Ünite 4: Fâtımîler, Eyyûbîler ve Memlükler

Fâtımîler (909-1171)

Fâtımîler sırasıyla Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye’de hâkimiyet kurmuş ilk Şiî hilafetiydi. İlk halifesi Ubeydullah el-Mehdî olan devlet, 909 yılında Rakkâde şehrinin Ebû Abdullah eş-Şiî tarafından ele geçirilmesiyle kuruldu.

Fatımîler Halife Muiz-Lidînillâh (953-975) döneminde doğuya genişlemeye başladılar. 969’da Mısır’ı ele geçirdiler. Halife Azîz-Billâh (975-996) döneminde Suriye’de hâkimiyet kurdular. Ordularında Berberîlerin yanı sıra Türkler ve Deylemlileri de kullanan Fatımîler, îslam’ın Mekke ve Medine gibi iki mukaddes şehrinin bulunduğu Hicaz’a da boyun eğdirmeyi başardılar.

Hâkim-Biemrillâh döneminde (996-1021) Ehl-i sünnet mensupları ile gayrı Müslimlere çeşitli baskılar yapıldı. 1017 yılında ilâhlık iddiasında bulunan HâkimBiemrillâh 1021 yılında esrarengiz bir biçimde ortadan kayboldu. Takipçileri ise Dürzîler olarak anılmaya başlandı.

Fâtımîler Devleti Müstansır-Billâh’ın zamanında (1036- 1094) en geniş sınırlarına ulaştı. Mısır, Güney Suriye bölgesi, Kuzey Afrika, Sicilya, Afrika’nın Kızıldeniz sahilleri, Hicaz ve Yemen hâkimiyetleri altındaydı.

XI. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Mısır’ın büyük bir ekonomik krizin içine düşmesiyle çatışmalar ve iç karışıklıklar baş gösterdi. 1074 yılında Mısır’a gelen Akkâ valisi Bedr el-Cemâlî anarşiyi kontrol altına aldı. Buna karşılık olarak halife de yetkilerini ona devretti. Böylece Fâtımîler tarihinde “Vezirler Dönemi” (1074-1125) başladı ve Bedr el-Cemâlî ve halefleri Efdal ile Me’mûn el-Batâihî’nin kurdukları düzen Fatımî Devleti’ni çökmekten kurtardı. Efdal’in öldürülmesiyle kurulan Âmir-Biahkâmillâh ile Me’mûn ittifakı Fâtımîler’in Mısır’daki en parlak dönemlerinden birini teşkil ettiyse de Vezir Me’mûn ile Halife Âmir arasındaki ittifak çok uzun sürmedi. 1125 yılında hapsedilen vezir Me’mun el-Batâihî daha sonra öldürüldü.

Âmir’in vâris bırakmadan ölmesi yeni bir bunalıma yol açtı. 1131 yılında Hâfız-Lidînillâh Fâtımî halifesi oldu. Bu dönemde onun imametini tanımayan pek çok bölge Fâtımîler’den ayrıldı.

Fatımî Devleti’nin son on yılı vezirlik mücadeleleriyle geçti. Bu mücadeleler sonucunda Mısır’ı ele geçiren ve Fâtımî veziri olarak atanan Şirkuh’un çok geçmeden ölümü üzerine yerine yeğeni Selahaddin Eyyûbî tayin edildi ve Eyyûbîler dönemi başlamış oldu.

Fâtımîler döneminde ilmi ve kültürel hayat canlanmıştır. Sünnilere karşı kendi mezheplerini yaymak isteyen Fâtımîler bölgede bilim ve kültür müesseseleri kurmuşlar ve kadim medeniyetlerin eserlerini Arapçaya çevirmişlerdir.

Eyyûbîler (1171-1260)

Selâhaddin Eyyûbî’nin 1169’da Fâtımî veziri olmasıyla birlikte Eyyûbîler devletinin temelleri atıldı. Mısır’da düzeni kısa sürede sağlayan Selahaddin Fâtimî taraftarlarını yönetimden uzaklaştırdı. Bizans-Haçlı kuvvetlerini mağlup ederek önemli bir tehlikeyi önledi.

