Ünite 7: Gazneliler (Siyasi Tarih)

Gaznelilerin Kurulduğu Coğrafya

Tarih boyunca birbirinden çok farklı bölgelerde değişik zamanlarda ya da aynı zaman dilimi içerisinde pek çok Türk devleti var olmuştur. Bunlardan birisi olan Gazneliler devleti, İran yaylasının kuzeydoğu uzantısını teşkil eden Afganistan, Hind yarımadasının kuzeybatısında, Türkistan’ın da güneyinde yer alır. Kuzeyinde Ceyhun nehri ülkenin tek yegâne ovalık kesimini oluşturan ve Afgan Türkistan’ı olarak adlandırılan geniş düzlüğü aşarak Aral gölüne doğru uzanır. M.Ö. II. yüzyılda kurulan ve İlk Türk-İslâm devletleri içerisinde önemli bir yere sahip olmuştur.

Bölgenin en eski yerli ahalisi olarak Aryanlar gösterilir. Ancak Arap kaynakları da Halaç, Halac, Halci, Hılci, Hılic, Holas, Holac, Huls vb. adlı toplulukları işaret eder.

Gerçekte de Afganistan ahalisini, çevreden gelip bölgeye yerleşen halklar ile bunların zaman içerisinde değişime uğramış kesimleri teşkil etmektedir.

Yüe-çilerin M.S. 10 yılında Kabil’i ele geçirmesiyle ortaya çıkan Kuşan Devleti, yaklaşık yüz yıllık bir sürede tedricen yükseldi, güneye yayılarak Hindistan’ın en büyük imparatorluklarından birisi haline geldi.Ancak V. yüzyılın ikinci yarısında Kuşanları tamamen ortadan kaldırarak bugünkü Afganistan’ın büyük bir kısmına hâkim olan Akhunlar, Herat’tan Sâsâni topraklarına nüfuz etmeye çalıştı, Gazne önemli bir üs haline getirildi. İslam-Arap fütuhatı döneminde Soğd Demirkapısından Gazne’ye kadar uzanan bölgenin tamamıyla GökTürklerin hâkimiyeti altında olduğu söylenebilir.Nitekim, 630’da Çinli seyyah Hsüantsang, o sırada Gazne halkının üç farklı soydan geldiğini, bunlardan birisinin de Gök-Türkler olduğunu söyler. Bu dönemde bölgede Türk kültürü ve sanatı her yönüyle hâkim durumda olmuştur.

Türk komutanı Alptegin tarafından zapt edildikten sonra önemli bir merkez haline gelen Gazne, Hindistan’a açılan yolların kontrolüne imkân veren bir konumda; Zâbülistan yaylası üzerinde yer almaktadır. Gazne şehri ve kalesinin milattan önceki yıllarda aynı adı taşıyan nehrin kenarında kurulduğu anlaşılmaktadır. Asıl adı Ganzek olan bu şehir, İslâm kaynaklarında Gazne ya da Gaznîn şeklinde yer alır. İki yüzyıl kadar Akhun idaresinde kalan Gazne’nin Sâsânî-Göktürk iş birliği sonunda Akhun hâkimiyetinin Afganistan’da sona ermesini müteakip büyük bir bölümü Batı Gök-Türk Kaganlığı ailesinden gelen mahalli beyler tarafından yönetilir. İslâm coğrafyacılarının ifadelerine göre Türk kabileleri Akhunlar’ın yıkılışından sonra da Kabil, Gazne ve Kandahar çizgisinde varlıklarını devam ettirmişlerdir. Gazne, 1186 yılına kadar Afganistan ve çevresine sahip olan Gazneli hükümdarlarının tamamına yakınının da oturduğu şehir olmuştur.

Devletin Adı ve İlk Hükümdarlar

Gazne şehrinde kurulup geliştiği için kaynaklarda daha çok Gazneliler şeklinde yer alan devlet, aynı zamanda hanedanın kurucusuna nisbetle Sebükte(/i)ginîler ya da bölgeye tarihte en parlak dönemini yaşatan Sultan Mahmud’un lâkabına nisbetle Yeminîler olarak da anılır.

