Ünite 6: Etnometodoloji

Etnometodoloji

Etnometodoloji, Garfinkel tarafından geliştirilen ve fenomenolojik düşüncelerin empirik araştırmalara uygulanmasını içeren bir yaklaşımdır. Etnometodoloji sosyolojinin bir alt dalı olarak kabul edilir ancak insan davranışlarını açıklamaya çalışmaz; insanların mikro ve makro yapılara anlam vermek için kullandıkları yöntemler üzerine çalışır. İnsanların içinde yaşadıkları dünyayı anlamlandırmak için kullandıkları yöntemleri inceleyen etnometodoloji gündelik yaşamın kurallarını ve toplumsal düzenin nasıl oluşturulduğunu ortaya çıkarmaya çalışır. Toplumsal düzenin ortak sağduyu bilgisi sonucunda ortaya çıktığını savunan fenomenolojik sosyolojinin aksine etnometodoloji sağduyu bilgisinin sabit olmadığını sürekli şekillendiğini iddia eder. Etnomedoloji, kökleri fenomolojide olan, insanların sıradan gündelik yaşamda toplumsal düzeni üretirken kullandıkları yöntemleri inceleyerek hem gündelik yaşamın ilk anda görünmeyen kurallarını hem de insanların toplumsal düzeni nasıl üretip anlamlandırdıklarını ortaya çıkarmaya çalışan bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, etnometodoloji kendi başına bir yöntem olmadığı gibi, diğer sosyoloji teorilerinin ortaya koyduğu problemleri çözmeye yarayacak bir yöntem de değildir. Diğer sosyolojik yaklaşımların problem olarak ele aldığı konulardan farklı konulara odaklanan ve bunları incelemek için bazen diğer yaklaşımların kullandığı yöntemleri bazen de tamamen farklı yöntemleri kullanan bir bakış açısıdır.

Etnometodoloji pozitivizmde ileri sürülen toplumsal gerçeklik anlayışını kabul etmez; çünkü etnometodolojiye göre dışarıda keşfedilmeyi bekleyen, kendi gerçekliğine sahip ayrı bir toplumsal düzen yoktur. Toplumun üyeleri bir düzen algıladıkları için toplumsal düzen varmış gibi görünür. Etnometodolojiye göre toplumu bir arada tutan şey gündelik yaşamın gerçekliğidir. Bu sebeple etnometodoloji gündelik yaşama odaklanarak gündelik yaşam faaliyetlerini kendi başlarına fenomenler olarak ele alır. Pek çok etnometodologa göre insanların içinde yaşadıkları toplumu anlamlandırmak ve yaratmak için kullandıkları temel araç dil ve konuşma etkinliğidir. Bu nedenle bu konuda pek çok araştırma yapılmıştır.

Harold Garfınkel ve Etnometodoloji

Etnometodolojinin kurucusu kabul edilen Garfinkel, sosyologların bir durumun içinde ne olduğunu açıklamak için bu durumun dışında değişkenler aramalarını eleştirir. Garfinkel’e göre sosyologlar eylemde bulunanların eylemde bulunma biçimlerindeki düzenlilikleri ortaya çıkarmalıdırlar çünkü sosyolojik açıdan kabul edilebilecek tek düzen, eyleme katılanların tanıdığı ve eylem sürecinde yaratılan düzendir. Gündelik yaşam etkinliklerinin hepsinin yerel olarak, eylemin içinde, eylemde bulunanlar tarafından üretildiğini fark etmek ve kabul etmek önemlidir. Garfinkel’e göre gündelik yaşam sürekli olarak gelişen, sürekli yeni şeylerin ortaya çıktığı, katılım gerektiren, deneyimlendiği gibi bir dünyadır; bu açıdan gündelik yaşam koşullara bağlıdır.

