Ünite 4: Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet

İletişim kurduğumuz kişilerin cinsiyetleri, tıpkı yaş, eğitim, sosyal çevre vb. koşullar gibi, etkili iletişimde belirleyici olan koşullardan biridir. Toplumun görmek istediği kadın ve erkek kalıplarına ve normlarına işaret eden toplumsal cinsiyet, cinsiyetlerin iletişimde farklılaşan tüm yönlerini bulundurmaktadır ve bu farkların ayırdına varmak, daha doğru, sağlıklı ve etkili iletişim kurmamıza yardımcı olur.

Toplumsal Cinsiyet Kavramı

Toplumsal cinsiyet kavramı, bireyin içine doğduğu toplum ve kültürün biyolojik cinsiyetlere anlam yüklemesiyle gelen, kadın ve erkek arasındaki toplumsal, kültürel, ekonomik, politik ve davranışsal tüm farklılıkları içerir. Toplumsal cinsiyet kalıplarının oluşturulmasında biyolojik, sosyal ve tarihsel süreçler etkilidir; bu süreçlerin hepsi birbiriyle ilişkili ve birbirinin üzerinde etkilidir.

Cinsel rollerin öğretilmesinde aile, okul, kitle iletişim araçları ve kültür gibi kurum ve pratikler etkin rol oynamaktadır. Bu doğrultuda, toplumsal öğrenme kuramı, cinsel rollerle ilgili davranışların edinilmesinde çocuğun anneyle babayı iki ayrı model olarak ele alıp özdeşlik kurmasının ve onlara benzemeye çalışmasının belirleyici olduğunu öne sürmektedir. Farklı bir bakış açısına sahip olan bilişsel gelişim kuramı ise çocukların edilgen bir konumda olmadığına dayanarak, çevrelerindeki düzenli yapıları, kategorileri kavramaya çalışmakta ve bunu yaptıktan sonra kendi benliklerini bunların içine yerleştirerek kadın veya erkek olarak benliklerini geliştirmekte olduklarını ileri sürer. Her iki kurama göre de çevresel faktörlerin önemi büyüktür. Kültüre dayalı beklenti ve değerler erkek ve kadın modelinin oluşmasını sağlar; iki model arasındaki farklılıklar toplumsal yapılanma içinde birbirinin karşıtı olarak sınıflandırılır ev özetle, erkek kamusal alanlar, kadın ise özel alanla ilişkilendirilir.

Kültür başta olmak üzere toplumsal tüm kurumlarla bağlantılı olan toplumsal cinsiyet kavramı durağan bir yapı göstermez. Toplumsal değişmelerle birlikte toplumsal cinsiyet kavramı da büyük ölçüde değişkenlik gösterir, bir başka deyişle, evrim geçirir, dönüşüme uğrar.

Konuşmada Toplumsal Cinsiyet Farklılıkları ve Etkili İletişim

Konuşma duygu ve düşüncelerimizi, görüp yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözcükleri seslendirerek gönderme, iletme işidir. Kadın ve erkeklerin konuşma eylemi sırasında iletişim biçimleri açısından farklılık gösterdiği söylenebilir. Türk toplumunda kadın kamusal alanın, erkek de özel alanın misafiri olması durumu kadın ve erkeğin konuşma gereksinimlerini ve alışkanlıklarını belirler. Genel eğilim erkeklerin kamusal alanda, kadınların ise özel alanda konuşurken daha rahat ve istekli olduklarını göstermektedir.

Konuşma bir anlamda bir pazarlık aracıdır. Birey elinden geldiğince üstte kalmaya çalışır, kendini diğerlerinden gelebilecek olası saldırılara karşı korur. Bunu yapmak için de diğerlerinin daha alt statüde kalmaları için çaba sarf eder. Bu bir çeşit yarışmadır, rekabet içerir, bağımsızlığı sürdürme ve başarısızlıktan kaçınma savaşımıdır. Erkekler kamusal alanda gücünü kanıtlamak için konuşma eylemini bir pazarlık aracı olarak kullanırken kadınların konuşmaları yakın olmak için bir pazarlıktır.

Olaylara yaklaşım açısından kadın ve erkeklerin konuşmaları, kültüre, içinde yaşadıkları toplumsal yapıya bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkların görüldüğü durumlardan bir tanesi kadınların hemen her önemli dönemeçte eşine danışma ihtiyacı duyarken erkeklerin bunu bağımsızlığını zedeleyecek bir tutum olarak algılamasıdır. Bazı erkekler başkalarından özellikle kadınlardan bilgi almaya karşı direnç gösterirler çünkü taraflardan o bilgiye sahip olması dolaylı yoldan üstünlük metamesajını verir.

