astın yerine geçerek işlem tesis etme yetkisi, kural olarak hiyerarşik yetkililere tanınmış bir yetki olmayıp ancak özel bir yasal metinde öngörülme ve bağlı yetkinin söz konusu olduğu durumlarda kullanılabilir.

Hiyerarşi yetkisinin kullanılması bazı durumlarda söz konusu olmaz. Bu anlamda Anayasanın 138. maddesi gereğince hâkimler ve savcılar, Anayasanın 130/1. maddesi uyarınca da üniversite öğretim elemanlarının eğitim, öğretim ve bilimsel araştırma ve faaliyetleri, ifa ettikleri hizmetin doğası dolayısıyla da teknik uzmanların uzmanlığın gereği niteliğindeki mesleki bilgi, tecrübe ve faaliyetleri ile düzenleyici ve denetleyici kurulların alacakları karar ve tesis edecekleri işlemleri üzerinde hiyerarşi yetkisi kullanılamaz. Anayasanın 137. maddesine göre: “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.”

Hiyerarşik yetkileri kimlerin kullanabileceği, söz konusu yetkinin kullanıldığı idarenin örgüt şemasından hareketle belirlenir.

İdari vesayet: İdari vesayet, hiyerarşi ile birlikte idarenin bütünlüğünü sağlayan iki yöntemden biridir. Anayasanın 127/5. maddesinde bu husus; “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesine, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde idari vesayet yetkisine sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Vesayet yetkisi merkezi idare tarafından kullanılan istisnai bir yetki olup, bu yetkiyi kullanacak makamların yetkiyi tanıyan kanunda veya CK’de açıkça öngörülmesi gerekir. Vesayet yetkisi tanınan makamın bu yetkiyi bizzat kullanması gerekir.

Yerindelik denetimi ihtimalinde vesayet makamı yerinden yönetim idaresinin tutum ve davranışları üzerinde kendi görüşlerinin ön planda tutulmasını istemektedir. Hukukilik denetiminde ise merkezi idare yerinden yönetim idaresinden ancak hukuk kurallarının öncelikle dikkate alınmasını istemekte ve her halükârda hukuk kuralların saygı gösterilmesi zorunluluğunu yerinden yönetimlere empoze etmektedir.

Vesayet makamı hiçbir zaman vesayeti altındaki kuruluşlara emir veremez ve onların kararlarını değiştiremez. Vesayet makamının iptal, onaylama veya işlem tesis etme yetkilerine gelince; bunlar ancak yasal metinlerde açıkça öngörüldüğü durumlarda uygulanabilir. Aynı şekilde söz konusu metinlerde vesayete tâbi makamın işlemlerinin hukuka uygunluğu mu yoksa yerindeliğinin de mi denetleneceğinin belirtilmesi gerekir.

Kamu tüzel kişiliği

Hukukta hak sahibi olmak ve yükümlülük altına girmek yani dış dünyaya yansıyan iradesinin hukuki anlamda hüküm ve sonuç doğurduğu kabul edilenlere kişi denilir. İnsan topluluklarının ortak ve hukuki, meşru çıkarlarını savunmak ve sağlamak ile belirli bir malın belirli bir amacın gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik olarak tahsis edilmesi ve bu topluluk ya da mal varlığına kişilik tanınması, tüzel kişilik olarak adlandırılır. Tüzel kişilikler tâbi olacakları hukuki rejim açısından özel ve kamu hukuku tüzel kişilikleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. kamu hukukun- da ise tüzel kişiler gelmektedir. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu hukuku tüzel kişileri arasındaki temel ayrılık Anayasanın 123. maddesinde öngörülen “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur” hükmünden kaynaklanmaktadır. Kamu tüzel kişilikleri idare hukuku hükümlerine tâbidirler. Dolayısıyla idarenin varlık sebebi ve faaliyetlerinin sadece kamu yararın gerçekleştirme zorunluluğu, doğal olarak kamu tüzel kişiliklerinin de kamu yararı amacıyla kurulabileceği sonucunu doğurur. Bunlar kamu kudretinden kaynaklanan üstünlük ve ayrıcalıklarla donatılmışlardır. Kamu tüzel kişiliklerinin niteliklerine göre denetimi kendi içerisinden oluşturulan bir mekanizmayla ya da bir diğer devletin birimi veya yargısal yolla olabilir. Kamu tüzel kişilerinde istihdam edilen personel kural olarak kamu görevlisi ve memurdur, malları kamu malı sayılır ve bundan dolayı kamu mallarının tâbi olduğu hukuki rejime tâbi olur.

Türk idari teşkilatına ilişkin anayasada öngörülen ilkeler

Merkezden yönetim ilkesi: Hiyerarşi ilkesi çerçevesinde doğrudan yürütmeden kaynaklanan idari organların örgütlenmesi merkezi idare olarak adlandırılır. Merkezden yönetim şeklindeki idari teşkilatlanmada kararların tamamı devlet tüzel kişiliğinin adına ve onun bünyesinde alınır ve devlet ulusal nitelikli hizmetler ve mahalli nitelikte olmanın ötesinde sayılan hizmetlerin yürütülme ve yönetilmesinde tek başına yetkilidir. Türkiye’nin merkez teşkilatı; Cumhurbaşkanlığı teşkilatıdır. Ülkemizdeki merkezi idarenin taşra teşkilatı; il ve ilçe yönetimlerinden müteşekkil “mülki idari birimleri” ile birkaç ili içerisine alan “bölge yönetimleri”nden oluşur.

