Ünite 8: Geçmiş Mekanın Yeniden İnşası

Giriş

Geçmiş zamanda mekanın araştırılmasındaki öncelikli husus, bir sahanın tarihteki coğrafyasının araştırılmasıdır. Araştırma sahası olarak seçilen bölgenin, kazanın, sancağın, eyaletin vb. fiziki ve beşeri özellikleriyle tanınması, olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Esasen bu iş, bilimsel olarak temelde doğa bilimleri (fiziki coğrafya, jeoloji, paleobotanik), tarih ve tarihin alt branşları (prehistorya, bölge tarihi, sosyal tarih, kültür tarihi), ekonomik coğrafya, toponimi ve filoloji (karşılaştırmalı dil bilim) ile yakından ilgilidir. Böylelikle geçmişte bir sahanın beşeri (yerleşmeler, yollar, limanlar, tarım alanları) ve doğal/fiziki özellikleri (eski akarsular, vadiler, bataklıklar, göller) tespit edilebilir (Jaeger,1969: 89-90).

Geçmiş zamanda mekanın araştırılmasındaki öncelikli husus, bir sahanın tarihteki coğrafyasının araştırılmasıdır. Araştırma sahası olarak seçilen bölgenin, kazanın, sancağın, eyaletin vb. fiziki ve beşeri özellikleriyle tanınması, olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Esasen bu iş, bilimsel olarak temelde doğa, ekonomik coğrafya, toponimi ve filoloji ile yakından ilgilidir. Böylelikle geçmişte bir sahanın beşeri (yerleşmeler, yollar, limanlar, tarım alanları) ve doğal/fiziki özellikleri (eski akarsular, vadiler, bataklıklar, göller) tespit edilebilir (Jaeger, 1969: 89-90).

Tanımlar

Mekan/peyzajın yeniden inşası: İnşa kelimesi TDK Büyük Türkçe Sözlük’te; “yapı kurma, yapı yapma, kurma, düz yazı veya şiir kaleme alma, yazıya dökme” anlamlarında verilmiştir. F. Devellioğlu (1993: 441) ise Osmanlıca sözlükte, Arapça neşa’dan geldiğini, çoğulunun inşaat olduğunu ve yapma, yapılma, vücuda, meydana getirme, kaleme alma vb. anlamlarına geldiğini belirtmektedir.

Haritalama: Tarihi coğrafyada elde edilen verilerin dağılışını yapmak, yani onları bir harita üzerinde göstermek oldukça önemli bir uğraştır. Çünkü haritalar sayfalar dolusu bilgiyi, (metin, grafik, tablo, vb.) tek bir çizimde gösterme, daha iyi betimleme ve yorumla imkanı verir. Böylece fazlaca bilgiyi tek bir harita üzerinde görme imkanına sahip olan okuyucu, mekansal ilişkileri çok daha iyi algılamakta ve onun zihninde daha kalıcı yer edebilmektedir.

Tarihi Coğrafi Bilgi Sistemleri (Tarihi CBS=Historical GIS): Tarihi coğrafyada yeniden inşanın önemli araçlarından biri durumundaki CBS’ye olan ilgi son yıllarda ani bir şekilde artmıştır. Bu da “tarihi CBS” olarak bilinen yeni bir alanın ortaya çıkmasına neden olmuştur (Gregory-Healey, 2007: 638). Tarihi CBS, geçmişe ait verileri depolayan, görüntüleyen, analiz edebilen ve zaman içerisindeki değişiklikleri ortaya koyabilen bilgi sisteminin adıdır (Tsinaraki ve diğ. 2014: 169). Tarihi CBS’nin gelişmesini yavaşlatan en önemli faktör, veri tabanı oluşturmak için geçen süredir.

Bu alanda, özellikle batıda önemli ilerlemeler kaydedilmiş, şu anda hem ulusal hem de kentsel ölçeklerde tamamlanan ciddi sayıda veri tabanı oluşturulmuştur (Gregory-Healey, 2007: 650).

Çağdaş Mekandan Geçmiş Mekana

Mekan, insanın yerde, yerin derinliğinde ve uzaya doğru tüm çevresini üç boyutlu olarak kaplayan ve çevreden daha kapsamlı bir anlama sahiptir. Mekan kavramının içine psikolojik, toplumsal ve ekonomik anlamların da katılmasıyla yalnızca fiziksel bir anlam taşımaktan uzaklaşmaktadır. Mekan içinde yaşayanlar tarafından algılanan, tecrübe edilen ve değerlendirilen düzlemdir, ufuktur. Diğer bir ifade ile mekan insanın bütün faaliyetlerinin gerçekleştirildiği, tüm deneyimlerin yaşandığı yerdir. Şu halde mekan doğal ortamın insan eli değdikten sonraki halidir (Tümertekin-Özgüç, 2002: 65- 66).