Kadın ve erkek açısından bir diğer belirgin ayrım noktası bir sorun karşısında yaşanır. Toplumun erkeklere yüklediği değerler çerçevesinde bir erkek için sorun sadece ivedilikle çözülmesi gereken bir meseledir. Zorunlu olmadıkça erkekler sorunları hakkında konuşmayı tercih etmezler çünkü bu erkeği rekabet içinde olduğu hiyerarşik yaşamda zayıflatır. Kadınlar için ise sorunu hakkında konuşmak zorlayıcı değildir. Kadın ve erkekler birbirleriyle bir sorun hakkında konuşurken çatışma yaşayabilir. Kadın sorununu paylaşırken yandaşlık ve anlayış beklerken, erkek bu soruna hemen çözüm arayabilir. Bu da kadının kendini yalnız hissetmesinin yanı sıra kendisinin de akıl edebileceği bir çözüm önüne konduğu için ikincil duruma düşürüldüğü duygusunu yaşamasına sebep olabilir.

Olaylara yaklaşım açısından farklılıkların yanı sıra, kadın ve erkeklerin konuşmalarında biçimsel farklılıklar da mevcuttur. Bu farklılıklar için bkz. s. 67 Tablo 4.2.

Sözsüz İletişimde Toplumsal Cinsiyete Bağlı Farklılıklar ve Etkili İletişim

Toplumsal cinsiyet kavramı, farklı sözsüz iletişim kodlarının oluşmasında belirleyici olan unsurlardan biridir. Toplumsal cinsiyetin içerdiği toplumun görmek istediği kadınlık ve erkeklik normları arasında kadın ve erkeğin kendini sunum şekli, davranış kalıpları, beden hareketleri, jestleri, mimikleri, konuşma biçimleri ve giyim kuşam kodları yer almaktadır. Giyim kuşam kodlarını açıklamak için ortalama biçim ve görüntü olarak aslında bedensel farklılıkları çok fazla olmayan kadın ve erkeklerin giysilerle farklılaştığı söylenebilir. Kadın ve erkekler toplumun kendilerinden beklediği kadınlık ve erkeklik değerleriyle uyumlu olan sözsüz iletişim biçimlerini öğrenir ve uygularlar. Sözsüz iletişim biçimlerinin toplumsal cinsiyete dayalı olarak ayrıştığı üç konu ele alınabilir:

  • Beden hareketleri
  • Kişisel alan kullanımı ve dokunma
  • Bakışlar ve mimikler

Toplumsal cinsiyete dayalı beden hareketleri : Araştırmalar küçük çocukların okul öncesi dönemde kendi biyolojik cinsiyetlerine uygun, toplumun ve kültürün arzu ettiği toplumsal cinsiyete dayalı beden hareketlerini ve jestlerini öğrenip uyguladıklarını kanıtlamaktadır. Bu ayrışma yetişkinlerde de belirgin olarak görülmektedir. Kadınlık ve erkekliğe ilişkin oluşturulmuş olan kalıp yargıların kadın ve erkeklerin beden dillerine, sözsüz iletişim kodlarına da yansıdığı söylenebilir.

Kişisel alan kullanımında ve dokunmada toplumsal cinsiyete dayalı farklılıklar : Beden hareketlerine benzer şekilde, kişisel alanın nasıl kullanılacağı da yine kültürle ve o kültürün kadından ve erkekten beklentileriyle uyumlu olarak erken yaşta çocuklara aktarılır. Yetişkinlerde de erkeklerin kadınlara daha çok fiziksel alan kaplayarak bir nevi herhangi bir alanı kendi bölgesi olarak belirledikleri söylenebilir. Özetle, kadınlar kişisel alanları erkeklere nazaran daha dar tutmaktadır. Dokunma konusu kültürlere bağlı olarak farklılık göstermesine karşın, toplumsal cinsiyetler arasındaki farka bakıldığında kız bebeklerin erkek bebeklerden daha fazla temasla karşılaştıklarını göstermektedir. Cinsiyetlerin birbirine dokunması konusunda se erkeklerin kadınlara dokunma eğiliminin kadınlara erkeklere dokunmasından daha fazla olduğu söylenebilir.

