Ünite 5: Etik

Giriş

Etik felsefenin ahlaki değerle ilgili olan alt dalına karşılık gelir. Bu nedenle çoğu zaman ve çoğu yerde etik ahlakla karıştırılır. Oysa ahlak ve etik birbirinden farklıdır.

Onlar, biri birey açısından verili iken diğeri inşa edilecek olan iki ayrı duruş veya alanı tanımlar. Bu farklılıklar ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Etik birey açısından verili iken, ahlakın din veya toplum sözleşmesiyle inşa edilen bir alan olmasıdır.
  • İnsan ahlak alanında edilgin, etik alanında etkindir.
  • Ahlak yerel ve pratik, etik ise teorik ve evrenseldir.

Bu farklılıkların sonucu olarak, etik deyince anlaşılan “felsefe açısından ahlak ”tır, “ahlaklılığın felsefesidir. Etiğin temel özelliği, onun genelliği, kuramsal ve sistematik doğası, argümantatif yapısı ve iddialarını kanıtlayıp temellendirme çabasıdır. Bu özellikleriyle etik teorik etik ve uygulamalı etik olarak ikiye ayrılır.

Teorik Etik: I) Normatif Etik

Bir felsefe disiplini olarak etik aşağı yukarı milattan önce beşinci yüzyılda başlamıştır; onu ortaya çıkaran en önemli şey de Sokrates ve Platon gibi filozofların insan hayatının amacı ve erdemli bir hayatın niteliği üzerinde düşünmeye başlamaları olmuştur. Etik düşünürü, işte bu tarihten itibaren ahlaklılığı mümkün kılan, ahlaki hayatı belirleyen koşulları, insanın ahlaki eylemlerini ele almış, eylemlerin kendilerine dayandığı ilkeleri araştırmış ve insan hayatının nihai amacının ne olduğunu sorgulamıştır.

Etik teorik ve uygulamalı etik olmak üzere ikiye ayrılırken; Teorik etik de normatif etik ve metaetik olarak kendi içinde ikiye ayrılır. Normatif etikten anlaşılması gereken olması gerekeni bildiren kural koyucu bir disiplin olmasıdır. Metaetik ise, Anglo-Sakson dünyada oldukça etkili olmuş olan, felsefenin biricik görevinin dilin mantıksal analizi veya kavram çözümlemesi olduğunu öne süren analitik felsefenin etik alanındaki tavrını ya da yaklaşımını ifade eder. Normatif etikte teoriler, ele alınan konu ya da probleme bağlı olarak sınıflanır. Bu konular ve teorileri sırasıyla

  • “en yüksek iyi”(teleolojik etik)
  • “doğru eylem” (deontolojik etik)
  • “sağlam karakter” (erdem etiği)dir.

Bu üç teori tipini doğuran üç ana soru olmuştur:

  • İnsanların hangi amaçları seçmeleri ve hangi ideallerin peşinden koşmaları gerekir?
  • Onların seçimlerini belirlemeleri veya yönlendirmeleri gereken ahlaki ilkeler nelerdir?
  • Sağlam bir karakterin ve erdemli bir hayatın ölçüsü nedir?

Normatif Etik: I) Teleolojik Etik

Teleolojik etik, sonuçcu etik demek olup, bu teorilerin temel problematiği “en yüksek iyi” problemidir.

Teleolojik etik, bireysel mutluluk, kendini gerçekleştirme ya da en yüksek sayıda insanın en büyük mutluluğu gibi bir summum bonum ulaşılması gereken nihai amaç olarak konumlanır.

Teleolojik etiğin kapsamı içine İlk Çağdan mutluluk etiği ile Yakın Çağdan yararcılık girer.

İlk olarak İlk Çağın mutluluk etiğini özetleyelim:

İlk Çağ mutluluk etiğinin kurucusu Sokrates’tir. O, insan hayatının ahlaki yapıp etmelerinin nihai amacını, en yüksek iyiyi ifade edecek şekilde eudaimonia olarak tanımlamıştır. Eudaimonia Sokrates’ten sonra da ele alınmış, ancak tanımı ve ona nasıl erişileceği konusunda farklılıklar ortaya çıkmıştır. Şimdi bu anlamları özetleyelim:

Sokrates için eudaimonia , bir tür öz-memnuniyet, kişisel hoşnutluk halidir ve ona ancak erdemli olmak, bir takım erdemleri hayata geçirmek suretiyle ulaşılabileceğini ileri sürmüştür. Bu erdemler bilgelik, cesaret, ölçülük ve adalettir.