Gaznelilerin tarih sahnesinde rol oynamaya başlamaları, İslâm âleminin çok karmaşık bir siyasî yapı arz ettiği döneme rastlar. Nitekim IX. yüzyıldan itibaren Abbâsî Hilâfeti bazı bölgelerde otoritesini kaybetmeye, memurlar ile valiler halkı ezmeye ve türlü türlü müsadere (görevden alınan memurların ya da zengin bazı kişilerin mallarına devletin el koyması)) olayları görülmeye başlamıştı.

Yine bu dönemde mezhep ve fikir tartışmaları kavgalarla neticelenmekte, İslâm’a aykırı pek çok düşünce yanında mezhep de yayılmaktaydı.Ayrıca Türkistan’da yeni ortaya çıkan ve kısa sürede İslâm’ı benimseyen Karahanlılar ise özellikle Batınîlere göz açtırmıyor ayrıca Müslüman olmayan Türklere karşı da savaşıyorlardı.

Böyle bir zemin üzerinde tarih sahnesine çıkan Gaznelilerin ilk dönemlerine ait fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Genel görüşe göre Türk boylarına dayanan Alptegin tarafından kurulmuştur. Ama Gazneliler hanedanının kurucusu, Sebüktegin’dir.

Alptegin’in vefatından sonra yerine oğlu İshak (963-966) geçirildi. Ancak İshak idarede babası kadar başarılı olamadı.Bir yıl sonra geride her hangi bir varis bırakmadan vefat etti. Türk emir ve melikler muhafız kuvvetlerinin komutanlığını yürüten Bilgetegin’i hükümdar olarak seçtiler.Bileteğin de ölünce bölgenin yerli ahalisinden gelen Böritegin tahta geçirildi. Böritegin kötü yönetimiyle kısa sürede halkın nefretini üzerinde topladı. Bunun üzerine harekete geçen Gazne’nin ileri gelenleri Sebüktegin üzerinde birleştiler ve onu tahta geçmek üzere davet ettiler.

Sebüktegin (977-997) ve Hanedanın Teşekkülü

Sebüktegin (Sebüktegin), Karluk Türklerinin Barshan boyundan olup 943 yılında doğdu. Alptegin’in koruyuculuğu altında hızla yükselen Sebüktegin, zekâsı, dindarlığı ve cesareti yanı sıra devlet hizmetindeki başarılarıyla da onun takdirini kazanıp kızıyla evlenerek emîrü’l-ümerâ makamına atanmıştır.Daha sonra da 977’de bir takım şartlarla Gazne tahtına oturmuştur. Sebüktiğin yaptığı başarılı savaşlarla güneyde bugünkü Afganistan sınırlarına ulaşan sahayı bütünüyle Gazne’ye bağladıGazne’nin doğu ve kuzeyinde bulunan dağlık bölgeler tamamen Türk hâkimiyeti altına alındı. Böylece ekonomik açıdan güçlenen Sebüktegin’e yöredeki Kalaç ve Afganların da katılması onu, bölgenin tek hâkim gücü haline getirmiştir. Ağustos 997’de hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Gazne’ye götürülerek orada defnedildi

Askerleri tarafından çok sevilen Sebüktegin kaynaklarda Emir-i Adil olarak yer alır. Yirmi yıllık bir hâkimiyetten sonra aniden vefat ettiğinde geride çok iyi yetiştirilmiş Mahmud, İsmail, Nasr ve Yusuf adlı dört oğul bırakmıştır. Sebüktegin İslamiyeti de Hindukuş ve ötesine taşıyan ilk Müslüman lider olduğu gibi kurduğu hanedan yani Gazneliler de hâkim oldukları topraklarda, özellikle de Kuzey Hindistan’da Türk-İslam varlığının silinmez izler bırakması ile tarihe mal olmuştur.

