Ünite 1: Estetik ve Sanat Felsefesindeki Temel Konular

Giriş

Felsefede özel bir araştırma alanının adı olan “Estetik” kelimesi özünde duyularımızın, algılarımızın ortaya koyduğu bilgi anlamında kullanılmış bir epistemolojik kelimedir. Akıl yoluyla ulaşılan bilgiden farklı olarak değişen dünyaya dair bildiklerimizi ortaya koyar.

“Estetik” kelimesini epistemolojik bağlamından koparmadan “duyusal bilgi” anlamında kullanan ama aynı zamanda estetiği özel bir araştırma alanı yapan ve hatta yayınladığı Aesthetica adlı yapıtıyla estetiği bir bilim gibi ele alan ilk Alexander G. Baumgarten’dir. Baumgarten rasyonalistlerin kullandığı “akıl yoluyla açık ve seçik olarak bilinen” ve “duyular yoluyla açık ve seçik olarak bilinemeyen” kavramlar ayrımını temel alarak estetiği açık ve seçik olmayan bir bilginin yani duyusal bilginin bilimi olarak tanımlamıştır.

Baumgarten estetik alanındaki açık ve seçik olarak bilinemeyen kavramların da kendi içerisinde açıklıklarının olabileceği görüşündedir. “Estetik” kelimesini özellikle sanatta “güzelin duyular yoluyla algılanması” anlamında kullanır. Bu anlamda duyusal bilgi duyusal alanının tamamına değil, güzel fenomenine, güzel ile ilgili olan bilgiye yöneldi ve böylece estetik felsefenin “güzeli araştıran” bir alt alanı oldu.

Estetik mi Sanat Felsefesi mi? Sanat Felsefesini de Kapsayan Bir Felsefi Estetiğin Olanağı

Estetik ile sanat felsefesinin ayrı alanlar olarak ele alınmasının nedeni Antik Yunan düşünürlerinin metinlerine dayandırılabilir. Özellikle Platon ve Aristoteles’in metinlerinde “duyusal bilgi” anlamını temel alan bir “güzel üzerine düşünme” ve tek tek sanat dallarından örneklerle ortaya konan bir “sanat üzerine düşünme” ayrımı gözlendiğinden bu kavramların konularının ayrı olduğu izlenimi doğmuştur. Aslında Baumgarten’in on sekizinci yüzyıldaki Aesthetica adlı kitabının yayımlanmasına kadar “estetik” ya da “ sanat felsefesi” adıyla araştırma yapılmadığını görüyoruz.

Platon’un metinlerinde karşılaşılan güzel ve sanat üzerine düşünme, onun varlık ve evren anlayışıyla iç içe geçmiş düşüncelerden ibarettir. Güzelin güzel olarak araştırmasının yapılmasından ziyade, onun ontolojikepistemolojik boyutu olan idealar öğretisinin bir parçası olarak güzellik bir genel varlık ve bilgi tasarımının parçasıdır.

Platon’a göre gerçeklikten uzaklaşıldığı ölçüde insanlar sanı dünyasında, yanılsamalar içerisinde yaşamaya devam etmektedirler. Bu anlamda Platon’a göre sanatçı, pek çok şeyin hakiki bilgisine sahip olmadan taklidini yapabilen bir insan olarak saygın bir konumdan yoksun ve insanlara yanlış şeyler öğreten bir şahsiyet olarak konumlandırılmıştır. Bu sebeple onun düşüncelerinde sanatın sanat olarak değerinin araştırılmadığını söyleyebiliriz.

Aristoteles’in sanat hakkında yazdıklarına baktığımızda taklit etmenin, sanatın, sanatçının, kimi sanatların izleyici üzerindeki arındırıcı etkisinin son derece önemli olduğunu anlarız. Aristoteles’te “güzel üzerine düşünme”den daha ziyade “sanat üzerine düşünme” ile karşılaşırız. Bu yazılar, sanat kategorilerinin, türlerinin araştırıldığı nitelikli yazılardır. Bizzat sanatların kendilerine, özellikle de tragedyalara, yönelmiş sistemli araştırmaları bulunmaktadır. Bu bağlamda Aristoteles bir tür sanat felsefesi yapmaktadır. Bununla birlikte bu yazılarda sanatın sanat olarak birebir felsefeyle olan ilgisi ortaya konularak yapılmış bir çözümlemeyle karşılaşılmaz.

Sanattaki güzele dair belirlenimler ise oldukça azdır. Aristoteles sanatsal belirlenimlerinin çoğunu estetik alanının dışında örneğin sanatların yöneldiği erek bakımından ya da sanatın psikolojik etkilerini ortaya koyarak yapmıştır.

