Ünite 7: Esnaf Birlikleri, Narh Sistemi ve Sanayi

Giriş

Osmanlı sanayi sistemi esnaf teşkilatına dayanır. Bu sistemin esası küçük üreticiliğe dayanır. Fabrikaların ortaya çıktığı 19. yüzyılda bile küçük sanayi hâkimiyetini sürdürmüştü. Esnaf teşkilatının kuruluşu Büyük Selçuklu öncesine kadar uzanır. Daha 9. yüzyıldan itibaren fütüvvet teşekkülleri içinde esnaf birlikleri oluşmuştu. Gençlerin bir iş ve meslek sahibi yani üretici olma gereğinden kaynaklanan bu gelişme ile birlikte emekçi zümreler de fütüvvetin sağladığı ortak yaşayış biçimi etrafında birleşmeye başlamışlardı. Anadolu’da Selçuklu döneminden (1075-1318) beri sanayi ve iç ticaret kesimleri fütüvvet ve ahilik ilkelerine dayalı esnaf birlikleri tarafından teşkilatlanmıştır.

Klasik Dönemde Esnaf Teşkilatı

Osmanlı esnaf birlikleri fütüvvet ve ahilik ilke ve kurumlarından kaynaklanan İslâm ve Selçuklu esnaf birliklerinin devamıdır. Bu yüzden esnaf teşkilatına katılma tıpkı fütüvvete giriş gibi, şerbet içme, şedd kuşanma ve şalvar giyme ile olmaktadır. Bir çeşit kuşak olan şedd sonraları peştemal halini almış ve ustalara takılmaya başlanmıştır. Esnaf sistemi, kalite kontrol ve standardizasyon ile fiyat istikrarını sağlayıcı, haksız rekabeti, üretim kesintisini ve işsiz kalmayı önleyici bir anlayışa dayanıyordu. Sistem yarı özerk yapısıyla devletin uyguladığı narh politikasının en önemli yürütme ve denetim cihazını oluşturmuştur.

Selçuklular:

  • Osmanlı Esnaf sisteminin temelini Selçuklular atmıştır.
  • Nüfus artışı ile birlikte tarım, sanayi ve ticarette yeni sistemleri gerekli hale getirmiştir.
  • Bölgesel kümelenme ile esnaf ve sanayi birlikleri kurulmuştur.
  • Dünyanın ilk örgütlü esnaf-sanayi birliklerini (ehl-i sanayi) kurdular.
  • Öncelikle bölgesel ihtiyacı karşılamak ve ihtiyaç fazlası üretimi çevreye ihraç etmek üzere sanayi bölgeleri kurdular.
  • Selçuklular tarım, ticaret ve sanayi alanında gerçekleştirdikleri üretim artışlarını sürekli hale getirip iktisadi kalkınmaya dönüştürerek Müslüman Türkler’in ilk büyük devletini kurdular. Abbasi Devleti’ni koruma altına alarak İslam dünyasının öncü gücü olmayı başardılar.

Ahi Evren’in Esnaf-Sanayi Birliklerini Kurması ve Yaygınlaştırılması: Ahi Evren (1171-1261), nüfus artışı ve şehirleşmeyle artan ihtiyacı karşılayacak üretimi sağlamak için, esnaf-sanayi birliklerine dayalı sanayi öncülüğünde, sanayi, tarım ve ticaret sektörlerinin üretim ilişkilerinin yeniden organizasyonunu öngörmekteydi. Letaif-i hikmet adlı eserinde fütüvveti anlattı.

lk Kurulan Mesleki Birlik ve İlk Sanayi Çarşıları: Kayseri Debbağ Esnaf-Sanayi Birliği ve Sanayi Çarşısı: Ahi Evren fütüvvet felsefesinden ilham alarak kendi oluşturduğu Ahi üretim teorisine ve Ahi felsefesine dayalı ilk debbağ esnaf-sanayi birliğini Kayseri’de kurdu. 1205-1220 yıllarında modüler sistem halinde oluşumu tamamlanarak kurulan bu ilk sanayi çarşısının/sitesinin alt yapısının inşası için gerekli sermaye ve yatırım ihtiyacı vakıflar tarafından karşılandı. Kümelenme modeli planına uygun olarak sanayi sitesinin çarşı, han ve dükkânlar ilişkili sokaklar üzerinde vakıflar tarafından inşa edilmiş ve ilgili esnaf birliği üyelerine kiralanmıştı.

