Ünite 10: Gecekondu ve Toplumsal İlişki Ağları

Giriş

Türkiye’de modern kentlerin en büyük sorunu olarak kabul edilen gecekondulaşma, kırdan kente göç eden insanların barınma sorununu çözmek içi devlet arazisi üzerine kaçak yollarla inşa ettikleri konutlarla oluşan bir süreçtir. Dünyadaki tüm modern kentler kırdan göç alır ama gecekondu olgusu gelişmekte olan ülkelerdeki modern kentlerin sorunudur. Bu açıdan bakıldığında gelişme süreci içinde yer alan siyasi ve ekonomik gelişmeler gecekondunun oluşması ve süreklilik kazanmasında önemli bir rol oynar.

Türkiye’de Kent Çalışmalarını Etkileyen Kuramlar

Chicago Okulu

1900’lü yıllarda Chicago kentine yaşanan yoğun göç sonucu ortaya çıkan sorunların kavramsallaştırılmasına dayanan Chicago okulu, iki temel çizgide gelişmiştir: Birinci çizgi, kentlerin doğal alanlar olarak adlandırılan bölgelerinin ekolojik haritasını çıkarmayı amaçlar. Bu yaklaşıma göre, kentte yaşayan çeşitli gruplar kente yerleşme sürecinde kentteki diğer gruplarla bir mücadele yaşar. Mücadele, doğada olduğu gibi en çok uyum sağlayan ve en güçlü olanın en iyi yerlere yerleşmesiyle sonuçlanır. Kentsel değişme ve büyüme bir grubun başka bir grubun alanını işgal ederek genişlemesidir. İkinci çizgi, göç eden gruplar üzerinde yapılan, grup üyelerinin davranışlarını ve davranışlarının nedenlerini anlamayı amaçlayan etnografik araştırmalardan oluşur. Chicago Okulu genel olarak üç tema etrafında çalışır:

  • Bireyler ve gruplar arası ilişkiler ve bağlar;
  • Bu bağların kentte uğradığı değişim ve yarattığı sorunlar;
  • Bu sorunların çözümüne yönelik sosyal reformlar. Chicago okulunun temel kaygısı, modernleşme deneyiminin ortaya çıkardığı bütünleşme, yabancılaşma gibi sorunlara çözüm önermektir

Eleştirel Yaklaşım

Bu yaklaşımında gözlenen birinci eğilim kentleri emeğin yeniden üretiminde oynadığı rol açısından değerlendirirken, ikinci eğilim kentleri sermaye birikim süreçlerinde üstlendikleri roller açısından inceler. Eleştirel çalışmaların temel çıkış noktası kapitalist kent formunun ve gelişiminin kapitalist gelişme yasalarından bağımsız olmadığıdır. Kentsel süreçleri makro düzeyde ve bütüncül bir çerçevede açıklamaya çalışır.

Gecekondunun Oluşumu ve Dönüşümü

1945-1950: Sosyal Afet

1945’li yıllardan 1950 yılına kadar önemli bir sorun, sosyal afet olarak kabul edilen gecekondular, Türkiye’de siyasi ve ekonomik gelişmelere paralel olarak “zik zak” politikasının hedefi haline gelmiştir. Şenyapılı (1998:308–316) siyasi açıdan dengelerin değiştiği kritik noktalarda eski yapılanların yasallaştırılması, yeni yapılacak olanlara izin vermeme ve yıktırma politikasının yinelendiğini belirtir. Kırılma noktası olarak adlandırdığı bu dönemlerin ilki 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara geldiği dönemdir. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti özellikle gecekondulardan oy almıştı. Gecekondular 1945–1950 döneminde fakirlik ve sefaletin yaşandığı dağınık baraka özelliği göstermektedir. Bu dönemde gecekondu kavramı yerine baraka kavramı kullanılmaktadır.

