Ünite 6: Güneş Kral Çağı (1648-1697)

Avrupa’nın hakemi: Fransa

17. yüzyılın ikinci yarısı, Orta ve Batı Avrupa’da Fransa’nın merkezde olduğu bir dönemdir. Fransa, Otuz Yıl Savaşları sırasında Protestan devletlerle işbirliği yaparak, İspanya ve Avusturya’yı mağlup edip, Habsburg hanedanının üstünlüğüne son vermişti.

Fronde İsyanları (1648-1653)

Fransa’nın İspanya ile savaşa devam ettiği yıllarda, 1948 yılında Paris’te Fronde İsyanı denilen büyük bir isyan başladı.

İsyanın kısa sürede yayılmasında Richelieu, sonrasında başbakan olan Mazarin’in politikaları ve 1643’te daha beş yaşındaki XIV. Louis’in tahta çıkmasıydı.

Fronde , kelime anlamı olarak “sapan” demekti. İsyana isminin verilmesinin sebebi ise asilerin Mazarin ve taraftarlarını sapanlarla taşa tutmalarıydı.

1949 Ocak’ına gelindiğinde Mazarin karşıtları neredeyse tüm Paris’e hakim olmuşlardı ve XIV. Louis şehri terk etmek zorunda kaldı. Bunun sonucunda Mazarin mecburen 1 Nisan 1649’da asiler ile Rueil Barışı’nı imzaladı ve isyan bir süre sona erdi.

Fronde İsyanı’nda ikinci safha Ocak 1650’de başladı ve Eylül 1963’e kadar sürdü. İsyancılar seslerini duyurabilmek için sapandan başka binlerce broşür ve kitapçık kullandılar.

1650’deki isyanda XIV. Louis’in kuzeni Condé Prensi’nin asilere katılması sebebiyle bu ikinci dalgaya “Prensler Ayaklanması” da denilir. Condé prensi tutuklandı ve bu olay isyan ateşini arttırdı. 1650 Ocak itibariyle isyancılar Prens’in serbest kalmasını ve Mazarin’in görevi bırakmasını istedi.

İspanya da dışarıdan Condé Prensi’nin isyanına destek veriyordu; ancak Prens başarılı olamadı ve 1652’de kraliyet birliklerine mağlup oldu. Mazarin ve XIV. Louis şehre geri döndüler ve mutlak bir zafer kazanılmış oldu.

Güneş Kralın Mutlakiyetçi İktidarı

1661’de Mazarin’in ölümüyle Fransa’da ipler XIV. Louis’in eline geçti. XIV. Louis tam anlamıyla mutlakiyetçi bir yönetim anlayışına sahipti.

Hayalinde ihtişamlı bir imparatorluk yatmaktaydı. Böyle bir yapının sadece askeri başarılarla değil, diplomasi ve sanatta Avrupa’ya önderlik eden ihtişamlı bir devlet olmakla elde edileceğine inanmaktaydı. Bu amaçla, dönemin en ünlü mimar ve sanatçılarını himayesine alarak 1661’de yapımı uzun yıllar sürecek olan Versay (Versailles) Sarayı’ını yaptırdı ve ancak 1682’de saraya yerleşebildi.

Saray, yapısı itibariyle Güneş Kral XIV. Louis’in gücünü ve görkemini yansıtırken, onu sıradan insanlardan uzak tutuyordu.

XIV. Louis’in bir diğer amacı ise ekonomik yönden güçlü bir Fransa idi. Maliye bakanlığı görevine Jean-Baptiste Colbert’i getirdi. Colbert, merkantilist bir ekonomik anlayış sergileyerek çağına damgasını vurdu ve Fransa mali bunalımdan çıktı.

“En Hıristiyan Kral” unvanına dayanarak Osmanlı İmparatorluğu karşısında kadim düşmanı olmasına rağmen Avusturya’ya ve Venedik’e yardım etti. Bu gelişmeler Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa’nın arasını bozdu.

Fransa’yı Avrupa’nın Hakemi Yapan Savaşları

Fransa, XIV. Louis’in iktidarı döneminde Avrupa’daki diğer ülkeler ile savaş halinde oldu. Bu süreci başlatan olay 1667’de, İspanya ve Hollanda’ya karşı “İntikal Savaşları”dır.