Kurucusu olduğu debbağların ve tüm esnaf birliklerinin piri kabul edilen Ahi Evren’e, Kayseri sanayi sitesinde, esnafa fütüvvet, Ahilik ve İslam tasavvufunu anlattığı bir dergâh inşa edilmişti. Dergâhı inşa eden vakıf, dergâhın mütevelliliğini Ahi Evren’e meşruten vakfetmişti.

Esnaf-Sanayi Birliklerinin Yaygınlaşması, Esnaf-Sanayi Birliği Yöneticilerinin Atanması, Sanayi Sitelerinin Yaygınlaşması: 1220’de Alaattin Keykubat tahta geçmek için Konya’ya giderken ününü duyarak uğradığı Kayseri sanayi sitesinde Ahi Evren’ı dergâhında ziyaret ederek uygulamaya koyduğu sanayi modelini tüm imparatorlukta uygulaması için Konya’ya davet etti. 1221’de dergâhını Konya’ya kuran Ahi Evren, 1237 yılına kadar sürecek iktidar döneminde vakfiyesindeki ifadeyle o zaman var olan 32 çeşit esnaf birliğinden müteşekkil “Ehl-i Sanayi’nin yani tüm esnaf-sanayi meslek birliklerinin “Pîr”i kabul edildi.

1200’lerden itibaren Sanayi Çarşıları, Kapalıçarşı’ya giden yollar üzerinde her bir sanayi kolunun sokaklar oluşturarak kümelenmesi ile oluştu. Böylece 1200’lerin başında sanayi devriminin başlaması ile yeni Kapalıçarşı formu gelişti. Kapalıçarşı formunu tamamlayarak mükemmelleştirenler ise Osmanlılar oldu. Vakıf Ahi dergâhlarının mütevelliliği ise, Ahi Evren’e veya Ahi Evren tarafından atanmış Ahi Şeyhlere meşruten vakfedilmekteydi. Osmanlılar da Ahi Evren Vakfı’na tanınan bu imtiyazı kabul ederek, Ahi Evren vakfı temsilcilerinin danışmanlığında ve denetiminde Ahi esnafsanayi birliklerine dayalı sanayileşme modelini daha da geliştirerek uyguladılar.

İç ticarette mal bolluğu esas alınmıştır. Fiyat denetiminin en esaslı yolu budur. Alım ve satış tekelleri, veya öncelikleri, esnaf düzeninin en önemli hususlarındandır. Bu tekeller esnafa fiyatları istedikleri gibi ayarlama imkânı vermiyor, aksine devletin üretim, mübadele ve fiyatları etkin bir şekilde denetlemesini sağlıyordu. Bu olgu, bir işbölümü disiplini de oluşturmuştu. Müslüman olmayan esnaf da teşkilat içerisinde aynı disipline uyuyorlar ve aynı geleneği sürdürüyorlardı. Mesela yakın zamana kadar İstanbul Kapalıçarşı’sı açılırken yapılan duaya Müslüman olmayan esnaf da katılırdı. Çarşının sosyal güvenliğini sağlayan sandığa onlar da para verir ve gereğinde sandıktan para alırlar veya yardımdan faydalanırlardı.

Klasik dönem Osmanlı esnaf teşkilatı birçok meslek teşekkülünden oluşuyor ve üst yönetici olarak Kadı’nın idaresi altında bulunuyordu. Esnaflar asgari bir ilmihal ve medrese eğitimi almadan esnaflık yapamıyorlardı.