Mahmud Dönemi (997-1030)

Sebüktegin öldüğü sırada kardeşi Buğracık Herat vâlisi, oğullarından Mahmud Horasan orduları komutanı, Ebü’lMuzaffer Nasr Büst vâlisi, İsmail ise Gazne ve Belh’in hâkimiydi. Sebüktegin’in vasiyeti üzerine tahta İsmail geçti ve Belh’te cülus töreni ifa edildi. Bu sırada Nişabur’da bulunan kudretli ve tecrübeli Mahmud, tahta kendisinin çıkması gerektiği düşüncesiyle matem merasimini yerine getirdikten hemen sonra İsmail’e gönderdiği bir elçi ile kendisinin yaşça daha büyük olduğunu ve bu hukukunun tanınmasını ve aynı zamanda Gazne’nin de kendisine teslimini istedi. Ancak İsmail, yapılan bütün teklifleri reddetti.

Tahta Çıkışı

Mahmud kardeşleri ve amcası ile de anlaşıp durumunu iyice kuvvetlendirdikten sonra Gazne üzerine yürüdü. Kardeşi İsmail’in birlikleri dağıldı Mahmud Gazne tahtını da ele geçirdi.Daha gençlik yıllarında idarede görev almış, bir ara Gazne’de babasının vekili olarak bulunduktan sonra çok sevip, uğurlu sayacağı Zemindaver vilayetinde görevlendirilmişti. O, aynı zamanda babasının yanında savaşlara katılmakta ve büyük yararlılıklar göstermekteydi.

Sâmânîler ile Münasebetler

Mahmud, Gazne tahtı için mücadele ederken Sâmânîler onun bölgesi Horasan’ı istila etti. Samani hükümdarı Gazne’ye bağlı bulunduğuna dair ferman gönderdi. Ancak Horasan’ın iadesine yanaşmadı. Yapılan görüşmelerin de netice vermemesi üzerine Mahmud, Horasan’ı almak üzere Nişabur’a yürüdü,ancak bir netice alamadı. Samanilerle savaşmakda daha fazla israr etmeyen Gazneli Mahmud’un Sâmânîleri hırpalayarak bir süreden beri Mâverâünnehr’e nüfuz etmeye çalışan Karahanlılara fırsat vermek istemedi. Ancak bir süre sonra savaş kaçınılmaz oldu, yapılan savaşı Mahmut kazandı Tus ,Horasan ve Nişapur’u da ele geçirip, Sâmânîler tarafından tanınmayan Bağdat Abbasi halifesi Kadir Billâh adına hutbe okuttu ve bir elçi göndererek bağlılığını bildirdi. Bunun üzerine halife Sultan Mahmud’a hil’at taç ve bayrakla birlikte hâkim olduğu ülkeleri yönetmesi için ferman gönderdi. Sultan Mahmud da bunun karşılığı olarak halifeye; İslâm dinine yardım etmek ve İslâmiyet’i yaymak maksadıyla her yıl Hindistan’a sefer yapmayı vaadetti.

Sistan’ın Hâkimiyet Altına Alınışı ve Düzenin Sağlanması

Sultan Mahmud, Horasan’da iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra, Sâmânî Devleti’nin sınır bölgeleri olan Cüzcan, Çağniyân, Huttel ve Hârizm’i kendi kontrolü altına aldı.Sultan Mahmud, büyük bir orduyla Sistan’a yürüdü. Halef, Gazneli ordusuna karşı koyamayacağını anladığından Halef yüz bin dinar ödemeyi ve hutbeyi Mahmud adına okutmayı kabul etti. Bunun üzerine Sultan Mahmud, Gazne’ye döndü. Ancak Sultan Mahmud yeniden Kasım 1002’de Sistan’a yürüdü. Sisam ele geçirilerek Halef azat edildi bölge Gazneli bir kumandanın idaresine verildi. Bir müddet sonra Sistanlıların Halef’in kız tarafından torunu olan Ebu Bekir Abdullah idaresinde ayaklandığını öğrendi. Derhal bölgeye yürüdü. İsyancılar sığındıkları kalenin Ekim 1003’de düşürülmesiyle ele geçirildi.

