Ünite 1: Göçler Çağında Sosyal Hizmetler, Göçe İlişkin Temel Kavramlar ve Kuramsal Yaklaşımlar

Göçler Çağı

Göç hareketlerinin tarihsel gelişimine ilişkin yaşanan dönüşümler dikkate alındığında modern göç hareketlerinin dört ana dönemde gerçekleştiği söylenebilir (Massey, 2003; Pellegrino vd.,1998):

  • Ticari Dönem: 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren bu dönemde göç süreçleri kolonileştirme ve ticari kapitalizm tarafından biçimlendirilmiştir.
  • Endüstriyel Dönem: 19. yüzyıl başlarından 1920’lere kadar uzanan bu süreçte Avrupa’daki ekonomik gelişmeyle birlikte endüstrileşmenin Yeni Dünya’daki eski kolonilere yayılması ile Avrupa’dan yoğun göçler gözlenmiştir.
  • Sınırlı Göç Dönemi: 1920’lerden 1960’lara kadar süren dönemde ise Birinci Dünya Savaşı ve göçmen alımına ilişkin sınırlamalar Avrupa kaynaklı göçü büyük ölçüde yavaşlatmıştır.
  • Post-Endüstriyel Dönem: 1960’lardan sonra göç hareketleri köklü biçimde farklı bir nitelik sergilemeye başlamıştır. Göç hareketleri Avrupa’dan dışarıya doğru olma özelliğini kaybetmiş, Avrupa’ya yoğun göç akışı söz konusu olmuştur.

Küreselleşmenin ve kitlesel göç hareketlerinin ilk dalgasının 1870-1913 döneminde yaşandığı söylenebilir. Bu dönemde endüstrileşmekte olan Avrupa ülkelerinden denizaşırı göçler söz konusu olmuştur. 1950-1980 döneminde, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan nitelikli iş gücü gereksinimi göç süreçlerini yeniden biçimlendirmiştir. Avrupa’nın yüzyıllarca göç veren ülkeleri hızlı bir şekilde göçmen alan toplumlara dönüşmüş ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı oldukça ciddi sayıda göçmen işçi çekmeye başlamıştır. Bu göçmenler başlangıçta çoğunlukla Güney Avrupa’dan gelirken 1960’ların sonunda Afrika, Asya, Karayipler ve Orta Doğu’dan göçler yoğunlaşmıştır. Özellikle son 30 yıllık süreçte ise dünya çapında önemli bir güç olarak belirginleşen göçlerin yönü ve kompozisyonu köklü değişimler geçirmiştir. Avustralya, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi geleneksel göç alan ülkelerde göç akımlarının niceliksel büyüklüğü artmıştır. Bunun yanı sıra göçmenlerin genel kompozisyonu Avrupa’dan Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerine doğru kaymıştır. 1980’lerde on yıl öncesine kadar zengin kuzey ülkelerine göçmen gönderen Güney Avrupa ülkeleri İtalya, İspanya ve Portekiz bile Afrika, Asya ve Orta Doğu’dan işçi ithal etmeye başlamıştır. Aynı zamanda düşük doğum hızına, yaşlanan bir nüfusa ve yüksek yaşam standartlarına sahip olan Japonya da işçi ihtiyacını karşılamak için artan bir şekilde Asya ve Güney Amerika’nın yoksul ülkelerinden gelen göçmenlere yönelmeye başlamıştır (Subası Ertek ve Yüce Dural, 2013; Massey vd., 2014).

Göçler Çağında Sosyal Hizmetler

Hareket hâlindeki dünya gerçeğinin ve göçler çağının bilincinde bir sosyal hizmet yaklaşımı kamuoyu, politikacılar ve uzmanlar tarafından göç olgusunun daha geniş bir biçimde anlaşılmasına katkı sağlayabilecektir (Cox ve Geisen, 2014). Ancak göç olgusu sosyal hizmet alanında bütün boyutlarıyla keşfedilmiş değildir. Göç, genellikle sosyal hizmet eğitiminde ve uygulamalarında sığınmacılara destek ya da ailelerle ilişkiler ve aile birleşimi bağlamında özel gereksinimler konusu olarak yer almıştır (Treichler ve Cyrus, 2004 aktaran Cox ve Geisen, 2014). Göçler çağında sosyal hizmetlerin sahip olduğu konumu ve işlevleri değerlendirebilmek için sosyal hizmetlerin tanımına ve göç bağlamında yapılan sosyal hizmet örneklerine bakmak yararlı olacaktır. Uluslararası Sosyal Hizmet Çalışanları Federasyonu (IFSW) ve