Esnaf-Sanayi Birliklerinin Unsurları: Teşkilâtlanma yolunda atılan ilk adım, teorik olarak belirli bir bölgede aynı mesleği icrâ eden esnafın, ortak nizam çerçevesinde bir araya gelerek esnaf gurubu oluşturmasıydı. Esnaf birliği, üretimi bir arada ve belirli bir mahalde yapabilmekteydi. Bir arada olabilmeyi temin eden en önemli unsur, üretim mahallinin belirli olması idi. Bölgedeki meskûn her mahallede ise birer bakkal, kasap, manav ve berber dükkânı bulunmakta idi.

Esnafın, üretilen mal ve hizmetin niteliğine ve mekân farklılığına göre, birbirlerinden bağımsız birlikler oluşturmalarının esnaf birliklerinin dışa kapanması, dışa açılması ve birlikler arası rekabet açılarından da önemli sonuçları vardı. Belirli bir mal veya hizmeti üretmek üzere teşkilâtlanan esnaf, o mal ve hizmet üretimini birliğe dâhil olan esnafın sayısıyla sınırlandırıp bir anlamda dışa kapanı- yor birlik dışındaki kişilerin o mal veya hizmeti üretmelerini devletin kendilerine tanıdığı belirli niteliklerdeki mal ve hizmeti üretme tekeli haklarına dayanarak, önlüyorlardı.

Esnaf Birliğinin İdari-Coğrafi Faaliyet Alanı: Kadılık, Semt ve Semt Mahkemeleri: Belirli bir mekânın sınırları dâhilinde aynı nitelikte mal ve hizmet üretimi için farklı esnaf birliği kurulamamakta, ancak farklı nitelikli mal ve hizmet için farklı birlikler oluşturulabilmekteydi. Belgelerden ulaştığımız sonuç, genellikle bu sınırların idârî birimler olan kadılıkların sınırlarıyla aynı olduğudur.

Osmanlı Esnaf-Sanayi Teşkilatının Gelişme Evreleri: Osmanlı devlet-esnaf-tüketici arasında dengeli bir politika gütmüştür. Bu politikanın genel hedeflerini ortaya koyan ve Osmanlının ilk devirlerinden beri devletçe uygulanan esnaf birliklerinin aralarında yıkıcı bir rekabete girerek zarar görmelerini önlemek, üretimin devamlılığını sağlayacak mesleki-sınai hakları korumak ve geliştirmek, iktisadî-hukukî tedbirleri almak, mal ve hizmetlerin kaliteli ve uygun fiyatta üreterek tüketici yararına üretim yapabilecek vasıfta kişilerin yalnızca o mal ve hizmetleri üretmesini temin etmek, böylece sanatın inceliklerini bilmeyenlerin hem kalitesiz hem de yüksek fiyatla mal üreterek tüketiciye ve ekonomiye zarar vermesini ve haksız kazanç elde etmesini önlemek gibi kaygılarla, esnaf birliklerine tanıdığı mal ve hizmetleri üretme, satma ve satınalma tekelleri bu genel üretim-tüketim hedeflerine ulaşmakta kullanılan en önemli araçlar olmuşlardı.

Birinci Safha: Mal ve Hizmetleri, Üretmek, Satınalma ve Satma Tekellerine Dayalı Esnaf Teşkilâtlanma Sisteminin Doğuşu: Elimizde mevcut, Osmanlı Devleti’nin esnafla ilişkili düzenlemelerini de içeren genel kanunnâmeler, Fatih Sultan Mehmed (855-886/1451-1481) döneminden itibaren başlamaktadır. Ancak Fatih döneminden önce de esnafı ilgilendiren hususları da içerebilecek kanunnâmeler vardı. Devletin temel politikası halkın ihtiyaçlarına yetecek üretim ve üretilen her ürünün uygun fiyatla satışını sağlamaktı. Devlet esnafı aşağıdaki alanlarda sınırlandırırdı;

  • Hangi mal ve hizmeti üretip satacak
  • Hangi kalitede
  • Hangi bölgede
  • Hangi fiyatla
  • Kimler

Devletin, bu beş unsuru içeren esnafa ait satın alma, üretme ve satma hakları ve yükümlülüklerinden teşekkül eden esnaf birliklerini oluşturma politikası, 15. yüzyılın ikinci yarısından 19. yüzyılın ikinci yarısının başlarına kadar devam eden Osmanlı esnaf sisteminin temelini oluşturmuştu. Bu safhada devlet, esnaf birliklerine tanıdığı tekel içeren hakların korunmasını da aktif olarak üstlenmişti.