Hindistan Seferleri

Sultan Mahmud, Gazneli tahtına çıktıktan sonra bir taraftan devleti Mâverâünnehr ve Horasan’ın en güçlü siyasi teşekkülü haline getirmeye çalışırken diğer taraftan da babası Sebüktegin’in başlattığı Hindistan politikasını devam ettirmiştir. Nitekim zamanla hâkimiyetini Harizm’den İran’a, Türkistan’dan Kannauç’a kadar genişletip Asya’nın en büyük hükümdarlarından biri olmayı başarmıştır.

Peşaver ve Waihind Seferi: Gazneli Mahmud’un Peşaver üzerine gerçekleştirdiği hareketi Hindistan’a yapılan ilk sefer olarak kabul etmek gerekir. Gazneliler karşısında arka arkaya iki defa uğradığı mağlubiyetin utancıyla yerine oğlu Anandpal’ı halef olarak bırakan Caypal, Hindu âdetine göre bir cenaze töreni düzenleyerek kendisini ateşe atmak suretiyle hayatına son verdi. Sultan Mahmud ise hem para, hem de büyük bir zaferin gururuyla, ‘gazi’ unvanını da almış olarak Nisan 1002’de Gazne’ye döndü.

Bhatiya Seferi: Ekim 1004’te Gazne’den ayrılarak Bhatiya önlerine gelen Mahmud, racayı ağır bir hezimete uğrattı. Bu sefer sırasında Mahmud’un eline bol miktarda ganimet ve iki yüz seksen de fil geçmişti. Bölgede bir müddet daha kalarak Bhatiya Racalığının arazisinin tamamını fetheden Sultan Mahmud, bölgedeki hâkimiyetini de genişletmiş oldu Fethedilen yerlerde İslamiyet’i yaymak için camiler, mescitler yapılmasını emreden Gazneli Sultan Mahmud, İslam dininin öğretilmesi için bölgeye âlimler tayin etti.

Multan Seferi: Sebüktegin döneminde Gazneli hâkimiyetini tanıyarak sadakatle bağlanmış olan Ebu’l Feth Davud, 1005’de Gaznelilere ihanet ederek isyana kalkışmış, ayrıca Karmatîliği benimseyerek bölgeyi fitne ve fesada boğmuştu. Nisan 1006’da Gazne’den hareket eden Sultan Mahmud, Multan seferine çıktı. Önüne gelen her şehri yağmalayarak Multan’a doğru ilerledi Mahmud’un kararlılığıyla direnme azmi kırılan Ebu’l-Feth Davud, hazinesiyle birlikte Serendib’e kaçtı. Böylece başsız kalan şehir, teslim alınarak Karmatiler yıllık yirmi bin dirhem vergiyle cezalandırıldı.

Pencâb Seferi: Gazne’ye dönüşünden sonra sultanın Mâverâünnehr’de gelişen hadiselerle uğraşmasını fırsat bilen Sukhpal, sultan tarafından önemli idari mercilere tayin edilmiş bulunan görevlileri azlederek Hindu yöneticilerle ittifak yaptı ve tekrar eski dinine döndü. Bunun üzerine gazaba gelen Sultan Mahmud, kış mevsiminin şiddetine rağmen Pencâb üzerine yürüdü.

Sukhpal, yakalanarak ömür boyu hapse mahkûm edilip bütün hazinesine de el konuldu.

İkinci Peşaver Seferi: Pencab seferi sırasında topraklarından geçişine müsaade etmeyen Anandpal’ı cezalandırmak arzusunda olan Mahmud, 1008 yılı sonbaharında harekete geçti. Bu gelişmeden haberdar olan Anandapal; diğer Hindu racalarıyla ittifak yaparak meydana getirdiği büyük bir orduyla harekete geçti.