Bakışlar ve mimiklerde toplumsal cinsiyete dayalı farklılıklar : İletişim halindeyken hem erkekler hem de kadınlar göz teması gerçekleştirir ancak bakışların nitelikleri farklılık göstermektedir. Kuşkusuz bunda toplumsal düzenin ve kültürü etkisi önemlidir. Nitelik olarak değerlendirildiğinde erkekler kadınlardan çok daha fazla dik dik ve kilitlenerek bakma eğilimi göstermektedir. Farklı cinsiyetlerin bakma eğilimleri farklı amaçlara dayanmaktadır. Erkekler çoğunlukla egemenlik kurmalarına yardımcı olacak göz temasına eğilim gösterirken, kadınlar gözlem yapma ve gerekli koşullarda kendi stratejisini geliştirme amaçlı bakma eylemini gerçekleştirir. Mimiklerde de farklılıklar vardır. Kadınların duygularını dışa vurmada mimiklerini kullanma özgürlüklerini daha çok kullandığı söylenebilir. Gülme konusunda da kadınların erkeklerden daha çok kahkaha atıp gülümsediği saptanmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki erkekler duyguları gizlemek için mimik yapmamayı tercih ederken kadınlar gülümsemeyi kullanmaktadır. Kadınların gülümsemesi de toplumun onlardan beklentisi olan hoş görülü ve yumuşak başlı gibi niteliklerle uyumludur. Erkek ve kadınların sözsüz iletişim performanslarının karşılaştırması için bkz. s. 71 Tablo 4.3. Kuşkusuz tüm bunlar toplumun kadından ve erkekten beklentileriyle uyumlu olarak öğrenilmiş ve geliştirilmiş sözsüz iletişim biçimleridir.

Çatışmada Toplumsal Cinsiyet Farklılıkları ve Etkili İletişim

Çatışma genel ve en basit, kavranabilir anlamıyla toplumsal taraflar arasında etkinlikler, ilişkiler ve davranışlar bağlamında yaşanan uyuşmazlık olarak tanımlanabilir. Örgüt ortamındaki çatışma ise, bireyler ve grupların birlikte çalışma sorunlarından kaynaklanan ve normal etkinliklerin durmasına veya bozulmasına neden olan olaylar olarak açıklanabilir. Toplumsal cinsiyet olgusu hem erkek ve kadınların çatışmadaki üslubunda belirleyici olabilir hem de farklı cinsiyetlerin çatışmaya yaklaşımında etkili olabilir. Kadınlar çatışmaya ortak bağı bozduğu için kaçınılması gereken bir tehdit olarak yaklaşırken erkekler çatışmayı rekabetçi ruhu besleyen bir ödül olarak görmektedir. Dolayısıyla kadın ve erkek arasında çatışmaya yaklaşımları açısından büyük bir fark olduğu söylenebilir.

Kadın ve erkek arasındaki en temel çatışma alanlarından biri sahip olunan özgürlüklerle ilgilidir. Özgürlük, özellikle erkekler için hassas alanlardan biridir. Erkekler çoğu zaman hayatı bir özgürlük mücadele alanı olarak görürler. O alanın ihlali temel çatışma noktalarından biridir. Çatışmanın algılanması açısından da farklılıklar vardır. Erkekler çatışmayı kazanılması gereken bir savaş olarak görürken kadınlar çatışmamak için çaba sarf ederler. Ancak kadınlar çatışmaya girmek durumunda kaldıklarında erkeklerden farklı olarak sıkıntılarını metamesajlar yoluyla dile getirmeyi tercih ederler. Tüm bunlar içinde yaşanan kültürün toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak öğrenilmektedir.

Özel yaşamın yanı sıra iş yaşamında karşılaşılan çatışmalar konusunda mobbing kavramı ön plana çıkmaktadır. Mobbing bir ya da birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak, sistematik biçimde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim yöneltilmesi şeklinde, psikolojik bir terördür. Çatışma ve mobbing bağlantılı kavramlar olduğu gibi mobbingin çatışmadan uzun bir süre sonra ortaya çıkabileceği de söylenebilir. Ayrıca mobbingin işyerinde psikolojik taciz içerdiğini söylemek mümkündür.

Mobbing mağduru çalıştığı kurum içinde bir sebeple farklı olan kişidir. İyi eğitim almış, işinde çok başarılı olan biri, yaşı ilerlemiş bir çalışan, tamamı kadınlardan oluşan bir kurumdaki tek erkek ya da tam tersi gibi kişiyi çalıştığı ortamda farklı kılan bir nitelik o kişinin dışlanmasına, mağdur edilmesine yol açabilir. Mobbingin davranışsal boyutları olarak iletişime yönelik, sosyal ilişkilere yönelik, sosyal imaja yönelik, mesleki ve özel konuma yönelik, sağlığa yönelik saldırılar sıralanabilir.

Mobbing mağdurunun cinsiyetine ilişkin farklı görüşler vardır. Bazı araştırmacılar kadın ve erkek çalışanların mobbing mağduru olma oranlarının yakın oluduğunu savunurken, bazıları kadın çalışanların hem erkekler hem de kadınlar tarafından daha çok mağdur edildiğini ileri sürmektedir. Bunun temel sebebi kadınların erkeklere diş geçirememesi ve erkeklerin de işe alınan kadın çalışanların ev geçindirmek zorunda olan bir erkeğin işine engel oluyormuş gibi algılanmasıdır. Bu da toplumda kadın ve erkekten beklenen rol ve davranışlarla ilişkilidir.