Etnometodolojinin en temel üç kavramı vardır:

  1. Belgeleme yöntemi
  2. Refleksivite
  3. Dizinsellik/anlamın bağlama-gönderimliliği

Üyelerin Yöntemleri: ‘’ Belgeleme Yöntemi’’

Belgeleme yönteminde herhangi bir durum ya da bağlam içindeki çok sayıda özelliğin belirli yönleri seçilir, bunlar belirli bir şekilde tanımlanır ve temeldeki kalıbın kanıtı olarak görülür. Daha sonra bu süreç tersine çevrilir ve temelde bulunan kalıbın belirli özellikleri kalıbın varlığının kanıtı olarak kullanılır. Bir başka deyişle, insanlar gündelik yaşamlarında karşılaştıkları hareket, söz ve bilgilerin belirli özelliklerini ayıklayıp bu özellikleri altta yatan bir kalıbın kanıtı olarak görürler yani bu kalıpları kendi bireysel belgelerinden yola çıkarak elde ederler, daha sonra ise bu özellikleri bu kalıp hakkındaki bilgilerine dayanarak yorumlarlar.

Refleksivite (Reflexivity)

Refleksivite , en genel anlamda bir şeyin kendi kendine geri dönmesini ifade eder ve Türkçesi düşünümselliktir. Refleksivite, neden sonuç ilişkisi açısından kendisine geri dönen olguların niteliği ya da neden ve sonuç arasındaki döngüsel bir hareket olarak tanımlanır ve insanların inşa ettikleri gerçeklik anlayışını sürdürmekte kullanılan bir yöntemdir. Garfinkel refleksiviteyi toplumsal durumların tanımları ile tanımlandığı gibi olan toplumsal durumlar arasında karşılıklı bağımlılık hatta denklik durumu olduğunu ifade etmek için kullanır. Toplumsal dünya, belgeleme yöntemini kullanan üyeler tarafından refleksif olarak oluşturulmakta ve sürdürülmektedir. Bunula birlikte refleksivite bilinçli bir düşünme değildir, insanlar eylemlerinin refleksif olduğunun bilincinde değildir. Eğer bireyler eylemlerinin refleksif olduğunun farkına varırlarsa gündelik yaşamadaki eylemlerini sürdürmekte zorlanabilirler. Grafinkel’e göre toplum üyeler, toplumsal dünyayı dil aracılığı ile yalnızca anlamlandırıp açıklamış olmazlar aynı zamanda onu inşa etmiş, yaratmış da olurlar.

Dizinsellik (Indexicality) veya Anlamın BağlamaGönderimliliği

Dizinsellik ise, ifadelerin anlamlarını kullandıkları bağlamdan aldıklarını, yani sözcüklerin kesin anlamlarını konuşma sırasında, içinde bulundukları somut bağlama gönderim yapılırken kazandıklarını ifade eden bir kavramdır. Garfinkel’e göre bütün eylemler bağlamları çerçevesinde anlamlandırılır. Başkalarıyla gündelik iletişimimizde kullandığımız kelimelerin, dilsel ifadelerin ve eylemlerimizin konuşmalarımızın geçtiği bağlamın dışında bir anlamı yoktur. Tüm toplumsal gerçekler ve durumlar, refleksif ve bağlama gönderimli ifadelerle örgütlenmektedirler. Garfinkel’e göre başkalarıyla gündelik iletişimimizde kullandığımız kelimelerin, dilsel ifadelerin de de eylemlerimizin konuşmalarımızın geçtiği bağlamın dışında bir anlamı yoktur.

Gündelik yaşam dünyası öznel ifadelerle kurulduğu halde nu dünyayı nesnel ifadelerle tanımlamaya çalışan sosyologlar, bilimsel rasyonelliğe ulaşmaya çalışırken gündelik yaşamın rasyonelliğinden uzaklaşabilirler. Scuthz gibi Garfinkel de geleneksel sosyolojiyi öznel bir gerçeklik hakkında nesnel bir açıklama yapması nedeniyle eleştirmektedir çünkü Garfinkel pozitivist sosyolojideki birey anlayışına karşı çıkmakta, bireylerin toplumun yönlendirmesi doğrultusunda eylemde bulunan kuklalar olmadığını, yorumları, eylemleri ve düşünceleriyle toplumu ve toplumsal dünyayı kendilerinin yarattığını savunmaktadır.