Özetle, Antik Yunan metinlerindeki güzel ve sanat hakkında yapılan, güzelin ve sanatın ne olduklarının çözümlenmediği araştırmaların, estetiğin ve sanat felsefesinin birbirinden ayrı alanlarmış gibi düşünülmelerine yol açmış olduğunu iddia edebiliriz. Günümüzde de estetik ile sanat felsefesini ayıran düşünürler estetiğin doğada ve sanattaki güzeli araştırdığını, sanat felsefesinin ise sanatı, tek tek sanat dallarını araştırdığını iddia ederler.

Bazı düşünürler ise, güzellik fenomeni araştırılmak isteniyorsa bu bilimi tanımlamak için “estetik” sözcüğün yanlış olduğunu, onun yerine, “güzellik bilimi ” ya da “ güzellik teorisi” gibi bir şey kullanılması gerektiğini söylemişlerdir. Yunanca “güzel” yani “kallos” kelimesinden türetilen “ kalligone ” ya da “kalliologie” sözcükleri önerilmiştir.

Estetik aslında yalnızca güzeli araştırmaz. Güzelin yanı sıra pek çok farklı estetik özelliklerden de söz edilebilir. Estetiğin alanını güzel ile sınırlandırmak bu alanı haksız yere daraltmak demektir. Frank Sibley’e göre “dengeli”, “sakin”, “güçlü”, “narin”, “duygusal”, “zarif” ve “gösterişli” gibi terimler estetik özelliklerdir. Kant “yüce”yi de estetik alan içerisine dahil eder. Schiller, “hoş”, “çekici”, “soylu”, “duyusal” ve “çocuksu”yu estetik değer olarak görür.

Hegel’in öğrencisi olan Rosenkranz da “çirkinliği” estetik alanına katmıştır. Güzel dışındaki tüm bu kategoriler de tıpkı güzel kategorisi gibi sanatlarda kendilerini gösterebilmektedirler. Bu özellikler olmaksızın sanat üzerine felsefi araştırma yapmak olanaklı değildir. Estetik aslında sanat felsefesini de içine alan daha geniş bir araştırma alanıdır.

Estetiğin gerçek nesnesi sanattır. Sanat gibi uygulama alanı olmaksızın bir soyut estetikten söz edilemez. Doğadaki güzellik bile ancak sanat aracılığı ile nesne edinilerek yargılanabilir. Bu anlamda estetik bir sanat felsefesi olmak zorundadır.

Estetiğin Problemleri

Güzellik

Estetiğin en temel kavramı olan güzellik, ilk olarak Yunanlı filozof Pythagoras tarafından ele alınmıştır. Ona göre güzel olan şey uyumdur. Platon’da ise güzel olan yalnızca “Güzel İdeası”dır. Bu idea dışındaki her şey belirli bir açıdan, belirli bir zamanda güzeldir ya da başka bir şeyle karşılaştırıldığında güzeldir. Aristoteles’in bir güzel üzerine detaylı bir araştırması olmamakla birlikte, ona göre, “çok büyük” ve “çok küçük” olan, yani kavrama gücümüzü aşan bir şey güzel olamaz. Bu durumda güzelliğin orantıyla ilgili ve matematiksel olması gerekir. Antik Yunan’da rastladığımız bir yaygın görüş de “güzel” kavramı ile “iyi” kavramının bir tutulmasıdır. Etik ve estetik değerleri bir aradadır.

Güzel ile ilgili karşıt görüşler bulunmaktadır. Teolog ve felsefeci Tertullianus güzeli dünyevi arzuların gizli bir yanıltmacası olan, şeytani bir şey olarak yorumlarken, filozof Plotinos’a göre güzellik ilahi olanın yeryüzündeki tezahürüdür. Bu anlamda güzelin ne olduğunu belirlemek gerçekten zordur.

On sekizinci yüzyılda düşünürler herkesin sahip olduğu bir güzellik yetisinden ya da bir güzellik iç duyusundan söz etmişlerdir. Buna göre bir nesnedeki belirli özellikler güzel duyusu aracılığıyla kişiler tarafından tasarlanır. Bu anlayışa göre güzellik nesnel bir özellik değildir.

Yirminci yüzyılda güzel problemi çeşitli sorular bağlamında kavramsal olarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Güzelin ilkelerini bulmak olanaklı mıdır? Güzellik nesnelere yüklenilen bir özellik midir? Öyle olsa bile bir nesneyi güzel yapan şeyi fizik ve kimyaya başvurarak açıklayamayız.