Platon için eudaimonia, ahlaki özne ya da failin olması gerektiği gibi olduğu bir durum olarak “kendini gerçekleştirme hali”dir. Platon erdemleri bir halak psikolojisi geliştirerek insan ruhunda temellendirmiştir. Buna göre insan bilmeye yönelik akıl, istek ve arzularla ilgili olan iştah ve iştahın aşırı taleplerine karşı koymak görevi olan can veya gönülden oluşan üç parçadan meydana gelmiştir. Bu üç görev ya da işlevin layıkıyla yerine getirilmesi, sırasıyla bilgelik, cesaret ve ölçülülük gibi üç temel erdemi mümkün hale getirir.

Aristoteles ve Kireneliler için ise, eudaimonia , mutluluğa eşitlenmiştir. Aristoteles ise erdemleri meşhur altın orta teorisiyle “iki aşırı uç arasındaki doğru orta” olarak tanımlamıştır. Kireneliler için ise önemli olan niceliksel hazcılıktır. Niceliksel hazcılık, hazzın nereden geldiğine bakmaz, onun için sadece hazzın miktarı önemlidir.

Stoacı düşünürlerle Epikürosçular ise eudaimonia ’yı bir tür entelektüel dinginlik, manevi huzur hali diye tanımlamışlardır. Epiküros hazlar arasında bir ayrım yaparak insanın ruhsal varlığıyla ilgili olan manevi hazların fiziki varlığının tatminiyle ilgili maddi hazlardan üstün olduğunu söylerken niteliksel bir hazcılığın savunuculuğunu yapmıştır.

Şimdi ise, teleolojik etiğin kapsamına giren yakın çağın yararcılık anlayışını özetleyelim:

Yararcılık on dokuzuncu yüzyılda önce Jeremy Bentham(1748-1832) tarafından ortaya konmuş fakat John Stuart Mill eliyle geliştirilmiştir. Bentham, kişinin mutluluğa erişebilmek için hazza yönelmesi, hayattan olabildiğince çok haz elde etmeye çalışması gerektiğini savunur. Bu nedenle de bireyin ahlaki eylemden önce, eylem üzerinden elde etmesi muhtemel hazzın yoğunluğunu, süresini, kesinliğini, yakınlığını, doğurganlığını ve saflığını hesaba katması gerektiğini belirten bir “haz kalkülü” geliştirmiştir. Ancak Bentham’ı yararcı yapan onun bu haz hesabına bir de yarar ölçütünü katmasıdır. Bu ölçütte, o, “eylemin ondan etkilenen en yüksek sayıda insana en büyük mutluluk yaratması gerektiğini ileri sürer. Mill, Bentham’ın niceliksel hazcılığına karşın niteliksel hazcılığı öne çıkartır. Ona göre yüksek hazlar adını verdiği entellektüel hazlar, manevi hazlar çok daha önemlidir. Mill ayrıca Bentham’ın eylem yararcılığını, kuralsızlığın ahlaki terbiyeyi olanaksız hale getirmesi nedeniyle, kural yararcılığı olarak değiştirmiştir.

Normatif Etik: 2) Deontolojik Etik

Teleolojik etiğin karşısında yer alan deontolojik etik, sonuçtan ziyade doğru eylem problemi üzerinde yoğunlaşır ve ahlaki bir eylemin doğruluğu ya da yanlışlığının, eylemin sonuçlarından bağımsız olarak onun birtakım ahlaki ödev ya da eylem kurallarını yerine getirip getirmemesi tarafından belirlendiğini öne sürer. Deontolojik etiğin kapsamı içerisine dini etik ve ödev etiği girer.