Uluslararası Sosyal Hizmet Okulları Birliğinin (IASSW) tanımlarına göre sosyal hizmet; toplumsal değişmeyi, toplumsal bütünleşmeyi ve gelişmeyi gerçekleştirir, insanları özgürleştirir. İnsan ilişkilerindeki sorunları çözer, insanların iyilik ve refah durumlarını geliştirmelerine onları özgürleştirerek ve güçlendirerek yardım eder. İnsan hakları, adalet ve ortak sorumluluk bilinci sosyal hizmet için temel niteliklerdir. Sosyal hizmet, küçük yaşta çalıştırılma, madde bağımlılığı, uzun süreli veya kronik hastalık, tutukluluk veya hükümlülük, doğal afetlere maruz kalma, ihmal, istismar, şiddete maruz kalma, sokakta yaşama, bakıma muhtaç yaşlılık ve engellilik durumundaki insanlara yapılacak olan destek niteliğindedir (Davies, 2002; Righard ve Boccagni, 2015: 231-232; Adıgüzel ve Sönmez Özkan, 2015: 143). Sosyal hizmetin temelleri sosyal adalet ve insan haklarıdır.

Shier, Engstrom ve Graham’ın (2011: 38) vurguladığı üzere küreselleşme ve çeşitlilik sosyal hizmet alanında kuramsal ve uygulama açısından ana akım kavramsallardır. İlk olarak 1920’lerde göç olgusu sosyal hizmete ilişkin kitaplarda dikkate alınmıştır. Göçmenlere yönelik sosyal hizmetler de 19.yy’dan bu yana söz konusu olmuştur.

Sosyal hizmetler bağlamında göç sürecinin farklı boyutlarını ve sonuçlarını ele almak yararlı olacaktır. Göç, zorunlu ve sancılı bir yeniden toplumsallaşma sürecidir. Bu süreçte bireyler ve topluluklar açısından çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bireyler göç süreciyle birlikte yabancı bir dil ve kültürle, ırkçılık ve toplumsal dışlanmayla vb. karşılaşmaktadır. Söz konusu koşullar ve hızlı kültürel değişim süreci davranış ya da ruh sağlığı açısından sorunlara neden olabilmektedir (Manço, 2004). Göç süreci, aile çözülmelerine neden olmakta, boşanmalar artmakta ve ebeveynlerin çocukları üzerinde kontrolleri azalmaktadır. Kadınların iş piyasalarına girmeleri, buna karşın kimi durumlarda erkeklerin işsiz kalabilmeleri sonucu erkeklerin aile reisliği statüsü sarsılmakta ve ailelerdeki güç dengeleri değişime uğramaktadır. Genellikle bu durumda ortaya çıkan toplumsal cinsiyet kimliğine ilişkin krizler aile krizlerini tetikleyerek eşlerin boşanmalarına yol açabilmektedir

Temel Kavramlar

Göç konusunda Türkiye’de yapılan çalışmalarda da aynı olgunun farklı biçimlerde adlandırıldığı görülmüştür. 1864’te Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler muhaceret olarak adlandırılmıştır. Yaylalara belirli dönemlerde giderek orada yaşayanlara konar-göçer denilirken, arazisini elinden çıkarıp başkaları için çalışmaya başlayanlara göçebe oldu denilebilmektedir. 1960’larda Almanya’ya çalışmak için gidenlere Alamancı denilmiştir. Daha sonra bu ifade Avrupa’nın diğer ülkelerine giden işçiler için de kullanılmıştır (İpek, 2014).