İkinci Safha: Her Esnaf Grubunun Kendilerine Ait Nizâmı Oluşturma Çabaları: Tekel Haklarına Dayalı Esnaf Teşkilâtlanma Sisteminin Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması: 16. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan bu safhanın belirgin iki ayrı özelliği vardır. Bunlardan ilki, devletin birinci safhada esnafı teşkilâtlandırma çabalarına bu safhada artık esnaf gruplarının (birliklerinin) da yaygın ve aktif olarak katılmasıydı. İkincisi esnaf birlikleri, bu safhada faaliyet gösterdikleri alanlarda devletin fiyat ve üretim politikalarının hedeflerini gerçekleştirmek konusunda esnaftan beklediği yükümlülükleri yerine getirebilmeleri için kendilerine, yukarıda sayılan beş unsuru içeren haklar tanınmasını istiyorlardı. Sonuç olarak, ikinci safhada, birinci safhadan itibaren tekel doğuran haklara dayalı olarak oluşturulan esnaf birlikleri daha sistemli bir şekilde hem devletin hem de esnaf birliklerinin çabalarıyla yaygınlaştırılmış, böylece tekellere dayalı esnaf birliklerinden oluşan esnaf teşkilâtlanma sistemi geliştirilmişti.

Üçüncü Safha: Gedikli Esnaf Birlikleri Dönemi: Tekel İçeren Sınai Mülkiyet Haklarının Geliştirilmesi: Esnafsanayi teşkilatı gelişiminin üçüncü safhasını tekel içeren mesleki-sınai mülkiyet haklarına dayalı esnaf-sanayi teşkilatlanma sisteminin olgunlaştırılması çabaları ve “gedik”lerin doğuşu safhası oluşturmaktadır.

Birinci Aşama Bu aşama, hem devletin hem de esnaf birliklerinin daha önceki safhalarda oluşan tekellere dayalı esnafın teşkilâtlanma sistemindeki eksiklikleri gidermek ve bu sistemi olgunlaştırmak amacına yönelik çabaları ile bu çabaların sonucu doğan kefalet ve ruhsat sistemlerinin oluşmasını ihtiva etmektedir.

İkinci Aşama 16. yüzyılın sonunda başlayan bu aşama, ruhsat ve kefalet sistemleriyle esnaf birliklerinin yapılandırılmasında uygulamaya başlanılan yeni düzenlemenin esnafın yükümlülüklerinin yanında esnafa tanınan tekel doğuran hakların genişletilerek daha sistematik hale getirilmesini içermekteydi.

Üçüncü Aşama 17. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan bu aşama esnaf birliklerine tanınan yeni bir hakkın, gedik hakkının doğuşu aşamasıdır. Bir mesleği icra eden dükkan sayısı sınırlandırılıp ancak mevcut dükkanlardan bir boşalırsa yeni bir ustanın bir kefil bularak o dükkanda mesleğe başlamasına gedik hakkı deniyordu.

Esnaf-Sanayi Birlikleri Yönetimi:

Şeyh, Ahibaba Esnaf şeyhi de denilen Ahibaba, yalnızca bir esnaf birliğinin değil, belirli bir mekânda teşkilâtlanmış tüm esnaf birliklerinin üstünde ve tüm bu esnafı, esnaf birliklerini temsil etmekteydi.

Kethüda Esnaf birliğinin yöneticisi idi. Esnaf birliğinin ustaları tarafından, ustalar arasından seçilmekteydi. Karar, ilgili bölge kadısı tarafından ve Divan-ı Hümayun tarafından onaylanıp seçilen kişiye kethüda beratı verilmekteydi. Kethüda, esnaf birliğinin talep etmesi halinde birlik dışından da atanabilmekteydi.