1950-1960: Mahalleleşme

1950–1960 yılları arasında mahalleleşme ve yerleşme dönemi başlamıştır. Bu dönemde barakaların bulunduğu yerlere alt yapı hizmetleri götürülmeye başladı. Savaş sonrası dönemde sanayileşme ve kentleşme atağı içinde bulunan ülkede kırdan göç etmiş ve barakalarda yaşayan bu kişiler ucuz, hareketli, az eğitimli, örgütsüz iş gücünü oluşturuyordu. Ancak bu grup düşük ücretlerle çalıştırılmaya karşı çıkmak yerine yaşadıkları ortam ve şartlarla bütünleşmeye çalışıyordu. Vasıfsız iş gücü olarak her işi yapmaya hazırdı. Hareketlilik olarak adlandırılan bu durumda bir sektörde istihdam olanağı kapandığında, hemen başka bir sektörde beceri gerektirmeyen işlere kayabiliyorlardı. Şenyapılı’ya (1998:310) göre, hareketlilik bu nüfusun geliştirdiği konuta da yansıyarak gecekonduyu tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir esnek konut türüne dönüştürmüştür. Gecekondu hem yatay hem düşey olarak esnek bir konuttur ve barındırdığı nüfusun ekonomik mekândaki hareketliliğini olduğu gibi yansıtır.

1960-1970: Yasallaşma

1960’lı yıllarda ithal ikameci politikalar benimsenmiştir. Bu politikalar veya ekonomik dönüşümler gecekondu için ikinci kırılma noktasıdır. İthal ikamesi politikalar yani içe dönük sanayileşme modeli ülke içi sermaye birikim sürecini hızlandırmak iç pazara yönelik üretim ve tüketimi desteklemektedir. Gecekondulu nüfus kentsel ekonomi için her zaman ucuz işgücü olma özelliğini korumuştur. Kentsel ekonomiden elde edilen gelirlerin ek olarak, gecekondulunun aile içi birikimleri, köyden getirilen sınırlı para, iç borçlanmalar ve ilişki ağları gecekondunun kentsel mekândaki konumunu güçlendirmiştir. Sonuç olarak gecekondulu kentsel ekonomi için hem ucuz işgücü hem de tüketici özelliğiyle varlığını güçlendirmiştir. 1966 yılında çıkarılan 775 sayılı yasa ile gecekondular resmi olarak da yasallaşmıştır.

1970-1980: İkinci Kuşak Kiracı Gecekondulu

Gecekonduların yasallaşmasıyla, 1970’lerde yirmi sene önceki teneke barakalar, kentlerin düzgün, düşük yoğunluklu, alt yapıya sahip ve yeşil ağırlıklı mahallelerine dönüşmeye başlamıştır. Kentlerin mekânda genişlemesiyle, kentin ortasında kalmış bazı eski gecekondu mahallelerinin ana caddeye ve merkeze bakan tarafları inşaat şirketlerince dönüştürülmeye ve eski nüfus başka alanlara taşınmaya başlamıştır. Merkezdeki diğer gecekondular ise sahiplerinin kent çeperlerindeki küçük apartmanlara taşınmasıyla boşalmaya başladı. Artık ikinci kuşağa geçmiş olan gecekondular, sahipleri tarafından yeni göç edenlere kiraya verilmeye başladı. Böylece Türkiye’de ilk kez kent alanında yaygın geçiş ve çöküntü bölgeleri oluştu.

