Ünite 4: Hasta Hakları ve Tıbbi Sosyal Hizmet

Giriş

Toplumlarda insan sağlığını korumak için her zaman kendisini yetiştirmiş ve geliştirmiş kişilerin yardımına ihtiyaç duyulmuştur.

Kişilerin sağlığını koruma ve geliştirme çabalarında zamanla kurumsallaşma gerçekleşmeye başlamıştı. Sağlıklı bireyler olmadan sağlıklı toplumların olması mümkün olamayacağından, devlet yönetimleri kendi halkının sağlığını korumak için bazı önlemler almış ve düzenlemeler yapmıştır.

Sağlık hizmeti sunumu, oldukça karmaşık ve içinde yer almayan kişiler için anlaşılması zordur. Aynı zamanda sağlığı ile sorun yaşayan kişinin yaşadığı kaygı düzeyi de hizmetin doğru anlaşılması ve değerlendirilmesi için bir engeldir. Bu nedenle sağlık hizmeti sunanlar ile hizmeti alanlar arasında birtakım kuralların olması şarttır. Bu kuralların hizmeti alanlar lehine olması yadsınamaz bir gerçektir. Hasta hakları kavramı, hasta ile sağlık çalışanı ilişkisinde temel ilkeleri belirleyen, hizmeti alanlar açısından hakları tanımlayan bir kurallar bütünüdür. Odağı insan olan ve insan önceliğini baz alan sosyal hizmetin sağlık ayağı olan tıbbi sosyal hizmet, sosyal hizmet mesleğinin değerlerine paralel olarak hastaların haklarını korumayı ve onlara verilen hizmetlerin geliştirilmesi için çalışmayı amaçlamaktadır. Hasta hakları ve tıbbi sosyal hizmet arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi açıklayabilmek için hasta hakları kavramının genel çerçevesini, tarihçesini, hasta haklarının uygulama sürecini, iletişim, bilgi alma hakkı, mahremiyet, özerklik gibi hasta hakları ile ilişkili kavramları ve tıbbi sosyal hizmet kavramını genel hatlarıyla açıklamak yararlı olacaktır.

Hasta Hakları

Sağlık kuruluşuna giden bir hasta, istemediği bir durumla karşılaştığında ne yapmalı sorusunun yanıtından önce bazı soruların yanıtlanması gerekmektedir. Örneğin: Hastanın sağlık kuruluşu veya sağlık çalışanlarından beklentileri neydi? Sorun, somut bir maddi hatadan mı kaynaklanıyor? Sağlık çalışanlarının davranışlarından kaynaklanan soyut bir sorun mu? Tıbbi hatayı çağrıştıracak bir sorun mu? Hastanın tamamen yanlış anlamasından kaynaklı sorun olabilir mi? vb…

Hasta Haklarının Tarihi

Hasta hakları tarihi Hipokrat ile başlamaktadır. Hasta hakları kavramı, 20’nci yüzyılın son çeyreğinde kullanılmaya başlanmıştır. Hasta hakları kavramı, 20’nci yüzyılın son çeyreğinde kullanılmaya başlanmıştır. Amerikan Hastane Birliği,1973 yılında Hasta Hakları Beyannamesi’ni (A Patient’s Bill of Rights) yayınlamıştır. Hasta hakları ile ilgili olarak yayınlanan ilk belge olarak bilinir ve günümüzde kabul edilen değerlere de yer vermektedir. 1975 yılı sonlarında Avrupa Konseyi Parlamenterler Asemblesi, hasta hakları ile ilgili öneriler taslağı hazırlamıştır. 29 Ocak 1976’da bir öneri (recommendation) olarak resmileşen bu belge, aynı zamanda Avrupa’da “ölümün tanımlanması” (determination of death) konusunda da bir kriter oluşturmuştur. Türkiye 1 Ağustos 1998’de “Hasta Hakları Yönetmeliği”ni yürürlüğe koymuştur. Bu yönetmelik ile Türkiye Cumhuriyeti’nin değişik yasalarında ve tüzüklerinde dağınık bir halde bulunan hasta hakları tek bir düzenleme içerisinde toplanmıştır. Yönetmelikte hasta hakları; “Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme, Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme, Adalete Uygun Olarak Faydalanma, Bilgi İsteme, Mahremiyete Saygı Gösterilmesi, Tedaviyi reddetme ve Durdurma…” gibi başlıklarla ele alınmıştır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 5’nci maddesinde sağlık hizmetlerinin sunulmasında uyulması gereken ilkeler şu şekilde belirtilmiştir:

  • Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hakkının, en temel insan hakkı olduğu, hizmetin her safhasında daima göz önünde bulundurulur.
  • Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin olmadığı bilinerek hastaya insanca muamelede bulunulur.
  • Sağlık hizmetinin verilmesinde hastaların; ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile sair farklılıkları dikkate alınamaz. Sağlık hizmetleri, herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanıp düzenlenir.
  • Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz.
  • Kişi, rızası ve Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi araştırmalara tabi tutulamaz.
  • Kanun ile müsaade edilen haller ile tıbbi zorunluluklar dışında, hastanın özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Hasta haklarına genel çerçevede bakacak olursak; hasta haklarının insan haklarının, bireyin sağlık hizmetlerine ulaşma, bu hizmetleri kullanma ve sağlıklı bir yaşam sürdürme süreçlerindeki görüntüleridir. İnsan hakları ve hasta ilişkisi kitabın 85. sayfasındaki şekilde 4.1’de gösterilmektedir. Üçüncü kuşak haklar arasında yer alan hasta hakları, yaşam hakkıyla yakından ilişkilidir. Hasta hakları ile ilgili yasal düzenlemeler, ilk olarak 70’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ardından Avrupa ülkelerinde yayınlanan pek çok bildiri ve yasal metinde yer almış, zaman içinde değişip gelişerek günümüze ulaşmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1947’de resmen benimsediği biyo-psiko-sosyal yaklaşıma göre sağlık “sadece hastalık veya sakatlığın olmaması değil, fiziksel ruhsal ve sosyal tam iyilik hali”dir.

Hasta hakları, sadece hastalara değil aynı zamanda çalışanların da daha huzurlu bir ortamda çalışmalarını sağlar.

Uygulamada Hasta Hakları

Hasta hakları uygulamaları, günümüzde sorunları çözen bir mekanizma olmaktan çok eleştirilerin odağında kalan sağlık çalışanı- hasta ikilisi arasında tampon bölge görevi üstlenmeye doğru evrilmiştir. Hasta haklarının sağlık çalışanlarına yönelik bir şikâyet mekanizmasından ibaret olmadığının, kendileri de dâhil toplumun genelinin iyiliği için hayata geçirilmesi zorunlu haklar bütünü olduğunun kavratılması önemlidir. Uygulamada hasta hakları konusunda bazı düzenlemeler yapılmıştır. Yönetmelik 1998 yılında yürürlüğe girmesine rağmen Sağlık Bakanlığı, ancak 2003 yılında somut çalışmalara başlamıştır. Bakanlık 15.10.2003 tarihinde yönergeyi yayınlayarak yürürlüğe sokmuş ve ilk etapta kendisine bağlı 60 hastanede pilot uygulamayı başlatmıştır. Bu yönerge hükümleri doğrultusunda “Hastane Hasta Hakları Kurulları” oluşturulmuş ve hasta başvuruları bu kurulda değerlendirilerek sonuca bağlanmıştır. Pilot hastanelerde uygulamalar sırasında karşılaşılan sorunların ardından 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı tüm sağlık kurum ve kuruluşları kapsayan “Hasta Hakları Uygulama Yönergesi” 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Önceki yönergeyi yürürlükten kaldıran bu yönergede önemli bazı değişiklikler olmuş; “Hasta Hakları Kurulu”na daha fazla sivil üyenin katılımı sağlanmıştır. Yönergenin getirdiği bir başka değişiklik ise Sağlık Müdürlüğü bünyesinde ildeki hasta hakları uygulamasının yürütülmesi ve denetlenmesi için “Hasta Hakları İl Koordinatörlüğü”nün kurulmasını getirmesidir.

