Ünite 5: Frig Krallığı

Giriş

Frigler ve Frigya Bölgesi: Frigler MÖ dokuzuncu yüzyıllar ile yedinci yüzyıllar arasında Ankara çevresi merkez olmak üzere kurulmuş güçlü bir krallıktır. Eskiçağ yazarlarına göre Frigler Avrupa kökenli bir Trak topluluğudur ve Brigler olarak anılırlar. Anadolu’ya göç ederken boğazları kullanmışlar, önceleri Troia’yı ele geçirmişlerdir. Sonrasında ise İznik gölü, Sakarya Nehri ve İç Anadolu dolaylarına yayılmışlardır.

Frigya Bölgesi, coğrafi konumu bakımından ulaşım ve ticaret için Ege ve Ön Asya ülkelerini birbirine bağlayan Anadolu’nun en önemli karayolu sistemlerinin üzerindedir. Ünlü Pers Kral Yolu’nun büyük bir kısmı da bu bölgede yer alır ve iki ana bölüme ayrılır: Büyük Frigya ve Küçük Frigya (Frigya Epiktetos). Friglerin ünlü başkenti Gordion (Polatlı/ Yassıhöyük), Ankyra (Ankara), Pessinus (Sivrihisar/Ballıhisar) ve Kelainai-Apameia (Afyonkarahisar/ Dinar) bu bölgenin en önemli Frig yerleşmelerini oluşturur.

Küçük Frigya’nın önemli kentleri arasında Midas Kenti (Eskişehir/ Yazılıkaya), Dorylaion (Eskişehir), Midaion (Alpu/Karahöyük), Nakoleia (Eskişehir/Seyitgazi), Kotiaion (Kütahya), Aizanoi (Kütahya/Çavdarhisar) ve Kadaio (Kütahya/Gediz) sayılabilir.

Frig Siyasi Tarihinin Ana Hatları

Frigler Güneydoğu Avrupa’dan MÖ 1200’den başlayarak 400 yıl kadar süren Trak göçleri ile birlikte Anadolu’ya gelmiş ve Marmara denizinin güneyine yerleşmişlerdir. Arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular bu görüşü desteklemektedir. Frigler göçebe ve yarı göçebe bir yaşam sürdürmüşlerdir ve başkentleri Gordion’a yerleşmeleri MÖ 11. yüzyılda olmuştur.

Bu ilk Frig toplulukları bir köy düzeninde içinde ocak, fırın ve hububatın saklandığı depo çukurları olan basit yapılarda barınmışlardır. Friglerin köy düzeyindeki yaşam biçiminden siyasal örgütlü bir devlet düzenine nasıl geçtiği henüz tam olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, ilk aşamada merkezden yönetilen bir krallık yerine birçok beyliğin var olduğu düşünülmektedir. Gordion ise bu beyliklerin merkezi olarak düşünülebilir. Nitekim Yassıhöyük’de duvarlarında, dikine yerleştirilmiş düz ya da kabartmalarla bezeli taş levha ya da blok olan kabartmalı ortostatlar ile bezenmiş binalara sahip, çevresi güçlü surlarla tahkim edilmiş bir sitadelin olması bu görüşü desteklemektedir.

Merkezi Frig devletinin ilk kralı ise Gordias’tır ve başkent Gordion’a adını vermiştir. MÖ 8. yüzyılda egemenlik sürdürdüğü bildirilir. Gordias öldükten sonra oğlu Midas kral olmuştur. Midas Assur kaynaklarında Muşki adıyla anılan Friglerin kralı olup “Muşkili Mita” adı ile tarihi bir kimliğe sahiptir. Midas, Assurlu çağdaşı kral II. Sargon’a karşı bu bölgede bir güç birliği oluşturmuş, etki alanını Kilikya’nın kuzeyine, Toroslara kadar genişletmişti. Kral Midas’ın, bu geniş bölgedeki faaliyetleri de daha önce kurulmuş olan politik ilişkilerin bir uzantısı olarak düşünülür.

Midas, Kimmerler karşısında ise Asur Kralı Sargon ile dostluk anlaşması yaparak Asurlular’ın gücünü kabul etmiştir ve bu anlaşmadan sonra Asurlular tarafından bir müttefik olarak görülmüştür.

Kral Midas batı kaynaklarına göre ise kıta Yunanistan’ı ile de iyi ilişkiler kurmuştur. Bu ilişkileri Delpohi’ye hediyeler göndererek ve Aiol kenti olan Kyme’nin (Aliağa – Nemrut Kale) prensesi ile evlenerek geliştirmiştir. Midas hem doğuda hem batıda komşu devletlerle siyasi ve kültürel ilişkiler geliştirmiş ve Anadolu’nun ilk demir çağı kralı olarak anılmıştır.