Günümüzde, geçmişin yeniden kurgulanmasına dair birçok bilimsel teknik geliştirilmiş durumdadır. Tarihi coğrafya araştırmacılarının bu teknikleri uygulaması onlara büyük avantajlar sağlar. Geliştirilen teknikler, tarihi süreç içerisinde fiziki ve beşeri faktörlerin etkisiyle değişen mekanın yeniden inşasına imkan sağlaması açısından kıymetlidir. Geçmişte insanlar tarafından üretilen çeşitli nesneler belge niteliği taşırlar ve bu nesnelerin yaşları çeşitli tekniklerle tespit edilebilir. Tarihi coğrafyaya bakıldığında, onun yardımcı birçok disiplin ile sıkı bir bağ oluşturduğu görülmektedir. Jeologlar ve fiziki coğrafyacılar yanı sıra arkeoloji ve çevre bilimlerine mensup araştırmacılar tarafından uygulanan teknik ve yöntemler buna iyi birer örnek teşkil eder. Benzer şekilde mekanın yeniden inşasına dair olan yöntemler (hayvan kemikleri, böcekler ve fosil organizmaların kullanımıyla yapılan paleoekolojik teknikler) bu sahaya katkıda bulunmaktadır (Butlin, 1993: 104-105).

Yeniden inşa, büyük ölçüde elde edilebilir kaynağa bağlıdır. Çoğu yeniden inşada, erişilebilir ve tarihi tespit edilmiş nüfus istatistikleri, envanterler vb. kullanılmak zorundadır. XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarına ilişkin zaman serileri halinde yeniden inşa yapmak için genellikle doküman boldur ve düzenli nüfus sayımları olduğu için bunlar kullanıma hazır haldedir. Dahası kaliteli görsel materyallerin zenginliği, el yazmaları, zabıtlar ve harita yapımı, bu yaklaşımı 1800 öncesi zamanlardan itibaren geliştirmeyi mümkün kılar (Christopher, 1977: 11-12).

Geçmiş Mekanı İnşa Yöntemleri

Geçmiş mekanın inşası, üzerinde çalışılan konularda mekansal ilişkilerin ve nedenselliğin ortaya konulması, doğru değerlendirme ve çıkarımlar yapılması açısından zorunlu görünmektedir. Nitekim son zamanlarda coğrafya, arkeoloji, tarih ve geçmişi inceleyen diğer disiplinlere mensup araştırmacıların bu konuda hassas davrandıkları ve çeşitli metotları kullandıkları görülmektedir. Gerek sıralama gerekse sistematik açıdan çeşitli değerlendirmeler yapmak da mümkündür. Hatta önceki ünitede belirtilen tarihlendirme tekniklerinden bazıları birer yeniden inşa yöntemi olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla burada bahsi geçen yöntemler, fiziki ve beşeri mekanı inşa ederken kullanıldıkları nitelikleriyle ele alınacaklardır. Fiziki ve beşeri mekanın yeniden inşasında kullanılan yöntemler belirtilmeye ve örneklendirilmeye çalışılırsa, polenler, varvlar, ağaç halkaları gibilerinin öne çıktığı dikkati çekmektedir. Aşağıda fiziki ve beşeri mekanı yeniden inşa etme başlıkları altında ifade edilen yöntem ve teknikler mutlak manada sadece fiziki ya da beşeri mekanı inşa etmekte kullanılır şeklinde algılanmamalıdır. Çünkü ele alınan bir yöntem ile hem fiziki hem de beşeri mekanın, yani tarihi bölgesel mekanın inşası gerçekleştirilebilir.

Geçmiş mekanı yeniden inşa etmek amacıyla gerçekleştirilen çalışmalar değişimin mutlak kronolojisini ortaya koymak için de yapılmaktadır. Bunlar; karbon-14, potasyum-argon ve uranyum serileri, paleomanyetizma, termolüminesans, amino asit rasemizasyonu, likenometri ve dendrokronoloji gibi tarihlendirme tekniklerdir (Butlin, 1993: 108). Tarihlendirme teknikleri geçmiş dönemlerdeki doğal ve kültürel değişikliklerin anlaşılması açısından önemli bir yere sahiptir. Belki tarihlendirmenin en belirgin biçimi, geçmiş ekoloji veya iklimle ilgili belgesel tabanlı çalışmalarla bağlantılıdır. Polen diyagramları gibi belgesel olmayan kayıtlarla tarihlendirme yapılırken, tarihsel veya arkeolojik kanıtlar da önemli olabilir (Roberts, 2014: 10- 11).