Merkeziyetçilik, karar almaya ilişkin yetkilerin tamamının hiyerarşik anlamda idarenin en başında bulunan kişilere tanınmasıdır. Bu kişiler başkentteki devlet otoritesini kullanmak üzere ihdas edilen kadroları işgal eden kişilerdir. Yetki genişliği ilkesi merkeziyetçiliği yumuşatma ve esneklik sağlama ve merkeziyetçiliğin uygulanması halinde ortaya çıkan uyumsuzluk ve sakıncaları asgari seviyeye indirmeyi amaçlar. Bir yönetim tekniği olarak yetki genişliği, bakanlıkların yetkilerinin bir bölümünü valilere devretmesi örneğindeki gibi, karar alma yetkisinin aynı tüzel kişilik içerisinde daha alt kademede yer alan bir makama transfer edilmesidir. İlke ülkemizde merkezi idarenin taşra teşkilatında anayasal bir zorunluluk olarak sadece il idaresinde uygulanmaktadır. Merkezden yönetimde;

  • Devlet yönetiminde birlik ve beraberliği sağlamada etkili olur.
  • Kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve kaliteli bir şekilde yürütülebilmesi için gerekli ihtisaslaşma ve yeterli ve gerekli kaynaklara sahip olma merkezi yönetim ilkesinin uygulandığı durumlarda daha rahat bir şekilde gerçekleştirilmektedir.
  • Kamu hizmetlerinin belirlenmesi ve gerçekleştirilmesinde yerel baskılardan uzak kalındığı için bu hizmetler daha rasyonel ve verimli bir şekilde yürütülebilir.
  • Özellikle ilkenin katı uygulaması bürokrasi ve kırtasiyeciliği artırır.
  • Merkezden yönetim ilkesi demokratik ilkelere uygun düşmez.
  • İlkenin uygulanması sırasında kamu hizmetlerinin belirlenmesi ve uygulamaya aktarılmasında siyasal etki ve baskılar önemli rol oynayabilir.
  • Merkezden yönetimin doğuracağı sakıncaları azaltmak amacıyla benimsenen yetki genişliği ilkesi gereğince bazı kararlar merkezi idarenin taşra teşkilatında alınsa da, mahalli amirler (yetkililer) sorumluluktan kurtulmak amacıyla veya bilgi ya da deneyim eksikliği dolayısıyla kendi yetkileri kapsamında karar alınıp çözüm üretilebilecek hususları dahi merkeze sorma alışkanlıklarını devam ettirebilirler.

Yerinden yönetim: Çağımızda yerine getirilmesi gereken ödevlerin ve tatmin edilmesi gereken ihtiyaçların artan çokluğu karşısında merkezi idare, ilk olarak coğrafi anlamda ikinci olarak da hizmetin niteliğinden hareketle yerinden yönetim kuruluşları lehine idari yetkilerinin belirli bölümlerini terk etmek zorunda kalmaktadır. Bu anlamda merkezi idare kendi personeli ile bizzat hareket etmek yerine tüzel kişiliği haiz, özerk idarelerin faaliyetlerini denetlemekle yetinmektedir. Bu idari yönetim tarzı “yerinden yönetim ilkesi” olarak adlandırılmaktadır.

Yetkilerin düşey düzlemde paylaşılması ilkesine göre coğrafik ölçüt üzerine oturtulmuş devlet tüzel kişiliğinin altında yer alan belirlenmiş tüzel kişiliklere yetki tanınması yer bakımından yerinden yönetim olarak adlandırılır. Belirlenen belli mahalde, bu mahalde oturanların işleri kendi temsilcileri niteliğindeki seçimle belirlenmiş kişilerce yürütülür, yerine getirilir. Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşlarında ise, mahalli idarelerden farklı olarak dikey anlamda bir yetki paylaşımı söz konusudur ve oluşturulan tüzel kişilikler bazen kamu tüzel kişiliği, bazen de meslek kuruluşlarına yani özel hukuk tüzel kişiliklerine kamusal bir hüviyet tanınması şeklindedir. Merkezi idare karşısında belirli ölçüdeki bağımsızlıkları, genel anlamda devletin dışında ayrı tüzel kişiliklerinin olması ve kararlarını kendi organlarının aracılığıyla tesis edip uygulamaları, devlet bütçesinden ayrı kendilerine özgü bütçelerinin varlığı yerinden yönetim kuruluşlarının belirgin özellikleridir. Yerinden yönetimde;

  • Yer bakımından yerinden yönetimlerin karar organlarının seçimlerle belirlenmesi, yönetim anlamında demokrasi ilkelerine uygun düşer.
  • Mahalli idarelerin yönetimlerinde halkın ihtiyaçlarına daha öncelik verileceği, halkın denetimi söz konusu yönetimlerin üzerinde olacağı ve bu duruma bağlı olarak yerine getirilecek hizmetlerin belirlenmesinde ve yerine getirilmesinde daha akılcı (rasyonel) ve gerçekçi davranılacağı söylenebilir.
  • Yerinden yönetim ilkesinin uygulanması merkezi yönetimin neden olduğu bürokrasi ve kırtasiyeciliği engelleyebilir.
  • Merkezi idarenin denetimi dışında kalma uygulamasının aşırıya kaçması halinde zamana ve bölgeye bağlı olarak yürütülen kamu hizmetinin kalite ve etkinliğinde farklılıklar doğabilir.
  • Mahalli anlamda tanınan özerkliğin uygulamada kötüye kullanılarak kamu düzenini tehdit etme, ayrımcılık ve bölücülüğe sebebiyet vermesi de mümkündür.
  • Yerinden yönetim de, merkezi yönetimin maruz kaldığı politize olma tehdidi altındadır.
  • Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşları klasik idari hizmetlerin dışında kalan ve yeni kabul edilen hizmetlerin yürütülmesinde değişen ve gelişen şartlara rahatlıkla uyum sağlamayı gerçekleştirebilir.