Ünite 1: Giriş ve Temel Kavramlar

Giriş

Sağlık hukuku, dar anlamda hasta-hekim ilişkisi bağlamında hak ve yükümlülükleri içerir. Dolayısıyla bir yandan temel hak ve özgürlükler alanında önemli hususlara işaret ederken, diğer taraftan çevresel koşullara bağlı olarak sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak yararlanmasını, bu hizmetin adaletli bir şekilde dağılımının yasalarla güvence altına alınması gerektiğini ortaya da koyar.

Yasal Mevzuat

Anayasa

Sağlık hakkı temel hak ve özgürlükler arasında sayılmaya başlanan bir anayasal hak niteliği taşır. Anayasa’nın 17/1 maddesine göre; “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” 56. maddesinde de “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlığı altında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir” ifadesi yer almaktadır.

Anayasamız yaşama hakkını bir temel hak olarak görmekteyken aynı zamanda bu yaşama hakkının sağlıklı ve dengeli bir çevrede bulunması gerektiğini belirtmektedir. Yaşama hakkını düzenleyen maddenin devamında da “Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz” hükmü yer almaktadır. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlığı altında düzenlenen bu husus, tıbbi zorunluluklar ve kanunda belirtilen hâller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını ifade ederken sağlık açısından ancak kişinin bu konuda rızasının olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir.

Uluslararası Antlaşmalar

Uluslararası antlaşmalar, Anayasa’nın 90. maddesi kapsamında iç hukuk sistemimize aktarılmaktadır. Buna göre; Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Uluslararası antlaşmanın (sağlık hakkı gibi) temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması hâlinde uygulanma üstünlüğü uluslararası antlaşmaya ait olacaktır.

Kanunlar

Anayasa “kanun” kavramına tam bir tanımlama getirmemektedir. Kanun, TBMM tarafından icra edilen görevler arasında bir yasama işlemi olarak kabul edilmektedir. Bu yasama işlemi neticesinde TBMM’nin iradesi tecelli etmektedir. Bu durumda kanunlar, Anayasanın yetki verdiği TBMM tarafından (m.87), Anayasada öngörülen kanun yapma usul ve esasları doğrultusunda (m.88) kabul edilen ve Cumhurbaşkanınca Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren genel, soyut ve sürekli nitelikli yazılı hukuk kuralları olarak tanımlamak mümkündür.

Bir kanunun uygulanabilmesi için, Cumhurbaşkanı tarafından Resmî Gazetede yayımlanması gerekli bir şarttır ancak yeterli değildir. Kanunların yürürlüğe girmesi, genellikle her kanunun kendisinin ne zaman yürürlüğe gireceği konusunda hükümlerine tabidir. Bu durumda kanun kendisinin belirlediği tarihte yürürlüğe girmekte ve bu tarihten itibaren uygulanmaktadır. Kanun metninde kanunun hangi tarihte yürürlüğe gireceği konusunda herhangi bir hüküm bulunmuyor ise kanun, Resmî Gazetede yayımlandığını günü izleyen günden itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girmektedir.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

Yeni kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde Cumhurbaşkanının, devletin başı olduğu vurgulanırken, diğer taraftan yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmektedir. Diğer bir ifade ile bu sistemde artık başbakan ve bakanlar kurulu bulunmamaktadır, Bakanlar Kurulu tarafından da çıkarılan kanun hükmünde kararname ve tüzüklerin artık çıkarılması mümkün olmayıp, mevzuat arasında bu iki düzenlemeye yer verilmemiştir. Ancak mevcut kanun hükmünde kararname ve tüzükler değiştirilinceye veya yürürlükten kaldırılıncaya kadar varlığını sürdürecektir. Bu sistemde, Cumhurbaşkanı yardımcılığı makamı tesis edilmiş, Cumhurbaşkanına yürütme yetkisine ilişkin konularda “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” çıkarma yetkisi tanınmıştır. Ancak Cumhurbaşkanının, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili konularda, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkaramayacağı açıkça düzenlenmiştir.

Yönetmelikler

Yönetmelikler, Anayasa’da belirtilen hangi makam tarafından çıkarılsa çıkarılsın, sebep unsuru mutlaka bir Kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dayanmalıdır. Kanun veya Kararname tarafından daha önce hiçbir şekilde düzenlenmeyen bir alanda yönetmelik çıkarılması söz konusu değildir. Kanuna ve Kararnameye dayanmayan bir yönetmelik de çıkarmak mümkün değildir.

Temel Kavramlar

Sağlık ve Sağlık Hukuku

Sağlık hakkına baktığımızda temelde insanın, insan olma niteliği öne çıkmaktadır. İnsan haklarının da tanımı yapılırken insanın insan olması sebebiyle sahip olduğu haklar şeklinde bir tanımlamaya gidilmektedir. Dolayısıyla sağlık hakkı ile insan hakları arasında çok sıkı bir ilişkinin bulunduğunu söylemek mümkündür.

Sağlık hakkı, en geniş anlamıyla sağlığın korunup geliştirilmesine dair bütün haklardır. Dünya Sağlık Teşkilatının yapmış olduğu tanımda sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil aynı zamanda bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda sağlık hakkı, insanın hasta olmadan önce gündeme gelmesi gereken bir haktır. İnsanın hasta olmadan önceki süreçte sağlığını koruması, nitelikli, eşit tıbbi bakım ve tedaviye ulaşabilmesi sağlık hakkının konusunu oluşturmaktadır.

