Ünite 3: Heidegger

Giriş

Felsefenin metafizik bir gelenek olduğunu düşünen Heidegger, düşüncenin kurtarıcı gücüne inanır. Bilimden farklı olarak düşüncede, Heidegger’in olumlu olarak nitelendirdiği bir muğlaklık vardır. Bilim olgularla ilgilenir. Oysa düşünce varlığın anlamını sorgular.

Heidegger’in Hayatı ve Eserleri

Martin Heidegger (1889-1976)

Heidegger 1889 yılında Almanya’nın Baden kentinde, Meskirch adlı bir köyde dünyaya gelmiştir. Freiburg Üniversitesi’nde teoloji eğitimi görürken Katolik inancından kopmaya başlamıştır. Doktora tezi Duns Scotus’da Kategori ve Anlam Öğretisi’ dir. 1916’da Freiburg Üniversitesi’nde Edmund Husserl’in asistanı olur. 1923 yılında Marburg Üniversitesi’nde çalışmaya başlar. 1927 yılında Varlık ve Zaman’ ı yayınlar. 1929 yılında emekli olan Husserl yerine profesör olarak atanır. 1933 yılında Nasyonel Sosyalist Parti’ye üye olur. Freiburg Üniversitesi’ne rektör olarak seçilir ve üniversitenin nazileştirilmesinde rol alır. Ancak sonrasında rektörlükten istifa eder ve siyasi mesafe alır. 1945 yılında Nazi olduğu için yargılanır. Karl Jaspers’ın yazdığı rapor sonucunda öğretim yapma yetkileri elinden alınır. İkinci dünya savaşından sonra Hannah Arendt’in ve Sarte’ın katkılarıyla düşüncesi tekrar önem kazanır.

Heıdegger’in Düşüncesinin Güzergahı

Heidegger Aristoteles felsefesi ve Husserl fenomenolojisinden etkilenmiştir. Platon’un Sofist diyaloğu ve Aristoteles’in Metafizik ’i fenomenolojiye yaklaşımına belirler. Husserl’e göre varlık kendisini nasılsa öyle gösterir. Fenomenolojinin meselesi varlık kendini bilince nasıl veriyorsa, onu çarpıtmadan alımlamaktır. Heidegger’e göre ise, belirenler varlık değil varolanlardır. Varolanın nasıl belirdiğini araştırmak için varlığı kurucu öğelerine çözümlemek gerekir. Varlığın kendisini nasıl anladığımızı açıklamamız gerekir.

Heidegger Marburg’da verdiği derslerde fenomenolojiyi Aristoteles ışığında düşünür. Heidegger’e göre Eski Yunan düşünürleri hakikati gizlilikten açığa çıkma (aletheia) olarak düşünür. Varlık sorunundaki esas mesele ise varlığın unutulmuş olmasıdır. Bunun nedeni, varlığın kendisini geri çekmesi, onda örtüsü açılma ile örtülmenin eş derecede temel olmasıdır. Diğer taraftan Heidegger, Husserl’den etkilenerek deneyimin gerisine, aşkın ve a priori olana dönmeyi bir yöntem olarak benimser. Bununla birlikte Husserl fenomenolojisindeki Kartezyen felsefeye özgü özneye ve bilince ait temelleri reddeder.

Heidegger’e göre Eski Yunan felsefesi varlığı açıklıktaki mevcudiyet olarak ele alır. Bu mevcudiyet “şimdi”den yola çıkarak betimlenir. Bu, varlığın zamansal bir karakteri olduğu anlamına gelir. Bu bağlamda, varlık zamanın ufkunda bir anlam taşır. Böylece Heidegger, fenomenolojideki a priori ve aşkın özleri, dönüştürerek “zamansallık” olarak yorumlar. Bir şeyin varlığını, onun zamansal karakterini çözümleyerek anlayabiliriz.

Varlık ve Zaman, varlığın anlamı sorusunun yeniden sorulması gerektiğini söyleyerek başlar. Bu eserde Heidegger, Sein (olmak) ve seiende (olan, varolan) arasında ayrım yapar. Varlık, bir varolan değildir. Genel olarak Heidegger, varlığın anlamını zaman olarak yorumlar. Bu belirlenim çerçevesinde düşüncesini üç döneme ayırabiliriz:

1. Heidegger Varlık ve Zaman’ da varlığın anlamını, zamanı, Dasein’ın varoluşunu yorumlayarak açıklayabileceğini düşünür.

