Ünite 8: Geçmişten Günümüze Masal Anlatıcılığı

Giriş

Masal her anlatıldığında yeni bir anlatıya dönüşen; her anlatıcının üslubundan etkilenerek yenilenen bir türdür. Elbette her kültürde masal anlatıcılarının kullandıkları geleneksel unsurlar bulunmaktadır. Bu geleneksel unsurlar kuşaktan kuşağa aktarılarak gelişir ve yaşamaya devam eder. Ancak içinde bulunduğumuz küresel çağda icra bağlamlarının ortadan kalkması, medyanın baskın etkisi ve kuşaklar arası aktarımı, etkileşimin zayıflaması gibi nedenlerle masal anlatma geleneği hakkındaki bilgilerimiz hızla yok olmaktadır. Türk masal anlatma geleneği oldukça eski dönemlere dayanmasına karşın günümüzde artık unutulmaya yüz tutmuş, kurtarılması ve korunması gereken bir olguya dönüşmüştür. Modernleşme ve modernleşme sonrası etkiler, küreselleşmenin egemen kültürü yerelleştirme politikasıyla da ilişkili olarak masal anlatma geleneğini hemen hemen yok etmiştir. Artık merkezden uzak ücra bir dağ köyünde derleme yapan araştırmacılar bile masal anlatıcısı bulmakta zorlanmaktadır. Oysaki masal bugün yaygın kanıyla bilindiği gibi yazılı olarak yaşayan bir tür olduğundan daha çok sözlü bir türdür. Masal; anlatıldığı bağlama, anlatan kişiye ve dinleyenlere göre geleneği kodlar ve sözün gücünü kullanarak kuşaktan kuşağa aktarır. Masal da UNESCO’nun sözünü ettiği korunması gereken türlerden biridir. Bu nedenle kaybolmak üzere olan masal anlatma geleneğini yeniden canlandırmak ve masal türü aracılığıyla kültürel kodların kuşaktan kuşağa aktarılması hususunda farkındalık geliştirebilmek önemlidir. Masalın yeniden anlatılır bir türe dönüşme sürecinde uygulamalı halk bilimi yöntemlerinden faydalanılması elzemdir. Bunun yanı sıra günümüzde somut olmayan kültürel mirasın korunma mekânlarından biri de müzelerdir. Müzelerin koruma ve arşivleme işlevlerinin yanı sıra eğitim işlevleri de bulunmaktadır. Özellikle somut olmayan kültürel mirasın sergilendiği müzeler eğitim ve gösterime dayalı türleri sergileyerek bu mirasın hem kuşaktan kuşağa aktarılmasına hem de geleneğin sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Bu tür bir yaklaşımla kurulan uygulamalı halk bilimi müzeleri, dünyada oldukça yaygındır. Türkiye’de ise konunun önemi yeni yeni kavranmış ve içerisinde masal anlatılan müzeler gündeme gelmiştir. Ne var ki bu müzelerde geleneksel masal anlatacak profesyonel kişiler bulunmamaktadır. Bu nedenle öncelikle genç kuşakların bu konuda eğitim almaları sağlanmalıdır. Bu yolla hem gençlere istihdam alanlarının yaratılması hem de masal anlatma geleneğinin yaşatılması mümkün olacaktır. Dünyanın pek çok ülkesinde özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde masal anlatıcılığı profesyonel bir meslek olarak sürdürülmektedir. 1970’lerden itibaren Avrupa’da ve Amerika’da masal anlatma geleneği yeniden popüler bir alan hâline gelmiştir. Eğitimli masalcılar anaokullarında, ilköğretim okullarında, kütüphanelerde ve kitapevlerinde masal anlatmakta ve bu yolla geleneği sürdürmektedirler. Oysaki Türkiye’de bu tür uygulamalara çok nadir rastlanmaktadır. Kuşaktan kuşağa aktarımın can alıcı noktalarından biri de usta çırak ilişkisidir. 19. yy’da köy kökenli bir disiplin olarak doğan halk bilimi bugün gelinen noktada odağını kentlere kaydırmak zorunda kalmıştır.