Kesin bilgiler olmamakla birlikte Midas’ın Kimmer saldırıları sonucunda kendi yaşamına son verdiği ileri sürülür. Ancak arkeolojik kazılarda Gordion’da çıkmış olan büyük yangının Kimmerler’le ilişkili olduğunu dair bulguya rastlanmamıştır.

Frig krallığının siyasi gücünün ne zaman sonlandığına ilişkin de açık bilgiler olmamakla birlikte MÖ yedinci yüzyılda başkent Gordion’un hala refah içinde olduğu ileri sürülür. Heredot, Midasın haleflerinin oğlu Gordios ve torunu Adrastos olduğunu ileri sürer.

Adrastos, Medler ve Lidyalılar arasındaki barış anlaşmasından sonra Lidyalılara sığınmıştır ve bu durum Friglerin artık Lidyalıların egemenliği altına girdiklerini göstermektedir. Ancak Lidyalılar yıkıldıktan sonra Frig toprakları bu kez de pers imparatorluğunun bir parçası olmuştur ve Frigya satraplığı olarak anılmıştır. Bu dönemde Frigler geleneksel yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca Frig kültürünün etkileri Hristiyanlığının doğuşuna kadar devam etmiştir.

Uygarlık

Dil ve Yazı: Friglerin Hint-Avrupa karakterli, Trak ve Eski Yunanca ile ilişkili dilleri vardı. Fenike alfabesinden alınmış, Eski Yunan, Lidya ve Likya alfabesine benzeyen Frig alfabesi 19 harften oluşmaktaydı. Kazılarda, Çoğunlukla soldan sağa, az sayıda sağdan sola ya da boustrophedon stilde yazılmış olan eski yazıtlar bulunmuştur. Bunlar, kaya anıtları, nişler, sunaklar, mühürler ve çanak çömlekler üzerine kazınmıştır. Yazıtların birçoğunda aynı sözcük ya da sözcük grupları tekrarlanmıştır.

Frig yazısı günümüzde okunabilmekle birlikte henüz tam olarak çözülememiştir. başına kadar kullanılmış görünen Frig yazısının MÖ üçüncü yüzyılın başına kadar kullanılan erken biçimi Paleo-Frigçe, (Eski Frigçe) olarak adlandırılır. MS ikinci-üçüncü yüzyıllarda bölgede yeniden ortaya çıkan yeni biçimi Neo-Frigçe (Yeni Frigçe) olarak nitelenir.

Toplum Yapısı: Frigler eski tarihçilere göre şavaşçı, barışsever ya da mutlu bir toplum olarak anılırlar. Müzik ve dansa sanatında gelişmiş oldukları bilinir. Kazılarda elde edilen savaş araçları ya da müzik araçları ve heykeller de bu farklı görüşleri destekler.

Frigya coğrafyası ile ormanları, otlakları, hayvancılık ve tarım ürünleriyle zengindir. Toplumun büyük kısmı ise tarım ve hayvancılıkla geçinen köylü sınıfındandır. Yönetici sınıfın bile köylü sınıfı kökenli olduğu ileri sürülür. Gelişmiş bir kentleşmeden söz edilememektedir. Tarımın yanısıra madencilik ahşap dokumacılık seramik gibi alanlarda sanatkar ve zanaatkarların da olduğu bilinir. Kent merkezinde bürokrat ve rahiplerden oluşan ayrı bir sınıf vardır.

Devlet beylikler şeklinde feodal bir yapılanmaya sahiptir. Friglerin siyasi ve kültürel olarak en etkili oldukları kesim, Yukarı Sakarya Vadisi’nde Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illeri arasında Dağlık Frigya/Frigya Yaylası olarak tanımlanan bölgedeki Frig vadileridir. Büyük bir bölü- mü bugün Eskişehir il sınırları içinde kalan bölgede MÖ sekizinci yüzyıl ile altıncı yüzyılın ilk yarısı içinde birçok Frig kalesi kurulmuştur. Gordion, yönetici sınıfın oturduğu, höyük üzerindeki sitadel ile bunun doğu ve güney eteklerindeki aşağı şehir ve Sakarya Nehri’nin batı kıyısındaki dış mahalleden oluşmaktaydı. Hem sitadel hem de aşağı şehrin etrafı güçlü bir sur sistemi ile korunmaktaydı.

Yüksek surlarla çevrili sitadeller Batı Anadolu ve Ege dünyasında MÖ.3. bin yıldan itibaren kullanılan, önde, dar kısa taraflarında bir giriş holü ve arkada ocaklı büyük bir salondan oluşan dikdörtgen planlı yapılardır.

