Ünite 7: Gündelik Dile Dönüş: Ryle ve Austin

İdeal Dilden Gündelik Dile

Frege ve takipçilerinin katkılarıyla geliştirilen yeni mantığı kullanarak dili çözümlemeye çalışmak, dilin asıl işlediğine yeteri kadar ağırlık verilmemesi nedeniyle istenilen sonuçların elde edilememesine neden olmuştur. Wittgenstein’ın önderliğinde gelişen yeni akımda ise gündelik dil önem kazanmıştır. Gündelik dili merkeze alan felsefeciler başta sorunun kaynağını ele alan Ryle ve Austin olmak üzere, Peter Strawson, Norman Malcolm ve Paul Grice’dir.

Ryle

1900 yılında İngiltere’de doğan, eğitimini Oxford Queen’s College’de tamamlayan ve felsefeye ilgisi burada başlayan Ryle, uzun yıllar akademik çalışmalar yapmış, “Systematically Misleading Expressions” makalesiyle tanınmıştır. En tanınmış eseri olan The Concept of Mind’ da Kartezyen ikiciliğin yerine analitik davranışçılığı koymaya çalışmıştır. Zihin felsefesiyle ilgili görüşleri işlevselci yaklaşımlara eklemlenmiştir. Gündelik dile ilişkin görüşleri geç dönem Wittgenstein’ın görüşlerine yakın olan Ryle, felsefi çözümlemenin felsefenin yegâne işlevi olduğunu savunan analitik bir felsefeci olarak kabul edilebilir.

Ryle’a göre ise felsefeyi felsefe yapan şey, özel bir takım nesnelerle ilgili konuşuyor olması değil, bazı sorunları kendine özgü bir yaklaşımla konu edinmesidir. Bu konulardan biri de dildir. Ryle’a göre bir dili konuşmayı öğrenmemiz için o dilin kurallarını ifade etmeyi öğrenmemize gerek yoktur, ancak belirli sözcük gruplarını başka sözcük gruplarıyla değiştirdiğimizde anlamın ve sonuçlarının farklılaştığını, bizi zıt yönlere doğru çektiğini öğreniriz. Ryle felsefi sorunların kaynağının sürekli karşımıza çıkan bu tür zıtlıklar olduğunu savunur. Buna bir örnek olarak da insanların özgür olmalarını ancak aynı zamanda da nedensellik içinde öngörülebilir olmalarından söz eder. Bu çelişki ve benzeri durumların felsefenin çalışma alanına girer.

Ryle’a göre farklı sözcük ve ifadelerin farklı bağlamlarda farklı içermelere sahip olması, sistemli bir muğlaklık yaratmaktadır. Felsefenin görevi anlamların farklılaşmalarını dikkate almaktır, ancak bu muğlaklıkların gözden kaçırılması da felsefi sorunun temelindedir.

Ryle’a göre, kavramlar, idealar, terimler, yargılar vb. şeyler hakkında geliştirilen hatalı doktrinlerin özünde “x sözcüğünün anlamı” gibi ifadelerin bir şeye gönderim yapması gerektiğini düşünmemize neden olan mantıksal hatalar vardır.

Anlam konusunda Wittgenstein’a benzer görüşlere sahip olan Ryle, birşeyin anlamının kullanıldığı bağlamdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini, kavramları ve anlamları bağımsız ve yalıtılmış şeyler olarak düşünmenin yanıltıcı olacağını savunur. Bu durumda ona göre bir ifadenin anlamını öğrenmek onu doğru kullanmayı öğrenmektir.

Gündelik dil felsefecisi olarak kabul edilen Ryle, felsefenin gündelik dile odaklanması gerektiğini savunur. Ryle’a göre biçimsel dilleri oluşturmaya çalışan felsefeciler tartışmaların özünde ortaya çıktığı alandan biçimselleştirilmiş bir dile taşınmasıyla çözülebileceğine inanırlar, ancak Ryle’a göre biçimselleştirilmiş bir dilin ifadelerin gerçek anlamını temsil etmede yeterli olmayacağını düşünür.

Ryle’ın felsefenin yöntemine ilişkin ele aldığı diğer bir konu da kategori hatasıdır. Gündelik dilde kullanırken sorun yaşamadığımız bilinç, madde anlama, işaret gibi terimler felsefecilerin ele almasıyla sorunlara neden olmaktadırlar. Bunun nedeni Ryle’a göre felsefecilerin kullandıkları malzeme ile ilgili gerçek bir uzmanlık oluşturamamaları, felsefi tartışmalarda uzlaşıya varamamaları nedeniyle sürekli farklı yönlere giden sonuçlara ulaşmalarıdır. Bu sorunlardan biri de Ryle’ın “kategori hatası” olarak ele aldığı sorundur. Kategori hatası, felsefecilerin belli bir mantıksal bir tipe ya da kategoriye ait bazı olguları başka bir kategori veya matıksal tipe aitmiş gibi temsil etmeleridir. Bu tip hatalar anlambilimsel, varlıkbilimsel ve bilgibilimsel düzlemlerde ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Ryle’ın kategori hatasında ele aldığı sorunları açıklamak için kullandığı örneklerden biri zihin-beden ayrımıdır. Ryle’a göre Kartezyen ikiciliğin belirttiği gibi zihin ve beden iki ayrı töz değildir; çünkü zihin başlı başına ayrı bir nesne değildir. Zihin bedenin dışında ve ötesinde olmayıp, kişinin davranışlarının ve etkinliklerinin belirli bir şekilde düzenlenmesidir. Descartes’in kartezyen felsefesinde iki töz anlayışı varlıkbilimsel, bilgibilimsel ve anlambilimsel düzlemlerdede farklı bağlanmalara yol açar ve bu zihin-beden zihin-beden ayrımında da görülür.

