Ünite 3 : Eski Mısır Tarihi Ve Uygarlığı

Eski Mısır Tarihinin Genel Hatları ve Devlet Örgütü

Coğrafi Koşullar

Mısır kültürü, Nil Vadisi’nde gelişmiştir. Kuzeyde Aşağı Mısır ve güneyde vadi boyunca uzanan Yukarı Mısır olmak üzere iki ayrı bölümden oluşan eski Mısır coğrafyası, batı ve doğuda çöllerle, doğuda kıyıya paralel olarak uzanan sıradağlarla, güneyi çağlayanlarla ve kayalıklarla çevrilidir. Ülkenin kuzeyi saldırılara en açık bölgeyi oluştururdu. Ülkenin bu yapısı dış dünyadan soyutlanmış homojen Mısır kültürünün oluşmasında büyük etkendir. Bölgede iklimin yağışsız olmasından dolayı toprağın verimi Nil Nehri’ne bağlıydı. Nil Nehri’nin taşkınlarıyla gelen miller verimli tarım toprakları oluştururdu. Eski Mısır’da Nil nehrinin taşkınlarına göre üç mevsim bulunmaktaydı. Nehrin mayıs ayında yükselip ekime kadar vadi üzerinden aktığı mevsime Taşkın (akhet), kasım başında suların çekilip tarım yapılmaya başlandığı mevsime Ekim (peret), marttan hazirana kadar olan mevsime ise Hasat (shemu) denirdi.

Mısır Tarihi

M.Ö. 500.000’li yıllardan itibaren (Paleolitik Çağ) iklimin ekvatoral özelliklere sahip olmasından dolayı, Mısır insan yaşamı için uygun özelliklere sahipti. Nil’in etki alanıda tüm vadiyi kapsıyordu. Anacak günümüzden 12.000 yıl öncesinde iklimdeki değişimlerle gelen çölleşme Nil vadisinin verimli alanlarını daraltmıştır. Verimli toprakların bulunduğu bölgeye avcılık ve toplayıcılıkla geçinen halklar göç etmiş ve Neolitik Çağ’da ilk köyleri kurmuşlar, tarım ve hayvancılık yapmışlardır. Köylerin birleşmesiyle kabile niteliğindeki yönetim birimleri olan nomeler kurulmuş, sonrasında nomeler kendi aralarında birleşerek Aşağı ve Yukarı Mısır krallıklarını oluşturmuşlardır. İ. Ö. 3000 yıllarında Menes bu iki krallığı birleştirir. Mısır devleti Büyük İskender’in Mısır’a gelişine kadar 31 sülaleye ayrılarak incelenir. Eski Mısır Tarihi şu dönemlere ayrılır:

  • Erken Devir
  • Eski Krallık
  • Orta Krallık
  • Yeni Krallık
  • Geç Dönem

Ayrıca üç tane de ara dönem yaşanmıştır.

  • Birinci Ara Dönem
  • İkinci Ara Dönem
  • Üçüncü Ara Dönem

Erken Devir (İ.Ö.3000-2650) (1. – 2. Sülaller)

İlk iki sülalenin yönetime geldiği Erken Devir’de ilk kez Mısır merkezi devlet yönetimi oluşturulmuş, ilk krallık modeli ve hiyeroglif yazı geliştirilmiştir.

Eski Krallık (İ.Ö. 2650-2134) (3.-8. Sülaleler)

İlk basamaklı piramit firavun mezarları 3.sülalenin ikinci kralı Coser’in veziri İmhotep tarafından Sakkara’da yapılmıştır. Yine bu sülaleden kral Snefru ünlü güç simgesi piramitleri yaptırmasıyla da bilinir. Bu nedenle bu çağa Piramitler Çağı adı da verilir ve günümüzde dünyanın yedi harikası olarak bilinen Keops, Kefren, Mikerinos’un Gize’de bulunan piramitleri Bu dönemde yapılmıştır. 4. ve 5. Sülalenin zamanında güneş dini ortaya çıkmıştır. Mısır Firavunları bu tarihten sonra Ra’nın oğlu ünvanı ile anılırlar. 6. Sülalenin son firavunu II. Pepi döneminden sonra otorite zayıflamış, gerileme olmuş ve Birinci Ara Dönem yaşanmıştır.