Fransa ordusunun başında bulunan XIV. Louis dönemin şartlarına göre büyük bir ordu kurdu ve kuzeye yönelerek İspanyol Flemenki’ne hakim oldu.

Bu başarı Hollandalıları rahatsız etti; çünkü Hollanda sınırında daha zayıf bir İspanyol Flemenki’ni tercih etmekteydi. İspanya’nın yanında yer alan Hollandalılara İngiltere de katıldı.

Hollanda, İsveç ve İngiltere baskısından rahatsız olan Fransa barış yapmaya mecbur kaldı. 1668’de Aix-laChapelle (Aachen) Antlaşması imzalandı.

XIV. Louis kendisine kurulan ittifakları engellemek için parasal yardımlarda da bulundu. Önce İngiltere ve İsveç’e yardım ederek Hollanda’yı bu iki müttefikinden ayırdı. Kuzeni olan İngiltere kralı II. Charles ile 1670’de Dovet Antlaşması’nı imzaladı. Ayrıca, Münster ve Köln prenslikleriyle de ittifak imzalayarak Hollanda’yı doğusundan da baskı altına aldı. Buna karşılık Hollanda da 1672’nin başında İspanyollar ile ittifak antlaşması imzaladı.

Hollandalılar, “Rampjaar” (felaket yılı) olarak andıkları 1672 yılında Amsterdam baraj kapaklarını açarak kurtuldular. Fransa’ya barış teklifinde bulundular; ancak XIV. Louis teklifi reddetti.

Hollanda’da De Witt istifa etti ve yerine geçen 22 yaşındaki III. William gelir gelmez diplomatik ve askeri önlemler aldı. Brandenburg Elektörlüğü de Hollanda’nın müttefiki olmasıyla güçler kısmen dengelendi.

1674’te İngiltere Parlamentosu, İngiltere halkı gibi Protestan olan Hollanda’ya karşı, Katolik olan Fransa’ya destek verilmesine izin vermedi ve İngiltere Westminster Antlaşması ile savaştan çekildi.

Brandenburglulara yenilen İsveç, savunma pozisyonuna çekildi. Müttefiklerini teker teker kaybeden Fransa’da bir diğer sorun da ekonomik anlamda oldu. Hollanda’ya savaş ilan etmeden önceki taahhüt edilen büyük meblağlar ve savaş masrafları ülke ekonomisindeki gelir-gider dengesini bozdu. Yeni vergiler ihdas edilince de köylü isyanları çıktı.

Fransa ekonomik yönden kendini toparlaması için gerekli kaynaklara sahipken Hollanda ve özellikle İspanya için durum daha vahimdi. Önce Hollanda ile 10 Ağustos 1678’de, daha sonrada İspanya ile 17 Eylül 1678’de ve 5 Şubat 1679’da Nijmegen Antlaşması denilen üç antlaşma ile ateşkes imzalandı.

Fransa’da Nantes Fermanı’nın Kaldırılması

13 Nisan 1598’de Fransa Kralı IV. Henri tarafından yayımlanan ve Kalvinistler’e haklar tanıyan Nantes Fermanı, “Bir inanç, bir yasa, bir kral” tezini savunan XIV. Louis’in Fontainebleau Fermanı ile 1685 Ekim’inde kaldırıldı. Önce 1663’te Katoliklerin din değiştirmeleri yasaklandı, Protestanlıktan ayrılıp Katolik olmak isteyenler teşvik edildi. Kalvinistler’e uygulanan baskılar sonucunda 1681’de yaklaşık 38 bin kişi Katolikliğe geçti.

Yayınlanan fermandan sonra bazı tahminlere göre 300 bin kişi Fransa’yı terk etmiştir. Bunlar arasında zenginler, düşünürler ve yazarlar da bulunmaktaydı. Bunun sonucunda büyük bir ekonomik kriz baş gösterdi.

Avrupa’nın büyük bir kısmının katıldığı, Fransa’yı zora sokan ve 1688-1697 arasında devam eden Dokuz Yıl Savaşları başladı.

Ülkedeki Kalvinistler de 1702’de ayaklanarak büyük bir isyan başlattılar ve Fransa bir iç savaşa sürüklendi. 1710’da isyan kanlı bir şekilde bastırıldı.