Yiğitbaşı Yiğitbaşı, kethüdanın yardımcısıdır. Kethüdanın teklifi üzere, esnaf birliği ustaları tarafından seçilmekte veya görevden alınmaktaydı. İlgili kadının onayı gerekmiyordu.

Esnaf (Lonca) Ustaları, İhtiyar (Ak Sakallı) Ustalar Esnaf birliğinin yönetim kuruludur. Esnaf birliği ustaları arasından seçilir. Esnaf yöneticilerini seçmek veya görevden almak, çıraklığa alma, kalfalığa veya ustalığa yükselmek için gerekli yeterliliği ölçmek ve onaylamak başlıca görevleridir.

Mesleki Gelişim ve İstihdam: Çırak, Kalfa, Usta: Esnaf birliklerinde çalışanları ustalar, kalfalar ve çıraklar oluştururdu. Yükselebilmek için ehliyet ve liyakat esastır. Bu yolda her şey sıralıdır, teşkilatın en büyüğü bile keyfî hareket edemezdi. Esnaflığa giren genç, mesleğinde uzmanlaşmadıkça ve zamanı gelmedikçe yükselemez ve ayrı dükkân açamazdı. Usta işletmenin (dükkân/atölye) sahibi ve yöneticisidir. Mesleği öğrenme süresi ortalama 10 yıldı. Yani 10-12 yaşında bir meslekte çırak olarak işe başlayan bir işçi 20-22 yaşında mesleği öğrenmiş birisi olarak ustalık beratını alıp işletme açma hakkına sahip oluyordu. İşletme açabilme süresi ise, yine mesleğine göre değişmekle beraber 2-5 yıl arasındaydı. Yani 10-12 yaşında bir mesleği öğrenmek üzere çırak olarak işe giren bir işçi, mesleği öğrenerek 24 veya 27 yaşında işletme açarak müteşebbisliğe yükselmekteydi.

Esnaf veya Narh Nizamı

Osmanlıların bazen esnaf nizamı bazen de narh nizamı dedikleri şeyle kastedilen fiyat ve kalite denetim ile standardizasyon sistemidir. Bunun için ihtikâr gibi tekelciliklerin önlenerek, aracıların ortadan kaldırılması ve malların üreticiden tüketiciye en kısa yollardan intikal etmesi sağlanmaya çalışılmıştı. Burada da tahsis ilkesi önemli idi. Tıpkı ilk İslâmî uygulamalarda olduğu gibi, piyasanın denetlenmesi kadı ve muhtesibin görevleri arasındaydı. Ticaret ahlakına uymayan davranışlar, önce esnafın iç denetimi ile sonra da muhtesip ve Kadı’nın denetimleri ile karşılaşırdı. Narh, toptancı (getürücü, misafir) ve perakendeci (mukim, oturucu) için ayrı ayrı tesbit edilirdi. Toptancıların dükkan açıp perakendecilik yapmaları yasaktı. Malın toptancıdan perakendecilere intikali belli bir düzen içinde gerçekleştirilir, esnafın malsız kalmaması amaçlanırdı. Zaruri gıda maddeleri olan ekmek, et, her türlü katı ve sıvı yağlar, peynir, süt, yoğurt ile bu maddelerin yapımında kullanılan ürünler (Buğday, arpa, çavdar v.s. hububat, un, büyük ve küçükbaş hayvanlar) için, bu ürünlerin kıtlık ve bolluğuna, maliyet fiyatlarındaki artış ve azalışa göre, narhlar derhal yeniden belirleniyordu.

Dönüşüm ve Yenileşme Döneminde Esnaf Teşkilatı

Narhın Kaldırılarak Serbest Fiyat Sistemine Geçiş: Amerika’nın keşfi ve böylece ticaret yollarının değişmesi, Osmanlı esnafındaki dönüşümün ilk habercisidir. 19. yüzyılın başlarına doğru iyice hissedilmeye başlayan Osmanlı eşya fiyat artışları ve narh ihlalleri, öncesi ile kıyaslanamayacak boyutlara ulaşmış, halkın yaygın şikâyetine yol açmıştı. Bu durum daha çok 16. yüzyılda Avrupa’da başlayan fiyat artışlarının sanayi devriminin de etkisi ile iyice hızlanması, Osmanlı piyasalarını da etkilemeye başlaması ile doğrudan ilişkiliydi. III. Selim’e konuyla ilgili sunulan raporda ise, fiyat artışlarının asıl sebebinin esnaf tekelleri olduğu, esnafın tekel haklarını kötüye kullanarak piyasa fiyatlarını arttırdığı belirtilmişti. Böylece narhın kaldırılması süreci de başlatılmıştı. Tanzimat ile kaldırılan narh sistemi yerine serbest fiyat sistemine geçiş süreci başlamıştı.

