Ünite 2: Etkili İletişim ve Doğru Anlatma

Giriş

Başarılı iletişimin temelini karşılıklı anlaşabilmek oluşturur. Karşılıklı anlaşabilmeyi gerçekleştirdiğimiz sürece doğru iletişimi de sağlamış oluruz. Bunu yaparken de dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Karşılıklı anlaşabilmek için “anlamak” ve “anlatmak” oldukça önemli olan en temel kavramlardır.

Etkili iletişimin ilk adımı anlamak, ikincisi anlatmaktır. Anlaşmak için kişi önce kendini, sonra karşısındaki kişiyi anlamalı; sonra da duygu ve düşüncelerini ona anlatabilmelidir.

Bireylerarası İletişimde Anlatabilme

Bireylerin iletişim becerilerine sahip olmaları aile içi ilişkilerinde, eşiyle olan ilişkilerinde, öğretmen öğrenci ilişkilerinde, işyerinde çalışma arkadaşları, astları ve üstleri ile olan ilişkilerinde, sağlıklı ve uzun süreli ilişkilerin geliştirilmesine olanak sağlar.

Anlamlı ilişkiler kuran bireyler, kendilerini mutlu hisseder. Kendisini mutlu hisseden bireylerin verimleri de yüksek olacağından, çevrelerine ve topluma katkıları üst düzeyde olur (Şahin, 2010:36). Bireyin etkili bir iletişim kurabilmesi ve aynı zamanda da iletişim becerisi geliştirebilmesi için, bireyin önce kendisine ve ardından iletişim halinde olduğu çevresine saygı duyması gerekir.

İnsanların etkin dinlemeyi gerçekleştirmesi, karşısındaki bireyi daha iyi anlamasını sağlar. Kişilerarası iletişimde anlatabilmenin önemi büyüktür. Anlatma bir iletişim biçimidir. Kişilerin açıktan açığa sözel ifadelerle ile bilinçsiz olarak ya da düşünmeden gerçekleştirdikleri hareketlerle kendileri hakkında bilgi iletmesidir.

Kişilerarası ilişkiler, bireylerin anlam bulan ve ilişkileri kişisel olmayandan kişisel olana doğru ilerleme eğiliminde olan sürekli ve değişen etkileşimsel bir paylaşımdır. En az iki kişiyle gerçekleştirilen kişilerarası iletişimde hedef ve kaynak insandır.

Etkili iletişimi sağlamanın önemli gereksinimlerinden biri de saygı duymaktır. Bir diğer önemli noktada da karşımızdaki bireyi anlayabilmek, onun dünyasına yargılanmadan onun açısından bakabilmektir. Bireyi etkin biçimde dinlemek ve olaya onun açısından bakmak, bireyi anlamak etkili iletişimin ilk adımını oluşturur. Şahin somut konuşma üzerine; kişilerarası ilişkilerde bireyin, etkin dinleme davranışını gösterdikten sonra konuyla ilgili duygu, düşünce ve isteklerini ifade edebilmenin, ilişkiyi zenginleştirebilmenin önemini vurgulamıştır. Aynı zamanda karşıdaki kişi ile konuşurken genel ifadelerden kaçınıp belirgin ifadeler kullanmanın, ifadelerin doğru anlaşılması için açık ve net konuşmanın gerekliliğini önemli kılar.

Bireye karşı düşünceler, duygular ifade edilirken önemli olan ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığıdır. Bu yüzden bireyle olan iletişim esnasında kurulan cümleler, seçilen kelimelerin önemli olmasının yanı sıra ifade anındaki duruş ve mimikler de bir o kadar önemlidir. Yaşanan duyguların açıklanması kişilerarası ilişkilerde oldukça önemlidir.

Birey kendi duygularını açarak kendisi ile ilgili farkındalık düzeyini artırırken, karşısındaki kişi tarafından duyguların anlaşılmasına olanak sağlar (Şahin, 2010:49). Duygularını açıklarken birey kendi duygularından bahsediyorsa bunu ben dili ifade eder. Bu sayede bireyin duygusunu açıklarken ki hissini de anlatması kolaylaşır. Ayrıca kişilerarası iletişimde bireyin karşısındakinden duyduğu bir rahatsızlığı dile getirdiği zaman da ben dilini kullanması iletişimin etkin olmasını sağlar.

Kişilerarası ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürütebilmesinde önemli olan faktörlerden biri de kendini açma davranışıdır. Paylaşma duygusu, hayatın her alanında kendini gösteren bir ihtiyaçtır. Kişiler hissettiği duyguları yaşadığı olayları başka bireylerle paylaşmak ister. Yaşanılan sevinçlerin, hüzünlerin, pişmanlıkların mutlulukların paylaşımı da elbette iletişim kurulan herkesle gerçekleştirilemez.