Deontolojik etik, teleolojik etikten birkaç noktada farklılık gösterir. Teleolojik etiğin ahlaki eylem ölçütlerini belirlemede değerle ilgili kavramların temele alınması gerektiğini öne sürdüğü yerde, deontolojik etik değerle ilgili mütalaalardan uzak durur. Başka bir deyişle, deontolojik etik anlayışı sadece deontik, yani ödevle ilgili kavramlar kullanır ve yalnızca ahlaki eylemin doğruluğu veya ödeve uygunluğu üzerinde yoğunlaşır. Teleolojik etiğin en yüksek iyi üzerinde durduğu yerde, deontolojik etik eylemin doğruluğunu temele alır. İkinci olarak teleolojik teoriler, belirli eylem türlerinin sonuçlarının hesaba katılarak yapılması gerektiğini öne sürerken deontolojik teoriler, belli birtakım şeylerin ilkeye dayanılarak ya da gerçekten de doğru oldukları için yapılması gerektiğini savunur. Üçüncü olarak teleolojik etik teorileri, çoğu zaman haz ya da mutluluk gibi maddi ölçüt ya da mülahazalar üzerine yükselir. Oysa deontolojik teoriler ahlaki eylem ölçütü olarak yalnızca eşitlik veya tarafsızlık ya da evrenselleştirilebilirlik gibi formel ölçütler getirirler.

Dini etik, ahlaki açıdan doğru olan şeyi Tanrı’nın emirlerine uygun davranmaktan, O’nun “Yap!” dediği şeyleri yapmaktan, “Yapma!” dediği şeyleri yapmamaktan oluşur. İslam ve Hristiyan etiği dini etiğe örnektir.

Deontolojik sözcüğünün Yunancada “ödev” anlamına gelen “ deon ” sözcüğünden türediği dikkate alınırsa deontolojik etik anlayışının en iyi örneği Kant’ın ödev etiğidir. Kant’ın ödev etiği dinî etikten sadece iki noktada farklılık gösterir. Bunlardan birincisi, dini etiğin insandan Tanrı tarafından gönderilen evrensel ahlak yasasına tam bir teslimiyet ile itaat etmesini istediği yerde, Kant’ın etiğinin temel kavramı özgürlüktür. İkinci olarak evrensel ahlak yasasının kaynağının dinî etikte Tanrı olduğu yerde, Kant’ın seküler ödev etiğinde ahlak yasası insandan türetilir.

Bu ödev etiğinin en temel kavramı özgürlüktür. Bu özgürlük insanın ahlak yasasını ortaya koyabilmesinde saklıdır. Yani, insanın ahlaki ödev ya da yükümlülüklerinin bizzat kendisinin koymuş olduğu bir yasadan, bir ahlak yasasından çıkması gerekir. Ahlak yasasına uygun eylemde bulunmak ödevin bir gereği olduğu için ve ahlak yasası içeriğini arzu edilir sonuçlarla ilgili değerlendirmelerden alamayacağından dolayı, geriye her durumda sadece kişinin eylemlerinin bizzat ahlak yasası idesine uyması formel koşulu kalmaktadır. Kant işte bu koşul ya da talebe “kategorik buyruk” adını vermiştir. Kant’ın ahlak yasasının veya kategorik buyruğun 3 formülasyonu bulunmaktadır:

  • Öyle eylemde bulun ki eyleminin gerisindeki niyet ya da ilke herkes için geçerli evrensel bir yasa olsun.
  • İraden, kendisini evrensel bir yasa koyucu olarak görsün.
  • İnsanı, her zaman bir amaç olarak görecek şekilde eylemde bulun.

Kant’a göre ahlaki yasaya uygun davranmak ödevimizdir. Kant eylemlerimizi de buna göre üçe ayırır:

  • Ödeve aykırı eylem
  • Ödeve uygun eylem
  • Ödevden dolayı eylem

Kant’a göre ahlaki olan ancak ödevden dolayı yapılan eylemlerdir.

Normatif Etik: 3) Erdem Etiği

Yirminci yüzyılda geliştirilen erdem etiği, temelde, ahlaki ödevin kaynağı olarak ilahi bir yasa koyucunun varoluşuna genel bir inançsızlığın hüküm sürdüğü bir çağda, ahlakı “yükümlülük” ya da “ödev” benzeri birtakım hukuki kavramlarda temellendirmeye kalkışmanın bir hata olduğu düşüncesine dayanır. O, bu yüzden yalıtılmış müstakil eylemlerden ziyade failin karakteriyle ilgilenir, ahlaklı bir kimse olmanın önemine vurgu yapar. Erdem etiğinin 3 temel kavramı ise pratik, gelenek ve anlatıdır. Pratik, toplumsal olarak tesis edilmiş, iş birliğine dayalı, tutarlı ve karmaşık her türlü insan faaliyetine işaret eder. Gelenek çağdaş dünyada erdem etiğine ihtiyaç duyduğu rasyonalite zeminini sağlar. Anlatı kavramı ise hayatın ancak bir bütünlük olarak algılandığı zaman anlamlı olabileceğine işaret eder.