İl Koordinatörlerinin sorumluluğunda hasta hakları uygulamalarının tüm ile yaygınlaştırılması için çalışmalar başlamış ve eğitimler düzenlenmiştir. İlk etapta 2005 yılı sonuna kadar illerde bulunan 100 yatak ve üstü hastanelerde; 2006 yılı sonuna kadar ise 100 yatak altı ilçe hastanelerde uygulamalar başlatılmıştır. 2014 yılında hastane hasta hakları kurullarının kapatılarak Sağlık Müdürlükleri bünyesinde merkezi hasta hakları kurulları oluşturulmuş, kurulun üye yapısı değiştirilmiş ve isim değişikliğine (“Hasta İletişim Birimi”) gidilerek yönetmelikte tekrar düzenlemeye gidilmiştir. Aralık 20016’da “Hasta Hakları Birimi” ne dönüştürülmüştür.

İnternet tabanlı hasta başvuru bildirim sistemi de (HBBS) bulunmaktadır.

Genelgeye göre hasta iletişim birimlerinde çalışacak “hasta iletişim (hakları) birim sorumlusu”nun öncelikli olarak hasta hakları konusunda eğitimi bulunan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, iletişim fakültesi mezunları ya da müfredatında iletişim, halkla ilişkiler dersi bulunan fakülteler olmak üzere en az lisans eğitimli kişiler arasından …” seçileceği vurgulanmaktadır. Yine “hasta iletişim (hakları) birim sorumlusunu görevini, sağlık tesisi yöneticisi/ askeri başhekimi/mesul müdürü adına yerine getirir” ibaresi yer alır. Hasta hakları konusunda eğitimi olmayan kişilerin hasta iletişim birim sorumlusu olarak görevlendirilemeyeceği de genelgede yer almaktadır.

Hasta hakları uygulamalarının temel amacı, aslında gelen hastaların sorunlarını yerinde çözmektir. Eğer yerinde çözüm gerçekleştirilemiyorsa veya kişi şikâyette kararlı ise birim sorumlusu başvuruyu almak zorundadır. Genelgede (2014/32) hasta iletişim (hakları) birim sorumlusuna verilen görevler arasında hastalarla görüşme yapma, sorunları yerinde çözme, çözülemeyen sorunları sisteme kaydetme, ilgilere ve hastalara sonuçlar hakkında bilgi verme gibi sistematik görevler verilmektedir. Yine kurumdaki eğitim programları hazırlama, organize etme ve yürütme de görevleri arasındadır. Hasta iletişim (hakları) birimine yapılan başvurular ve kurulda görüşülen dosyaların gizliliğine yapılan vurgularda önemlidir.

Uygulamada bulunan hasta hakları ile ilişkili bazı kavramlar vardır. Kısaca özetlemek gerekirse bunlar; işletişim, bilgi alma hakkı, mahremiyet, rıza, hasta özerkliği ve şiddettir.

İletişim

Hasta ile sağlık çalışanı arasındaki iletişimi doğru şekilde kurmak ve yönlendirmek sağlık personelinin sorumluluğundadır.

Bilgi Alma Hakkı

Hasta hakları yönetmeliği kapsamında hastaların bilgi alma haklarını da içermektedir. Hasta hastalığın olası sebepleri, nasıl seyredeceği, tıbbı müdahalenin kim tarafından ve nasıl yapılacağı, reddetme durumunun avantaj ve dezavantajları, kullanılacak ilaçlar ve sağlığı için kritik yaşam tarz önerilerini bilme hakkına sahiptir.

Mahremiyet

Hasta mahremiyetini koruma sorumluluğu da yine sağlık personelinin görevidir. Ülkemizde bu alandaki en önemli düzenlemelerden biri de 2016 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunudur.