Papalık ve XIV. Louis

XI. Innocentius’un 1671’de papa olmasından sonra Roma ile ilişkiler iyice gerildi. Sorun piskoposların tayini ve gelirleri ile ilgiliydi. Papa ile görüş ayrılığında olan Güneş Kral, Rahipler Meclisi’ni topladı. Fransa kilisesinin kural ve yapılarının değiştirilemeyeceğinin ifade edildiği bir bildiri yayınlandı. Papa ile ipler gerildi fakat XII. Innocentius’un papalığa gelişiyle uzlaşma sağlansa da bu olay ile Gallikanlık, yani Papalık’ın Fransa üzerindeki hakimiyetinin kısıtlanmış ve kilise krala bağlı kalmıştır.

XIV. Louis’nin İktidarının Son Yılları

XIV. Louis’nin hükümdarlık yılları Fransa tarihine Büyük Yüzyıl (Grand Siecle) olarak geçmiştir.

Onun Fransa’ya katkısı, ülkesini aristokrasinin yönettiği parçalanmış yapıdan kurtarması, tek merkezden yönetilen güçlü bir devlet haline getirmesidir. Ayrıca onun döneminde Fransa’da yollar, limanlar yapıldı; imalathaneler kuruldu, Fransa ekonomik olarak güçlendi. Tarihe Güneş Kral olarak geçti.

Parlamento-Kral Mücadelesi: İngiltere

II. Charles’ın İktidara Gelişi

İngiltere Kralı I. Charles idam edildikten sonra, Oliver Cromwell parlamentonun, yürütme heyetinin ve yargının yapısını değiştirdi. Önce Devlet Konseyi kuruldu, sonrasında ise 19 Mayıs 1649’da İngiltere’nin resmen bir Cumhuriyet olduğu ilan edildi. Cromwell, bu gelişme ile yönetime tamamen hakim oldu.

Parlamentoyu fesheden Cromwell, kral olmayı kabul etmedi ve kendisine diktatörlük yetkilerini sağlayan kral naibi unvanını aldı. Katoliklere karşı sert tedbirler alıp İspanya’ya savaş açarken Fransa ile olumlu ilişkiler kurdu. Ancak kurduğu sistem özellikle aristokrasi tarafından şiddetle eleştirildi.

Oliver Cromwell 1658’de ölünce kral naibi unvanı oğlu Richard Cromwell geçti; ancak oğlu otoriteyi sağlayacak yetenekte değildi. İskoçların desteğini alan II. Charles devletin başına geçti. 29 Mayıs 1660’da taç giydi ve böylece cumhuriyet dönemi bitti.

Şanlı Devrim (Glorious Revolution)

II. Charles ve eşi, varisi olan II. James de Katoliklerdi. Tahtın veliahdının bu inancı benimsemesi ve Katolikliğin sarayda etkisinin artması, halkta ve parlamentoda tedirginliğe sebep olmuş ve 1673’te Katolik olarak devlet hizmetinde bulunmayı engelleyen bir tasarı olan “Test Act” parlamento tarafından kabul edilmişti.

II. Charles hasta yatağında Katolikliği kabul etmiş ve erkek çocuğu olmadığı için II. James tahta geçmişti. Test Act’ı feshetmek istemesi, Fransa kralı XIV. Louis’yi desteklemesi ve İnanç Özgürlüğü Fermanını ilan etmesi krala olan tepkiyi artırdı.

II. Mary’nin eşi ve aynı zamanda II. James’in yeğeni olan Hollanda Prensi III. William, duruma müdahale kararı aldı ve İngiltere’ye çıkartma yaptı. İngiliz parlamentosu da kendisine destek çıkınca II. James tutunamayacağını anladı ve kaçtı. II. Mary ve III. William ortak hükümdar oldular ve 11 Nisan 1689’da beraber taç giydiler.

III. William, tahta çıktığı yıl inanç özgürlüklerini belirleyen “Act of Toleration”u (Müsamaha Bildirgesi) yayınladı. Ancak dönemin en önemli siyasal metni 16 Aralık 1689’da kabul edilen Bill of Rights (Haklar Beyannamesi) olmuştur. Bu belge hala İngiliz hukuk sisteminin temel yasalarından biri olan, insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda tarihteki en ünlü metinlerinden biridir.