Suriye’deki Haşhâşîler üzerine sefer düzenleyerek onlara boyun eğdiren Selâhaddin, ardından Yemen’i de idaresi altına aldı.

Yapılmış anlaşmalara rağmen Haçlıların Müslümanlara ait bir ticaret kervanına saldırması üzerine tazminat isteyen Selahaddin olumlu yanıt alamayınca, Kudüs Haçlı Krallığı topraklarına bir sefer yaptı. Hıttîn Savaşı’nda Haçlıları büyük bir yenilgiye uğrattı (1187) ve kısa sürede bütün krallığı ele geçirdi.

Selâhaddin 1193’de Şam’da vefat ettiğinde
Eyyûbî Devleti’nin sınırları Kuzey Afrika’dan
İran’a, Anadolu’nun güney bölgelerinden
Yemen’e kadar uzanıyordu.

Selahaddin’in ölümünün ardından Eyyûbî ailesi
mensupları arasında iktidar mücadelesi baş gösterdi.

Sırasıyla Melik Âdil, Melik Kâmil ve Melik Salih Necmeddin Eyyûb’un başa geçtiği Eyyûbî Devleti Necmeddin Eyyûb’un oğlu Turan Şah’ın sultan olmasının ardından Müslümanlar Haçlıları tekrar yenilgiye uğrattıysa da onun öldürülmesiyle birlikte önce Mısır ve ardından Suriye’deki egemenlikleri son buldu.

Eyyûbîler döneminde çoğunlukla Haçlılarla savaş durumunda olunmasına rağmen ticari ve uluslararası ilişkiler devam etti. Ekonomi, tarım, hayvancılık ve ticarete dayanıyordu.

Güçlü bir mâli teşkilatı olan Eyyûbiler döneminde toplumu zor durumda bırakan ilave vergiler kaldırılmıştır. İpek ve Baharat yollarının bir kısmının Eyyûbî topraklarından geçmesi Mısır ve Suriye’yi transit ticaretin merkezi yapmıştır.

Eyyûbîler dönemi ilim ve kültür hayatı açısından önemli bir devredir. Şiiî Fâtımîlerin ardından Sünnî medreseleri yaygınlaştırılarak Selçukluların başlattığı ilmî hareketi canlandırılmıştır.

Memlükler (1250-1517)

Necmeddin Eyyûb tarafından Mısır’a getirilen Türklerden oluşan askerî birliklerde yetişen Memlûk emirleri zaman içerisinde devlet içinde söz sahibi oldular ve Memlük Devleti’ni kurdular.

Memlük Devleti pek çok açıdan Îslam dünyasındaki diğer devletlere nazaran farklılıklar gösterir. Sultanlar daha hayatta iken oğullarından birini veliaht tayin etseler de Memlükler saltanat prensibine uymayarak genellikle kuvvetli emirleri tahta çıkardılar.

Memlük Devleti tarihsel olarak iki döneme ayrılır:

  1. Bahrî Memlükler (Türk Memlükler)
  2. Burcî Memlükler (Çerkez Memlükler)

1250’de İzzeddin Aybek’in tahta geçmesiyle başlayan Bahrî (Türk) Memlükler döneminin başlıca sorunları Haçlı Seferleri ve Moğol istilasıydı.

I. Baybars döneminde Moğol ve Haçlı tehlikesi bertaraf edildi. İç isyanlar bastırılarak devletin omurgasını teşkil edecek olan idari düzenlemeler yapıldı.

1279’da tahta geçen Halil b. Kalavun Memlüklerin en önemli sultanları arasındaydı. Suriye’de Moğollar ile giriştiği mücadele ve zaman zaman başvurduğu ittifaklarla dışarıda büyük başarı kazandıysa da aynı etkiyi içeride emirler üzerinde gösteremedi.

Ağabeyi Halîl b. Kalavun’un ölümünün ardından Memlük kumandanları tarafından sekiz yaşında tahta çıkarılan Muhammed b. Kalavun döneminde Memlükler bölgede itibarı olan bir devlet haline gelerek diğer devletlerle pek çok anlaşma yaptılar.