Rıza (Aydınlatılmış Onam)

Sağlık hizmeti alan herkesin karar alma süreçlerine katılması hem etik hem de hukuki bir zorunluluktur. Eğer hasta karar veremeyecek durumdaysa yakını veya vasisi bu kararı verme durumundadır. Hem karar veremeyecek durumda hem de yakını olmayan hastalar ise hastanın yararı doğrultusunda teşhis ve tedavi süreci gerçekleştirilmelidir.

Hasta Özerkliği

Hasta özerliğinde ise 4 ana ilke vardır. Bunlar;

  1. Yararlılık,
  2. Zarar vermeme,
  3. Hasta özerkliğine saygı,
  4. Adalet

Şiddet

Şiddetin temelinde taraf bakış açısı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Taraf bakışında ‘biz’ ve ‘onlar’ kavramı vardır. Tarafları oluşturan bu durum, iki ayrı insan grubunu değil, tamamen farklı iki tutumu göstermektedir. Gruplar arasında duygusal bağlanma ve antipati, güven ve kuşku, güvenlik ve korku, iş birliği ve çekişme arasındaki ayrımı temsil etmektedir. Bu bağlamda sağlıkta şiddetin ‘biz’ ve ‘onlar’ şeklinde değerlendirilmesi ve ona göre politikalar üretilme gayreti yapılabilecek en büyük hatadır.

Hasta hakları, hastalarla sağlık çalışanları arasında bir “çatışma alanı” ve “kavga konusu” olarak algılanmamalıdır. Sağlık hizmeti sunumunda sağlık çalışanlarıyla hasta ve hasta yakınları kesinlikle bir rakip değildir, hatta karşı iki taraf hiç değildir. Her iki taraf, “hastayı sağlığına kavuşturmak” amacına dönük olarak; yakın iş birliği içinde olmalıdır. Tarafların olmaması ya da tek bir ekip olunduğu anlayışına yönelik algının yaratılması, taraflar arasında sorun yaşanma ihtimalini azaltacaktır. Ayrıca şiddet ile mücadelede kitlesel sağlık içerikli mesajların mutlaka iş birliği arttırıcı özellik taşıması gerektiğinin altı ayrıca çizilmelidir.

Tıbbi Sosyal Hizmet Bağlamında

Hasta Hakları Uluslararası Sosyal Hizmet Uzmanları ve Uluslararası Sosyal Hizmet Okulları Birliği’ne göre sosyal hizmet, sosyal değişme ve kalkınmayı, sosyal içermeyi, insanların güçlendirilmesi ve özgürleşmesini hedefleyen uygulama temelli bir meslek ve akademik bir disiplindir. Sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygı sosyal hizmet için temeldir. Sosyal hizmet mesleği, insan ve toplum bilimleri ve yerel bilgiden oluşan eklektik bilgi temeli aracılığıyla insan refahını iyileştirmek için bireyleri ve sistemleri bir araya getirir. Sosyal hizmet mesleği bireylerin insan hakları temelinde özgürleşmesini ve güçlenmesini amaçlayan bir meslektir. Toplumun incinebilir hassas grupları ile çalışır.

Tıbbi Sosyal Hizmet

Tıbbi sosyal hizmet, hasta ve ailesinin hastalık süreciyle birlikte ortaya çıkan psiko-sosyal sorunların önlenmesi ve çözümlenmesi amacıyla sağlık hizmeti veren kurum ve kuruluşlarda yürütülen sosyal hizmet uygulamalarıdır.

Tıbbi sosyal hizmetin temel uygulama ortamı hastanelerdir.

Günümüzde neredeyse her hastanede en az bir sosyal hizmet uzmanı vardır.