“Yer arşivleri/Geoarchives” veya “proxy kayıtları” olarak da adlandırılan tabii arşivler, sedimentler (örneğin polen, odun kömürü, bitki makrofosilleri ve fitolitler, göller, topraklar vb.), hayvan depozitoları, yıllık bitki ve hayvan büyüme döngüsü (ağaç halkaları ve mercan tabakaları gibi) ve diğer katmanlı kayıtlar (buz tabakaları) gibi yerküre sistemi süreçleri tarafından kaydedilirler. Bunlar geçmişteki çevresel bilginin fiziksel ve biyolojik değişkenlerle filtrelenmesine tabidirler. Bu yöntem, tarihsel arazi kullanımını ve arazi örtüsünün bin yıl veya daha uzun bir zaman aralığında, palinolog, ekoloji uzmanı, arkeolog ve jeolog tarafından yeniden inşası ve yapılandırılmasında yaygın bir şekilde kullanılmıştır.

H.H. Lamb tarafından geçmiş iklim koşullarının yeniden inşa edilmesinde, yazılı kayıtların farklı türlerinin karışımıyla sağlıklı bir kullanım listesi önerilmiştir. Bunlar, meteorolojik kayıtlar, günlükler, yıllıklar, kronikler, tahıl fiyatlarının kayıtları, fosil kayıtları, radyokarbon tarihlendirmesi, polen analizi, vejetasyon tarihi, Postglasyal (buzul çağı sonrası) kayıtlar, kın kanatlılardan elde edilen kanıtlar, arkeoloji, ağaç halkaları ve okyanus tabanı depolarıdır. Bu kapsamlı ve ustaca seçilen listeye ek olarak, onda bir oranında alınan vergiyi de içeren tarımsal kullanım ve üretim, kiliseyle ilgili belgeler, manastıra ait metinler, emlak kayıtları, orman kayıtları, tarım kitapları, okul seyir defteri, haritalar, sözlü tarih kayıtları ve gazete makaleleri eklenebilir (Menuge, 2002: 7). Yazılı kaynaklar kullanılarak geçmiş dönemdeki iklim koşulları (hava şartları, yağmurlu günler, yağmurlu dönemin süresi vb.) yeniden inşa edilebilmektedir. Yazılı kaynakların kullanımı epeyce etkili olmasına rağmen bu metodun bazı zayıf noktaları da mevcuttur. İlki, hava koşullarının değerlendirilmesi kişiden kişiye değişebilmektedir. İkincisi ise, sıcaklığın sayısal bir restorasyonunun zorluğudur. Dahası yazılı kaynaklardan sıcaklık ve yağış dağılış haritalarının yapılması için birçok noktadan aynı doğrulukta bilginin elde edilmesi gerekir. Son zamanlardaki çalışmalarda bir alternatif yaklaşım olarak iklim elemanlarının dağılışının yeniden inşasında ağaç halkaları yöntemi kullanılmaktadır (Takechi, 2005: 367).

Tarihi dönemlere ilişkin olarak, arşiv vesikaları yani belgesel kaynaklar, beşeri mekanın inşasının yanında bazı durumlarda doğal çevrenin geçmişteki hali hakkında oldukça güvenilir gözlemler sağlayabilmektedir. Bu tür kaynaklardan elde edilen veriler, eski iklimlerle bağlantılı olarak, nehir gibi fiziki peyzajdaki değişikliklerin ve tarihi klimatolojiyle ilgili olarak geçmişteki flora ve faunanın, tarihi jeolojiye uygulanan, tarihi ekolojinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır (Roberts, 2014: 2). Arşiv vesikalarının biyocoğrafya çalışmalarında kullanımına ilişkin O. Gümüşçü ve diğ. (2014) tarafından kaleme alınan makale örnek olarak verilebilir. Söz konusu makalede Hüdavendigar livasına ait tahrir defterlerindeki kayıtlar kullanılmış ve XVI. yüzyıldaki orman tahribine ilişkin tespitler yapılarak, bazı değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Geçmişin beşeri coğrafyası üzerine araştırma yapan bir kişinin, öncelikle kırsal iskan merkezlerini belirlemesi, o zamandaki yerleşme düzenini tespit etmesi, atacağı ilk adımlardandır. Bunun için geçmişteki tüm yerleşme merkezlerinin yer tespitinin yapılması, yani lokalizasyonunun gerçekleştirilmesi gerekir. Lokalizasyon için araştırmacı, tarihi haritaların yanı sıra modern haritalardan, saha literatüründen ve arazi araştırmalarından yararlanır. Özellikle arazi araştırmasının yapılması araştırmacının tüm yerleşme merkezlerini bulmasına imkan tanıyabilecektir. Zira arazi araştırması olmaksızın sadece masa başı çalışmalar ile tüm yerleşme merkezlerinin tespiti mümkün olmayabilir. Bu noktada lokalizasyon işleminde yapılması gereken tüm aşamaların gerçekleştirildiği Türkiye’nin İskân Tarihinde Önemli Bir Problem: Kaybolan Yerleşmeler başlıklı projeden örnek verilebilir. Söz konusu projenin araştırma alanlarından XVI. Yüzyıl Konya kazasına bağlı Sudiremi nahiyesindeki yerleşme merkezlerinin tamamı tespit edilerek, % 100 lokalizasyon başarı oranına ulaşılmıştır. Böylece bugün varlığını devam ettiren yerleşme merkezlerinin yanında tarihi süreç içerisinde kaybolan yerleşmelerin de lokalizasyonu yapılarak tam bir yeniden inşa faaliyeti gerçekleştirilmiştir.