Kavramsal olarak göç, yaşanılan yerin daimi veya yarı daimi olarak, genellikle bir çeşit idari sınırın dışına doğru değiştirilmesi (Faist, 2003) biçiminde tanımlanabilir. “Göç, ekonomik, siyasi, ekolojik veya bireysel nedenlerle, bir yerden başka bir yere yapılan ve kısa, orta veya uzun vadeli geriye dönüş veya sürekli, yerleşim hedefi güden coğrafik, toplumsal ve kültürel bir yer değiştirme hareketidir” (Yalçın, 2004, 13). Uluslararası göç genel olarak kişinin alışılageldik yerleşim yerini bir ülkeden diğerine değiştirmesi olarak tanımlanır. BM bu tanıma, göçmenleri uluslararası ziyaretçilerden ayırmak için en az bir yıllığına ifadesinin başka bir deyişle zaman unsurunun eklenmesini önermektedir (Kritz, 2007: 3019). Uluslararası Göç Örgütü de göçü uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde yer değiştirme (süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleri) biçiminde tanımlamıştır. Bu kavrama, mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, yerinden çıkarılmış kişiler ve ekonomik göçmenler dâhildir (IOM, 2009).

Göç Türleri

Avrupa’nın uluslararası göçlerde bir varış bölgesi olarak konumuna bakıldığında, sürekli (daimi) veya geçici işçi göçü, aile birleşmelerinin yarattığı göçler, mültecileri kapsayan zorunlu göçler ile literatürde “illegal” ve “irregular” olmak üzere iki şekilde anılan yasadışıdüzensiz göçler gibi birçok farklı göç türünü deneyimlediğinden bahsedilebilir. Fakat tüm bu göç türlerine ek olarak dönemsel göç, döngüsel göç, emekli göçü gibi farklı göç türleri de gözlemlenebilmektedir (Özerim, 2014). Günümüzde uluslararası göçmenler şöyle sınıflandırılabilir; sığınmacılar, emek göçmenleri, kurumsal göçmenleri, aile birleşim göçmenleri ve yaşam tarzı göçmenleri (Kritz, 2007: 3021). Farklı göç türlerini tanımlayabilmek için göçün belirli boyutlarını açıklayan çeşitli ölçütlere başvurulabilir. Kapsayıcı bir göç sınıflaması yapılabilmesi için coğrafi uzaklıktan, temel motivasyona, zaman ve süre etkenine ya da örgütsel düzeye kadar çeşitli ölçütlere dayalı olarak göçlerin türleri ifade edilebilir (Tablo 1.1). Bu sınıflama doğrultusunda bazı göç türleri alanyazına dayalı olarak tanımlanabilecektir.

Alanyazındaki bilgilere göre zorunlu göç, doğal ya da insan ürünü nedenlerden dolayı içerisinde yaşama ve refaha yönelik tehditleri de içeren bir zorlama unsuru bulunan göç hareketini tanımlamak için kullanılan genel terimdir (örn. mültecilerin, ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin hareketleri ve doğal, çevresel, kimyasal, nükleer felaketler, açlık ya da kalkınma projeleri nedeniyle gerçekleşen hareketler).

İç göç , bir ülkenin sınırları içindeki hareketliliği tanımlamaktadır. Genel anlamda iç göç bireylerin ya da nüfusun sosyal sistemdeki hareketlerine atıf yapmaktadır. BM tanımını da dikkate alarak iç göç, yerleşim yerinin belirli bir ülke içinde bir coğrafi birimden diğerine kalıcı olarak değişmesi biçiminde tanımlanabilir.

Geçici göç sürecinde göç edenler, belirli bir sürenin ardından nihayetinde köken ülkelerine geri dönerler. Kalıcı göç te ise göçmenler göç ettikleri ülkeye yerleşirler ve köken ülkeye ziyaret amaçlı olarak gidip gelebilirler. Sarkaç göç ise, göçmenler düzenli ve sürekli bir biçimde zamanlarının belirli bölümlerini köken ülkelerinde, belirli bölümlerini ise göç ettikleri ülkede geçirmeleri durumunda ortaya çıkmaktadır. Zincirleme göç, bir yere göç edenlerin köken ülkelerinden evlilik gibi bağlar yoluyla yeni göçmenlerin göç etmesini temin etmeleri sonucunda gelişmektedir. Toplu göç, kaynak ülke dışına (istisnai ve düzensiz) gruplar hâlinde harekettir. Döngüsel ( dairesel ) çalışma amaçlı göç ile ekonomik olanak arayışıyla bir ülkeye çok defa seyahat eden kişilerin hareketliliği anlamına gelmektedir.

