Ünite 6: Halk Edebiyatında Anlatmalık Türler: Masal, Halk Hikayesi, Fıkralar

Masal

Anonim Halk Edebiyatı ürünlerinin başında masallar gelmektedir. İnsanlık tarihinin erken dönemlerinde mitler, memoratlar, efsaneler ve epik destanlar gerçek olduklarına inanılan türler olarak birbirinin ardı sıra ortaya çıkmışlardır. Masallar ise edebi kalıplaşmış bir anlatım tekniğiyle anlatılan ve gerçek olduğuna inanılmaması olarak ortaya çıkmıştır bir edebi türdür.

Masal kelimesinin Arapça mesel (öğüt) kelimesinden Türkçeye geçtiği kabul edilir. Masal sadece yazılarak elde edilen kuru ve ölü metin değildir. Masal anlatma yolu, sözlü kültür ortamında anlatanla dinleyenlerin bu yolla kurduğu sözlü kültürel bir iletişim biçimidir.

Masallar mitler, memoratlar, epik destanlar ve efsanelerin karşısında onlara adeta antitez olan bir anlatım türüdür. Bilindiği gibi mitler, epik destanlar ve efsaneler adeta “mutlak doğru “ “gerçek tarih” imişçesine inanılarak anlatılan anlatım türleridir. Masallar “kurgu” ve “kurmaca”yı, ilahi bir var oluşu anlatan türler yerine insani bir var ediş, edebi yaratmayı koyan ilk sözlü edebiyat türleridir. Masallarda olamayacak şey yoktur. İnsanların olmasını çok istediği, ancak olması imkansız gözüken her şey masallarda oluvermiştir.

Masal bir edebi tür olarak kendine has tür ve şekil özelliklerine sahiptir. Bunların başında, masalların başlangıç, orta ve sonlarında bulunan formel(biçimsel) veya tekerleme adı verilen kalıplaşmış ifadeler gelmektedir.

Masallar gerçek ve inanç bağlarından kurtulmuş olarak insan düşüncesinin, hayal sınırları içinde yaptığı özgür düşünüş, uçuş ve yaratış alıştırma ve araştırmalarıdır. Masalarda gerçek anlamda zaman ve mekan kavramı yoktur. Masallar sözlü kültürde yoğun bir anlatım geleneğinin ürünü olmaları nedeniyle oldukça sade bir halk diliyle yaratılıp anlatılırlar. Masalların içinde efsane, atasözü, deyim, alkış, kargış, mani, türkü, bilmece gibi pek çok başka sözlü edebiyat türü bir arada bulunabilir.

Masaların Sınıflandırılması: 1921 yılında Anti Aarne ve 1955 yılında Stith Thompson hazırladığı çalışmalarla masalları üst başlıklar halinde şu şekilde tasnif etmişlerdir.

  1. Hayvan Masalları
  2. Asıl (Olağanüstü) Masallar
  3. Güldürücü Masallar
  4. Zincirlemeli Masallar

Türk Masalları

Türk masalları Türk Halkbilimi çalışmaları içinde en çok çalışılan alanlardan birisidir. Türk masalları üzerine ilk araştırmayı yapan kişi ünlü Türkolog F. W. Radloff’tur. Türk masallarını ilmi bakış açısıyla ilk derleyen Macar Türk halkbilimcisi Ignacz Kunoş’tur. Türk araştırmacıların da masallar üzerindeki çalışmaları 19. Yüzyılın son çeyreğinde yayınlanmaya başlamıştır.

Bunlardan ilki yayın tarihi ve yayınlayanı belli olmayan 14 ciltlik “Billur Köşk Masallarıdır.”

Türk masallarını 1912 yılında “Türk masalları” adıyla 13 masalı yayınlayan, K.D rumuzunu kullanan gerçek kimliği bilinmeyen bir Türk hanımdır. Ziya Gökalp ise bir yandan masalları nazma çekerek diğer yandan da derlediği masalları yayınlayarak bu alanda önemli çalışmalar yapmıştır. Yine 1930 yılında Bahtaver Hanım, 1934 yılında Yusuf Ziya Demircioğlu, 1935 yılında Hamit Zübeyir Koşay, 1936 ve 1938 yılında Naki Tezel yayınladıkları eserlerle bu alanda önemli çalışmalara imza atmışlardır.1943 yılında Tahir Alangu Türk halk masalları üzerine hazırladığı lisans tezi ile bu alanda pek çalışmaya yön vermiştir.