Etnometodoloji literatürü incelendiğinde öne çıkan etnometodologlar vardır. Etnometodologlara göre dizinsellik sadece toplumsal kavramların değil, bilimsel kavramlar da dâhil olmak üzere bütün kavramların özelliğidir. Bilimsel kavramlar dizinsel olduğu için etnometologlara göre geleneksel sosyolojinin ulaşmaya çalıştığı genelleşmiş sosyolojik açıklamalar yapılmaz ve fenomenlerin bağlama bağlı doğasına odaklanmayan, fenomenlere doğrudan gönderme yapan bir bilim anlayışı kabul edilemez.

Toplumsal Düzenin Kırılganlığı

Granfikel öğrencilere bir deney yaptırır. Bu deneyde amaç gündelik yaşamın geri planında görülen ama fark edilmeyen özelliklerin ve beklentilerin nasıl ortaya çıkacağını göstermektir. Örneğin süpermarkette kasada fiyat ile ilgili pazarlık yapmak veya evde aile bireylerinden değilmiş ve o odayı kiralamış gibi davranma yani sağduyuyu bir kenara bırakmak. Bu şekilde toplumsal yapının kırılganlığı ortaya konulacaktır. (sayfa: 153 örnek 1-2)

Öznel ve nesnel ifadeler

Bireyler gündelik yaşamlarındaki olayları, nesneleri, zamanı ve mekânı kişisel olarak tanımlar. Grafinkel’e göre gündelik yaşamda öznel ifadeler kullanılırken resmi alanlarda nesnel ifadelerin kullanıldığını belirtmiştir. Grafinkel’in Schutz’un düşünceleri temelinde şekillenen kavramları ve bu kavramların deneysel araştırmalardaki uygulamaları, toplumun sıradan üyelerinin gerçekliği hem yorumlama hem de yaratma kapasitesine nasıl sahip olduğunu açıklamaktadır.

Etnometodolojik Çalışmalara Örnekler

Son yirmi yıl içerisinde gelişen etnometodoloji literetürü incelendiğin de etnometologların birçok alanda çalışmalar yaptığı görülmektedir.

Aaron Cicourel

Sosyologların herhangi bir düzeyde sınıflandırma yapmalarının, kaçınılmaz olarak onların kendi sağduyu bilgilerine dayanmalarını gerektireceğini, sorgulamaksızın kendi sağduyu bilgilerini kullanan sosyologların, böylece toplumsal dünyanın belirli özelliklerini verili kabul edeceklerini vurgulamaktadır. Aron Cicourel yaptığı çalışmada suç hakkındaki resmi istatistiklerin suç davranışının kesin bir yansıması olmaktan çok suçla ilgili verileri toplayan ve yorumlayan görevlilerin yorumlarının ve etkinliklerinin bir yansıması olduğunu göstermiş, böylece suçluluğun, üyeler tarafından suçu tanımlarken kullanılan yöntemlerden ayrı olarak ele alınabilecek bir sosyolojik fenomen olmadığını göstermeye çalışmıştır.

Don H. Zimmerman

Bürokratik kurumlardaki kuralları incelemiştir. Bürokratik kurumlarda çalışan insanların resmi kurallara uydukları ve bir kurallar sistenine göre davranıldıkları düşünülür. Ancak Zimmerman, insanların davranışlarını kuralların yönlendirmediğini, insanların kendi etkinliklerini açıklamak için bu kuralları kullandıklarını savunmuştur. Yani Zimmerman’a göre üyeler kuralları kendi etkinliklerini tanımlamak ve anlamlandırmak için kullanırlar, bu etkinliklerin bir kısmı kuralların ihlalini içerebilirse de bu ihlaller de kurala gönderme yapılarak haklı kılınır.