1980 Sonrası: Gecekondunun Dönüşümü

1980 sonrası reel ücretlerde düşüş, sendikal haklarda ve kamu sektöründe istihdam kısıtlamasına karşılık, fiziksel mekândan taviz verilerek Toplu Konut Yasaları, gecekondulara rant paylaşım hakkı veren ıslah imar planı kavramı ve uygulaması getirilmiştir. 1983–1988 yılları arasında çıkarılan beş adet birbirleriyle ilişkili af yasaları ile gecekondu alanlarındaki mülkiyet sorunları çözülmüş ve gecekondu alanlarına hızla yasal statü kazandırılmıştır. Gecekondu afları, gecekonduların düzenli apartman türü konut stokuna dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Beklenen dönüşüm kent merkezlerine yakın, topografik açıdan çok belirgin alanlara yerleşmiş geniş gecekondu alanlarında özel sektör işbirliği ile uygulanmıştır. Mekânsal açıdan avantajlı olmayan yerlerde ise dönüşüm aile birikimlerine dayanmıştır. Bazı yerlerde mülkiyet biçimi ve sorunları çözülemediği için bu dönüşüm gerçekleşememiştir. 1980 sonrası gecekondunun dönüşerek apartmanlaşması sürecinde özellikle 1984 yılında Özal döneminde çıkarılan kat çıkma yasası etkili olmuştur. Bu yıllar yani 1980 sonrası dönem kentsel alanlara büyük ölçekli sermayenin de yatırım yaptığı yıllar olmuştur. Özal’ın kat çıkma izniyle gecekonduların dönüşmesi bir anlamda bu kesimin de kentsel ranttan pay alması anlamına gelmektedir.

Akademik Söylemde Gecekondu

Gecekondulu, kentin çevresini saran, düşük yoğunluklu, alt yapı ve hizmet açısından yetersiz yerlerinde yaşayan nüfusu tanımlayan bir terimdir

Birinci Dönem (1950-1960): “Eksik Öteki”, “Yanlış Öteki”, ya da “Geri Kalmış Öteki”

Bu dönemde Demokrat Parti, köyden kente doğru yaşanan kitlesel göçte sürdürüldüğü popülist politikalar nedeniyle; kentin coğrafi olarak dezavantajlı bölgelerinde inşa edilen gecekondulara karşı esnek bir tavır sergilemiş ve bu tutum gecekondu yapımını yaygınlaştırmıştır. 1960 darbesinden sonra devlet tarafından benimsenen ithal ikameci kalkınma modelleri nedeniyle, gecekonduculara biçilen ucuz iş gücü kaynağı ve tüketici rolü (Şenyapılı, 1982; Erman, 2004 ) gecekondu oluşumuna karşı sert bir tavır almak yerine, gecekonduların varlığını kabul etmeye yönelik ilk gecekondu yasasının bu dönemde çıkarılmasına yol açmıştır. Diğer taraftan akademik çevrelerde hâkim olan Chicago Okulu perspektifinden, gecekondular geleneksel toplumdan modern topluma geçişte ortaya çıkan, kente göç edenlerin sonunda kentlileşmesi nedeniyle yok olup gidecek geçici bir olgu olarak görülmektedir. Gecekondu ailesi, köyle kent arasında kalmış bir ailedir. Hem köyün hem de kenti birbiriyle çelişkili kültürel değerlerini taşıdığı için de mutsuz ve iki arada kalmış bir aile tipidir. Gecekondulunun köyle olan bağını ve kentliye göre aşağı konumunu vurgulamaya yönelik olarak gecekondulu kadının giyim zevki de eleştirilmektedir. Gecekondulu bir an önce kentle bütünleşmesi gereken Eksik Öteki, Yanlış Öteki, ya da Geri kalmış Öteki olarak tanımlanmaktadır.

İkinci Dönem (1970’li Yıllar): “Sömürülen/Dezavantajlı Öteki”den “Sakıncalı Öteki”

