Ünite 3: Eskiçağda Etik

Giriş

Eskiçağ, uygarlık tarihi bakımından insanlığın geniş ve kapsamlı bir dönemini ifade eder. Eski Mısır, Çin ve Hint uygarlıkları ilk akla gelen örneklerdir. İnsanın yaklaşık 40 bin yıl önce bu gezegende görüldüğü söylendiği halde, uygarlık döneminin yaklaşık 15 bin yıl önce başladığından söz edilmektedir. Felsefi düşünmenin M.Ö. yaklaşık 6. yüzyıldan, yani 26 yüzyıldan beri var olduğu göz önüne alınırsa, uygarlık tarihinde felsefenin ancak son zamanlarda ortaya çıktığı görülmektedir. Felsefi düşünüşün doğup geliştiği bu evrede etik, kısa bir zaman içinde hızlı bir gelişme göstermiştir. M.Ö. 5. yüzyılda Sofistlerin felsefede asıl araştırma konusu olarak insan ve toplum sorunlarına yönelmeleriyle başlayan hareket, bu gelişimin yolunu açmıştır. Sofistlerin içinde yetişen Sokrates, bu konuda ilk önemli adımı atan filozoftur. Daha sonra öğrencisi Platon ve ardından da onun öğrencisi Aristoteles, Eskiçağda etiği bir bilgi alanı olarak yüksek bir gelişme noktasına taşımışlardır.

Sokrates ve Sokratesçi Okullar

Sokrates’in babası Sophroniskos heykeltıraştı, annesi Phainarete ebeydi. Babasından yontu sanatını öğrendi. Akropolis’in girişinde bulunan üç Grek Tanrıçasını/ “Üç Güzeller”i gösteren heykel kümesini onun yaptığı söylenmektedir. Sokrates; felsefeyi gökten alıp yeryüzüne indirmiş onu kentlere ve evlere taşımış, böylece yaşamla, alışkanlıklarla, iyi ve kötüyle ilgili araştırmalar için gerekli hale getirmiştir. Günlük yaşamın içinde felsefe yapan Sokrates, iyi ve mutlu yaşam için erdemi bilmenin önemini vurgulamıştır. Sokrates’e göre, bilinmeyen bir şeyi araştırmak ve ona ilişkin bir bilgi ortaya koymak olanaklıdır. Bundan dolayı, “iyi”nin ne olduğunu araştırmak ve bu konuda bir bilgiye varmak mümkündür. Burada Sokrates için asıl araştırma konusu erdemdir. İyi ve mutlu yaşam için erdem gereklidir. Ama erdemin ne olduğunu bilmeden, onun bilgisini edinmeden erdemli olmak mümkün görünmemektedir. Sokrates bilgiye önem vermiştir, çünkü insan için en büyük kötülüğün bilgisizlik olduğunu biliyordu. Sokrates’e göre kimse bilerek kötülük yapmaz, kötülük bilgisizlikten ileri gelir. Ona göre bildiğini sanmak da bilgisizliktir. İnsan, bilgisi ya da erdemi sayesinde kötü olanın farkına varır.

Kişileri dinginliğe, uyuma ve dengeye, dolayısıyla mutlu yaşamaya götüren şey de bu bilgiyle eylemde bulunmak ve böyle eylemde bulunmayı huy edinmektir. Bu bilgiye ulaşabilmek de belirli bir eğitimle olur. Sokrates, iyi ve mutlu yaşam için şu ilkelere uymanın uygun olduğunu düşünmüştür:

  • Ölçülü olmak,
  • Alçakgönüllü olmak,
  • Dost edinmek,
  • Toplum işleriyle ilgilenmek,
  • Yasalara uymak.

Sokrates’in kendisi bir okul kurmamıştır. Ama öğrencileri tarafından dört tane okul kurulmuştur. Bunlar Megara Okulu, Elis-Eretria Okulu, Kyrene Okulu ve Kynik Okuldur. Eukleides’in kurduğu Megara Okulu ve Phaidon’un kurduğu Elis-Eretria Okulu küçük okullardır. Sokrates’in düşüncelerini sürdürme eğilimleri bakımından daha etkili olan Kyrene Okulu ve Kynik Okul öne çıkmıştır.

Platon

Platon hem anne hem de baba tarafından soylu bir aileden gelmiştir. Edebiyata ve felsefeye yakın ilgi gösterilen bir ortamda yetişmiş, beden eğitimi dersi almıştır. Asıl adı Aristokles’tir. “Geniş omuzlu” anlamına gelen Platon adı sonradan verilmiştir. Felsefe tarihinde Platon dendiğinde genellikle ilk akla gelen kavram, sonrası için pek çok tartışmaya zemin hazırlamış ve Platon’un düşüncelerinin farklı yorumlarına yol açmış olan “idea” kavramından dolayı, onun etik alanındaki yeri üzerinde yeterince durulmamaktadır.