2. Heidegger düşüncesinde 1935 yılında bir dönüş (Kehre) meydana gelir. Varlığın anlamıyla değil, varlığın değişik çağlarda kendini nasıl açığa vurduğuyla ilgilenmeye başlar. Söz konusu olan varlığın tarihidir.

3. Bu dönemde Heidegger, varlığın olay karakteri ile ilgilenir. Olayı (Ereignis) varlığın yeri olarak düşünür.

Varlık ve Zaman

Varlık ve Zaman, Eski Yunan felsefesi tarafından sorulan varlığın anlamı sorusunun unutulduğu düşüncesiyle başlar. Felsefi geleneğe göre, varlık en açık, en boş mefhumdur. Bu tip bir ontolojinin destrüksiyonunu yapmak gerekir. Destrüksiyon ilksel varlık deneyimlerini çarptıran tarihsel yorumları devre dışı bırakarak bizi öncel varlık anlayışının radikal farklılığıyla karşılaştırmayı amaçlar.

Dasein, varlığı anlayan, varlığın anlamı soran olarak diğer varolanlardan ayrılır. Anlamak, Dasein’ın temel hali olan “dünyada olma”nın kurucu bir öğesidir. Anlama, epistemolojik değil, ontolojiktir. Anlama, dünyadaki varoluşumuzda, orada olmada meydana gelir. Dasein, “bizim kendisi olduğumuz varolan”dır.

Varlık ve Zaman’ ın birinci kitabının ilk yarısında Heidegger, Dasein’ın varlığının nasıl kurulduğunu araştırır. Dasein’ın dünyada olmasının temel yapılarına “egzistansiyel” adını verir. “Egzistansiyel” terimi, Dasein’a özgü imkanları belirler. Birinci veçheden baktığımızda, dünyanın fenomenolojik tarzda belirlenmesiyle karşılaşırız. İkinci veçheden bakınca Dasein’ın kim olduğu sorusunu tartışırız. Üçüncü veçheden baktığımızda, Dasein’ın “orada”sını kuran egzistansiyelleri (anlama, duygulanım, konuşma) açımlarız. Dasein’ın birliğini veren şey “ilgi”dir.

Heidegger’e göre mesken tuttuğumuz “dünya”yı düşünemeyiz. Dünyayı bir sürü nesneyi taşıyan büyük bir nesne olarak tasavvur ederiz. Bu bilimin dünyayı anlama biçimidir. Fenomenolojik olarak ise, dünya Dasein’ın ikametgahıdır. Bütünlük içinde bulunan varolanlar, Dasein yapması gerekeni yaptığı sürece o bütünlükte ayrılarak ona “şey” olarak görünmez. Dünyada ikamet eden Dasein, öncelikli olarak kuramsal tavırda bir özne değildir.Kendimizi öncelikle bilen özne olarak düşünmemiz yanlıştır.

Dasein kendini dünyaya atılmış olarak, bazı imkanların içinde bulur. İçine atıldığımız imkanları anlamak, geleceğe ait yeni imkanlar tasarlamamızın koşuludur. Geleceğe ait imkanlar tasarlamak, Dasein’ın varlığının başka bir egzistansiyal imkanıdır.

Dasein fenomenolojik çözümleye kendini ilkin ve çoğunlukla gündelik hayatında kendini gösterir. Bu nedenle, Dasein “gündelikliği” içinde incelenmelidir. Dasein diğer varolanlardan ayıran, onun varlık sorusunu sormasıdır. Anlamak, Dasein’ın varoluşunda varlıkla kurulan ilişkidir. Anlamanın göstergesi açıklamak değildir. Anlama açıklamanın ön koşuludur. Dasein henüz açıklayamadığını da anlıyor olabilir. Her yorum bir anlamayı açımlar. Açıklama, anlamanın işleyişinin sarih hale getirilmesidir.

Heidegger’e göre duygulanım ile anlama iç içe geçer. Duygulanımın insanların ilişkilerine, eşyaların oluşturduğu anlam bütününe, mekana nasıl sindiğini edebiyat anlatır. Her duygulanımın bir anlaması, her anlamanın da bir duygulanımı vardır. Kendimizi duygulanımın içinde buluruz. Başlangıcını ve sonunu biz tayin edemeyiz. Dünya bize kendini içinde bulunduğumuz duygulanımın tonunda açar. Kendini belli bir tarzda anlaşılmaya sunar. Heidegger’e göre temel duygulanımımız endişe (Angst) dir. Endişe ve bir şeyden korkmak farklı şeylerdir. Endişe, Dasein’ın sonlu bir varlık olmasından kaynaklanır. Endişe, Dasein’ı gündelikliği içinde unuttuğu kendi ölümlülüğüyle yüzleştirir. Dasein’ın varlığının diğer bir kurucu öğesi ise “ölüme doğru olmak”tır.