Halk Bilimcilerin Anlatıcıya Yönelen Dikkatleri

Halk bilimi kuramları içerisinde masala yönelen ilk dikkatler genellikle masalın metnine yönelik olmuştur. Masal metnine yönelik tanımsal, türsel ve daha önemlisi köken arayışları meselelerinden sonra masalın yalnızca bir metin olmadığı bir gösterim olduğu fark edilmiştir. İlhan Başgöz, bunu ilk fark edenler arasında Carl Wilhelm von Sydow ve sonrasında Rus halk bilimi araştırmacılarını, özellikle de Mark Azadovski’yi gösterir. Sydow anlatıcının masalı anlattığı ortamdaki pek çok kişiyi etkilediğini bu nedenle de aktif ve pasif gelenek taşıyıcılarının masalın sürdürülebilirliği açısından önemini dile getirmiştir. Rus Halk Bilimciler ise masal anlatıcısının dış görünüşü, yaşadığı muhit, hayat hikâyesi, masala karşı ilgisi, psikolojisi, yaratıcılık üslubu, masalı anlatma zamanı gibi özelliklere dikkat çekmişlerdir. Bu konuda fikir beyan eden diğer araştırmacılar arasında Macar köylerinde araştırma yapan Linda Dégh gibi yabancı araştırmacıların yanı sıra Türkiye’den Ziya Gökalp, Eflatun Cem Güney, Pertev Naili Boratav, Oğuz Tansel, İlhan Başgöz, Saim Sakaoğlu, Ali Berat Alptekin, Esma Şimşek, Selami Fedakâr, Evrim Ölçer Özünel ve Mustafa Gültekin sayılabilir. İlhan Başgöz, masal anlatıcısı masalını içinde bulunduğu kültürel bağlama göre her anlatışta yeniden yaratmaktadır der. Ona göre daha sonraki yıllarda Fin Okulu’nun takipçilerinden von Sydow da bu gerçeği gördüğü için masal anlatanı incelemek gereğini duyarak masal anlatıcılarını “aktif gelenek taşıyıcıları”, “pasif gelenek taşıyıcıları” olarak ikiye ayıracaktır. Sydow için masal anlatıcısı da masal çalışmalarının içindedir. Masal anlatanın önemine vurgu yapan bu görüş, Rus halk bilimcileri tarafından daha da ileri götürülecek ve bu çalışmalarda masalcının kendisi dikkatleri üzerine çekecektir. Rus halk bilimci Azadovski, masalın yaratılmasında, biçimlenmesinde, yayılmasında ve değişmesinde masal anlatıcısının önemini vurgulamıştır. Bu yaratıcı kişilik, 1960’lardan sonra folkloru bir canlı gösterim, bir sosyal olay olarak kabul eden ABD’li folklorcuların çalışmalarında yeni yorumlara uğrayacaktır. Pertev Naili Boratav da bir sanat yaratmasının salt konu olmadığını söyler ve adsız soyut insan çizgilerinden meydana gelmiş bir masalın düşünülemeyeceğini anlatır. Boratav “Masalın ana teması ile onu süsleyerek genişleten, uzatan, dolgunlaştıran nakışlar (motifler) ile her biri kendi dilini konuşarak, kendi oyunlarını göstererek masalı seslendiren, kımıldatan canlı varlıklar (kişiler) bir bütün hâlindedir” diyerek masal anlatıcısının masal üzerindeki etkisine dikkat çeker. Walter Benjamin ‘‘Hikâye Anlatıcısı: Nikolay Leskov’un Eserleri Üzerine Düşünceler’’ adlı makalesinde hikâye anlatıcısının beslendiği kaynağın ağızdan ağıza aktarılan deneyim olduğunu vurgular ve hikâye anlatıcılarını iki farklı grupta ele alarak ya yerleşik bir çiftçiye ya da ticaret yapan bir denizciye benzetir. Benjamin makalesinde romanın doğuş süreciyle hikâye anlatıcısının yok oluşu arasında bir bağ kurar ve roman okuyucusunun en yalnız bırakılmış dinleyici olduğunu söyler. Benjamin’in söylediği fikre benzer bir söylemi ise Boratav şu şekilde ifade etmektedir: “masalcıların varlığı masalın kişilerini, semiyotik birer düşünce, duygu kalıbı olmaktan çıkarır, böylece masal, çağımız hikâye ve romanında olduğu gibi, belli bir zamanın ve yerin insanlarını olmasa bile az çok bir kültür birliği meydana getirmiş bir ülke üzerinde, uzun çağların yaşayış sınamalarının bir toplamı olan bir ‘‘dünya görüşü’’ ile yüklü insan tiplerini çizer. Masalcı sade kişilere can vermekle onları, birbiri ardına bağlanan olaylar içinde kımıldatıp ‘’konuşturmak’’la yetinmemiş, kendi toplumunun dilini konuşturmuş, bu toplumun sevinçlerini, dertlerini, şakalarını –açık veya kapalı, türlü yollarla dile getirmiştir”.