Bu dönemde akademide Eleştirel Okulu etkili olmaya başlamış ve gecekondu olgusu bu kuram çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşıma göre gecekondu artık sonunda kentle bütünleşecek bir yapı değil, kapitalist sistemdeki çevre ülkelerinin yaşadıkları kentleşme olgusunun kalıcı bir ürünüdür. Örneğin, Mübeccel Kıray (1982: 339–349), gecekonduların yalnızca tarımda pazara yönelik üretime geçişin göreceli olarak hızlandığı ve kentteki nüfus yığılmasının hızla artmasına karşılık çok yavaş bir sanayileşmenin gerçekleştiği toplumlarda ortaya çıktığını söyler. Kentlere büyük sayıda nüfus akmasının nedeni tarımdaki değişimlerin geri dönüşü olmayan bir nitelik taşıması ve köylüyü tamamen topraktan koparmasıdır. Kente göç eden köylü, hemen yeni üretim ilişkileri içine girememektedir. Diğer bir deyişle hemen “işçileşme” yaşanmamaktadır. Kıray’ın yaptığı araştırmaya göre, gecekonduda yaşayanlar kendilerini ve burada yaşayan diğerlerini hala köylü saymakta, bu nedenle kentteki durumlarını köydeki durumlarıyla karşılaştırmaktadır.

Erman (2004), Sömürülen/Dezavantajlı Öteki olarak kurgulanan gecekondulunun, dönemin siyasi gelişmeleri nedeniyle Sakıncalı Öteki ye dönüşmeye başladığı belirtir. Sömürülen/Dezavantajlı Öteki kurgusunda gecekondulu yaşadığı şartların mağduru olarak görülmektedir. Kentle bütünleşmek isteyen ancak kapitalist sistemin getirdiği dengesiz gelişme ve çarpıklıkların sonucu bunu gerçekleştiremeyen, kentin hizmet ve olanaklarından da yararlanamayan kişidir. Yapısal şartlar ya da devlet politikaları buna izin vermemektedir.

Ancak, 1970’lerin sonlarına doğru meydana gelen siyasi gelişmeler ve sağ-sol kutuplaşması gecekonduya da yansımıştır. Yürütülen ekonomik politikalar ve gecekondulaşmaya gösterilen esnek tavır nedeniyle 1950 ve 1960’lı yıllarda gecekondudan destek alan Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin muhafazakâr eğiliminin desteklenmesi yerine sol söylem destek görmeye başlamıştır. Siyasi gelişmeler nedeniyle gecekondulu artık düzenle bütünleşmek yerine, kendi çıkarları doğrultusunda düzeni değiştirmeye çalışan “Sakıncalı Öteki”ye dönüşmeye başlamıştır. Yine bu dönemde Alevi-Sünni çatışmalarının gecekondu bölgelerinde ciddi boyutlara ulaşması, gecekondulunun homojen bir grup olmadığını, aralarındaki farklılıkların şiddete varacak ölçüde bir çatışma yaratabileceğini göstermiştir.

Üçüncü Dönem (1980 ve 1990’lı Yıllar): “Haksız Kazanç Sahibi Gecekondulu” ve “Kent Yoksulu Olarak Gecekondulu”

Bu dönemde gecekondu çalışmaları, postmodern çalışmaların etkisi ve bir önceki dönemde farkına varılan gecekondulular arasındaki farklılıklar nedeniyle, etnik kimlik, mezhep ve cinsiyet odaklı çalışmalara yönelmiştir (Erman, 2004). Diğer taraftan bu yıllarda uygulanan ekonomik politikalar gecekondulunun iki farkı biçimde kurgulanmasını getirmiştir: Haksız Kazanç Sahibi Gecekondulu ve Kent Yoksulu Olarak Gecekondulu. Haksız kazanç sahibi gecekondulu kurgusunun ortaya çıkması enformel piyasada yasa dışı olarak bu konutlardan büyük kazanç sağlayan arazi mafyası gibi aktörlerin varlığı gibi söylencelere dayanmaktadır. Bu dönemde gecekonduları formel konut piyasasına çekmek için çıkarılan yasalarla, gecekondulu artık ‘yasal rant’ sağlayan kişiler olarak kurgulanmaya başlamasıdır.