Harita, yeryüzünün ya da diğer gezegenlerin bir düzlem üzerinde belirli bir ölçek dahilinde küçültülmüş, genelleştirilmiş ve açıklamalarla tamamlanmış izdüşümü gösterimi olarak tanımlanabilir (Tanrıkulu, 2013: 13). Haritaların coğrafi araştırmalarda özel bir yeri olup gerek veri toplanmasında ve gerekse mevcut verilerin sunulmasında son derece önemli bir araçtır. Harita, yeryüzünün tamamının ya da bir bölümünün belirli bir oranda küçültülerek, az çok yalınlaştırılarak bir kağıt üzerine aktarılmasıdır. Bu sayede mekanın temsil edilmesi ve mekan üzerindeki unsurların görselleştirilmesi amacıyla kullanılan haritalar, coğrafyanın temel prensiplerinden olan dağılış ilkesinin uygulanması bakımından kullanılan bir tekniktir. Haritaların üzerinde bulunan her bir nokta, belirli bir ölçü ya da izdüşüm sistemine göre Dünya üzerindeki gerçek bir coğrafi konuma karşılık gelmektedir. Bu sayede haritalar, dağılış biçimlerinin incelenmesini sağlayarak, olası ilişkilerin ortaya çıkarılması, araştırma sonuçlarının da genelleştirilmiş bir şekilde okuyucuya iletilmesi ve coğrafi verilerin kayıt edilmesi görevini yapmaktadır (Gümüşçü, 2012: 201-202).

Tarihi-coğrafi haritalar, değişimin tarihsel anlamını açıklamaya yardımcı oldukları ölçüde önemli bir role sahiptir. Haritalar çok karmaşık kaynak setlerinde bulunan kanıtları okuyucu kitlesine kolayca iletmektedir. Yazılı belgesel materyali temel alan tarihi-coğrafi haritaların en az iki farklı kategorisinden söz edilebilir. Birincisi, belirli bir zaman diliminde bir bölgenin kesitsel (enine kesit) görüntüsünü üretmek amacıyla, belgesel kanıtlar kullanılarak üretilen haritalardır. İkincisi ise, zaman içerisinde tarihi değişimin yorumlanması amacıyla üretilen haritalardır. Bu iki kategori sırasıyla senkronik/eşzamanlı veya diyakronik/art zamanlı analiz yöntemine karşılık gelir. İlk kategorideki haritalar birincil kaynaklara vurgu yaparlar, bu nedenle zamansız ve tarihsel yorumlamanın değişen modalarından tamamen bağımsızdırlar. Öte yandan, birden fazla dönemdeki veriyi birleştirmeye çalışan haritaların, gelişim haritalarının, mutlaka yazar tarafından daha büyük bir değerlendirme derecesi içermesi zorunludur (Simms, 1981: 289).

Mekansal araştırma yapan coğrafyacıların vazgeçilmez araçlarından birisi olan haritalar, yeryüzünde bulunan nesneler, kavramlar, süreçler ya da olayların mekansal algılanışını kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla haritalar, tarihi coğrafya çalışmalarında önemli veri kaynakları arasındadır ve özellikle tarihi harita ve atlasların ayrı bir yeri bulunmaktadır. Nitekim bir harita ne kadar eski ise, geçmişteki bir sahanın fiziki ve beşeri unsurlarını ortaya koymak için ona duyulan ihtiyaç o denli artar. Örneğin Mezopotamyalıların Babil haritası, II. yüzyılda Batlamyus’un Dünya haritası gibi. Osmanlı dönemine ait tarihi haritalara bakıldığında Osmanlı arşivinde en erken tarihlisi 1739 yılına ait olmak üzere toplam 720 harita bulunmaktadır.