Masal Anlatıcısının Özellikleri

Geleneksel Masal Anlatıcısının Özellikleri

Geleneksel masal anlatıcısının belirli bir tipolojisi olmamakla birlikte bazı anlatım özellikleri bulmak mümkündür. Masalcı masalına ‘‘bir varmış bir yokmuş’’ diyerek başladığında anlatacaklarının inandırma gayesi olmadığını hatta gerçek bile olmadıklarını anlatmak ister. Bu da onun kendi etrafında serbest bir alan yaratmasına olanak tanır ve bu alanda hem kendi söylemek istediklerini hem de dinleyicinin duymak istediklerini arzusuna göre şekillendirir. Bu nedenle her masalcı kendine has bir üslubu kolaylıkla geliştirebilir. Masalların anonim bir tür olması yani ilk söyleyeni ya da yazanının belli olmayışı da masalcıya serbest bir alan sağlamaktadır. Bu noktada yukarıda söylenenleri akılda tutarak masalcının anlatma biçimine dair bilgilere yer vermek gerekir. Anadolu’da masallar genellikle ev içinde anlatılır. Bu nedenle de masal anlatan kişilere “masal anası”, “masalcı”, “masal ebesi/ninesi”, “masal atası” gibi isimler verilmiştir. Masal anlatıcısı masalına başlamadan önce tekerlemeler söyler bu sayede masal başlayacağını haber verir ve sessizliği sağlamış olur. Geleneksel ortamlarda masal genellikle kış aylarında soba başlarında, tandır başlarında, köyodalarında anlatılan bir türdür. Masalların dinleyicileri ise her yaştan insan olabilir. Evde çocuklara ve ev halkına anlatılan masallar kimi zaman yetişkinlere ve köy odalarında köy halkına da anlatılmaktadır. Dolayısıyla masalcı, dinleyicisinin yaşına, cinsiyetine ve statüsüne göre anlattığı masalı biçimlendirebilir. Masal anlatıcısı masalını anlatırken kendinden bir şeyleri de masalına katar, böylelikle her masal bir önceki anlatılan masaldan farklı bir masala dönüşebilir. Anlatıcı ana çatıyı bozmayacak şekilde motiflerin uzunluklarını, kısalıklarını ayarlayabilir veya bir motifi masaldan tamamen atabilir. Bu nedenle masal anlatıcısının masal başlamadan önce ve başladıktan sonra dinleyicilerle kurduğu iletişim son derece önemlidir. Bulunan ortamın koşullarına, taleplerine uygun olarak masalını şekillendirir ve adeta yeniden yaratır. Masal anlatıcısı şapka, battaniye, mendil, baston, tespih gibi bazı nesneleri kullanarak masalına görsel imgeler katar ve böylece anlatımını kuvvetlendirebilir. Ayrıca masalcının kendi yöresinin örf ve adetlerinin masal metnine yansıması da doğal bir süreçtir. Masallar incelendiğinde masal kahramanlarının doğumundan kahramanın evlenmesine kadar birçok unsurun anlatıcının yöresindeki adetlerden izler taşıdığı görülür. Sakaoğlu masalın herkes tarafından anlatılmayacağını, tüm masalları bilmenin ayrı bir şey iyi bir masal anlatıcısı olmanın ayrı bir şey olduğunu söyler. Sakaoğlu masalcının anlatışında bir açıklık ve devamlılık olması gerektiğini, bu açıklık ve devamlılığı iyi becerebilen bir masalcının bile bazı zamanlar zorlanacağını, bu zor zamanlarda ise formeller gibi yardımcı unsurların devreye gireceğini ve masalcının bir şekilde anlattığı masalı sürdüreceğini söyler. Sakaoğlu’nun bahsettiği bu durum ancak usta bir masalcı tarafından diğer bir deyişle yaratıcı/ocaktan masalcı tarafından yapılabilecek bir konudur. Masal anlatıcıları konusunda tartışmalı olan konulardan biri de anlatıcıların cinsiyeti meselesidir. Birçok araştırmacı masal anlatıcılarının genellikle kadınlardan oluştuğunu söylemektedir. Bu konuda Sakaoğlu şu görüşleri savunur: “Masallarımızın başlıca anlatıcıları kadınlardır; erkekler arasında da anlatıcılar var ise de bu işin önde gelen yaşatıcıları kadınlardır. Nitekim dilimizde, “ masal anası” diye bir terim vardır ve bu daima kadın anlatıcılar için kullanılmıştır. Dilimizde “masal babası” veya “masal atası” gibi bir terim bulunmadığı için çok güzel masal anlatıcıları olan erkeklerin bu adlarla ileri sürülmeleri şeklindeki görüşlere katılmıyoruz”. Sakaoğlu’nun masal anlatıcılarına “masal anası” denmesinden de yola çıkarak anlatıcıların genellikle kadın olduğunu savunan görüşünü Ali Berat Alptekin de desteklemektedir. Alptekin “Masal anlatıcıları genellikle hanımlardır. Erkek anlatıcılar da vardır fakat asıl anlatıcılar kadınlardır. Erkekler, daha çok halk hikâyelerine yakın olan masalları anlatırlar” demiştir.