Platon’un çalışmalarında iyi ve mutlu bir yaşamın olanağını sunabilecek bir devlet tasarlamak öncelikli bir konu olarak kendini göstermiştir. Platon’un en önemli eseri sayılabilecek olan Devlet adlı kitabı, insan dünyasının önemli bir sorun alanı olan siyaset sorunlarının temelindeki etik sorunları ele alan bir çalışmanın ürünüdür. Dolayısıyla Platon’un Devlet adlı eserini etik sorunları ele alan bir etik ve insan felsefesi çalışması olarak değerlendirmek mümkündür. Platon’un etik görüşünde şu beş nokta önemlidir:

  • Erdem
  • Adalet
  • İnsanın ya da ruhun yapısı
  • İyi ideası
  • Siyaset ya da devlet.

Platon her ne kadar Menon’da “erdemin öğretilip, öğretilemeyeceği” sorusunu açık bırakmışsa da, Devlet’te ve Yasalar’da (Nomoi) erdemin öğretilebilir olduğunu düşündüğü görülmektedir. Platon’a göre erdem, kişilerin yatkınlığına göre öğretilebilirdir.

Platon a göre dört tane ana erdem vardır. Bunlar bilgelik, cesaret veya yiğitlik, ölçülülük, adalettir. Bunların her birinin ne ifade ettiğini ilkin bir sitede, bir yönetim topluluğunda adaletin ne olduğunu, nasıl gerçekleşebileceğini saptamak yoluyla belirler. Bir sitede bulunan başlıca üç sınıfın her birinin erdemi farklıdır. Bilgelik, yöneten kesimin erdemidir. Cesaret ya da yiğitlik, koruyucu kesimin erdemidir. Ölçülülük, ilk ikisinden farklı olarak daha genel, yani aynı zamanda her kesimi de kapsamakla birlikte, üreten kesimin erdemidir. Adalet ise bu üç erdemin gerçekleşme koşulu olan ve bütün sınıflarla ilgili olan bir erdemdir. Sitenin erdemleri olarak bu erdemlerin her birinin özelliği nedir acaba? Sitenin/yönetimin ilk erdemi bilgelik, doğru, uygun ve isabetli kararlar alabilmek için gereken bilgiyi ifade eder.

Aristoteles

Aristoteles Makedonya kralı Amyntas’ın özel hekimi olan Nikomakhos’un oğludur. Bundan dolayı deneye dayalı araştırmalarla çok erken yaşta tanıştı. Onsekiz yaşında Platon’un okuluna – Akademia’ya – girdi, Platon’un ölümüne kadar burada kaldı. Platon’dan farklı bir hareket noktası olmakla birlikte, hocasına karşı saygı ve bağlılık gösteren bir tutum içinde olmuştur. Platon’a ithaf ettiği bir çalışmasında hocasını, “kötü insanların övme hakkına bile sahip bulunmadığı, hayatıyla ve öğretileriyle aynı zamanda nasıl mutlu ve iyi olunacağını göstermiş” bir kişi olarak tanıtmıştır.

Sokrates ve Platon’dan sonra Eskiçağda felsefeyi doruğa çıkaran Aristoteles, kendinden önceki felsefi çalışmaları ve bilgi birikimini çok iyi özümsemiştir. Felsefeye yaptığı asıl katkı, felsefenin temel dallarının sorunlarını sistematik şekilde işlemiş olmasında kendini göstermektedir. Kendinden önce biraz dağınık şekilde ele alınan felsefe sorunlarını toplamış, birbirleriyle olan ilişkilerini de göz önünde bulundurarak bu sorunların alanlarını belirlemiş ve her birini kendi alanı içinde araştırmıştır. Aristoteles etik soruşturmalarının başında insan yaşamında aranan ve bilgisi yaşam için büyük önem taşıyan kendisi için istenen, başka şeylerin de onun için istendiği bu amacın, siyaset işi olduğunu belirtir. Siyaset bu amaçla ilgisi bakımından en önemli etkinliktir. Çünkü siyaset, özünde insan için iyi olanı amaçlamaktadır.

Aristoteles’e göre “mutluluk” ya da “iyi”, “ruhun erdeme uygun etkinliğidir. Hem Platon hem Aristoteles’in özgün yaklaşımı, insan dünyasının önemli bir sorun alanı olarak kendini gösteren siyaset alanındaki sorunların temelinde etik sorunların bulunduğunu görmemizi sağlamaktadır.