Sefer zamanlarında ordunun ihtiyaç duyduğu esnaf (kasap, ekmekçi, bakkal, berber, saraç, demirci, arabacı, nalbant, aşçı gibi) seferlere katılırdı. Bunlara orducu esnaf denirdi. Orducu esnaf ordugâhta dükkân açıp askerlerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılarlardı. Bu faaliyetler için gerekli olan işletme kredisi mensup olunan esnaf birliği tarafından sağlanıyor ve buna ordu akçesi deniyordu. Yeniçeri-esnaf ilişkisi yukarıda belirttiğimiz orducu esnaf geleneğinin bir devamıdır.

Esnaf Üretiminden Sanayiye Geçiş

Esnaf birlikleri Tanzimat sürecinde, hammadde alım önceliklerinden (yed-i vâhid), vergi ödemedeki kolaylıklara kadar birçok imtiyazlarını kaybettiler. 19. yüzyıldaki tüketim kalıplarının değişme sürecinde esnaf, yeni şartlara uyum gösterip üretim metotlarını değiştirerek varlığını sürdürdü. Öte yandan 19. yüzyıl boyunca şirketleşme ve sınâîleşme teşebbüslerinin esnaf aracılığıyla yürütülmeye çalışıldığını görüyoruz. Devlet, böylesine bir kurumu bir kenara bırakamazdı. Avrupa ve Japonya’da esnafın yıkılışının ortaya çıkardığı sosyal ve iktisadî karmaşa bu yüzden Osmanlı toplumunda görülmemiştir.

19. yüzyılın başlarından itibaren devlet çoğu dokuma üretimi yapan ve ‘Fabrika-i hümayunlar’ diye adlandırılan büyük sınâî kuruluşlar oluşturdu. Bunun en önemli amacı özellikle askerî ihtiyaçların yurt içi üretimle karşılanması yoluyla hem askerî giderlerden tasarruf sağlanması hem de paranın yurt dışına kaçmasının önlenmesi idi. Yine bu amaçla sınâî eğitime büyük önem verilmiştir. Avrupa’dan getirilen ustalarla, modern teknolojinin yerli usta ve işçilere öğretilmesine çalışılmış, yurt dışı- na öğrenci gönderilmeye başlanmıştır. Üretilen malın alıcısı ordu olduğu için 19. yüzyılda yapılan fabrikalar genellikle faaliyetlerini sürdüremediler. Devlet alımlarında yerli ürünlerin tercih edilmesi, dokuma ve gıda dallarındaki küçük sanayiin yaşamasını ve Cumhuriyete devredilmesini sağlamıştır. Bu genel başarısızlığın temel sebebi, hem sınâîleşmeyi yürütecek bir sınıf geleneğinin olmaması hem de vasıflı emek bulunmamasıdır.

Esnaf sisteminin bu değişim döneminde bir takım düzenlemeler yapıldı: Tahditler gevşetilerek gedikler genişletildi. 1876’da kurulan Meclis-i Ticaret ve Ziraat 19 Ocak 1880’de kurulan Dersaâdet Ticaret Odası’nın esasını oluşturdu. Bu kuruluş 1910 yılında “İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası”, 1952 tarihinde de İstanbul Ticaret Odası adını aldı. Esnaf teşkilatı küçük ve orta işletmecilik ve buna bağlı olarak kendiliğinden istihdam sistemini yüzyıllar boyunca başarıyla uygulamıştır. Bu sistem büyümeyle değil kaliteyle gücünü korumuştur.