Birey kendine özel duygu ve düşünceleri yakın çevresine, günlük sıradan yaşadığı olayları da mekândaki çevresine paylaşmayı tercih eder. Çetinkaya ( 2010:153) ‘nın da çalışmasında bahsettiği üzere, kendini açma davranışı, kişilerarası ilişkilerin açıklığı, gelişimi ve sürdürülebilirliği açısından önemli faktörlerden biridir. Bir kavram olarak kendini açma bilimsel olarak ilk kez Sydeny M. Jourard tarafından ele alınmıştır. Jourarad’a (1958) göre kendini açma davranışı kişinin düşündüklerinin, hissettiklerinin ve isteklerinin dolaysız bir şekilde iletilmesi, bireyin kendini karşısındakine tanıtması yönünde atılmış en etkili adımdır.

Birey ne paylaşacağına nerede ve kiminle paylaşacağına kendisi karar verir. Elbette birey bu paylaşımı her ortamda gerçekleştirmez. Bunun için doğru zaman ve mekânı iyi seçmelidir. Birey anlatabilme sayesinde, duygu ve düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne erişmiş olur. Ama şu da önemlidir ki başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece kendisi bu özgürlüğü gerçekleştirmelidir.

Kızgınlık

Kızgınlık her canlının tehdit karşısında gösterdiği doğal bir tepkidir. Diğer tüm duygular gibi, kızgınlık da organizmada bazı fizyolojik değişikliklere yol açar: kalbin daha hızlı çarpmasına, kan basıncının yükselmesine, enerji veren hormonların salgılanmasına sebep olur.

Kızgınlık, genellikle saldırgan duygu ve davranışlara yol açarak gerektiğinde savaşmamızı ve kendimizi savunmamızı sağlar.

Kızgınlık kavramı da diğer bütün duygular gibi iletişim açısından olumsuz bir etki yaratır. Burada önemli olan duygu kontrolünü doğru bir şekilde sağlamak ve kızgınlığın bir iletişim engeli olmasının önüne geçmektir. Etkili bir iletişim sağlayabilmenin en önemli yolu da duygu kontrolüdür.

Kızgınlığı kontrol ederek bizi kızdıran kişiyi ya da durumu değiştirebilir, iletişimi daha sağlıklı hale getirebiliriz. Kızgınlığın neden ya da kimden kaynaklandığını irdeleyerek, doğru zamanda ve mekânda doğru kişiyle bu duygumuzu paylaşarak kızgınlığın üstesinden gelebiliriz. Hakkımız olanı alamadığımız ya da önem verdiğimiz bir insan beklentilerimiz doğrultusunda davranmadığında yaşanan duygu kızgınlıktır. Böyle bir duygunun salt o olaya ilişkin olarak yaşanması insan doğasının gereğidir.

İnsan kızgın olduğu için diğer insanlardan korkar, insanlardan korktuğu için de onlara kızar. Kızgın insan “Nasıl olsa beni engelleyeceklere ya da reddedecekler” beklentisi içinde öyle davranışlarda bulunur ki çoğu kez gerçekten engellenir. Kızgınlığın dıştaki insanlara yöneltilmediği bazı durumlarda, dıştaki insanlar kişinin kendi benliğine mal edilir. Ve duygular dışa vurulacağı yerde, insanın kendi üzerine çevrilebilir.

Dıştaki insanların kişinin benliğine alınması olgusu, onun aşırı bağımlılığının doğal bir sonucudur. Engellemenin yarattığı kızgınlık kişiye yöneltilmediğinde küskünlük duygusuna dönüşür. Kimi insanlar sürekli olarak insanları ’iğneleyerek’ kızgınlık boşaltır. Böyle durumlarda kişi sık sık ama küçük oranlarda gerilim boşaltmakta olduğundan davranışlarının diğer insanlar üzerinde oluşturduğu etkiyi algılayamayabilir.

Kızgınlık durumu evrenseldir. Çünkü çoğu insan bu duyguların başkalarında da olduğunu gözlemiş ya da bu tür duyguların varlığının doğal sonucu olduğunu mantıksal olarak da kabul etmiş olsa kendine ait duygularında suçluluğundan kurtulamadığı için başkalarına tanıdığı hakkı kendisine tanıyamaz. Çeşitli nedenlerle engellenen bir yerde boşaltım sağlama ihtiyacı hisseder. Bunu kimi zaman hiç olmayacak bir yerde sergilerken; kimi zamanda aşırı bir boşaltım şeklinde (fiziki müdahale ) gösterebilir. Önemli olan ise bu savunma sistemini en iyi şekilde kontrol etmektir.

Kızgın hissetmemize neden olan olaylar , tek başlarına duygusal bir değer taşımazlar: burada önemli olan nokta , fizyolojik uyarımlara sebep olan bu olayları bizim değerlendirme biçimimizdir.

Aşağıda kızgınlık oluştuğunda ortaya çıkan tipik olaylar dizisi sıralanmıştır

  • Kızgınlık bir olay ya da kışkırtma sonucu tetiklenir.
  • Kızgınlık düşünceleri geliştirir.
  • Kızgınlık beslenir ve artar. Kızgınlık duygusu eğer kontrol edilmezse şiddetlenir ve yapıcı eylemlerin kontrol edilmesi giderek güçleşir.
  • Kontrol altına alınamayan kızgınlık, uzun süren, şiddetli, acı verici ve tahrip edici bir dizi öfkeli düşünce ve eylemi başlatır.

