Ünite 8: Hukuk, Suç, Eğitim ve Toplum

Giriş

Sosyoloji bir bilim dalı olarak toplum hayatının işleyiş biçimlerini ve düzenliliklerini ele almakla birlikte, toplum normlarını ve hukuk kurallarını ihlal eden davranışları da incelemektedir. Suç, sapkın davranış, şiddet ve sosyal kontrol gibi toplumsal olgular sosyolojinin temel alanlarındandır.

Hukuk, Eğitim ve Toplumsal Yaşam

Toplumlar varlıklarını ancak tarihsel süreçlerinde oluşturmuş oldukları maddi ve manevi değerleri yeni kuşaklara aktarabildiklerinde sürdürebilirler.

Bunu gerçekleştirme yollarından en önemlisi eğitimdir. Eğitim aynı zamanda bireylerin öğrenim hakkına işaret eden İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine göre, ilk düzeyde parasız ve zorunlu, teknik, mesleki ve yüksek öğretimde de fırsat eşitliğine uygun olmalıdır. TC Anayasasının 42. Maddesi kız ve erkek tüm vatandaşlar için eğitimin zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu belirtir. Evrensel ve ulusal düzeydeki düzenlemeler eğitim hukuk ilişkisinin kanuni zeminini oluşturmaktadır. Hukuk ise söz konusu değerleri, normları vb. yazılı ve yaptırımları olan kurallar sistemine dönüştürerek toplumsal yaşama yön verir.

Bu bağlamda eğitim, hukuk, sapma ve suç olguları yakından ilişkili ve birbirini etkileyen olgular niteliğindedir. Toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yönden gelişimine yön veren etkenlerin başında eğitim ve hukuk gelir.

Eğitim ve hukuk arasındaki ilişkinin önemli bir sonucu eğitim hukukudur. Eğitim hukuku; eğitim kurumlarında uygulanan ve eğitimi düzenleyen hukuk kurallarını bilimsel olarak inceleyerek, sistemli bir biçimde açıklamayı hedefleyen bir bilim dalıdır.

Değerler, normlar, din ve ahlak kuralları, örf ve adetler yeni nesiller tarafından eğitim ve sosyalleşme sürecinde öğrenilir. Hukuk ise toplumsal yaşama yön veren kuralların yazılı olarak ifade edilmesini ve devlet tarafından uygulanacak yaptırımları kapsayacak biçimde sistemleşmesi anlamına gelir. Sosyal normlara itaati sağlamak için bunlardan sapmaları önlemeye çalışan esasların bütününe sosyal kontrol denir. Normlar resmi ve resmi olmayan üzere ikiye ayrılmaktadır.

Eğitim süreci ile yeni nesillere aktarılan ve hukuk sistemi ile yazılı kurallar bütününe dönüştürülen kuralları ve bu kurallara yön veren ilkeleri şöyle sıralayabiliriz;

  • Değerler
  • Normlar
  • Anomi
  • Din kuralları
  • Ahlak kuralları
  • Örf ve adetler
  • Moda kuralları

Hukukun Toplumsal Boyutları ve Hukuk Sosyolojisi

Tarihsel süreçte hukuk düzenine sahip olmayan bir topluluk hayatı henüz saptanmamıştır. Hukuk kuralları insan iradesini etkiler ve davranışlarına yön verir. Hukuk kuralları din, ahlâk, örf ve adet kuralları gibi içinde doğup geliştikleri toplumsal gerçekliğin ürünüdürler ve onun tüm özelliklerini yansıtırlar.

Hukuk kurallarının işlevleri üç ana başlıkta toplanır;

  • Baskıcı
  • Kolaylaştırıcı
  • İdeolojik

Her toplum kendi düzenini sağlamak için kendi hukukunu yaratır. Hukuk ve toplum arasındaki ilişki ve etkileşim hukuk sosyolojisinin temel konusudur.