Ölüm imkanı özgürleştirici de olabilir. Ölümle ilişki benim için neyin önemli neyin önemsiz olduğunu açığa çıkarır. Neden vazgeçmem, neyin peşinden gitmem gerektiğini fark ederim. Endişede kişi bir karar anına doğru ilerler. Kişi nihai olarak kendisi olmak ve kendisini kaybederek yaşamak arasında seçim yapar.

Varlık Tarihi ve Teknoloji Sorunu

Heidegger 1930’larda varlık tarihine odaklanır. Heidegger, Varlık ve Zaman’ da özne eleştirisi yapmasına rağmen eseri tamamladıktan sonra başlangıç noktasını “öznel” bulur. Destrüksiyon girişiminin başarısı, insanın varlıkla ilişkisinin varlıktan itibaren düşünülmeye başlanmasıdır. Bu Varlık ve Zaman’ ın aşılması anlamına gelir. Destrüksiyon, Heidegger’i “hermenötik” bir düşünüme sokar. Heidegger, metafiziği bir birliğin tarihsel hareketi olarak yorumlar. Bu düşüncesinde Dilthey’ın etkisi vardır.

Aynı çağda yaşayan insanlar, varlığı pek de farklı anlamaz. Varlığın çeşitli çağlarında, varlık değişik adlarla anılır. Platon ona idea, Aristoteles ousia, energeia, Ortaçağ tanrı adını uygun görmüş, modern çağ ise cogito, bilinç, aşkın bilinç, istem, güç istemi olarak düşünmüştür. Varlığa bir ad veren ilkin filozoflardır. Ancak sonradan tüm bir çağ, varlığın bu anlaşılma tarzının hâkimiyeti altına girer. Bu adların değişme süreci, varlığın tarihi veya yazgısıdır. Varlığın yazgısı, Eski Yunanlılar ile modern Avrupa’yı aynı maceranın başı ve sonu haline getirir. Modernlik, yani içinde yaşadığımız çağ bir “teknoloji çağı”dır. Varlık gerektiğinde kullanmak için saklanılan, depolanan bir enerji olarak düşünülür. Varolanları bu anlam içinde açığa çıkarıyor ve tecrübe ediyoruz. Teknolojinin özü varlığı açığa vurma, bir bilme tarzıdır. Varlığı enerji kaynağı olarak görmek, varlığın başka şekilde açığa çıkmasını engeller. Bu çağda varlığın hakikati çerçevelemedir. Çağın sorunu ise araçsal akıldır.

Ereignis

Ereignis düşüncesi zamanı varlığın ufku olarak değil, kökeni olarak görür. Ereignis bir varolan değildir. Varlığın kendisiyle insan arasında olan olaydır. Varlıkla düşüncenin birbirini sahiplenmesi olayıdır. Böyle bir olay, içinde bizi varlık tarihinin dışına çıkaracak, yeni a priori’leri varolanların deneyimlenmesini önceleyen ön kavrayışı taşır. Olay iradi değildir; “olay olur”, “başa gelir”. Ereignis’in gerisinde bir temel yoktur; bir uçurum vardır. Dil, Ereignis’in ilksel mekanıdır. Dil, insanın varolanların tümüyle nasıl ilişki kuracağını örgütleyen bir özdür. Dilin özü, özün dilidir. Heidegger, bu noktada şiirle yakından ilgilenir. Şiirsel söyleyiş, gök kubbenin altında, bilinmeyenle ilişkili olarak ölümlü bir varlık olarak mevcut olmanın yeni bir biçimini icat eder.

Heidegger ve Etik

Heidegger felsefede fizik, mantık, etik gibi ayrımların metafizik geleneğe ait olduğunu söyler. Varlık düşüncesinde bu ayrımların olmadığını söyler. Etik meseleler varlık düşüncesinden ayrılamaz. Düşünce için öneli olan teknoloji çağından başka bir çağa sıçrayıp sıçrayamayacağımızdır.