Mekanı yeniden inşa yöntemlerinde kullanılan görsel kaynaklardan bahsederken gravür ve minyatürleri de ele almamız gerekir. Keza her iki kaynak da yapıldığı dönemin sosyal ve kültürel hayatını yansıtmaktadır. Kazıma resim anlamına gelen gravür, matbaacılıkta ve sanat ürünlerinin yapımında kullanılmıştır. Fotoğraf makinesi icat edilmeden ve yaygınlaşmadan önce yapılan gravürler tarihi coğrafya çalışmaları için önemlidir. Yapıldığı dönemin yaşam koşullarını yansıtan görsel bir malzeme niteliğindeki gravürler, mekanın yeniden inşasında başvurulabilecek bir kaynaktır. XVII. yüzyıl ve daha sonraları, özellikle İstanbul’u tasvir eden batılı elçiler ve gezginler tarafından yapılmış siyah-beyaz ve renkli gravür çalışmaları mevcuttur. Bu gravürlerde İstanbul ve çevresinin tarihi, mimarisi ve yaşayışı detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir (Gümüşçü, 2010: 297-302).

Resimler, özellikle fotoğraflar, geçmişin coğrafi özellikleri hakkında haritalardan çok daha ayrıntılı ve gerçeklik içeren bilgiler sağlar. Hava veya uzaydan çekilen ve tekrarlanan fotoğraflar, bölgesel ölçekli arazi kullanım/arazi örtüsü değişikliği için coğrafi görünüm hakkında geniş çaplı bakış açıları sağlayabilir. Bununla birlikte fotoğraflar, çekenden kaynaklanan önyargılar içerebilecek belirli amaçlar için alındığından, bozulmalara maruz kalmaktadırlar. Arazi kullanımı ve arazi örtüsü değişimini incelemek için tarihi hava fotoğrafların kullanımı, vejetasyon bilimlerinde köklü bir yöntemdir ve erozyonun izlenmesinde de uygulanabilir. Bu verilerin kullanılabilmesi için öncelikle eldeki resimlerin yüksek çözünürlükte taramak gereklidir. İkincisi, resimler kontrol noktaları seçilerek düzeltilir (rektifiye edilir) ve daha sonra yeniden örnekleme ile en iyi uyumu elde etmek için raster tabanlı bir CBS’de yapılır. Son olarak resimler vektör formatında sayısallaştırılır ve böylece arazi verileri çıkarılarak yorumlanır (Yang ve diğ. 2014: 751-752).

Temelde arkeolojik veriler bulunmak kaydıyla, diğer pek çok veri kaynağından elde edilen verilerle, geçmişteki bir yerleşme merkezinin, harita üzerinde yeniden inşası için verilebilecek örneklerden birisi Hattuşa’dır. Aşağıda, harita üzerinde yeniden inşa edilen Hattuşa şehrinin bazı özellikleri hemen dikkati çekmektedir. Öncelikle etrafı surlarla kuşatılan şehir, çevresine göre yüksekçe bir noktada ve savunmaya elverişli bir sit/noktada kurulmuştur. Bu sitin ortaya çıkmasında, doğusundaki Budaközü ile batısındaki Gökyokuş Deresi tarafından yarılmış vadiler etkili olmuştur. İkinci olarak karasal şartların ve yaz kuraklığının oldukça belirgin olduğu bir sahada kurulan şehir, etrafındaki akarsular sayesinde su sıkıntısı çekmeyecek bir yerdedir. Gerek savaş gerekse barış dönemlerinde böylesine iki önemli su kaynağının mevcudiyeti şehir için ciddi bir avantajdır. Üçüncü olarak şehrin kuzey tarafında bulunan tarıma elverişli (Hanyeri/Yekbas Ovası) arazilerin mevcudiyeti, ihtiyaç olan temel gıda maddelerinin temini sağlamaktadır. Dördüncü olarak zikredilecek bir husus güney tarafının oldukça engebeli ve ormanlarla kaplı olmasıdır. Şehirde yaşayan insanların herhangi bir savaş durumunda veya gerekli hallerde kuzeydeki ormanlık alanlar kullanılarak tahliye edilmesi imkanına sahip olunmasıdır.