Hinduların güçlü saldırısı karşısında Türk ordusu paniğe kapıldı ve savaş Gaznelilerin aleyhine gelişmeye başladı. Mücadelenin iyice sertleştiği, hatta Sultan Mahmud’un, savaş alanını terk etmeyi düşündüğü bir sırada Hindular, liderlerinin savaş meydanını terk ettiğini zannettikleri bir anda taarruza geçen Sultan Mahmud, duruma hakim olarak Hinduların peşine düştü ve iki gün içinde bölgeyi bütünüyle zapt etti.

Sultan Mahmud’un Anandpal’a karşı kazandığı zaferi, Hindu racaların aralarındaki ittifakı bozarken, racaların kendilerine olan güvenlerinin de yok olmasına neden oldu.

Narainpur Seferi: Sultan Mahmud, Ekim 1009’da Narainpur üzerine yürüdü. Burası önemli bir ticaret merkezi idi. Şehir bir müddet direnmiş ise de neticede teslim olmak zorunda kalmıştır. Yapılan anlaşmaya göre, her yıl iki bin Hindli asker sultanın hizmetine gönderilecek, elli fil ve bir miktar yıllık vergi verilecekti. Ayrıca bu seferle Horasan ile Güney Hindistan’ın ticaret yapabileceği yol güzergâhı açılmış ve Gaznelilerin kontrolüne girmiştir.

Multan Seferi: Sultan Mahmud, Mâverâünnehr’de bir takım çalışmalar yaparken birdenbire Hindistan’a yöneldi sebebi Pencab’da başta Karmatiler olmak üzere gelişen ve düzeni tehdit eden Bâtıni faaliyetleriydi. Nitekim hazırlıklar iyi yapıldığı için bu seferde hiçbir zorlukla karşılaşılmadan bölge bütünüyle hâkimiyet altına alınmıştır. Böylece Gaznelileri Hindistan hâkimiyetine götüren yolda önemli engellerden biri olan Ebu’l FethDavud bertaraf edilmiş oluyordu.

Trilochanapal Seferi: Pencâb’da Bâtınilerin en büyük dayanaklarından birisi olan Davud etkisiz hale getirildiği sırada Gazneli hâkimiyetini tehdit edebilecek bir diğer düşman olan Trilochanapal da oldukça güçlenmişti. Bunu hâkimiyeti açısından tehlikeli gören Sultan Mahmud, tekrar Hindistan üzerine yürümeye karar verdi. Trilochanapal’ın idaresindeki racalığın yeniden güçlenmesine engel olmak üzere 1013’de harekete geçen sultan, kış mevsiminin bastırması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Mart 1014’te tekrar Nandanah bölgesine yürüyen Sultan Mahmut Nandanah’ı zaptederek Trilochanapal’ı takip ederek Keşmir ordusunun komutanı Tunga’nın müttefik ordularını da mağlup etti. Gazneliler, hızla Keşmir içlerine doğru ilerlerken Trilochanapal de esir düşmemek için Sivalik tepelerine yönelip, orada hakimiyetini devam ettirmeye çalıştı.

Thanesar Seferi: Ekim 1014’te Gazne’den hareket eden Sultan Mahmud, Thanesar’a girerek şehri zapt etti. Rajputana Çölü üzerinden gelerek şehri yağmalayan Sultan Mahmud, bölgedeki tapınakları yıkarken Chakraswami tapınağını da söktürüp Gazne’ye gönderdi. Parçalanan putların iki yüz bin esirle Mekke ve Bağdat’a nakledildiği rivayet edilmektedir. Sultan bu kolay başarıdan sonra daha önce kendisine karşı savaşan Keşmir Racasının üzerine yürüdü.

Keşmir Seferi: Nandana Seferi sırasında, Triloçanpal’a yardım etmiş olan Keşmir Racasına bir ceza vermek isteyen Mahmud, 1015 yılında öncelikle Keşmir ve yol üzerinde güçlü Loharkot kalesini kuşattı. Ancak Gazneli ordusu, şiddetli kış yüzünden bir ay sonra kuşatmayı kaldırıp çekilmek zorunda kaldı.