17. Yüzyılın İkinci Yarısında İskandinavya

İsveç, 1648 Vestfalya Antlaşması ile İskandinavya ve Baltık’taki en güçlü devlet konumuna yükselmişti. X. Şarl Gustav’ın tahta çıkmasıyla Lehistan ve İsveç arasında yeniden savaş patlak verdi. “İkinci Kuzey Savaşları” başladı. Danimarka ile mücadele sonunda 1660’da Kopenhag Antlaşması imzalandı. X. Şarl’ın ölümünden sonra tahta XI. Şarl İsveç kralı oldu.

İsveç, Fransa ile işbirliğine gidilerek Otuz Yıl Savaşlarından önce mali destek aldı. Fransa, Avrupa’daki diplomatik üstünlüğü elinde tutmak amacıyla İsveç’e yardım etti. Danimarka ise, İsveç’in yükselişinden sonra kendisine biçilen bölgesel güç sıfatını kabullendi.

İsveç, XIV. Louis’nin Avrupa’nın diğer güçleri ile yaptığı savaşlarda denge siyasetini takip etti. Bundaki amacı, kendisine karşı bir koalisyonun oluşmasını engelleyerek topraklarını muhafaza etmekti. Bu politika büyük oranda başarılı da oldu. İsveç 17. yüzyılda Avrupa’nın sayılı devletlerinden biri haline geldi.

Büyük Kıtlık

1695, 1696 ve 1697 yıllarında gerçekleşen üç yıllık kıtlık sürecinde, bölgeye tahıl tüccarları vasıtasıyla gıda ithalatı gerçekleştiyse de açlık engellenememişti. İsveç’in kontrolünde bulunan Finlandiya, Estonya ve Letonya’da yaklaşık 150 bin kişi ölmüştü.

Lex Regia’nın Kabulü

Bir tür İskandinav Konfederasyonu niteliğinde olan Kalmar Birliği zamanında birliğin ticari işleri ve dış ilişkilerinde Kopenhag’ın ağırlığı hissedilirken, içişlerinde üç devletin de kendilerine özgü işleyişleri vardı. 1523’te İsveç’in bu birlikten çekilmesinden sonra güç kazanması sonucunda, 1665’te kraliyet kanunu olarak nitelendirilebilecek “Lex Regia” kabul edilerek Danimarka’da kral merkezli mutlak monarşiye geçildi.

17. Yüzyılda İtalya

Rönesans hareketi, İtalya’yı 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’da sanatın ve kültürüne merkezi haline getirdiyse de ülkede bir türlü siyasi birlik sağlanamadı. Katolik Kilisesi Rönesans’ı destekleyerek Kuzey Avrupa’daki gibi Kiliseye olan tepkileri azaltmaya çalıştı.

İspanya, 16. yüzyılın başında Napoli Krallığı’nı tamamen egemenliği altına almıştı, yine Milano da aynı şekilde İspanyol Habsburgları’nın yönetimindeydi.

17. yüzyılda İtalya’daki diğer devletlerin durumu da şu şekildeydi:

Venedik : Doğu Akdeniz ve Adriyatik’te önemli sayıda koloniye sahip olan Venedik, 12. ve 13. yüzyıllarda altın çağını yaşıyordu.

1606’da Papa V. Paul ile ruhbanlar konusunda anlaşmazlığa düştü; ancak Fransa’nın araya girmesi ile durum düzeldi.

17. yüzyılda Osmanlı’ya Girit’i kaybetti. 1683 sonrasında Kutsal İttifak Savaşlarında yine Osmanlı’ya karşı savaştı ve Karlofça Antlaşması ile Mora’yı ele geçirdi.

Toskana Grandükalığı : Papalık’ın onayı ile 1569’a kadar Floransa Dükalığı olan bu devlet Toskana Grandükalığı’na dönüşmüştü. Rönesans’ın finansör ve öncü hanedanı Mediciler’in yönetiminde Toskana, müreffeh ancak küçük bir devlet olmaktan ileri gidemedi. Genellikle Fransa’dan çok, Avusturya ve İspanya ile iyi ilişkilere sahipti.