Austin

1922’de İngiltere’de doğan John Langshaw Austin, eğitim hayatına klasikleri okumakla başlayıp, daha sonra Aristoteles’e ilgi duymuştur. Hayatının önemli bir bölümünü Oxford, Harvard ve Berkeley Üniversitelerinde dersler vererek geçiren Austin’in dersleri “How to Do Things with Words” başlığıyla yayımlanmıştır.

Konuşmanın kendisini bir eylem türü olarak çözümlemeye çalışan Austin, konuşma edimleri kavramının önde gelen savunucularındandır. Dili gerçeklikleri etkilemek ve ortaya çıkarmak üzere kullandığımız bir pratik olarak ele alır. Austin’in konuşma edimleri kavramı John Searle, geç dönem Wittgenstein ve Gilbert Ryle’ı da etkilemiştir, ancak Austin, Wittgenstein’ın görüşleriyle kendi görüşleri arasındaki bağı reddetmiş, kendi görüşlerinin G.W.Moore’un felsefi anlayışından etkilendiğini savunmuştur.

Ryle’ın ele aldığı kategori hatalarından kurtulmanın yolu Austin’e göre ne zaman ne söylememiz gerektiğine dikkat  etmekten geçer. Genel konusu “sorumluluk” olan “A Plea for Excuses” başlıklı yazısında felsefi söylemde ön plana çıkan sözcükleri inceleyerek oluşturduğu yöntemini açıklar. Bu eserde örnekleme yoluyla sorumluluk kavramını bahane ve özürler kavramları üzerinden ele alır.

Gündelik dil felsefesi yönteminin savunucularından olan Austin, dilde var olan ayrımlar ve çeşitlemeler insanların gerek gördüğü ve zaman testinden geçmiş, işlevsel ayrımlardır. Sözcükler ve kullanımlarına ilişkin farkındalığımızın artması görüngüleri anlamamıza da yardımcı olur, ancak Austin bunun tüm felsefi sorunların çözümü olamayacağını da belirtir.

Austin “How to Do Things with Words” adlı kitabında dönemin genel kabul gören dil anlayışını eleştirmiştir. Bir olguyu ifade eden cümlelerin doğru veya yanlış olmasının o olguyu başarılı bir şekilde ifade edip edemediğine göre belirlendiğini savunan bu görüşe karşın Austin, doğruluk değeri taşıyan cümlelerin sözlerin yalnızca bir bölümünü oluşturduğunu savunur.

Austin’in burada ele aldığı temel kavram edimsel sözdür. Edimsel söz, bir sözün amaçlanan sonucu üretemediğinde ortaya çıkan sonuçsuzluktur. Burada iki temel kavram vardır:

  • Söz edimi
  • Edimsel eylem

Söz edimi edimsel bir söz söylendiğinde gerçekleştirilen eylemdir. Austin daha sonra bu edim biçimini söyleme dışı bir eylem olduğu için edimsel eylem olarak adlandırmıştır. “Bu kişiyi eşim olarak kabul ediyorum” örneğinde olduğu gibi burada söz konusu olan bir eylemdir ve doğruluk veya yanlışlık değeri almaz.

Austin daha sonra edimsel sözleri daha ayrıntılı biçimde ele almıştır:

  • Sesçil edim: ses dizisi üreterek elde edilen başarım
  • Sessel edim: edimin kendisi
  • Sözsel edim: Sesçil edimin kullanılan dilin gramerine uygun olan ve o dilde kelimeler içermesi
  • Anlam odağı: Belli bir nesneye bir gönderimde bulunan sözsel edim

Bir anlam odağı içeren edimi sergilemek için sözsel bir edim ve buna bağlı olarak sessel bir edim sergilemek zorunludur. Bu edimler bir şey söyleme edimleridir ve Austin bunları düzsöz edimi olarak adlandırır. Soru sormak, emir vermek, söz vermek, vaatte bulunmak vb. gibi eylemler bir şeyi söylemekle bir edim sergilemektir. Austin’in söz-edimi kuramındaki odak noktası, söyleme yoluyla sergilenen söyleme dışı edimlerdir. Diğer sınıflandırmalar bu edimleri açıklamak amacıyla geliştirilmişlerdir.

Austin, bir durumda bir başkasının cevap vermesini teşvik etmek amacıyla geçekleştirilen edimi bir başka edime yol açtığı için etkisöz edimi olarak adlandırır.

Austin Duyum ve Duyumlanabilirler başlıklı kitabında duyu verilerine dayalı algı anlayışını da eleştirir. Austin’e göre bir yanılsama yaşadığımız durumlarda algıladığımız şeyi doğru algılamadığımıza göre farkında olduğumuz şey zihinsel bir içeriktir.

Auitin’in diğer bir eleştirisi ise “Are there A Priori Concepts?” adlı çalışmasında idealizm üzerine yaptığı eleştiridir. Burada a priori kavramlar ve sözcüklerin anlamları üzerine durur. Austin bu çalışmasında “kavram” kavramından yola çıkar. Tümellere ilişkin eleştirisinde sözcüklerin, esas itibariyle özel adlar olarak ele alınmasına karşı çıkar ve kullanılan bir sözcüğün tek ve özdeş olmasının gönderimde bulunulan şeyin de tek ve özdeş olmasını zorunlu kılmadığını savunur. Çalışmasının ikinci kısmında kavramların “sahip olunan şeyler” olmadığını savunan Austin, son bölümde ise “bağıntı” diye bir şeyin varlığını savunan görüşleri eleştirir.

“The Meaning of a Word” başlıklı makalesinde ise kelimeleri günlük kullanımlarındaki bağlamlarından çekip çıkarmanın yol açtığı yanlışlıklara vurgu yapar.