Gerçekte kızgınlığı devam ettiren kendi düşünce süreçlerimiz ve eylemlerimizdir; bir olay ya da birinin söylediği yaptığı bir şey değildir. Bilişsel terapistler, olumsuz düşünmenin gerçekten kızgın ve olumsuz hissetmemize neden olduğunu ileri süren teori üzerinde çalışmaktadırlar.

Bizi kışkırtan olaylara daha olumlu ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmayı başarabildiğimizde, kendimizi hayatımız üzerinde daha fazla kontrol sahibi ve mutlu hissedebiliriz. Kızgınlık çoğunlukla, bir haksızlığa uğradığınıza inandığınızda, birisi kendi çıkarı için sizden faydalandığında ya da sizin için önemli olan bir şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığınızda ortaya çıkmaktadır.

Bu duygular, sağlıksız ve tahrip edici bir şekilde sürebilir. Zihninizdeki bu durumdan kurtulmanın tek yolu, düşünceleriniz ve duygularınız arasındaki bağlantının farkına varmanızdır.

Yapılan çalışmalar, insanoğlunun genel olarak 2 nedenden dolayı kızdığını ortaya koymaktadır. Bunlar:

  • Bize göre doğru bize göre adil veya bize göre dürüst olmayan durumlarla karşılaştığımızda bizler kızarız. Diğer bir deyişle, ortadaki bir olay veya duruma bizim gibi bakmayan insanlarla karşılaştığımızda bizler onlara kızarız. Çünkü bir olay veya durumla ilgili olarak herkesin algısı ve değerlendirmesi farklıdır. Algımız ve değerlendirmelerimiz farklı olduğuna göre, evde ya da işyerindeki karşımızdaki kişinin bizim gibi algılamasını, düşünmesini ve davranmasını beklemek bizde kızgınlığın oluşmasına neden olur.
  • Kızmamıza neden olan diğer bir unsur da beklentilerimizdir. Bizim özel hayatımızdaki kişilerden beklentilerimiz vardır. Bizler, bu beklentilerimiz karşılanmadığında ya da gerçekleşmediğinde kızarız. Bu sebeple, kendimizden ya da başkalarından beklediklerimizi gerçekçi temellere dayandırmalıyız.

Öfke duygusuna en sık yol açan nedenlerden birisi hedef yönelik davranışlarımızın engellenmesidir. İnsanları öfkelendiren sebepler engellenme, önemsenme, aşağılanma, keyfi bir tutumla karşılaşma ve saldırıya uğramaktır.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, öfke normal ve sağlıklı bir duygudur. Diğer bir deyişle, öfke en insani duygularımızdan birisidir. Öfkesi ve kızgınlığından ötürü insanın kendisini suçlu hissetmesi doğru değildir. Sağlıksız olan öfkenin saldırganlığa dönüşmesidir. Beyinde amigdalanın yanında başka bir yer daha vardır. Oranın adı ise prefrontal lobdur. Bu lob bir süzgeç niteliğindedir. Prefrontal lob, duyguların kaynağı olan amigdalayı zihinsel bir yapıya oturtur. Dolayısıyla bireylerarası iletişimde içimizde oluşan duygunun karşımızdaki kişiye doğru aktarılması noktasında amigdalanın bizi esir almasına izin vermemek gerekmektedir. Aksine amigdla ile prefrontal lobu beraber barışık yaşatabilmeyi başarmak gerekmektedir.

“ Ben” Mesajı, “Sen” Mesajı

İletişimde kızgınlığı bastırmak hiç doğru bir şey değildir. Kızgınlığımızı sağlıklı bir şekilde dışa vurmamız gerekmektedir. Kızgınlığımızı dışa vurmada bazı sağlıksız dışavurum yöntemleri şunlardır;

  • Suçlu hissettirmek
  • Akıl okumak
  • Tuzak kurmak
  • Kaçınmak
  • İma etmek
  • Eleştirmek
  • Öç almak

“Ben dili kişinin o anda karşılaştığı durum veya davranış karşısında, kişisel tepkisini duygu ve düşüncelerle açıklayan bir ifade tarzıdır. Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade etmemizdir. Başkalarıyla ilgili değerlendirme ve yorumlarımızı değil, kendi duygu ve yaşantılarımızı açıklar.

“Sen” iletisi genellikle iletişimi engeller. Sen iletisi genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. Suçlama, eleştiri ve tehdit içeren sen iletisi karşımızdakini sinirlendirir ve savunmaya, çoğu zaman saldırıya geçirir. Ben iletisi tehdit, suçlama ve yargılama içermediği için karşımızdaki savunmaya geçmez aksine dinlemeye ve anlamaya başlar.

Olumlu İlgi

Bireylerarası iletişimde başarılı olmak için sadece ben dili ile konuşmak yeterli değildir. Bunun yanı sıra olumlu ilgi göstermemiz de gerekir. Olumlu ilgi karşımızdakinin olumlu yönlerini görmek ve bunları paylaşmaktır.