Türk masalları üzerine çalışma yapan en önemli araştırmacılardan birisi Pertev Nail Boratav’dır. Boratav’ın Türk masalları üzerine yaptığı en önemli çalışma 1953 yılında Wolfram Eberhard ile birlikte hazırladıkları “Türk Masal Tipleri Katalogu’dur.”

Saim Saklıoğlu 1975 yılında “Erzurum Halk Masalları Üzerine Araştırmalar” adlı doktora tezi ile yine aynı yıl Umay Günay ” Elazığ Masalları” adlı çalışmalarıyla alana önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Türk Masallarının Yapısı: Türk masallarının yapısı döşeme, olay ve dilek olarak adlandırılan üç bölümden oluşur.

Döşeme: Bu bölüm masalcının dinleyicileri masal atmosferine ve masal biçimindeki iletişim ve etkileşim şekline hazırladığı bölümdür. Masalcı başlangıç ve masala giriş tekerlemeleri söyler.

Olay: Asıl masal, masalın bu bölümüdür. Bu bölüm de kendi içinde, giriş, gelişme, sonuç olarak üç kısımdan oluşur. Masalın, olay bölümünde de yer yer tekerlemelere veya kalıplaşmış sözlere yer verilir. Masal içinde anlatılan bir olaydan başka olaya geçişi sağlayan bu tekerlemeler bağlayış veya geçiş formelleri adıyla da bilinir.

Dilek: Dilek kısmında da masalcı kalıplaşmış sözler veya tekerlemeler söyler. Masalın sonunda masal hemen herkesin kabul edebileceği ve katılabileceği güzel bir sonuca bağlanır.

Türk Masal Kahramanlarının Özellikleri: Masallarda olumlu olduğu düşünülen ve yaşatılması istenilen değerler yüceltilir, olumsuz bulunan ve onaylanmayan davranışlar da kötülenir. İyi masal tipleri idealleştirilerek toplumda benimsenen ve herkes tarafından alkışlanan kişilik özellikleri kazanırlar. Masallarda olumsuz bulunan, onaylanmayan ve kötülenen düşünce ve davranışlar da kötü tiplerle anlatılır.

Türk masallarının en önemli erkek tiplerinden Keloğlan kötülerle savaşması ve güçlülerle olan mücadelesinde hiç beklenmeyen başarılar elde etmesi bakımından iyi bir tiptir. Türk masallarında çevresindekilerine kötü oyunlar oynamaktan zevk alan kötü tip “Köse” tipidir. Türk masallarında kadın tipleri erkeklere göre daha dazla yer alır. Masallardaki iyi kadın tipi vefalı, sağ duyulu, uysal, iyi yürekli, çalışkan, doğru ve güzeldir. Masallardaki kötü kadın tipi ise cadı, zalim kaynana, üvey ana kıskanç kardeş olarak yer alır.

Türk Masal Anlatma Geleneği: Sözlü kültür ortamında teatral bir biçimde anlatılan masalların kendilerine has bir anlatım geleneği vardır.

Masalın Anlatıcısı: Masallar daha çok kadınlar tarafından anlatılırdı. Masalların da tıpkı destancılar gibi bu işi yapmakla tanınmış özel anlatıcıları vardır. Bu masalcılara, “masal anası” veya “masalcı” ya da bazı yörelerde “hekveci”, “olçum” gibi isimler verilirdi.

Masalın Dinleyicisi: Günümüzde kitle iletişim araçlarında meydana gelen değişmeler nedeniyle masal anlatma geleneği de zayıflamıştır. Bu süreçte masalların sadece çocuklara anlatılan ve onların dinlediği bir sözlü edebiyat türü olduğu kanısı oluşmuştur. Bu doğru değildir. Geçmişte masallar her yaş grubuna anlatılır ve bu anlatımlar ve masal icraları çok geniş bir dinleyici kitlesinin ilgisini çekerdi.

Halk Hikayesi

Türk sözlü edebiyat geleneğinde XVI. Yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmıştır. Genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı yüz-yüze iletişim ortamında icra edilir. Türk halk hikayelerine devirlere ve yörelere göre değişik adlar verilmiştir.

Halk hikayeleri Anadolu ve Rumeli sahasında “aşık”, diğer Türk bölgelerinde “dastançı”, “desançı”, “hekatçı”, “akın” ve “bahşı” adı verilen geleneksel sözlü anlatım sanatkarları tarafından bağlama, dombıra, kopuz ve benzeri çalgılarla yapılan müzik eşliğinde icra edilmektedirler.