Hukuk sosyolojisinin tarihi, Aristo, İbn Haldun, Grotius ve Montesquieu’ye kadar uzansa da hukuk sosyolojisi ancak 19. yüzyılın sonlarında belirginlik kazanmıştır.

Hukuk sosyolojisi genç bir bilim dalıdır ve isim babası İtalyan hukukçusu D. Anzilotti’dir. Hukuk Sosyolojisi, 20. yüzyılda bir bilim olarak şekillenmeye başlamıştır.

19. yüzyılda yaşamış çok sayıda tarihçi, etnolog, kriminolog, sosyolog ve hukukçunun hukuk sosyolojisinin bir bilim olarak kurulmasına önemli katkıları olmuştur.

Sosyolojinin ve hukuk sosyolojisinin öncüsü ilk çağdan Aristo ve modern zamanlardan Montesquieu’dür. Montesquieu’dan önce hukuk, toplum ve devlet hakkındaki bilimsel ve sosyolojik görüşleriyle dikkat çeken İslam bilgini İbn-i Haldun’un alana katkısı da göz ardı edilmemelidir.

Hukuk sosyolojisi, hukuku iki bağlamda inceler;

  1. Toplumsal yaşamın bir ürünü olarak,
  2. Bu gerçek toplum yaşamının düzeni olarak.

Eğitim ve Toplumsal İşlevleri

Eğitim bireylerin sahip oldukları potansiyellerini geliştirdikleri ve yeni bilgi, beceri ve tutumlar kazandıkları süreçlerin tümünü ifade eder. Planlı ve belirli hedeflere odaklı formel eğitim okulda gerçekleşir. Enformel olarak ise toplumsal yaşamın her aşamasında eğitim gerçekleşir. Eğitim sürecinin başarı ile tamamlanması, bireyde davranış değişikliklerinin oluştuğu anlamına gelir. Sürecin hedefleri bireylerin;

  • yasalara, demokrasi ilkelerine ve sosyal adalete duyarlı olmasını,
  • ‘vatandaş’ statüsünün görev tanımına koşut bir davranış eylemi göstermesini,
  • eleştirme, yargılama, yardımsever olma, dayanışma içinde olabilme, farklılıkları tanıma, hoşgörü gösterebilme ve kendini başkalarının yerine koyabilme yetilerini geliştirmesini,
  • kültürel yaşama, sanata ve müziğe katılımını, doğaya, bütün canlılara, çevreye, ulusal ve evrensel kaynaklara karşı sorumluk duymasını ve
  • yerel ve evrensel düzlemde ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel gelişmelere hakim olmasını ön görür.

Eğitim Sosyolojisi alan yazınında yer alan başlıca sosyalleşme çeşitleri şunlardır;

  • Antizipatorik sosyalleşme
  • Tarihsel sosyalleşme
  • Siyasal sosyalleşme
  • Kısmi sosyalleşme
  • Sosyal sınıf ve tabakalara göre sosyalleşme

Sosyalleşme; topluma ve toplumlara uyum sağlama, din ve milliyet farkı da olsa insanlarla iyi geçinebilme, iyi bir vatandaş olabilme demektir.

Toplumsal kurumlardan biri olan eğitim konusunda yapılan çalışmalar ve araştırmalar sosyoloji alanına dayandırıldığında bir alt alan olan eğitim sosyolojisinin kapsamına girer.

Toplumsal değişim ile eğitim politikaları karşılıklı etkileşim içindedir. Bu bağlamda Eğitim Sosyolojisi alanını dört grup altında toplamak mümkündür;

  • Eğitilen kişinin toplumsallaşması için toplumun eğitimden beklediklerini araştırmak,
  • Toplumun değişme gereksinimini karşılamada eğitime düşen görevleri ortaya koymak,
  • Toplumun benimsediği yaşam biçimine uygun olarak eğitimin biçimlenmesine ve işlemesine ilişkin ilkeleri belirlemek,
  • Eğitim amaçlarını gerçekleştirmek için, eğitim sistemi ile toplumun nasıl ilişki kuracağını saptamak.