Taş temelli, ahşabın bolca kullanıldığı kerpiç duvarlı yapılarda cepheler geometrik bezemeli oymalarla süslüydü. Çatı, ahşap iskeletin üzerine çamur sıvanarak ya da saz örtülerek yapılmış semer- dam tarzındaydı. MÖ altıncı yüzyıldan itibaren önemli megaronların çatısı kiremitlerle örtülmeye ve cephesi pişmiş toprak levhalarla kaplanmaya başlamıştır.

Din: Friglerce “Matar” (Ana) olarak tanımlanan tanrıçanın, Ana Tanrıça olarak bilinir. Bu tanrıçaya aya Hitit-Luviler “Kubaba”, Yunanlılar “Meter Megale” ya da “Kybele”, Romalılar ise “Magna Mater” (Büyük Ana) derlerdi. Tanrıça Matar, Frig toplumu için yaşamın kaynağı, doğanın, doğurganlığın, bere-ketin kendisidir. Tohumun toprakla hayat bulmasını kadının doğurganlığı ile bağdaştıran Ana Tanrıça inancı, Anadolu topraklarında köklenen ve MÖ yedinci binyıldan beri var olan güçlü bir inançtır. Frigler de bu ortak paydadan kendine düşeni almış, adeta tek tanrı gibi taptıkları Ana Tanrıça Matar’a güçlü duygularla bağlanmışlardır.

Bir doğa tanrıçası olan Matar’a adakta bulunulan kutsal alanlar kentin dışında, su kaynakları ve verimli tarlaların yakınlarındaki kayalık yerlerde kurulmuştur. Otantik Frig dininin günümüze ulaşan kanıtlarını oluşturan bu yapılar, ana kayaya oyulmuş fasadlar (işlenmiş cephe), basamaklı sunaklar ve nişlerden oluşmaktadır. Hepsi birer açık hava tapınağı olan bu anıtlar Frig vadilerinde yoğundur. Fasadlar, kendilerine özgü mimari karakterleri ile Frig kaya mimarlığının en özgün ve en etkileyici anıt grubunu oluşturmaktadır. Bu anıtlar, mimari cephede, alınlığın tepesine ve iki köşesine yerleştirilen taş ya da pişmiş topraktan yapılmış süsleme öğesi olan akroterli, üçgen alınlıklı, beşik çatılı Frig megaronlarının kayalara oyulmuş ön cephesini temsil ederler.

Bu cephenin en önemli bölümü, içinde tanrıça heykelinin ya da kabartmasının bulunduğu kapı biçimindeki merkezi kaya nişidir. Üçgen alınlık ve cephe, kabartma ve oyma tekniğinde geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir. Bu anıtların en ünlüsü üzerindeki MIDAI=MİDAS adını içeren yazıtından dolayı “Yazılıkaya – Midas Anıtı”dır (Resim 6.4.).

Diğer önemli anıtlar Yazılıkaya/Midas Vadisi’nde, Areyastis Anıtı, Bitmemiş Anıt; Kümbet Vadisi’nde Bahşayiş Anıtı; Köhnüş Vadisi’nde Maltaş Anıtı, Burmeç Anıtı ve Aslankaya Anıtı; Kütahya/ Tavşanlı ilçesi yakınlarında Deliklitaş Anıtı; Köhnüş Vadisi’nde Kumca Boğaz Kapı Kaya Anıtı, Büyük Kapı Kaya Anıtı, Küçük Kapı Kaya Anıtıdır.

Aslankaya anıtı bu anıtların içinde iki kanatlı kapı konstrüksiyonu ve iki aslan arasında duran tanrıça kabartmaları ile özel bir yere sahiptir. Burada tanrının devamlı ve çarpıcı şekilde görünmesi (epifani olayı) söz konusudur.

Sunaklar, tanrıya dua edilen kurbanlar kesilen yapıtlardır. En güzel sunak örnekleri Yazılıkaya/Midas kentindedir.

Nişler , ise genellikle kayaların dik yüzlerinde, ancak kolaylıkla ulaşılabilen yüksekliklerdeki oval veya dikdörtgen sığ oyuklardır. Arka duvarlarında tanrıça heykelciğinin ya da idolünün yerleştirildiği yuvalar yer alır.

Friglerde inhumasyon ve kremasyon olmak üzere iki tip ölü gömme geleneği vardır. Frig soyuluları ise ya tek başına tümülüs mezarlara ya da aynı aileden kişiler için kayalara oyulmuş odalara gömülmüşlerdir. Tümülüs mezarlar ilk kez Frigler tarafından Trakya ve Makedonya’dan Anadolu’ya getirilmiştir ve ahşaptan bir oda ya da basit bir çukur şeklinde olabilmektedir. Ölü ve hediyeler mezara yerleştirildikten sonra üzere taş, toprak çamur gibi malzemeler kullanılarak bir daha açılmamak üzere kapatılır. Gordion’da bulunan Midas’ın babası Gordias’a ya da büyükbabasına ait olduğu düşünülen tümülüs en görkemli tümülüstür.