Halk hikayelerinin mutlaka bir tarihi olaya dayanma zorunlulukları yoktur. Nazım-nesir karışık olmakla birlikte zamanla nesir kısımları ağırlık kazanmıştır. Olayların gerçeğe daha uygun olması, kahramanlıktan çok aşk macerasına yer vermeleri gibi özelliklerle epik destandan ayrılmaktadırlar. Halk hikayelerinde milli ve manevi yapıya uygun formlarda ifade edilen evrensel değerler de son derece önemli bir yer tutarlar.

Epik destandan halk hikayeciliğine geçiş dönemi eseri kabul edilen Dede Korkut Hikayeleri Türk edebiyatında bu türün en eski örneklerinden sayılmaktadır.

Halk hikayelerinin kendine has bir mantık örgüsü vardır. Bu mantık örgüsü ideal ölçülere göre şekillenmiş bir hayat anlayışını ortaya koyar. Halk hikayelerinde “rüyada aşık olma” motifinden “gurbete çıkma” motifine kadar gelişecek olayları bir mekana bağlayarak ilişkilendirme önemli bir yere ve role sahiptir. Halk hikayelerinin kendine has mantığı içinde tutarlı olmak şartıyla, hikayelerde olmayacak şey yoktur.

Halk hikayelerinde destan motiflerinden, bilmece ve atasözlerinden halk şiirinin bütün şekillerine kadar Halk Edebiyatının çeşitli ürünlerini bulmak mümkündür.

Halk hikayesi anlatma geleneği genel olarak fasıl, döşeme, asıl konu (hikaye), duvak kapamayla dört ve bazen bunlara eklenen efsanelerle beş bölüm halinde tertip edilir

Fasıl: Anlatıcı seyirciyi hazırlamak için önce bir divani söyler. Bundan sonra cinaslı bir türkünün (tecnis) okunması gelenek gereğidir. Ardından olağanüstü bir konunun dile getirildiği bir tekerleme söylenir. Tekerlemenin söylenmesinden sonra bazı yörelerde “üstatname” adı verilen eski usta aşıklarından üç şiir okunur. Son olarak da mizahi bir atışma veya destana, bazen de aşığın yine kendisinin çözdüğü bir muammaya yer verilir.

Döşeme: Manzum veya mensur kalıplaşmış cümlelerden oluşan bir giriştir. Döşemede hikayenin geçtiği zaman ve mekandan söz edilir.

Asıl Konu (hikaye): Hikaye en büyük arzuları çocuk edinebilmek olan yaşlı kimseler üzerine gelişir ve bunun için arayışlar başlar.

Sonuç ve Dua: Bu bölümde gelenek halk hikayelerini sonuca göre iki kısma ayırmaktadır: Vuslata erenler ve trajik bir sonla bitenler. Mutlu sonla biten hikayelerde “duvak kapama” adı verilen ve beş mısralık bentlerden oluşan muhammes şeklinde uzun bir türkü söylenir. Mutlu sonla bitmeyen hikayelerdeyse çoğunlukla “bayati” makamında veya “tatyan havaları” söylenir.

Hikaye ile Organik Bağı Olmayan Efsane: Sevgililerin kavuşmadan öldüğü hikayelerde kahramanların öbür dünyada vuslata erdiklerine işaret eden bir efsane hikayeye eklenir. Halk hikayelerinin teşekkülü hakkında çalışanlar, hikayeyi genellikle söyleyeni bilinmeyen Anonim Halk Edebiyatı ürünlerinden saymışlardır.

Türk halk hikayelerinin kökenleri itibariyle dört önemli kaynaktan teşekkül ettiği kabul edilir.

  1. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gerçek olaylardan doğmuş kısa hikayeler.
  2. Yaşayan veya yaşadığı rivayet edilen aşıkların hal tercümelerinden doğan hikayeler.
  3. Dini-milli hadiselerle bunlara dayalı kahramanlık konularını konu edinen halk kitapları kökenli hikayeler.
  4. Klasik hikayeler.

Türk halk hikayelerini ele alıp işledikleri konuya göre şe şekilde tasnif edilir:

  1. Kahramanlık Hikayeleri
  2. Dini-Hamasi Hikayeler
  3. Dini-içtimai, Ahlaki Hikayeler
  4. Aşk Hikayeleri

Fıkralar

Türk sözlü edebiyatının günümüzde de son derece canlı olarak yaşamakta olan türü fıkradır. Türkçeye Arapçadan geçmiş kelime olan “fıkra” dilimizde “parça, cümlecik, paragraf, bend, madde” gibi pek çok anlamı karşılamasının yanı sıra yaygın olarak, bir edebiyat türünün adı olarak kullanılmaktadır.