Teorik Etik: II) Metaetik

Metaetik, ahlaki kavramların anlamlarıyla, ahlaki önermelerin mantıksal statüsüyle ve ahlaki akıl yürütmenin yapısıyla ilgilendiği için, aynı zamanda etiğin mantığı olarak anlaşılır. Metaetiğin kapsamına realizmanti-realizm, bilişselcilik-gayri bilişselcilik girmektedir.

Realizm, moral olguların ne şekilde kavranacağı veya bir başka olgu türüne indirgenebilir olup olmamaları konusunda ayrışır.

Anti-realizm ise dünyada insan tarafından varlığı tespit edilecek, şu ya da bu yolla kavranabilecek ve nihayet ahlak yargılarıyla ifade edilebilecek ahlaki olgular olmadığını öne sürer.

Bilişselcilik, ahlak yargılarının nesnel moral olgularla ilgili olup doğru veya yanlış olabileceklerini dile getirir.

Gayrı-bilişselciliğe göre, ahlak yargılarının, bilimsel yargılardan farklı olarak betimsel bir anlamı yoktur. Gayrı-bilişselcilik açısından, ahlaki terimlerin de mutlak ve evrensel bir anlamı olmadığı gibi, nesnel karşılıkları da yoktur. Gayrıbilişselcilik, biri olumsuz diğeri olumlu olan iki temel tez öne sürer:

  • Ahlaki inançlar, yargılar ve argümanlar bilimsel yargılarla argümanlardan tamamen farklıdır. İyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi ahlaki terimler, bilimsel terim ve yüklemlerin tam tersine, doğal özellikleri göstermezler; aynı şekilde moral yargılar da ne matematiksel bilimlerdeki yargılara benzer bir biçimde kanıtlanabilir ne de doğa bilimlerindeki yargılara benzer bir şekilde gözlem veya deneyim yoluyla doğrulanabilir. Başka bir deyişle, gayrı-bilişselcilik ahlaki terimlerin betimsel bir anlamı olmadığını öne sürer. O, ahlaki önermelerin dünya ile ilgili olguları ortaya koyan önermeler olabilmelerini kabul etmediği gibi, aklın bir ahlaki ilkeyi kanıtlayamayacağını veya temellendiremeyeceğini de iddia eder.

Gayri-bilişselciliğin söz konusu olumsuz iddiasını tamamlayan olumlu tezi ise

  • Ahlaki terim ve yargıların betimsel olmayan çok farklı anlamlara ve çeşitli fonksiyonlara sahip olduğunu ortaya koyar. Buna göre, ahlaki terim ve yargılar birtakım duyguları dışa vurur; belli bir çekimleyici güce sahip bulundukları için, başka insanlar üzerinde bir etki uygulamaya, onlarda belli tavırlar doğurmaya yararlar. Yine, ahlaki yargılar, örtük olarak belli eylem tarzlarını emretmek suretiyle insanlarda belli birtakım tercihlere yol açarlar.

Uygulamalı Etik

Normatif ve teorik bir araştırma tarzı olarak Antik Yunan’a özgü bir anlayışın 20.yüzyılda yeniden canlandırılması suretiyle pratik sorunlara uygulanmasının sonucu olan en yeni dalı olarak uygulamalı etik; söz gelimi kürtaj, kirli eller, hayvan hakları, ötenazi gibi özgül, tartışmalı ahlaki konu ve problemlerin analiziyle belirlenir. Uygulamalı etik ile teorik etik arasında birtakım temel özellikler olduğu söylenebilir:

  1. Uygulamalı etikte bağlama ve ayrıntıya gösterilmesi gereken dikkat ve ilgidir.
  2. Uygulamalı etikte daha bütüncü bir yaklaşım söz konusu olur.
  3. Uygulamalı etiği esas karakterize eden şeyin, onun odak noktasında tikelin, bireysel vaka araştırması nın bulunmasıdır.