Dördüncü Dönem (2000’li Yıllar)

Varoş 2000’li yıllarda gecekondu basında şiddet, yasadışı faaliyetlerin hakim olduğu bir yer, radikal oluşumların kaynağı, terör yatağı, topluma ve sisteme karşı bir duruşun üretildiği, kent ve kentli için sürekli bir tehlike kaynağı olarak yeni bir terimle anlaşılmaya başlandı: Varoş. Varoş, yerleşik kentlinin göç sonucu oluşan kültüre tepkisini göstermektedir. Varoşlu, tüketim estetiğinden yoksun, kentin nimetlerinden yararlanan ve kent kültürünü yakalayamamış kişiler olarak kurgulanmaktadır.

Toplumsal İlişki Ağları

Göç, Kümelenme ve Hemşehrilik Kurumu

Kümelenme aynı bölgeden, aynı ilden, aynı ilçeden veya aynı köyden kente göç eden insanların kentte aynı mahalleye yerleşmeleri anlamına gelmektedir. 1970’lerin Ankara’sını araştıran Baştuğ (1976:151–157), yoğunlukla köyden göç edenlerin yerleştiği bölgeler olarak kabul edilen gecekondularda yeni gelenlerin akraba ve hemşehrilerinin yanına yerleştikleri gözlemlemiştir. Baştuğ, kümelenmenin nedenini köyde sosyal ilişkilerin örgütlenme ve yabancılarla ilişki kurma biçiminde aramak gerektiğini söyler. Kişisel ilişkiler ağı akraba ve arkadaş bağlarından oluşup, benmerkezlidir (Baştuğ, 1976:153). Bu ilişki ağında yer alan herkes birbirini tanımayabilir ama kişi bir başkasını tanır, o kişi bir başkasını ve böylece tüm sınıfları kesen biçimde, kişide odaklanan bir ilişki ağı oluşur. Hemşehrilik kurumu genellikle aynı bölgeden kente gelenlerin kaldıkları ‘han’larda oluşur. Hemşehriliğe dayanarak evlere misafir edilmek olağandır. Baştuğ, Türkiye’de kurulan hemşehri derneklerinin, Latin Amerika ve Afrika’dan farklı olarak; üyelerinin üst ve orta sınıftan ve özellikle tüccarlardan oluştuğunu, alt sınıf göçmenlerin dernek kurmadıklarını ve bu derneklere katılmadıklarını belirtir.

Efendi-bağımlı ilişkisinin kökleri kırsal kesimdedir. Bu ilişki göçmen tarafından kente taşınır. Kentte efendiler konut pazarlayan han sahipleri, amele kiralayan müteahhitler, fabrika sahipleri, çırak işe alan ustalar vb.’dir. Efendiler bu ilişkiden iki yönlü kazanç sağlar:

  1. Kendileri de köy ve kasaba kökenli oldukları ve yöreleriyle ekonomik ve politik bağlarını sürdürdüklerinden, hemşehrilerine yardım ederek kendi yörelerindeki durumlarını pekiştirirler.
  2. Bağımlı konumunda olanlar kente yeni gelmiş vasıfsız göçmenlerdir ve toplu pazarlık güçleri azalmış ucuz emek kaynağıdır. Kente yerleşmiş, sürekli ve düzenli bir işe sahip, gecekondusu olan olmuş kişilere hemşehrilik fazla bir yarar sağlamayacaktır. Diğer taraftan hemşehri olarak kendisi yeni ilişkiler kurarak efendiler gibi memleketi ile ilişkilerini sürdürecektir.

Baştuğ, ortak bir yöreden gelmenin, karşılıklı güven ve işbirliği ilişkilerinin kurulmasının temelini oluşturan hemşehriliğin,

  • Hızlı kentleşme ve modernleşme geçiren ülkelerde önemli bir işlevi olduğunu,
  • Yeni göç edenler için kent ekonomisi ve sosyal hayatıyla ilişkide aracı rolünü oynadığını,
  • Akrabalığa dayanan toplumlardan akrabalığa dayanmayan toplumlara geçişte köprü oluşturduğunu belirtir.