Fıkranın diğer türlerden ayrılmasını sağlayan özellikleri, anlatımı sırasında seçilen kelimeler, tasvir biçimi, diyalog çatısı, konu seçimi, belirlenen hedefle ortaya çıkarılan kompozisyonudur.

Birisinin yaptığı ve toplum olarak benimsenen ortak sosyal ve kültürel değerlere ters düşen, onları çiğneyen veya dikkate almayan bir davranışa veya ifadeye, kişisel bir biçim vermeden, bunu kişisel bir tartışma veya kavga konusu haline getirmeden, fıkra yoluyla nesnel ve tarafsız sayılabilecek bir şekilde uyarmak en uygar yollardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fıkraların diğer sosyal ve kültürel işlevlerinin en bilinenlerinden birisi de, yeni tanışan insanlar arasındaki birbirini tanımamaktan kaynaklanan “soğuk duruş” veya kimlik ve kişiliğini ele verecek kadar açık olmama tavrını ortadan kaldırmasıdır. Fıkraların daha da yaygın bir başka işlevi de bir şekilde tanışıp temasa geçmiş iki birey arasında ki “samimiyeti artırıcı” olmasıdır.

Fıkraların bir başka işlevi de, bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olan kullanma anlamında, “eğretileme” veya “istiare” şeklindeki kullanımıdır.

Fıkraların evrensel olarak en yaygın işlevlerinden birisi de, bir kişi veya kurumu yıpratmak, gülünç duruma düşürmek ve geniş kitlelere yönelik propaganda malzemesi olarak kamuoyu oluşturmak ve yönlendirmektir. Fıkralar, anlatmak istedikleri fikrin daha iyi ve etkili anlatılmasına hizmet etmeyen her türlü fazlalıktan arındırılmış bir yapı ve kompozisyon özelliğine sahiptirler.

Fıkralar anlatmak istedikleri düşünceyi en etkili biçimde aktaracak şekilde sivriltilmiş bir dile ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılacak bir şekilde cilalanıp parlatılmış bir anlatım biçimine sahiptirler.

Türk Fıkra Tipleri

Türk sözlü edebiyatının en eski türlerinden birisi olan fıkralar günümüzde de Anonim Halk Edebiyatının en yaygın olarak kullanılan türlerinden birisidir.

Fıkra, genellikle bir fıkra tipine bağlı olarak nesir diliyle yaratılmış, sözlü edebiyatın bağımsız şekillerinden ibaret yaygın epik-dram türündeki gerçekçi hikayelerden her birine verilen isimdir. Fıkra tipleri Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa, Ahmet Akay gibi tarihte yaşadıkları bilinen kişiler olabileceği gibi bir bölgenin bir meslek grubunun, bir inanç öbeğinin zihniyetini veya dünya görüşünü ve buna bağlı olarak inanç ve uygulamalarını ortak bir kişilik halinde ortaya koyabilen hayali veya sözlü gelenekte yaratılmış Temel veya Bektaşi Baba gibi tipler de olabilir.

Kuramsal olarak, mevcut fıkra tiplerinden çok farklı ve işlevsel olmaları durumunda mahalli fıkra tipleri zaman içinde ulusal fıkra tipine hatta zamanla uluslararası fıkra tipine dönüşebilirler. Yeni bir fıkra tipi yaratmak yerine yaratılmış bir fıkrayı uygun bir fıkra tipine bağlamak hem daha kolay hem de harcanacak emek bakımından daha ekonomiktir.

Türk edebiyatında ister sözlü, ister yazılı gelenekte olsun bütün fıkralar şu veya bu şekilde halkın yarattığı herhangi bir fıkra tipine bağlı olarak anlatılmaktadır. Bir fıkra tipine bağlı olarak anlatılan bazı fıkraların başka icra bağlamlarında mekan, zaman ve nakil geleneği başta olmak üzere çeşitli nedenlerle başka bir kıra tipine bağlı olarak anlatılması sözlü kültürün doğasından kaynaklanan özelliklerindendir. Nasrettin Hoca’nın başından geçmiş olarak duyup öğrendiğimiz bir fıkranın bir başkası tarafından İncili Çavuş’un başından geçiyormuş gibi anlatılması bu duruma örnek verilebilir.

Türk fıkralarının etrafında teşekkül ettiği pek çok fıkra tipinden en yaygın olanlarından bazıları Nasrettin Hoca, Bektaşi, Ahmet Akay, İncili Çavuş, Bekri Mustafa, Aldar Köse, Jerenşe Şeşen, Esenpolat ve Temel olarak sıralanabilir.