MÖ yedinci yüzyılın içinde Friglerde yeni bir ölü gömme geleneği olarak kremasyon görülmeye başlar. Bu gelenekte cesetler yakılır. Küller bir kabın içinde veya doğrudan mezar çukuruna yerleştirildikten sonra üzerine toprak yığılarak tümülüs mezarlar oluşturulur.

Kaya mezarlar ise çoğunlukla kalelerin yakınına yerden ulaşılması güç yamaçlara yapılmıştır ve oyukların içi Frig konutlarında olduğu gibi ahşap malzemelerle döşenmiştir. Odaların tabanları boş, düz bir alan olarak bırakıldığı gibi, bazı mezarlarda duvarların önlerinde ana kayadan özenle işlenmiş, üzerine cesetlerin yatırıldığı seki şeklinde yataklar bulunmaktadır.

Köhnüş Vadisi’ndeki Aslantaş Mezarı bu tür mezarlardan en tanınmış olanıdır. Köhnüş Vadisi’ni batı ve güney yönden sınırlayan yüksek kayalıklarda 39 adet kaya mezarı daha vardır. Burası bilinen en büyük Frig kaya mezarı nekropolüdür. Nekropol , Yunanca ölü anlamına gelen nekros ve kent anlamına gelen polis kelimelerinden türetilmiş bir kelimedir ve kentin dışında yer alan mezarlık alanını ifade eder.

Sanat: Frigler Urartu, Genç Hitit ve Asur devletleri ve Kıta Yunanistan’ı ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. Dolayısı ile hem doğu hem de batı kültüründen etkilenmişlerdir.

Frig sanatının MÖ dokuzuncu yüzyıldan MÖ beşinci yüzyıla kadar süreklilik gösteren en belirgin ve belirleyici özelliği geometrik motiflerden oluşan bezeme kompozisyonudur. Taş ve ahşap oymacılığından çakıl taşı taban mozaiklerine, madeni eşyalardan pişmiş toprak mimari kaplama levhaları ve çanak çömleğe bütün sanat eserleri üzerinde çok yaygın olan bu bezeme biçimi tamamen Frigler’e özgüdür. Frig sanatında insan figürleri azdır. Öykücü anlatım ise yok denecek kadar enderdir.

Mimari ise erken gelişmiş bir sanat dalıdır. Frigler tamamen kendi yaratıcı güçlerinin ürünü olan akroterli, beşikçatılı kaya anıtları ile aslında geleneksel Frig ahşap mimarisini ana kayaya işleyip ölümsüzleştirmişlerdir.

Frigler’de madencilik de gelişmiştir. En dikkate çekici ürünler ise tunçtan yapılmıştır. Omfaloslu kâseler (göbekli taslar), kazanlar, kepçeler, testiler, kemerler, fibulalar ise madencilik endüstrisinin ürünleridir. Fibulalar Frig buluşu değildir ancak Frig fibulalarının belli tipleri vardır ve Anadolu’da bu moda Frigler tarafından yayılmıştır. Frig tümülüslerinde ele geçen dövme ve döküm tekniğinde yap›lan eserlerin ise ticaret yoluyla Genç Hitit ya da Asur’dan geldiği ileri sürülür.

Madenciliğin etkisi ile gelişmiş bir çanak çömlek sanatı da görülmektedir. Özellikle Kızılırmak nehri yakınlarında farklı teknikte üretimde bulunan atölyeler bulunmaktaydı. Gordion, Ankara ve Midas kentlerinde metalik parlaklıkta gri ve siyah kaplar üretilirken Boğazköy, Alişar ve Pazarlı gibi yerlerde ise bezeme anlayışı egemendir.

Friglerin en özgün sanatı ise ahşap işçiliği ve mobilyacılıktır. Ormanlardan elde edilen kereste sanatkarlar tarafından şekillendirilmiştir. Ahşap, konut mimarisinde, mobilya yapımında ve mezar mimarisinde kullanılmıştır. Çivi yerine geçme sistemi kullanılarak masalar sehpalar ve iskemleler imal etmişlerdir. Doğu kökenli olmasına rağmen fildişi kakmalar da mobilyaları süslemiştir.

Hayvancılıkla beraber gelişen bir diğer dal da dokumacılıktır. Yün ve moherin yanında keten ve kenevirden yapılmış dokumalardan günümüze ulaşan çok az sayıdaki örnekte bezemeler yine geometrik motiflerden oluşmaktadır.