Tıp, Tıp Hukuku, Tıbbi Etik ve Deontoloji

Tıp bilimi sayesinde kişiler, hekimler eliyle sağlıklı bir şekilde yaşamakta, bedenen, ruhen ve sosyal anlamda tam bir iyilik hâlinde hareket etmektedir. Hekimler, hem bir yandan tıp biliminin gereklerini yerine getirirken diğer yandan bir sanat icra etmekte ve bütün bunları etik kuralları dâhilinde yapmaktadır. Hekimler yaptıkları iş gereği mevcut bilgi ve becerilerini insan yararına kullanmak zorundadır.

Çok hızla gelişen ve değişen dünyada, tıp alanındaki değişikliklerin de azımsanmayacak ölçüde olduğunu söylemek mümkündür. Hâl böyle olunca, tıbbi etik ve deontoloji evrensel olarak önem kazanmaktadır. Farklı tıp alanlarında sıklıkla karşımıza çıkan meslek kusuru ve tıbbi sorumluluk olgusu, değişen hususların da yarattığı baskı neticesinde, hekimleri ve onları istihdam eden sağlık kuruluşlarını mümkün olduğunca korumak güdüsü, sağlık alanının tüm bileşenlerini mümkün olduğunca haklarını savunabilmek gayreti içine sokmuştur. Hekim ve hasta ilişkisinde, hekimin uymak zorunda olduğu gelenek ve kurallar onun Tıbbi Deontoloji yönünü öne çıkarmaktadır. Hekim ve hasta arasındaki ilişkide ortaya çıkan değer sorunları da Tıbbi Etik alanının konusunu oluşturmaktadır.

Deontoloji terim olarak “yükümlülükler bilgisi” anlamında kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile deontoloji neyin yapılması, neyin yapılmaması sorularına toplumun belirlediği ve ayrıca yaptırımlarla donattığı kurallar manzumesidir. Etik ile deontoloji arasındaki en önemli fark belki de bunların yöntemleri ve benzer konulara değişik yaklaşımlar sergilemelerinden kaynaklanmaktadır. Etik henüz çözümü belirlenmemiş, yerleşik normların dışında kalan sorunlarla ilgilendiği ve bu açık uçlu sorunlarda ilkelerin belirlenmesine yönelik çalışmalar yaptığı için her zaman tartışmaya açık bir alan olarak kabul edilmektedir.

Tıp deontolojisinde bir ilk olarak kabul edilen tıp yemini, Hipokrates’e atfen yazılmış ve tıp sanatının uygulanmasını bir yemin metni çerçevesinde koruma altına almıştır. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının mesleklerini onurla uygulayacaklarına dair tarih boyunca ettikleri bu yemin sayesinde tıbbi deontolojinin temellerinin atıldığı bilinmektedir.

Sağlık Mevzuatı

Sağlık alanında kaleme alınan yazılı hukuk kurallarının tamamı sağlık mevzuatı olarak nitelendirilmektedir. Temelde ele alındığında sağlık mevzuatı yalnızca bu hizmeti sunan kişi, kurum ve kuruluşların değil aynı zamanda bu hizmetlerden yararlananları da kapsamına alan bir düzenlemeler topluluğudur. Durum bu şekilde olunca sağlık mevzuatının kapsamı oldukça genişlemekte ve çok değişik alanları düzenlemektedir. Özellikle sağlık alanındaki düzenlemeler çeşitli meslek gruplarını da yakından ilgilendirmektedir.

Temel Sağlık Kurum ve Kuruluşları

Dünya Sağlık Örgütü

Bilenen ilk uluslararası sağlık konferansı 1851 tarihinde Paris’te toplanmış ve 1938 yılına kadar on dört farklı konferans düzenlenmiş, alınacak tedbirler görüşülmüş ve çok sayıda uluslararası sağlık sözleşmesi kabul edilmiştir.

BM Ekonomik ve Sosyal Konseyinin daveti neticesinde New York’ta toplanan Uluslararası Sağlık Konferansı sonrasında 22 Temmuz 1946 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü Anayasası (Constitutional of The World Health Organization) imzalanmıştır. Sonrasında BM ile imzalanan antlaşma ile Dünya Sağlık Örgütü, BM uzman kurumlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye 02 Ocak 1948 tarihinde Dünya Sağlık Örgütüne üye olmuştur.

Sağlık Bakanlığı

Sağlık Bakanlığının kuruluşu 03 Mayıs 1920 tarihinde çıkarılan 3 sayılı Kanun’a dayanmaktadır. Bakanlığın ilk yıllarında daha çok savaş ortamının getirmiş olduğu sıkıntıların giderilmesi üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra 1937 yılına kadar Sağlık Bakanı olarak görev yapan Dr. Refik Saydam başkanlığında çok büyük gelişmeler kaydedilmiştir.

Günümüze kadar çok değişik isim ve sayı altında yayımlanan Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnameler sonrasında 11.10.2011 tarihli ve 663 Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de, 09.07.2018 tarihli ve 30473 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname olan “Anayasada Yapılan Bazı Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Özellikle dikkat çeken husus kararnamenin adının “Sağlık Alanında Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” olarak değiştirilmesi ve 1-22.maddelerin yürürlükten kaldırılmasıdır.

Türk Tabipleri Birliği

23.01.1953 yılında kabul edilen 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu ile Türkiye sınırları içerisinde meslek ve sanatlarını icraya yetkili olup da sanatını serbest olarak yapan veya meslek diplomasından istifade etmek suretiyle resmî veya özel görev yapan tabiplerin katıldığı Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluş olarak hayata geçmiştir.

Türk Tabipleri Birliği; Tabip odaları, Merkez Konseyi, Yüksek Haysiyet Divanı ve Büyük Kongreden ibaret teşekküllerin bütünüdür ve tüzel kişiliğe sahiptir.

Çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları

Bu kuruluşlardan bazıları Kızılay, Yeşilay, Türk Kalp Vakfı, Türk Böbrek Vakfı, Türk Diyabet Vakfı, Lösemili Çocuklar Vakfıdır.