Ceneviz Cumhuriyeti : 15. ve 16. yüzyıllarda Amasra, Galata, Sakız gibi kolonilerini Osmanlı’ya kaptırdı. 17. yüzyılda ise siyasi gücünü kaybetmişti. Buna rağmen Avrupa’nın en önemli finans merkezlerinden biri olmaya devam etti.

Savoy Dükalığı : Savoy Dükalığı’nın merkezi Torino’ydu. 17. yüzyılın başında Mantua Veraset Savaşlarında Fransa’ya karşı İspanya’nın yanında yer alırken daha sonra yüzyılın ikinci yarısında Fransa’nın etkisi altına girdi. II. Charles Emmanuel zamanında XIV. Louis’nin Fransa’sı ile akrabalık bağları kuruldu.

Habsburglar: İspanya ve Avusturya

Fransa-İspanya Mücadelesi (1648-1659)

Otuz Yıl Savaşları’nın (1618-1648) sonunda Mazarin, İspanya ile bir barış antlaşması imzalanmasını engellemişti. Vestfalya Antlaşmasıyla, Avusturya ile anlaştıktan sonra İspanya’ya karşı elinin güçlü olacağını düşündü.

1648 yılında İspanya ile mücadele sürerken Fransa’da Fonde İsyanı patlak verdi. Bu isyan, Fransa’yı iç savaşa sürükledi ve ülke dikkatini bu isyanı bastırmaya vermek zorunda kaldı. Asi liderler ve meşhur Fransız generallerden Condé’nin de asilere katılması ve İspanya’ya sığınması işleri daha da zora soktu. Fakat Mazarin ülkeyi bu zor durumdan kurtarmasını bildi ve İspanya konusuna yoğunlaştı.

Fransa iç isyanlarla boğuşurken, İspanya da IV. Felipe liderliğinde bağımsızlığını ilan eden Portekizlilere karşı Katalonya ve Napoli’de bağımsızlık isyanlarını bastırdı, Batı Akdeniz’deki gücünü arttırdı.

Mazarin, İspanya’yı teslim olmaya mecbur etmek ve onları hem denizden hem karadan sıkıştırmak için İngiltere ile 1657’de ittifak antlaşması yaptı. Bu tarihten itibaren İspanya ile savaş başladı ve 14 Haziran 1658’de Dunes Muharebesi’nde İspanya mağlup oldu. Kasım 1659’da Pireneler Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre XIV. Louis ile İspanyol Prenses Maria Theresa evleneceklerdi ve bu 1660’da gerçekleşti. Böylece Fransa, İspanya veraset sisteminde hak sahibi olma hakkı kazandı. Bu antlaşma, İspanya’nın artık Avrupa’da ikinci devletler seviyesine düştüğünün temsilcisiydi. Ardından İspanya, Portekiz’in bağımsızlığını da resmen tanımak zorunda kaldı.

Yükselen Güç: Avusturya

Otuz Yıl Savaşları’nın en büyük kaybedeni Habsburg Monarşisiydi. Vestfalya Antlaşması ile büyük bir siyasi güç ve prestij kaybetmişlerdi. Avusturya, bu antlaşma ile Protestanlık meşruiyetini kabul etmiş ve Alman prensliklerin üzerinde nüfuz kaybı yaşamıştı.

Prenslikler daha otonom hale gelince, Avusturya Osmanlı ile doğudaki mücadelesine odaklandı. Prensliklerin daha egemen olmaları devletin işleyişine katkı sağlarken, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun yönetiminde Avusturya’nın elini rahatlattı.

1657’de III. Ferdinand’ın yerine geçen İmparator Leopold için en büyük tehdit Osmanlı ve Fransa’ydı. Osmanlı Erdel Meselesi yüzünden 1663’te Avusturya’ya savaş açtı. Osmanlı ordusunu mağlup etmesine rağmen Leopold savaşmak istemiyordu; çünkü Osmanlı sınır kaleleri Viyana’ya çok yakındı. Sonuçta Vasvar Antlaşması imzalandı.