Muhammed b. Kalavun’un ölümünün ardından Memlük tahtına onun küçük yaştaki oğulları ve daha sonra torunları oturmuştur. Bu dönemde iktidar daha çok Memlük emirlerinin elindeydi. Genel olarak bitmek bilmeyen kanlı iktidar mücadeleleri sonucunda Kahire ve Mısır’da ortaya çıkan pahalılık, kıtlık ve salgın hastalıkların yayıldığı bir dönem olmuştur.

Berkuk’un tahta geçmesiyle başlayan Burcî Memlükler (Çerkez Memlükler) döneminin ilk yılları içteki iktidar mücadeleleriyle geçti. Berkuk Osmanlı padişahlarıyla genellikle iyi ilişkiler kursa da bu durum Timur’la arasındaki ilişki için geçerli değildi.

Berkuk’un oğlu Ferec’in tahta çıkması, eskiden beri birbirleriyle rekabet halinde olan emîrler arasındaki mücadeleyi daha da şiddetlendirdi. Ayrıca Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid Elbistan, Malatya ve Darende gibi Memlûk hâkimiyetindeki bazı şehirleri ele geçirmiştir.

Ferec’in Timur karşısında Bayezid’in getirdiği ittifak önerisini reddetmesi bölgenin kaderini etkileyen kararlar arasındadır. Daha sonraları Malatya, Gaziantep gibi şehirleri alan Timur, ardından Halep ve Şam’ı da ele geçirmiştir.

Şeyh Mahmûdî döneminde, 1414’de Kıbrıslılarla bir barış anlaşması yapıldı. Bu dönem içerisinde de salgın hastalıkların ve pahalılığın arttığı görülmüştür. Barsbay döneminin ilk yıllarında Mısır’daki iç istikrarı sağlamak üzere birtakım faaliyetlere başvuruldu ve Suriye’de çıkan isyanlar bastırıldı. Bunun verdiği rahatlıkla Kıbrıs’a yapılan üç seferin ardında ada fethedildi.

Barsbay döneminde vergi gelirlerini artırmak için tüccarlar mallarını Mısır gümrüklerinden geçirmeye mecbur tutuldular. Ayrıca Suriye ve Mısır tüccarlarının aldıkları Hint mallarına ihraç vergisi konuldu.

1438’de tahta çıkan Sultan Çakmak döneminde Akkoyunlu, Dulkadiroğulları, Osmanlılar, Karakoyunlular ve Timur’la iyi münasebetler kurulduğu gibi Endülüs’teki Müslümanlara da yardım edildi.

Çakmak’ın ardından sultan olan İnal döneminin ilk yıllarında da Osmanlılarla olan ilişkiler iyi gitmiş, İstanbul’un fethiyle karşılıklı hediyeler gönderilmişse de bu ilişkiler, Fâtih Sultan Mehmed’in hac yolundaki su havuzlarının çoğaltılmasıyla ilgili teklifinin Akkoyunlular ve Dulkadiroğulları ile iyi ilişkiler içinde bulunan İnal tarafından reddedilmesiyle bozulmuştur.

İnal dönemi Memlûk dış politikasının en önemli ayağı Kıbrıs’tır. Sultan Barsbay zamanında fethedilen Kıbrıs bu tarihten itibaren Memlûk Devleti’ne tâbi olmuştur.

İnal’ın dönemindeki en önemli malî reform para sisteminin iyileştirilmesidir. İnal, kendisinden önceki sultanlar tarafından tedavüle çıkarılan ayarı düşük paraları piyasadan kaldırmıştır.

1461’de tahta çıkan Hoşkadem’in saltanatı sırasında devletlerarası münasebetlerde önemli bir gelişme olmadığı gibi büyük askerî faaliyetlere de girişilmedi. Ancak Osmanlılar’la olan ilişkilerde büyük sıkıntı yaşandı.

Burcî (Çerkez) Memlükleri’nin en büyük sultanı sayılan Kayıtbay dönemi 1461’de başladı. Bu dönemde doruk noktasına gelen Osmanlı ilişkilerindeki gerginlik, Fâtih’in ölümü üzerine bir süre duruldu.