Günümüzde Masal Anlatıcıları ve Anlatıcılığı

Masal anlatıcılığı insanlık tarihinde çok eski olmasına rağmen günümüzde kısmen önemini yitirmiş gibi durmaktadır. Masal anlatılır bir tür olmaktan çok artık dinlenir, izlenir, okunur bir türe dönüşmüştür. Ancak 1970’li yıllar ve sonrasında özellikle Avrupa ve ABD’de canlı performansa dayalı profesyonel bir meslek olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır. Pek çok yerde masal anlatma festivalleri düzenlenmiş, çeşitli yerlerden masalcılar bu festivallere katılmışlardır. Ayrıca medyanın bu masalcılara olan ilgisi de işin popülaritesini arttırmıştır. Radyo ve televizyon aracılığıyla masal anlatma faaliyetleri ivme kazanmıştır. Dolayısıyla masalcılık o dönemde son derece popüler bir adlandırmaya dönüşmüştür. 2000’li yıllardan sonra ise masal ve hikâye anlatıcılığı dünyada reklam, liderlik, yöneticilik ve pazarlama sektörlerinin önemli bir parçasına dönüşmüştür. Ünlü şirketler, reklam ajansları masallardan faydalanarak pazarlama ve büyüme stratejilerini geliştirmişlerdir. Türkiye’de ise masallar anlatıcılarıyla birlikte neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş bir türe evirilmiştir. Ancak UNESCO, (2003) Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi ve onun getirdiği yeni farkındalık ve açılımlarla masal yeniden anlatılır bir türe dönüşmeye başlamıştır. Bu çerçevede masal anlatıcıları yetiştirme projeleri gerçekleştirilmiş, müzelerde, kitapçılarda, anaokullarında masalların anlatılması sağlanmıştır.

Bir Model Olarak Masal Anlatma Tekniği

Her ne kadar masal anlatıcılarının belirgin bir tipolojisini oluşturmak zor olsa da modern tekniklerle masal anlatıcılığının yeniden canlandırılabilmesi için birtakım yol haritaları geliştirmek mümkündür. Modern çağda masallar sözlü olarak yayılma ortamlarını hızla yitirmektedirler. Dolayısıyla gündelik hayatında masal anlatan birini görmeyen bir insan masal anlatmayı görerek, masalı duyarak anlatıcı olmayı öğrenme şansını elde edemez. Dolayısıyla modern masal anlatıcıları için pratik bir kılavuz gereklidir. Modern masal anlatıcılarının yalnızca profesyonel masal anlatıcısı olmaları gerekmez. Çocuklarına, tanıdıklarına ya da ailesine masal anlatmak isteyen herkes bunu rahatlıkla yapabilir. Günümüzde masalların yalnızca çocuklar için değil büyükler için de önemli bir tür olduğu göz önüne alındığında herkesin kendi masalını anlatabilmesi gerektiği söylenebilir.