Stoa Okulu ve Epikouros Okulu

Stoa Okulunun kurucusu Kıbrıslı Zenon’dur. Stoa Okulunun etik görüşünü belirleyici olan teorik temel, bu okulun doğa anlayışıdır. İnsandaki akıl (logos), beden ve ruha bağlı bir akıldır, düşünmedir. Herakleitos’un varlık anlayışının temelinde yer alan ve başka bir dile çevrilemeyen logos sözcüğü söz, düşünme, akıl, oran, ölçü gibi çok anlamlı bir sözcüktür. Bir doğa varlığı olması nedeniyle insan bir yandan etik varlıktır. Çünkü insan, hem bedensel hem de ruhsal yönünden gelen etkiler nedeniyle eylemlerinde çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. İnsanda hem akılla ilgili hem de akıldışı itki ve eğilimler vardır. Bütün itkilerimiz, eğilimlerimiz iyi ve kötüyle bağlantı içindedir. Erdemli kişinin boş gururu, kibri, kendini beğenmişliği, öfkesi yoktur. Bedeni ve ruhuyla birlikte doğaya ait bir varlık olan insanın iç dünyasının, iç yaşamının birliğini kuran ve onu ayakta tutan şey düşünmesidir.

Stoalılar dört temel erdem belirlemişlerdir: iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt etme bilgisi olan bilgelik (phronesis/{tq´ohvı ), “borçlu olunanı verme” bilgisi olan adalet (dikaiosyne/dılaıqvy´oh), yapılması gereken ile kaçınılması gerekeni ayırt etme bilgisi olan yiğitlik (andreia/fodtfı´a), kendini yenme ve ölçülü olma bilgisi olan ölçülülük (sophrosyne/vu{tvvy´oh). Stoalılara göre erdemler birbiriyle ilişkili ve bütünlük içindedir. Erdemli bir eylemin içinde bütün erdemler vardır. Bir eylemin erdemli olabilmesi için kendinde iyi olması yetmez yalnızca. Bu eylemin aynı zamanda iyiyi istemekten doğması gerekir. Eylemler “ahlâk yasasına” uygunsa, ödevi yerine getirmiştir. Bir kişide erdemler ya bütün olarak vardır ya da hiç yoktur.

Stoa Okulunda “iyi”nin ölçüsü, başka şeyden dolayı değil “yalnız kendisi için iyi olma”dır. Başka şeyden dolayı iyi olan bir şey, iyi değildir; başka şeyden dolayı kötü olan da kötü değildir. Örneğin sağlık, zenginlik, ün, mevkii gibi şeylerin kendileri iyi değildir. Aynı şekilde yoksulluk, hastalık, zayıflık, ölüm gibi şeylerin kendileri kötü değildir. Başka şeylerden dolayı iyi ya da kötü olan şeyler aslında ne iyidirler ne de kötüdürler. Bunlar “değer” olma bakımından kayıtsız kalınacak şeylerdir. Haz da asla iyi olabilecek bir şey değildir ve yaşamda amaç olarak görülmesi yanıltıcıdır. Bu durumda insan için yalnızca erdem iyidir.

Eskiçağda hellenistik dönemde yer alan diğer önemli bir felsefe okulu Epikouros’un okuludur. Sisam’da doğmuş olan Epikouros, felsefeye 14 yaşında başlamış, 18 yaşında Atina’da Platoncu filozoflardan, daha sonra da Kolophon’da atomcu Nausiphanes’ten ders almıştır. M.Ö. 310 yılında Mytlene’de kurduğu okulunu 306 yılında Atina’ya taşımıştır. Epikouros’un okulu “bahçe” anlamına gelen Kepos adlı bir yerde olduğundan, kadınların ve kölelerin de içinde bulunduğu izleyicilerine “bahçe filozofları” denmiştir. Geniş çevresinde çok sevilen ve sayılan, sağlığında olduğu kadar ölümünden sonra da büyük saygı gören önder bir filozof olmuştur. Epikouros Demokritos’un geliştirdiği atomculuğa dayanarak benimsediği doğa anlayışından hareketle etik düşüncelerini ortaya koymuştur. Felsefenin amacını, insanın dinginliğe ve mutluluğa ulaşmasına yardımcı olmak olarak gören Epikouros, teorik araştırma olan doğa bilgisini bu amaca katkı verdiği oranda önemli bulur. Bunun dışında matematik ve gramer çalışmaları, tarih araştırmaları, diyalektik, tanımlama, kanıtlama gibi çalışmalar insanın iyi ve mutlu yaşaması konusunda hiçbir şey katmazlar. Bundan dolayı, asıl işi yaşama hizmet etmek olan felsefenin üç alanından Etik, önem bakımından ilk sırada yer alır. Diğer iki alandan Mantık/Kanonik, Fizik alanına, Fizik de Etik alanına hizmet eder.

Mutlu ve huzurlu yaşamanın karşısındaki en büyük engeli ve onu aşma yolunu böyle belirleyen Epikouros da, Kyrene Okulu gibi, hazzın iyi olduğunu düşünür; iyi yaşam, mutlu yaşam için hazzı amaç olarak görür. Ancak, onun haz anlayışı Kyrene Okulunun anlayışından farklıdır. Epikouros’un hazdan anladığı şey acısızlık durumudur ve bunu şöyle ifade etmiştir: “Hazzın büyüklüğünün son sınırı, bütün acı veren şeylerin ortadan kalkmasıdır.