Eğitim Sosyolojisindeki farklı yaklaşımlar, sosyolojinin özündeki paradigma arayışlarını yansıtmaktadır. Bu yaklaşımlar şunlardır;

  • Emile Durkheim’ın Eğitime Sosyolojik Yaklaşımı
  • Max Weber’in Yaklaşımı
  • Yapısal- İşlevselci Yaklaşım
  • Bilgi Sosyolojisi, Fenomenolojik Sosyoloji
  • Çatışmacı Kuramlar
  • Yorumsamacı Yaklaşım

Sapma ve Suç Kavramları

Sapma kavramı, bir yasayı çiğneyen uyumsuz davranışı anlatan suç kavramından çok daha geniştir. Bu nedenle sapma davranışı suç davranışlarını da kapsar.

Sapmayı açıklamaya yönelik yaklaşımlar temel olarak üç grupta değerlendirilebilir;

Biyolojik Yaklaşımlar: Fizyolojik ve biyolojik teoriler sapma konusunda bazı bireylerin sapmaya genetik olarak daha eğilimli olduklarını savunmuşlardır. Ancak sonraki araştırmalarda biyolojik ve fizyolojik tezi destekleyen deneysel bulgular sağlanamamıştır.

Psikolojik Yaklaşımlar: Bireyin fizyolojisine değil psikolojik yapısına odaklanır. Sapma hastalığı ya da anormalliğinin bedenden çok zihinde temellendiği kabul edilir. İlk kriminolojik araştırmalar genellikle hapishaneler ve akıl hastaneleri gibi kurumlarda yürütülmüştür.

Sosyolojik Yaklaşımlar: Sapmaya ilişkin sosyolojik teoriler bireyleri etkileyen sosyal çevreyle birlikte suçlu ve normal bireyler arasındaki farklılıklara odaklanır. Suç ve sapma davranışları çok çeşitlidir.

Sosyolojinin kurucularından biri olan Emile Durkheim, kriminolojiye önemli katkılar sağlamıştır. En önemli katkısı, suçun ‘normal’ ve sosyal davranış için gerekli olduğunu ileri sürmesidir. Ona göre suç; her yaşta, hem yoksullukta hem de zenginlikte var olduğuna göre insanın doğasının bir parçası olarak görülmelidir.

Merton, sapma davranışının önemli bir bileşeni olarak göreli yoksullaşmaya dikkat çekmektedir.

İşlevselci yaklaşım bazı gerçekler içerse de suç ve sapma konusundaki gerçekliğin bütününü açıklamakta yetersizdir.

Nye, 1950’lerin sonlarındaki çalışmaları ile sapma ve suç davranışları ile eğitim süreci arasındaki ilişkiyi vurgulamıştır.

1960 ve 1970’ler boyunca etiketleme teorisi oldukça popüler olmuştur. Önemli etiketleme teorisyenleri arasında Kuzey Amerika’dan Edwin M. Lemert, Howard Becker ve İngiltere’den Albert Cohen sayılabilir. Etiketleme teorisine göre bir eylem başkaları onu sapma olarak algılayıp tanımladığında sapmaya dönüşür.

Chicago ekolü, önce genel sosyolojide kent sosyolojisi araştırmalarıyla daha sonra suçbilimde etkili olan ve çevresel yaklaşım olarak da adlandırılan sembolik etkileşimci bir yaklaşımdır. İnsan davranışının genetik ve kişisel etkenlerce değil sosyal ve fiziki çevre tarafından belirlendiğini savunan teoridir. Edwin H. Sutherland, sapmanın etkileşim yoluyla öğrenildiğini öne sürmüştür. Suçu, farklılaşmış birlik olarak adlandırdığı olguyla ilişkilendirmiştir.

Farklı alt kültürlerin bulunduğu bir toplumda bazı toplumsal çevreler sapma davranışlarını özendirme eğilimi gösterirken diğerlerinde bu eğilim gözlenmez. Bireyler suç normlarını benimseyen bireylerle birlik olarak sapma davranışı gösterirler.