Tıbbi Sosyal Çalışmacıların Hasta Haklarına İlişkin Rolleri

Tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanları, mesleki uygulamalarını gerçekleştirirken yönetici, planlayıcı, eğitimci, savunucu, kolaylaştırıcı ve ara bulucu gibi mesleki rolleri yerine getirirler. Bu mesleki rollerin yanında bir de sadık kalınması gerekilen mesleki değerler vardır. İnsanlar için neyin iyi ya da arzulanabilir olduğuna dair inançlar, öncelikler ya da varsayımlar olarak tanımlanan değer kavramı temeline dayanarak, bireyin biricikliğine ve itibarına saygı, bireyin kendi kaderini tayin hakkı (öz belirlenim hakkı), adalet, manevi ve dini inançlara saygı, gizlilik gibi çeşitli sosyal hizmet mesleki değerleri geliştirilmiştir. Bu mesleki rollerin ve değerlerin yakından tanınması hasta hakları ile tıbbi sosyal hizmetin ilişkisinin açıklanabilmesi açısından oldukça önemlidir.

Genellikle bu öfkeyi karşılamak zorunda olan kişiler, hasta hakları birim sorumlusu başta olmak üzere birimin tüm çalışanlarıdır. Sosyal hizmet uzmanı veya hasta hakları sorumlusu, hastaların öfkelerini karşılamak zorunda kaldığı gibi çalışma arkadaşının da hedefi olabilmektedir. Hasta ve çalışan arasında sıkışıp kalan birim sorumlusu, sosyal hizmet uzmanlarının zamanla kendilerini değersiz hissetmeleri, mesleki tükenmişlik yaşamaları ve benlik kavramlarını artık aynada göremez olmaları kaçınılmaz olur. Bu tür durumlardan sakınmak için sosyal hizmet uzmanlarının mesleki disiplin ve değerlerden kopmamaları önemlidir. Hastaların ve sağlık çalışanlarının yansıttıkları öfkenin aslında birim sorumlusuna yansıtılan bir öfke olmadığı bilinmelidir. Bu öfkenin sağlık hizmeti sunumu sırasında yaşanan bir soruna yönelik olduğunu fark edebilmek ve buna göre hizmet sunabilmek önemlidir. Bu durumda hem sosyal hizmet uzmanı hem hasta veya hasta yakınları hem de sağlık çalışanları değer yitimi yaşamayacaktır.

Sosyal hizmetin diğer bir değeri ise müracaatçının kendi kaderini tayin, diğer bir ifade ile öz-belirlenim hakkıdır. İnsanların kendi görüşlerini ifade etme ve buna göre davranma hakkına sahip olmaları gerektiğine inanan bu değer, sosyal hizmet uzmanlarının müracaatçıları veya hastaları adına karar almalarının ve her şeyi onların yerine yapmalarının onları engelleyeceğine, gelişimlerine zarar vereceğine inanır. Bireylerin sorumluluk alarak gelişmeleri için kendilerini ilgilendiren kararlarda söz sahibi olabilmeleri gerekir. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 5’nci maddesindeki “Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz.” denilmektedir. Ayrıca “Kişi, rızası ve Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi araştırmalara tabi tutulamaz.” şeklinde açıkça belirtilen hastanın rızası ve seçim hakkı, sosyal hizmet sunumunda müracaatçının kendi kaderini tayin hakkı ile örtüşmektedir. Birçok stajyer sosyal hizmet uzmanı ya da meslekte yeni olan sosyal hizmet uzmanları, kendilerini bir kurtarıcı ya da cankurtaran olarak görme hatasına düşmektedirler. Bu düşünce ile hasta adına tüm kararları almaya çalışmak ve onun yerine tercihlerde bulunmak mesleğin ve hasta haklarının değerleri ile çelişecektir.

Kendi kaderini tayin hakkı ve rıza ilkesi, özünde oldukça karmaşıktır. Eğer bir hasta, hayati tehlikeye neden olabilecek bir tercihte bulunursa sosyal hizmet uzmanı müdahale edip etmeyeceğine karar vermelidir. Sağlık çalışanına karşı aşırı öfkelenen ve ona zarar vermekten bahseden bir hastanın bu tercihine saygı duymak ve bu kararı öz belirlenim hakkı kapsamında değerlendirerek eyleme geçmemek doğru değildir.