Orta Krallık (İ.Ö. 2040-1640) (11-14. Sülaleler)

11. ve 12. Sülale zamanında ülkede yeniden birlik sağlanmış ve Teb kenti merkez olmuştur. I. Amenemhet Teb kentini Yukarı Mısır’ın yönetim merkezi yapmış, Orta Mısır’daki Lişt kentinde yeni bir başkent kurulmuş, ölümünden sonra tahtın el değiştirmesini kolaylaştırmak için tahta oğlunu ortak ederek yeni bir gelenek başlatmıştır. Bu sülale ülkenin sınırlarını genişletmiş, Nubya’yı almış, Girit ve Suriye ile ticaret başlatmıştır. Göçebe toplum Hiksos’ların gelmesiyle Orta Krallık Dönemi sona ermiş, İkinci Ara Dönem olmuştur.

Yeni Krallık (İ.Ö. 1550-1070) (18.-20. Sülaleler)

18. Sülale’den I.Ahmose’nin Hiksosları yenmesiyle Yeni Krallık başlamış, sınırlar genişlemiş, bu dönemde ilk kez bir kadın firavun (Hatşepsut) Mısır’ın başına geçmiştir. Yaptırdığı Deir el-Bahri mezar tapınak dönemin en önemli mimari yapılarındandır. Daha sonraları başa geçen III. Amenofis dönemi Yeni Krallığın en parlak dönemi olmuş, Babil Akkadçası diplomasi dili olarak kullanılmaya başlamış, oğlu IV. Amenofis yaptığı reformla geleneksel tanrılar yerine tektanrıcılığı getirmiş, güneşe (Aton) tapma kültürünü yerleştirmiştir. Güneş için ilk tapınak Teb kentinde yapılmıştır. Kısa sürede rahiplerin tepkisini çeken bu durum nedeni ile kaos yaşanmış, tekrar çok tanrıcılık geri gelmiştir. I. Ramses 19. sülalenin kurucusudur. Sonraları yerine geçen bayındırlık faaliyetleri ile tanınan II. Ramses kuzeyde Kadeş şehrinde Hititlerle savaşmış ve başarı sağlayamamış, Hitit Kralı III. Hattuşili ile aralarında yapılan Kadeş Barış Antlaşması iki devlet arasındaki ilk yazılı anlaşma olarak tarihe geçmiştir. Kuzey Suriye Hititlerde kalmıştır. Tarihteki ilk grev de onun zamanında olmuştur. Ramses’in ölümünden sonra Üçüncü Ara Dönem yaşanmış, Mısır küçük yönetimlere ayrılmıştır.

Geç Dönem (İ.Ö.712-332) (25.-31. Sülaleler)

Mısır’da firavunların egemenliği son bulunca Kral Piankhi kuzeye ilerleyerek Delta Bölgesinde 25. Mısır Sülalesini kurmuştur. İ. Ö. 671’de Teb şehrini de alarak Mısır ele geçiren Assur Kralı Esarhaddon, şehrin başına yerel bir yönetici olan Psammetikos’u getirmiştir. Psammetikos birliği tekrar sağlayarak 26. Sülaleyi kurar. İlk kez büyük bir donanma oluşturulmuş, Yunan kolonistlerin Sais Şehri yakınlarında ticaret kolonisi kurmalarına izin vererek kültürel etkileşimi daha açık hale getirmiştir. Firavun Amasis zamanı Mısır son parlak dönemini yaşamış, ölümünden sonra Pers’ler Mısır’ı alarak satraplıklarla yönetmişlerdir. Büyük İskender’in Persleri yenmesi yeni bir dönem başlar. İskender’in ölümüyle Hellenistik Ptolemaios Krallığı egemenliğini İ.Ö. 30’da Roma egemenliği, daha sonra Bizans Egemenliği ve İ.S. 640’larda Arap egemenliği izler