  1. Masalını Seç:
    Öncelikle masal, masalcı ve masalı dinleyeneler arasında oluşacak bağ önemsenmelidir. Bu nedenle verilmesi gereken ilk karar hangi masalın anlatılacağına karar verilmesidir. Masalcı anlatacağı yere ve hitap edeceği dinleyici kitlesine göre masalını seçmelidir. Masalcı masalını geleneksel masallar arasından seçebilir ya da annesinden, anneannesinden büyüklerinden duyduğu bir masalı yeniden canlandırmak istiyor olabilir. Geçmişte duyduğu bir masalı canlandırmak, masalcının masalla kurması gereken güçlü bağ için önemlidir. Eğer masalcı masalını daha önce uzmanlar tarafından derlenmiş masallar arasından seçmek isterse yayımlanmış masal derlemelerine başvurabilir.
  2. Masalın Üzerinde Düşün:
    Anlatacağı masalı belirledikten sonra Masalcı yapması gereken şeylerden biri de masalı üzerinde düşünmek olmalıdır. Masalcı masalın sevdiği noktalarını tespit etmeli ve bunun nedenini bulmalıdır. Masalcı öncelikle anlatacağı masalı özümsemeli ve üzerinde düşünmelidir. Bu aşama masalı anlatırken masalla dinleyiciler arasında bağ kurmasını sağlayacaktır.
  3. Nasıl Anlatacaksın Karar Ver:
    Masalcı masalı nasıl anlatacağını belirlemelidir. Dinleyicilerle güçlü bir bağ kurabilmek için gerektiği zaman olayı birebir yaşıyormuş, kendi başından geçmiş gibi anlatma yoluna gidebilir. Kimi zaman olayları uzak bir geçmişte olmuş olaylar gibi anlatabilir. Kimi karakterlerin ses, beden ve mimiklerini taklit edebilir. Kapı gıcırtısı, rüzgâr sesi, çocuk kahkahası gibi efektleri taklit yöntemiyle masalın içine katabilir. Kimi karakterlerin şivelerini, beden hareketlerini taklit ederek o karaktere bürünür. Böylece dinleyicinin kendini masalın içinde hissetmesine yardım eder.
  4. Tekerlemeni Seç:
    Türk masal anlatma geleneğinde, masalın başlangıcında, ortasında ve sonunda tekerleme ve formellere başvurmak geleneksel bir uygulamadır. Bu nedenle kendine bir tekerleme seçmelisin. Tekerleme, masalın uzun ya da kısa oluşuna göre seçilmeli ve dinleyicinin masaldan uzaklaşmasına neden olmamalıdır. Tekerleme, masalcı ve dinleyicileri birlikte çıkacakları yola hazırlayan bir araç olarak görülmeli ve işlevsel bir biçimde kullanılmalıdır.
  5. Yardımcılarını Belirle, Heybeni Doldur:
    Geleneksel masallar sanatçıları masalını anlatırken yardım edecek pek çok unsur barındırır. Formülistik sayılar bunun iyi bir örneğidir. Masalını anlatırken heybeni onlarla rahatlıkla doldurabilirsin. 3’ler, 7’ler, 40’lar masal anlatırken başvurabileceğin sayılardır.
  6. Masal Kahramanlarını Belirle, Onlarla Tanış:
    Hangi masalı anlatacağına karar verdikten sonra seçtiğin masalda geçen tipleri belirle ve bir liste yap. Yaptığın bu liste üzerinde düşün. Hangi kahramanın ne giydiği, kaç yaşında olduğu, nerede yaşadığı, en sevdiği yemeğin hangisi olduğu gibi konular üzerinde düşün ve hayal kur ama bunları anlatırken paylaşma. Bu çalışma masalını anlatırken daha inandırıcı bir etki yaratmana yardım edecektir.
  7. Masalının Motiflerini Belirle, İskelet Yapısını Ortaya Çıkart:
    Geleneksel masallarda motif yapıları yani iskelet yapı çoğu zaman bellidir. Masalcının anlatımı esnasında değiştiremeyeceği motif, tip ve olay örgüsü gibi unsurlara masalın iskelet yapısı denilir. Masalı anlatmaya başlamadan önce bu yapının ortaya çıkartılması, anlatıcı için iyi bir yol haritası olacaktır. Masallarda geçen aşamaları ve eylem adımlarını tek tek belirlemek ve listelemek önemlidir.