Bir şeyi neyin güzel yaptığını araştırmak yerine bu şeyden neden hoşlandığımızı araştırmak bir çözüm gibi görünebilir ancak bir şeyden hoşlanmakla bir şeyi güzel bulmak farklı şeylerdir. Bir şeyden hoşlanmamakla birlikte onu güzel bulabiliriz. Kant’a bu ikisinin ayrı şeyler olduğunu söyler. Ona göre “hoş” duyusal bir öğedir ve çıkarla ilgilidir, oysa güzelde bir çıkarsızlık vardır.

Guy Sircello ise, güzelin ilkelerinin bulunabileceğini iddia etmiştir. Hiçbir özellik kendi başına, genel olarak güzel değilken, belirli bir nesneye uygulandığında ancak güzel olabilir. Ona göre güzellik “dikkat çeken”, “göze çarpan” bir şeydir. Bu nedenle Sircello ağırlıklı olarak renk güzelliğini araştırmıştır. Ona göre eğer bir nesne yüksek derecede niteliksel derece özelliği içeriyorsa ve bu özellik ilgili deneyime sahip olan kişiye zevk veriyorsa güzel olarak değerlendirilir. Bu görüş pek çok eleştiriye açıktır.

Alexander Nehamas’a göre de güzel bir mutluluk vaadidir. Bu şu anlama gelmektedir: Biz bir nesneyi bizi kendisiyle ve ilgili nesne ağıyla süre giden bir uğraşın içine çektiğinde güzel buluruz. Ancak bu bağlar kişiseldir ve evrensel geçerlilik beklentisini karşılamaz.

Estetik Özellikler

“Estetik özellikler” tartışmasını çağımızda başlatan düşünür Frank Sibley’dir. Sibley estetik teriminin kapsamını belirleyen bir liste verir ve bu listeyi genişletebilmenin yollarını arar. Bu listeyi doğru kullanarak nesnel tasvirler yapmak olanaklıdır. Ayrıca Sibley’e göre estetik terimleri doğru kullanabilmek için beğeni gerekmektedir. Sibley’in hem estetik olan ve olmayan ayrımına getirdiği yaklaşım, hem de beğeni kavramı Ted Cohen tarafından eleştirilmiştir. Cohen “estetik özellikler” listesi oluşturmaya çalışmanın boşa çaba olduğu görüşündedir. Ona göre estetik özellikleri estetik olmayan özelliklerden ayırt edemeyiz.

Estetik Deneyim

Estetik deneyim konusundaki iki önemli görüşten;

  • Biri biçimcilik,
  • Diğeri ise bağlamcılık’tır.

Biçimciliğe göre estetik deneyimin nesnesi renk, şekil, çizgiler gibi biçimsel özelliklerdir. Başka bir deyişle, estetik deneyim yaşayan kişi, nesnenin bu ilgili özelliklerine yönelir. Bu tür bir deneyimin yaşanabilmesi için kişinin nesneyle arasında mesafe koyması gerekmektedir, yani kişinin her türlü görüş, düşünce, inanç, istek ve hedeflerini bir kenara koyması beklenir.

Bağlamcılık görüşünde ise estetik deneyim için biçimsel özellikler tek başına yeterli olmaz, içerik son derece önemlidir; hatta biçimden çok daha önemli olabilir. Kişinin nesneyle arasına mesafe koymaması, yani hiçbir düşünce ve inancını bir kenara koymadan nesneyle meşgul olarak bir estetik deneyim yaşaması gerekmektedir. Kimi durumlarda estetik deneyim yaşanabilmesi için ilgili eser hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Kant biçimci görüşü savunmuştur ve deneyimin önemini ortaya koymuştur. Ona göre bir nesnenin güzel olduğunu söyleyebilmemiz için onu ilk elden algılamamız gerekir. Güzel ve diğer estetik özellikler nesnelerin sadece içsel özellikleri değil aynı zamanda algılayan, kavrayan ve hisseden öznelerin verdiği tepkileri de içeren özelliklerdir.

Biçimcilerden John Dewey göre estetik deneyimin iki temel özelliği: “ birlik” ve “ tamamlanmışlık ”tır. Monroe Beardsley de bir biçimci olarak estetik deneyimi “birleştirilmiş”, “tam” ve “yoğun” olarak tasvir eder. Eddy Zemach, estetik deneyimin sadece olumlu olmayabileceğini, çirkin, kasvetlilik, sıkıcılık gibi özellikleri olabileceğini söylerken, George Dickie’ye göre estetik deneyim diye her türlü deneyimden farklı bir deneyim söz konusu değildir.