1980 Sonrası Kümelenme: Dayanışma ve Gerilim

  • İlk olarak kümelenme göç olgusuyla yakından ilişkilidir.
  • Kümelenmenin ikinci nedeni kentte karşılaşılan sorunların çözümünde yardımlaşma ve dayanışma arayışıdır
  • Üçüncü neden kıra bağımlılık ve kır geleneklerinin korunmasıdır.
  • Dördüncü neden gecekondu dışındaki dünya ile olan ilişkilerde ortak çıkarlar doğrultusunda ortak eylem geliştirebilmeye imkân sağlamaktadır.

Gecekondudaki farklılıkların kaynağı çeşitlidir. Bu farklılıkların kaynakları şöyle sıralanmaktadır:

  • Hemşehri kümelenme düzeyi, din, dil, mezhep farklılıkları,
  • Kıra bağımlılık derecesi ve türü,
  • Toplumsal ve sınıfsal farklılaşma düzeyleri ve biçimleri,
  • Konut tipi,
  • Rejimin ve yerel yönetimlerin politikalarından kaynaklanan hareketlilik,
  • Kamu hizmetinin karşılanma düzeyi,
  • Semtin eskiliği ve semte yerleşmelerle semtte ayrılmaların hızı

Gecekondulular bu yardımlaşmaları ciddi anlamda bir yardımlaşma olarak görmezler. Bunları hısım ve akrabaların vazifesi, hemşehrilik görevi olarak görürler. Ayata’ya göre böyle bir tanımlamanın üç nedeni bulunmaktadır:

  1. Yardım nitelemesi, iş kuran akrabaya önemli miktarda borç verme, işe yerleştirme gibi büyük destekler için kullanılır;
  2. Yardımın gurur sorunu yapılması, yardım alanın kendi işinin üstesinden gelemiyormuş imajını vermekten, yardım edenin ise kendisine öğünüyor dedirtmemek için verdiği desteği yardım olarak nitelemekten kaçınmasıdır;
  3. Önemsiz bir yardımın yardım olarak gösterilmesi durumunda yapanın hanesine alacaklı kendisi için de borçlu olarak geçmesinden geleceğe yönelik olarak duyulan kuşkudur.

Gecekondudan Apartmana: Değişen Toplumsal İlişkiler

Gecekondulunun gözünden gecekondu her şeyden önce eksik altyapı ve sınırlı hizmetlerden kaynaklanan sorunların bulunduğu bir yerdir. Rutubetli evler, yıkım tehdidi etkisiyle yapılan düşük kaliteli inşaatlar, kanalizasyon yokluğu, asfalt yol ve çarşı-pazarın olmayışı yaşamı zorlaştırır. Ayrıca toplumun gecekonduya yüklediği olumsuz imaj, gecekondu halkını farklı düzeylerde olsa da olumsuz etkilemektedir. Kadınlar zamanlarının çoğunu ev ve aile içinde geçirdiklerinden, günlük yaşamdaki zorluklardan erkeklerden daha fazla etkilenmektedir. Gecekondudan olumsuz etkilenen ikinci grup gençlerdir. Gençler, ilk kuşak göçmen anne babalarından farklı olarak; gecekonduda yaşıyor olmaktan daha fazla rahatsızlık duymaktadır. Yaşlılar da gecekondudaki yaşamlarından memnundur. Kendilerini terk edilmiş hissetmemekte, gördükleri saygı ve ilgiden memnunluk duymaktadır. Komşuluk ilişkileri aynı zamanda bir toplumsal kontrol mekanizması olarak da işlemekte ve köyden kente göçen kadının kentte değişmesini engelleyici bir rol oynamaktadır. Gecekondulu için apartman dairesi satın alarak taşınmak ailenin toplumsal konumunun iyileşmesinin bir aracı ve göstergesidir. Apartmanda yaşamak demek kentin içine girmek, kentin olanaklarından yararlanmak, daha kentli olmak demektir.