Mathura, Mannaiç ve Asni Seferleri: Sultan Mahmud, Hindistan’ın daha iç bölgelerine seferler düzenlemek istiyordu. Önce Mahaban’ın idarecisi Chandra yenilgiye uğratıldı bu zaferden çok ganimetin yanı sıra seksen de fil ele geçiren Sultan Mahmud, Cemne ile Ganj nehri arasındaki bölgelerin tamamını fethettikten sonra Mathura (Muttra) şehri üzerine yürüdü. Bu kutsal şehri muazzam zenginlikleriyle birlikte ele geçiren Sultan Mahmud, Kannauç üzerine yürüdü. 20 Aralık 1019’da Kannauç şehrine giren sultan karşısında Racyapala, şehri terk ederek canını kurtarabilmiştir. Buralarda tahmin edilemeyecek kadar çok hazine ve mal ele geçirdi. Manaich (Munj)’i de alan Sultan Mahmud, burayı da yağmalayarak balta girmemiş ormanların içinde derin hendeklerle çevrili Asni üzerine yürüdü. Raca, bir gece baskınıyla mağlup edilerek filleri ve muazzam hazinesi ile beraber ele geçirildi.

Hinduşâhîlerin Sonu: Trilochanapal ve Chandela Üzerine Yapılan Sefer: Kendisine karşı gelişen ittifaktan haberdar olan Sultan Mahmud, 1019 yılı sonlarında Gazne’den ayrılarak Hindistan’a doğru yola çıktı. Trilocanpal’ın kuvvetlerinin büyük bir kısmı kılıçtan geçirilerek geriye kalanları da esir edildi. Hinduşâhîlere vurulan darbeyi müteakip Chandela, bütün ağırlıklarını bırakarak panik içinde kaçmaya çalıştı.

Lohkot Kuşatması: Sultan Mahmud, on üçüncü Hind seferini daha önce ele geçiremediği Keşmir üzerine yaptı. Bir aylık kuşatmadan sonra kışın şiddetle bastırması üzerine Lohkot Kalesi önlerinden geri çekildi.

Gwalior, Kalincar Seferi: Mahmud, önce Chandela’ya bağlı Gwalior Racalığı’nın başkentini kuşattı,ancak racanın barış isteği üzerine anlaşma sağlandı. Arkasından Kalincar üzerine yürüdü.Burada da barış yapılarak geri döndü.

Somnath Seferi: Sultan Somnath’a doğru ilerlemeye devam etti. Kuşatılan Somnath kalesini düşürdüler. Ne Hindlilerin sultana bol para teklif etmeleri ne de puta yalvarmaları kalenin tahrip edilmesini engelleyebildi. Sultanın Somnath başarısını takdir eden Abbasi halifesi sultanı tebrik etmiş ve ona Seyfü’d-Devle ve’İslam unvanını vermiştir.

Cat Seferi: Sultan Mahmut Mart 1027’de Multan’a doğru hareket etti. Savaşa katılan on binlerce Cat öldürülürken ailelerinin gizlendiği adaya ulaşılarak halk esir edilip, zenginliklerine de el konulmuştur.

Dönemin Diğer Olayları

Hârizm’in Zaptı: Sultan Mahmud, eniştesi olan Hârizmşah’ın intikamını almak, gerçekte ise Hârizm’i zapt etmek üzere harekete geçti. Harzemler den Gaznelilere itaat ile hutbenin Mahmud adına okutulmasını istediler. Kabul edilmeyince savaş başladı,savaşı kazanan Gazneliler bütün Harzemi işgal ettiler.

Gûristan’ın Fethi: Gûristan’a birkaç sefer yapıldı. Sultan Mahmud l015 yılında Gûristan’ın güneybatısında bulunan Huâbin üzerine yürüdü ve yöredeki bazı kaleleri ele geçirdikten sonra Gazne’ye döndü. Oğlu Mes’ûd’u Gûristan’ın Teb adıyla bilinen kuzey-batı bölgesini itaat altına almakla görevlendirdi. Mes’ud, bir hafta süren şiddetli çarpışmalardan sonra kaleleri fethederek Herat’a döndü. Böylece Gûristan bölgesi tamamen fethedilmiş oldu.