Sosyal hizmetin önemli değerlerinden biri de adalettir. Sosyal hizmet sosyal adaletten yararlanamayan herkesin bu sürece adil ve eşit bir şekilde dâhil olması için mücadele eder. Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir Tıbbi sosyal hizmet uzmanları ihtiyaç duyulan durumlar öncelikli olmak üzere daima hastaların haklarını savunurlar. Böylesi bir rolde hastanın haklarını, adil bir şekilde yararlanmak istediği hizmetleri belirlemek ve sağlık kuruluşlarının bu hakları yerine getirme konusundaki isteksiz ya da olumsuz tavırlarına meydan okumak için mücadele verirler. Buradaki amaç, sağlık kuruluşunu aşağılamak ya da zor durumda bırakmak değil sağlık kuruluşunu hak ve adaleti sekteye uğratan kısmını düzeltmesi için teşvik etmeye çalışmaktır.

Sosyal hizmet; güçsüzlerin, haksızlığa uğrayanların ve ezilenlerin savunulması için sorumluluk alır. Benzer şekilde tüm sosyal hizmet uzmanlarının ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik ahlaki bir sorumluluğu vardır.

Gizlilik ve mahremiyet konuları, sosyal hizmetin temel değerlerinden biridir. Gizlilik, insan onuru ve biricikliğinin sürdürülebilmesi ve özel hayatının korunması açısından önemlidir. Hasta Hakları Madde 5 “Kanun ile müsaade edilen haller ile tıbbi zorunluluklar dışında, hastanın özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Hükmü ile özel hayatın gizliliğine özel vurgu yapmıştır. Sosyal hizmet uzmanları, mesleki ilişki ve kayıt sürecinde müracaatçıya ya da hastaya ait bilgilerin gizli.

Hasta hakları biriminde çalışan sosyal hizmet uzmanlarının aynı zamanda iyi birer iletişimci olmaları beklenir. Hasta ile çalışan veya kurum arasında arabulucu rolü , hastalara ve çalışanlara verilmesi gereken eğitimlerden dolayı üstlendiği eğitici rolü, hasta hakları başvuru sürecinde taraflarla görüşmenin getirmiş olduğu görüşmeci rolü , sosyal hizmet uzmanlarına iyi bir iletişim becerisine sahip olma misyonunu yüklemektedir.

Eğitici rolündeki sosyal hizmet uzmanı, hastalara ve çalışanlara bilgi vermektedir. Etkili bir eğitimci olmanın ilk gerekliliği, bilgi sahibi olmaktır. Bu nedenle sosyal hizmet uzmanlarının kendilerini sürekli geliştirmeleri için bilgilerini taze tutacak okumalar yapmaları yararlı olacaktır. Bilgi sahibi olmanın yanı sıra bu bilgiyi doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarabilmek için iyi bir iletişimci olmak gerekir. Tıbbi sosyal hizmet uzmanları; hastalara hakları ve hak ihlalleri yaşadıklarını düşündükleri durumlarda yapmaları gerekenler, hususunda yol gösterirler. Böyle durumlarda nerelere başvurup, kimlerden yardım isteyebilecekleri konularında bilgi ve eğitim verirler.

Sonuç olarak tıbbi sosyal hizmet ile hasta hakları arasında mesleki etik, değer ve ilkeler; mesleki roller gibi birçok ortak noktadan söz edilebilir. İnsan haklarının bir uzantısı olan hasta haklarının odağı insandır ve insan haklarını herkes için ulaşılabilir ve mümkün kılmayı hedeflemektedir. Bu amaca hizmet eden diğer bir alan ise sosyal hizmet sunumudur. Sosyal hizmet uzmanlarının birbiriyle ve hastalarla ilişkisi, Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelik ve yönergelerle de resmiyet kazanarak yasal bir zemine oturtulmuştur.