Göçmenler kendi ülkesinden ayrılırken ve/veya yolu üzerinde bulunan ülkeden geçerken ve/veya göç etmeyi tasarladığı ülkeye girişinde ve/veya bu ülke(ler)de bulunduğu süre içinde o ülkenin yasalarına uyup uymama durumuna göre, yasal ya da yasa dışı göçmen olarak da tanımlanabilmektedir. Yasadışı göç insanların bir ülkeden diğerine yerel vatandaşlık yasalarını ihlal ederek hareketlerini ifade etmektedir. Alıcı ülkeye giriş yasal (öğrenci, geçici iş ya da turist vizesiyle) ya da illegal (yasal giriş noktaları dışından sınırları geçmek) olabilir.

Göç Kuramları

Ravenstein’in göç kanunları şöyle sıralanabilir (Ravenstein, 1885: 198-199):

  • Göçler genelde iş ve ticaret merkezlerine doğru kısa mesafelidir.
  • Göç hareketinin doğal sonucu olarak gelişmekte olan kentlere doğru gelenlerin boşalttıkları yerler diğer bölgelerden gelenlerce doldurulur, adım adım göç dalgası bütün ülkeye yayılır.
  • Yayılma ve emme süreçleri birbirine benzerdir.
  • Her göç hareketi telafi edici bir karşı göç hareketi doğurur.
  • Büyük ticaret ve endüstri merkezlerine gitmeyi tercih eden bireyler bu basamaklandırmadan ve aşamalardan bağımsız olarak doğrudan bu merkezlere göç edebilirler.
  • Kırsal kesimlerdekiler kenttekilerden daha çok göçe eğilimlidirler.
  • Özellikle iç göçlerde kadınlar erkelerden daha çok göçe eğilimlidir.

Çok sayıda kuramsal örneğe karşın uluslararası göçün genel bir teorisi yoktur. Bu kuramlarda çeşitli disiplinlere dayalı paradigmalarla göç açıklanmaya çalışılmıştır. Siyasal bilimciler devlet ile göçün gelişimi ve sınırlandırılmasında devlet politikalarının önemine odaklanmıştır. Ekonomistler ise ülkeler arasındaki farklılıklara, alıcı ve gönderici ülkelerdeki özellikle ücret farklılıklarına işgücü talebi ve karşılanmasına odaklanmış, göç ve ekonomik gelişme arasındaki etkileşime bakmışlardır. Sosyologlar 1900’lerin başlarında Avrupa’dan ABD’ye gelen göçmenlerin deneyimlerine dayalı olarak, göçmenlerin kapsanması ve asimilasyonu üzerine kuramlar geliştiren Chicago Okulu’nun etkisindedirler.

Göç olgusunu ve göç süreçlerini açıklamaya yönelik birbirinden oldukça farklı ve çok sayıda kuram söz konusu olduğu için bazı sınıflandırmalar yapılmıştır. Genel bir sınıflama yapıldığında ise göç kuramlarını, göçün başlayışını açıklayan kuramlar ile göçün devamlılığını ve uluslararası yaygınlaşmasını, sürekliliğini açıklayan kuramlar biçiminde ifade edebiliriz (Tablo 1.2). Başlangıç kuramları arasında şunlar vardır: Neoklasik ekonomi yaklaşımı, yeni ekonomi kuramı, ikiye bölünmüş emek piyasası kuramı, dünya sistemler kuramı, itme-çekme kuramı. Göçün sürekliliğini ve yaygınlaşmasını açıklayan kuramlar ise azalan risk ve maliyetlere vurgu yapan ağlar kuramı; kurumsal kuram; kümülatif nedensellik, göç sistemleri ve ulusaşırı kuramı kapsamaktadır (Massey vd., 2014; Faist, 2000; Castles ve Miller, 2008)