Harvey Sacks

Konuşma üzerine çalışmalar yapmış, konuşmanın toplumsal örgütlenişi üzerinde durmuştur. Sacks, konuşma sırasında üyelerin birbirlerine sürekli olarak olayları, eylemleri, duygu ve düşünceleri, kısacası kendi toplumsal dünyalarını betimlediklerini, ayrıca kitle iletişim araçları veya kitaplarla da sürekli bir betimleme bombardımanına maruz kaldıklarını, sonuçta gündelik yaşamı sürdürme becerilerinin büyük ölçüde diğer üyelerin anlayabileceği betimlemeler üretme becerilerine bağlı olduğunu söyler. Harvey Sacks, Emmanuel Schegloff ile iletişimsel eylemler üzerine çalışmış, konuşma üzerine çeşitli analizler yapmış ve daha sonra konuşma analizi olarak bilinen alanın gelişmesinde etkili olmuşlardır. Sacks, üyelik sınıflandırma aygıtları kavramıyla üyelerin verili kabul ettikleri ve sağduyu bilgisine dayalı kaynaklar olan ‘üyelik kategorilerinin’ örgütlenişini betimlemeye çalışmaktadır.

Emmanuel Schegloff

Özellikle konuşmanın ardışık örgütlenmesi üzerinde, yani konuşmaya katılanların sırayla hem konuşmacı hem dinleyici olmaları üzerinde durmuş, konuşmaya katılan iki tarafın söylediklerinin konuşma sırasında nasıl düzenli bir ardışıklığa dönüştüğünü incelemiştir.

Michael Lynch

Bilginin toplumsal olarak inşa edilen doğasına dikkat çekmiş ve bu inşanın empirik çalışmalarla detaylı bir şekilde açıklanması ve bilimin inşa edici yorumlamalarını ortaya koyacak çalışmalar yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Lynch bir araştırma laboratuvarını incelediği çalışmasında, araştırmacıların etkinliklerinin nasıl bilimsel etkinlikler olarak gerçekleştiğini, bilimin ‘‘gerçek’’ lerinin araştırmacıların gündelik yaşam etkinlikleri aracılığıyla nasıl toplumsal olarak oluşturulduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Bu çalışmayla Lynch ‘‘bilimsel bilgi’’ nin laboratuvardaki araştırmacıların gündelik deney etkinliklerinin bir parçası olan yargılamalarının rutin bir sonucu olarak üretildiğini göstermektedir.

Etnometodolojiye Getirilen Başlıca Eleştiriler

Etnometodoloji sadece betimleme yapmakla, yeni teoriler üretememekle, dar bir çevreye hitap etmekle, çok küçük toplumsal süreçlere odaklanmakla, önemsiz görünen konuları incelemekle, toplumda gücün dağılımıyla ilgili olguları dikkate almamakla, incelediği “yöntemleri” kendisi de kullanmakla ve insanları hiçbir güdü ya da amacı olmayan varlıklar olarak göstermekle eleştirilmiştir.

Toplumsal İnşacılık

Toplumsal inşacılık, Peter Berger ve Thomas Luckmann tarafından etnometodolojiye dayandırılarak geliştirilen ve insanların gündelik yaşamı anlamlandırarak kurguladıklarını ve daha sonra ise bu dünyanın nesnelleştirildiğini ileri süren bir yaklaşımdır. Toplumsal eylem yaklaşımı ile yapısalcı yaklaşımları bir araya getiren toplumsal inşacılık, gerçekliğin nesnel ve öznel yönlerinin birbirine zıt olmadığını iddia eder. Bu yaklaşıma göre, toplumsal gerçeklik kendi başına bir olgu değil üretilen ve iletilen bir şeydir. Bir başka deyişle, toplumsal gerçeklik toplumsal eylem tarafından yaratılır ama sonrasında bireylere sanki onların dışında var olan bağımsız bir gerçeklik olarak görünür. Bu inşa sürecinin üç evresi vardır.