Sosyolojik kuramlardan bir diğeri Marx’ın düşüncelerine dayalı olarak geliştirilen ve çatışma teorileri olarak da adlandırılan yaklaşımlar, toplumsal kaynakları kontrol eden egemen bir sınıfın varlığını ve bu sınıfın gücünü korumak için kurumsal kurallar ve inanç sistemleri geliştirdiğini vurgular.

Bu yaklaşıma göre suçun tanımı güç, servet ve yüksek mevkiye sahip olanlar tarafından kontrol edilmektedir. Suç, insanların gereksinimlerini yansıtan nesnel ahlaki fikir birliği tarafından değil yönetici sınıfın değerleri tarafından biçimlendirilir.

Suç Türleri: Suç tiplerini şöyle sıralamak mümkün;

  • Mülke ilişkin suçlar
  • Cinsel suçlar
  • Duygusal suçlar
  • Örgütsel ve mesleki suç formları
  • Alkol, uyuşturucu ve sağlık suçları

Eğitim, Sapma ve Suç

Otoriteler tarafından eğitim düzeyindeki artışa paralel olarak suç oranlarında azalmanın olduğu düşünülür. Bireylerin eğitim düzeyi ile suç içeren davranışlara sahip olmaları olasılığını konu edinen araştırmaların sonuçları ise hiç okula gitmemiş bir bireyin eğitimli bir bireye göre daha az suç işlediğini bulgulamaktadır.

Eğitim ile suç arasındaki ilişki, eğitimin gelir düzeyine etkisi ile açıklanabilir. Eğitim düzeyi ile insanların gelirlerinin de artması beklenir. Gelir düzeyi yükselen kişinin, suç işlediğinde tutuklu kalması nedeniyle kaybedeceği geliri düşünerek suç işlemekten kaçınması doğal bir davranıştır.

Sosyal kontrol yaklaşımının temsilcilerinden olan Nye, 1950’lerde eğitim süreci ve suç ilişkisi üzerine çalışmalar yaparak suçun öğrenilmesi ve sosyalleşme yoluyla toplumsal kontrolün sağlanması sonucunda önlenebileceğini vurgulamıştır.

Eğitim ile suç arasındaki ilişki, farklı açılardan kurulabilir;

  • Eğitim, bireylerde belirli düzeyde bir bilincin oluşmasını sağlamakta, hukuksal eğilimi güçlendiren bir bilincin ortaya çıkması eğitimle mümkün olmaktadır.
  • Eğitim düzeyinin artması ile birlikte iş bulabilme olasılığı artmaktadır.
  • Suçlulukta okulun, arkadaş ve aile kadar etkili ve önemli olduğu ileri sürülmektedir.

Okulda Suç ve Şiddet : Okullarda şiddet konusu 1950’lerde çocuk suçluluğu bağlamında inceleme konusu yapılmışsa da 1990’lı yıllarda okulda şiddet kavramı etrafında araştırmalar yoğunlaşmıştır. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar ve medyada yer alan haberler bütün önlemlere karşın dünyada ve Türkiye’de çocuk ve gençler arasında suç ve şiddet olaylarının artışına işaret etmektedir.

Çocuk suçluluğu sorununu farklı boyutları ile ele alan iki kuramdan biri olan genel gerilim kuramına göre, suça bireyin diğer bireylerle ilişkisi neden olmakta; kaçış kuramına göre ise, kişiler kendilerine ilişkin olumsuz düşüncelerden kaçabilmek için suça yönelmektedir. Çocukların suça yönelmesine yol açan risk faktörleri genel olarak şöyle sıralanabilir;

  • Tek ebeveynli (genellikle anne) ailelere sahip olma,
  • Anne babaların da suça bulaşmış olması,
  • Erken yaşlarda; sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı,
  • Okuldan uzaklaştırma cezası almış olma,
  • Yüksek başarı için hiçbir isteği olmama.