Ziyârîler ile Münasebetler: Gazneliler’in ortaya çıktığı dönemde Cürcân ve Taberistân’a Ziyârîler hâkimdi. 1012 yılında ordu hükümdar Kabûs b. Vuşmgîr’a karşı isyan ederek yerine oğlu Felekü’l-Me’âlî Menûçehr’i geçirmişti. Sultan Mahmud da Kabûs’un diğer oğlu Dârâ’yı başa geçirmek üzere Arslan Câzib kumandasında bir orduyu Ziyârîler üzerine sevk etti. Ancak Sultan Mahmud’a tâbi olup yıllık ellibin dinar haraç ödemeyi kabul eden Menûçehr’in tahtında kalmasına müsaade edildi. 1029 yılı sonunda Menûçehr öldü. Yerine geçen oğlu Anûşirvân, yine beş yüz bin dinar ödeyerek Gaznelilere emirliğini tanıtabildi.

Büveyhîlerle Münasebetler: Sultan Mahmud, tahta geçtiği sırada Kirmân bölgesine Büveyhî hanedanından Bahâü’ddevle Ebû Nasr Fîrûz (998-1012) hâkimdi.Şi’i zümresinden olmalarına rağmen takip ettikleri politika Sultan Mahmud’u Büveyhîler’e müdahaleden alı koymaktaydı. Ebu Nasr’ın ölümünden sonra tahta çıkan Ebû Şucâ’ya (1012-1021) Kirmân vâlisi olan kardeşi Ebu’l-Fevâris isyân etti. Kardeşler arası savaşta Ebu’l Fevaris tutan Sultan Mahmut Daha sonra desteğini çekti, Kirmanı ele geçirerek yağmaladı. Sonraki yıllar da Rey şehri yağmalandı ve Gazneliler büyük ganimet ele geçirdi. Sultan Mahmud ayrıca bölgede karışıklıklara sebep olan Batınîleri cezalandırdı, Sultan Mahmud Irak’dan Hindistan’a gitmekte olan kervanların yolu üzerinde bulunan Nih çölünü Kufs ve Belûc eşkiyasından temizledi.

Afgan Seferi: İndus nehri ile Gazne arasındaki dağlık bölgede yaşayan Afganlar (Peştunlar), Sultan Mahmud’un idaresindeki bölgelerde zaman zaman yol keserek Horasan ve Hindistan arasındaki kervanları yağmalamaktaydılar. Kısa süren bir savaş neticesinde bölge fethedilerek itaat altına alındı. Ardından Sultan Mahmud bölgenin İslâmlaşması için gerektiği kadar görevliyi tayin ettikten sonra Gazne’ye döndü.

Gazneliler ve Abbasi Halifeliği: Sultan Mahmud, ilk zamanlarda Abbasi halifeliği ile iyi ilişkiler içerisinde bulunmaya önem vermiş ve Sâmânîlerin tanımadığı elKadir Billâh’ı halife olarak tanımıştı.Sonraki yıllar da Semerkand’ın Mahmud’a bırakıldığını bildiren bir fermanın verilmemesi, Halifenin Gazneli-Fâtımî yakınlaşmasından şüphelenmesi bir süre sonra ilişkilerini gerginleştirdi, Ona rağmen Sünnîliğin tam bir koruyucusu olan Sultan Mahmud, dâima halifenin ismini paralarının üstüne bastırmaya ve Halifeye ganimetlerden pay yollamaya devam etti.

Sultan Mahmud’un Ölümü

Sultan Mahmud hayatının büyük bir kısmını savaş meydanlarında geçirmiş, özellikle Hindistan’a yaptığı seferler onu çok yormuş ve hastalanmasına sebep olmuştu. 30 Nisan 1030’da ellidokuz yaşında vefat etmiştir.