Kayıtbay döneminde Akkoyunlular ile yapılan savaşta Memluk ordusu çok büyük kayıp verdi. Kayıtbay Akkoyunlular’dan intikam almak yerine barış yolunu tercih etti.

II. Bayezid’e karşı taht mücadelesi veren Cem Sultan’ın Memlükler’e sığınması iki devleti savaşın eşiğine getirdi. Çok geçmeden aynı zamanda II. Bayezid’in kayı npederi olan Dulkadırlı Beyi Alâüddevle Memlükler’in elindeki Malatya’yı kuşattı ve Kayıtbay’ın kendisine karşı gönderdiği kuvvetleri bozguna uğrattı.

Kayıtbay’ın 1490 yılında Anadolu’ya gönderdiği ordu Kayseri’de Osmanlı birliklerini mağlup ettiği gibi Niğde, Karaman ve Ereğli civarını yağmaladı. Çukurova savaşlarında daha başarılı olmasına rağmen Kayıtbay, askerî ihtiyaçları temin hususunda karşılaştığı zorluklar sebebiyle Osmanlılar’la on beş yıl süreli bir barış imzalandı.

Saltanatının son dört yılını savaşsız geçiren Kayıtbay, gerek savaş masrafları gerekse sayıları büyük rakamlara ulaşan eserleri için yapılan büyük harcamalar yüzünden iyice bozulan ekonomiyi düzeltmek amacıyla çok gayret göstermişti.

1501’de, Kayıtbay’dan sonra tahta çıkan Kansu Gavri Öncelikle asayiş ve güvenliği sağlayıp iç meseleleri çözmeye çalışmış, devlet kadrolarına yakınlarını tayin etmek ve kendi Memlüklerini artırmak suretiyle kendisini güvence altına almıştır.

Kansu Gavri döneminde Memluk Sultanlığı, Portekiz ve İspanya’nın saldırılarına uğrarken Safevî ve Osmanlı devletlerinin rekabetiyle de karşı karşıya kaldı.

Kansu Gavri devrinde Osmanlı-Memlük münasebetleri dostluk içinde başlamış, iki devlet arasında yazışmalar yapılmış ve karşılıklı elçiler gelip gitmişti. Ancak Kansu Gavri’yi Safevîler’e karşı yanma çekmeyi başaramayan Yavuz Sultan Selim, Dulkadirli beyi Alâüddevle’nin Osmanlı ordusunun erzak kollarını vurması üzerine savaş hazırlıklarına başladı.

1516’da Mercidâbık ovasında yapılan savaş Osmanlılar’ın galibiyetiyle sonuçlandı. Ordusunun kesin yenilgisini gören Kansu Gavri kaçmaya çalışırken öldü.

Kansu Gavri’nin ölümünün ardından tahta çıkartılan Tomanbay, Gazze’yi ele geçiren Yavuz Sultan Selim’in karşısına Ridâniye’de çıktı. Yapılan savaşı teknolojik üstünlüğe sahip Osmanlı ordusu kazandı ve Osmanlı ordusu Kahire’ye girdi.

Kalan birliklerini toparlayan Tomanbay Kahire’de üç gün boyunca sokak çarpışmaları yaptıysa da tutunamayarak şehri terk etmek zorunda kaldı ve ardından yakalanarak öldürüldü. Böylece 1517’de Memlük Devleti de sona ermiş oldu.

Memlük tarihi ilim ve kültür açısından Îslam tarihinin en parlak dönemlerinden birini oluşturur. Moğol ve Haçlı istilaları sebebiyle yurtlarını terk eden pek çok Müslüman bilgin Memlük topraklarına sığınmıştır. Şam ve Kahire dönemin en önemli bilim merkezleriydiler. Bu şehirlerde vakıflarla desteklenen çok sayıda medresede eğitimöğretim faaliyetinde bulunulmaktaydı. Îslami ilimlerin yanı sıra Arap Dili ve Edebiyatı, tıp ve fizik alanlarında önemli bilim adamları yetişmiştir.