Avusturya’yı dönemin sıkıntılı durumundan kurtaran olay ise 1683’teki II. Viyana Kuşatması oldu. Osmanlı’ya karşı Papalık, Venedik, Lehistan ve Alman Prenslikleri bir araya gelerek başarılı oldular. 1699’da Karlofça Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Avusturya, Macaristan’ı yönetme fırsatı buldu ve bu durum Fransa’nın elini zayıflattı. Avusturya, Türk tehdidinin azalmasıyla Batı’da daha rahat hareket edebildi.

Yüzyılın sonunda Avusturya, Orta Avrupa’nın hala en önemli devletiydi; ancak gücünü ordusundan çok diplomasi silahını iyi kullanabilmekten alıyordu. Bir başka başarılı olduğu alan da sanattı. Leopold döneminde Viyana, İtalyan ve Alman bestekarlarının merkezi haline gelmişti.

Avrupa’da Güç Dengelerini Değiştiren Mücadele: Dokuz Yıl Savaşları

Otuz Yıl Savaşları sonrasında Habsburglar güç kaybederken, XIV. Louis’nin Fransa’sı güç kazanmıştı. Fransa’nın agresif ve yayılımcı politikası, ekonomide merkantilizmi uygulaması, deniz ticaretinde İspanya, İngiltere ve Hollanda’ya karşı üstünlük kurması sonucunda, Avrupa devletleri “Büyük İttifak” olarak bilinen bir Fransa karşıtı koalisyon oluşturdu. Koalisyonun önderliğini Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Leopold ile Hollanda Kralı III. William Orange yapıyordu. Koalisyonun amacı Ren bölgesinde yer alan Palatin Elektörlüğü’nü korumaktı. Bu İttifak’a Augsburg Ligi de deniyordu.

Osmanlılara karşı doğuda alınan erken galibiyet, müttefiklerin mücadele yoğunluğunu Batı’ya kaydırmalarını sağladı. Savaşın ilerleyen yıllarında III. William’ın İngiltere tahtına geçmesiyle İngiltere de Büyük İttifak’a dahil oldu.

Kara muharebelerinde İspanya-Avusturya, Hollanda, Danimarka, İsveç ve İngiltere’ye karşı çok başarılı olan Fransa, La Hougue açıklarında İngilizler ve Hollandalılara karşı mağlup oldu. Bu olay deniz ticaretine darbe vururken İngiltere’yi ablukaya alma ve Britanya’ya asker çıkarmayı olanaksız hale getirdi.

Şiddetli çarpışmalar devam ederken, Amerika’da yeni oluşturulan kolonilerde de savaşan Fransızlar Büyük İttifak’a karşı sahip olduğu toprakları korumayı başarmışlardı. Avusturya ve Alman Prensliklerinin Fransa ile olan savaşı Osmanlı’nın elini de rahatlatmıştı. Osmanlı Belgrad ve Sırbistan’ı yeniden fethetmişti.

1697’de taraflar arasında Ryswick Antlaşması imzalandı. Hollanda ve İngiltere’ye denizde mağlup olması sebebiyle Fransa, uzun süren bu savaştan fazla bir kazanımı olmadan ayrıldı. Fransa, Nijmegen Antlaşması ile sahip olduğu kazanımları geri verecek, III. William’ı İngiltere’nin meşru kralı olarak tanıyacaktı.

Bilimsel Gelişmeler

17. yüzyılda öncelikli olarak akıl ön plana çıkarıldı. Modern felsefenin temelleri atıldı. Rasyonalizmin kurucuları İngiltere’de Francis Bacon Empirizm, Fransa’da René Descartes bu yüzyılda öne çıktılar.

17. yüzyılda René Descartes, Pierre de Fermat, Blaise Pascal, Maclaurin, Parent, Clairault ve Euler gibi önemli matematikçiler yetişti. Bu yüzyılda, fizik sahasında önemli buluşlar yapıldı ve Galileo Galilei ve Isaac Newton gibi büyük fizikçiler yetişti. Astronomi sahasında Tyco Brache ve Johannes Kepler gibi isimler modern astronominin temellerini attılar.

Tıp alanında İngiltere’de doktor William Harvey, kalpten başlayan kan dolaşımını tanımlamıştır. Antonie van Leeuwenhoek ise yaptığı araştırmalarla Mikrobiyolojinin babası sayılmıştır.