Estetik Tutum

Estetik nesnelerin algılanması konusunda bir önemli kavram da “estetik tutum”dur. Bir nesneye ya da olaya onun hakkında bir şeyler öğrenebilmek için yaklaşıyorsam tutumum bilişsel , kendimle ilgili kimi şeylerle benzerlik kurmak için yaklaşıyorsam tutumum kişisel ve kullanışlılığı açısından yaklaşıyorsam da pratik olarak kabul edilebilir. Bu tutumlardan farklı olarak estetik tutumun başka bir şeye hizmet etmediği, yöneldiği nesne ya da olaydan yalnızca zevk almak adına zevk almak için yöneldiği iddia edilmiştir. Bu anlamda nesnenin varoluşu ve pratik kullanımına ilgisiz olmak gerekir. Nesneye yalnızca bir seyir nesnesi olarak yaklaşılır, özelliklerine yalnızca algılamak adına bakılır.

Edward Bullough ilgisizlik kavramına “duygusal ayrılma”yı eklemiştir. Eddy Zemach da estetik tutumunu nesnenin gerçek varoluşundan bağımsız olamayacağını söyleyerek “ilgisizlik” kavramına karşı çıkmıştır. Estetik deneyim konusunda bağlamcılığı savunan Kendal Walton ve Arthur Danto’ya göre de nesneye karşı takındığımız ilgisiz tutum estetik değerlendirmenin yapılabilmesi konusunda yetersiz kalır. Estetik öznelerin sahip olduğu bilgiler estetik tutumu mutlaka etkiler. Alan Goldman’a göre de her nesne estetik değerlendirmeye davet etmez. Dolayısıyla estetik bir tutum benimsemeye çalışmak ya da bir nesneye tamamen odaklanmayı arzulamak estetik deneyimin oluşması için yeterli olmayabilir. Kimi durumlarda da herhangi bir tutum benimsememize gerek kalmadan nesnenin ya da bir manzaranın estetik niteliklerine çarpılıveririz.

Estetiğin Dile Gelişi: Bir Değer Yargısı Olarak Estetik Yargı

Bir önemli konu da estetik yargıların estetik olmayan yargılardan nasıl ayırt edileceği ve bu yargıların öznel mi yoksa nesnel mi olduklarıdır. Estetik yüklemlerin yalnızca estetik nesnelere yüklendiğini dolayısıyla da “X, A’dır” biçimindeki bir estetik yargıda X’in estetik bir nesne, A’nın da estetik bir yüklem olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki bu her zaman böyle olmaz. Estetik nesnelerin aldığı yüklemler her zaman için estetik olmak zorunda olmadığı gibi, estetik olmayan nesneleri betimleyen estetik sıfatlar ise estetik yargı oluşturmaz. Bu durumda çözüm estetik yüklemlerin nasıl kullanıldıklarını araştırmaktır.

Townsend’e göre üç tür estetik yargı belirlenebilir: Karşılaştırmalı yargılar, mutlak yargılar ve estetik deneyim yargıları. Kant’a göre estetik yargılar özneldir ve aynı zamanda beğeni yargılarıdır. Bu tür yargıların doğrulanmaları olanaklı değildir. Yine de beğeni yargıları bir tür evrensellik taşır. Öznel olan “hoştur” yargısıdır. Oysaki “güzeldir” yargısında bulunan kişi bu yargıyı herkes için kullanır.

Kant’ta göre beğeni nesnelerle ilgili varılan yargılardan zevk alabilme yeteneği iken, Sibley’e göre beğeni estetik terim ve kavramları kullanabilme yeteneğidir. Benzer şekilde Kant’a göre ‘güzel’ terimi nesnenin yargılayan kişide belirli bir zevk duygusu uyandırmasına karşılık gelirken Sibley’de yargılanan nesnenin bir özelliğine karşılık gelir. Ancak bu özellikleri yalnızca beğeni sahibi olanlar fark edebilir.

Sibley’e göre estetik yargı için estetik algı gerektirmektedir: insanların bir eserdeki zarafeti görmesi gerekir, müzikteki coşkunluğu duyması gerekir, bir romanın gücünü hissetmesi gerekir. Estetik yargı estetik algı olmaksızın bir takım kuralların uygulanmasıyla oluşamaz. Bununla birlikte Sibley bir eleştirmenin, verdiği yargılar ile bir nesnedeki estetik özellikleri görmemizi nasıl sağlayabildiği ile de ilgilenmiş ve bununla ilgili yöntemlerden bahsetmiştir.