  8. Masalına Yeni Bir Elbise Dik ve Giydir:
    Masalcı geleneksel masaldaki ana yapıyı çıkarttıktan sonra sıra masla kendi dünya görüşünü, bağlamsal gereklilikleri, özgünlüklerini eklemelidir. İskelet yapı her zaman değiştirilemez ancak masalcı bu ana yapının üzerine kendi diktiği elbiseyi giydirebilir.Masaldaki bazı unsurların masalcının muhayyilesinde değişebildiği ve bu ilavelerin ise masalın yapısında bir değişikliğe neden olmadığı söylenebilir. Masalcıların aynı masalı farklı şekillerde anlatması, her masalcının masalı anlatırken farklı giysiler kullanması ile izah edilebilir.
  9. Anlatırken Dinlet:
    Tüm bu aşamaların ardından masalcı onu dinleyenlerle buluşmaya hazır hâle gelecektir. Bu aşama masal, masalcı ve dinleyenin ilk kez bir araya geleceği andır. Bu nedenle de iletişim, bu aşamanın anahtar kelimesidir. Masalcı masalını anlatırken gözleriyle, vücut diliyle, mimikleri aracılığıyla dinleyiciyle temas hâlinde olmalıdır. Masalcı, dinleyicileri masala çekmek için kahramanlarla dinleyicileri özdeşleştirmeye çalışabilir. Kötü insanlarla mücadele ederken ve onları cezalandırırken dinleyicilerden yardım isteyebilir. Ayrıca masalcı, dinleyicisine soru sorarak da onunla eletişim kurabilir. Masalcının ses tonu ve beden dili de güçlü iletişim araçlarından birisidir. Masalı anlatırken dinleyicilerden bir davranış sergilemelerini (elçırpma, şarkı söyleme vs.) isteyerek de aralarındaki iletişimi güçlendirebilir.
  10. Anlatırken Canlandır:
    Masalcı, masalı anlatırken sadece görsel tasvirlere yer vermez. Masal her ne kadar gördürtme sanatı olsa da dinleyiciye yaşatma sanatıdır da. Dinleyiciye masalı yaşatmak için işitme, tatma, hissetme, görme ve koklama olmak üzere beş duyu organından istifade edilebilir. Masalcı, dinleyicilere masalı üç boyutlu göstermeye çalışmalıdır. Özellikle mekân ve kişileri tasvir ederken bundan yararlanır. Örneğin, masalcı bir mekânın tasvirini yaparken oranın çok kötü koktuğunu ifade ederken, “o kadar kötü kokuyordu ki âdeta çürümüş patates” gibiydi diyerek koku somutlaştırılabilir. Tatma duygusu ile ilgili ise “o kadar acı bir yemekti ki bir kuyu su içse yine acısı geçmezdi” ifadesi kullanılabilir. Keder, sevinç, hasret, aşk, sevgi, kıskançlık gibi soyut duygular somutlaştırılarak anlatılabilir. Örneğin “Kederinden bir kara top olmuş. Sevincinden içi içine sığmamış. Kalkmış göbek atıp oynamaya, türkü söylemeye başlamış” ifadeleri bu duyguları somutlaştırabilir. Onu o kadar kıskanmış o kadar kıskanmış ki gözleri alev topuna dönmüş, yememiş içmemiş, uyumamış düşünmüş taşınmış biraz da kaşınmış ve ondan kurtulmanın bir yolunu bulmuş. Çok güzel bir kız demek yerine “ o kadar güzel ki ayın on dördü gibi, aya sen doğma ben doğayım diyecek kadar güzel”, “o kadar güzel ki güzelliği dillere destan”, “o kadar güzel ki güller onu görünce kıskançlığından sararıp solarmış” gibi.
  11. Üç Elma Düşürmeyi Unutma:
    Geleneksel masal anlatıcıları masallarını sonlandırırken ‘‘gökten üç elma düştü’’ ‘‘biri bana, biri bu masalı anlatana, biri de size’’ ifadelerini kullanırlar. Bununla amaç masalla birlikte bir hayal dünyasına seyahat eden dinleyiciyi gerçek dünyaya geri çağırmaktır. Masalcı masalın bir grafiği olduğunu yani olayların iniş çıkışları olduğunu bilir fakat masalın zirvede yani mutlu sonla bitmesi gerekir. Bu nedenle masalınızı sonlandırırken bu ve benzeri sonlandırma ifadelerini kullanmayı ihmal etmeyin.