  • Dışsallaştırma
  • Nesnelleştirme
  • İçselleştirme

Dışsallaştırma, insanların kendilerini çeşitli etkinliklerle ifade ederek maddi ve manevi kültürü yaratmaları sürecidir. Nesnelleştirme sürecinde, insanların ürettikleri kültür insanlara sanki kendi yaptıkları öznel tanımlardan bağımsızmış gibi, dış dünyanın bir parçasıymış gibi görünür. Aksi takdirde, kültür insanların her istediğinde keyfi bir şekilde değişir. Çünkü kurumsallaşmış dünyanın açıklanması bunu gerektirir. Nesnelleştirme süreci, “ kurumsallaştırma ” (insanların davranışlarını daha geniş eylemlerin örnekleri olarak tipleştirmesi, böylece davranışların alışıldık hale gelmesi), “ tarihselleştirme ” (bireylerin kendilerinden önceki nesillerin kurumsallaştırdığı davranış ve ilişkileri nesnel olarak algılaması) ve “ meşrulaştırma ” (toplumsal düzeni açıklayan, meşru kılan ve neden sorusuna yanıt veren ikinci derece bilgi) evrelerinden oluşur. İçselleştirme ise, toplumsal gerçekliğin insanların öznel bilinçlerinin bir parçası haline gelmesi sürecidir. Yani nesnel toplumsal dünyanın toplumsallaşma yoluyla öznel bilince aktarılmasıdır. Bu evrelerden geçen kültür doğal ve gerçek bir şey gibi görünür.

Berger ve Luckmann, bir yandan Durkheim’ın kabul ettiği anlamda bireysel bilincin ötesinde bir toplumsal gerçeklik düşüncesini kabul ederler, diğer yandan da Weber gibi bu gerçekliğin bireylere özgü olan öznel yönünü vurgularlar. Toplumsal inşacılığa göre insan gerçekliği içselleştirilmiş bir gerçekliktir. İnsanlar kültürü inşa edip, dışsallaştırdıktan sonra nesnelleştirir, daha sonra da toplumsallaşma aracılığıyla içselleştirirler ve bu sayede kültür doğal, gerçek ve içinde doğduğumuz verili bir şey gibi görünür.bir gerçekliktir. İnsanlar kültürü inşa edip, dışsallaştırdıktan sonra nesnelleştirir, daha sonra da toplumsallaşma aracılığıyla içselleştirirler ve bu sayede kültür doğal, gerçek ve içinde doğduğumuz verili bir şey gibi görünür.

Gündelik Yaşam Sosyolojisi

Gündelik yaşam sosyolojisi, pek çok alt alana sahip olan ve çok sayıda teorik yaklaşımdan oluşan bir alandır. Bu yaklaşımların hepsi küçük grupların etkileşimine odaklanır ve topluma bireylerin gözünden bakarak bu bakış açısını olduğu gibi yansıtmaya çalışır. Bu yaklaşımlardan biri olan varoluşçu sosyoloji, toplumdaki farklı grupların diğer gruplardan sakladığı bir şeyler olduğunu iddia etmekte ve araştırmacıların grubun içine sızarak grubun sakladığı gerçekliği ortaya çıkarabilmesi gerektiğini savunmaktadır. Varoluşçu sosyolojiye göre toplumdaki çeşitli grupların diğerlerinden saklamak istediği şeyler vardır, bu nedenle insan etkinlikleri dışarı sunulan ve içeride var olan iki farklı gerçekliğe sahiptir. Bu yaklaşıma göre sosyolojinin görevi ön planda görünen, dışarıya sunulan imajların ardına geçmek ve grubun kendisine sakladığı içeride var olan gerçekliği ortaya koymaktır. Diğer bir yaklaşım ise duygu sosyolojisidir. “organistik” ve “inşacı” olmak üzere iki ana yaklaşımdan oluşan duygu sosyolojisi gündelik yaşam deneyimleri ile duygular arasındaki ilişkiyi inceler. Gündelik yaşam sosyolojisini oluşturan teoriler arasında farklılıklar olmakla birlikte hepsi makro sosyolojiyi gündelik yaşamın karmaşıklığını anlayamamakla eleştirir.