Devlet Yönetimi

Mısır mutlak krallıkla yönetilen bir ülke olup, Firavun sözcüğünün kral anlamında kullanılması Yeni Krallık Dönemi’nde olmuştur. Yeni Krallık zamanında Firavun, tanrısallaştırılmış olup, toprakların, malların ve insanların sahibiydi. Orta Krallık zamanında ise firavunlar tanrı olarak görülmezdi. Hükümdar ise, halkı beslemek, ihtiyaçlarını karşılamak, adaleti, yasaları sağlamakla, başkomutanlıkla yükümlüydü. Firavunluk genellikle babadan oğula ya da kardeşten kardeşe geçerdi. Firavundan sonra yardımcısı, başyargıçlık, ekonomi, hazine ve yapı işlerinden sorumlu olan vezir en önemli kişiydi. Valiler ise kral adına ülkeyi yöneten vezire karşı sorumluydular. Ayrıca memurlar ve rahipler de çalışırdı. Bu dönemde ilk kez kölelik de görülmeye başlanmıştır.

ESKİ MISIR’DA BİLİM VE YAZI

Bilim

Mezopotamyalılar matematik konusunda Mısır’lılardan daha üst seviyede olmalarına karşın, geometride ise Mısırlılar bilgiliydi. Çünkü Nil nehrinin kenarındaki verimli tarlaların sınır hesaplarını yapmada geometri kullanıyorlardı. Pisagor Teoremi’ni bildikleri düşünülen Mısırlılar, Pi sayısını da 3,16 olarak hesaplamıştır. Eski Mısır’ılar Tıp konusunda da başarılıydı. Mısırlılar Dünya Kültür Tarihi açısından önemi olan, takvimi ilk geliştiren insanlar olmuştur. Mevsim isimleri Nil’in mevsimsel taşkınlarına göre adlar alsa da bir yılda 365 günü hesaplayabilmişlerdir. J. Cezar bu Mısır takvimine, her dört yılda bir, bir gün ekleyerek bu takvimi daha da geliştirmiştir. Sos düzenlemesi İ.S. 1582’de Papa XIII. Gregor son düzenlemeleri yaparak bugün hala kullandığımız takvim oluşmuştur. Mısırlılar ayrıca basit güneş saatleri de yapmışlardır.

Yazı

Mısırlıların yazıyı Mezopotamyalılardan öğrendikleri düşünülse de aslında iki yazı arasında çok büyük farklar bulunur. Mısır yazısı, Sümerlerde de olduğu gibi, eşyanın şeklini çizmekle başlamıştır ancak farkı Mısır hiyeroglifi temelde resim biçiminde, nesnenin resmedilmesidir. Buna piktogram denir. Hiyeroglif yazı kutsal metinlerin taşa kazınmasında kullanılırdı. Hiyeratik yazı ise ona göre daha kısa sürede yazılabilen, tamamen farklı el yazısı gibi olan, rahipler ve katipler tarafından kullanılan yazı tipidir. Hiyeratik yazının halk için basitleştirilmiş hali olan demotik denilen yazı biçimi halkla ilgili hukuki metinlerde kullanılmış, sonraları demotik yazının yerine, Yunan alfabesine yaptıkları 6 harflik ilave ile oluşturulan kopt yazısı kullanılmıştır. Hiyeroglif yazı ilk kez 1822’de Dilbilimci Jean-François Champollion tarafından çözülmüş, böylece uygarlık bilgilerine ulaşmak kolaylaşmıştır. Mısırlılar yazılarını Papirüs denen bir saz türünü kağıt haline getirip siyah mürekkep kullanarak yazmışlardır.

ESKİ MISIR MİMARİSİNİN ÖZELLİKLERİ

Mısır Mimarisi, anıtsal örneklerine sıkça rastladığımız mezar ve tapınaklardan oluşur. Saraylar günümüze kadar korunamamıştır.

Mezarlar

Zemin seviyesinin altında olan odacıklardan ve bunun üzerinde taş ya da kerpiçten yapılmış basamaklı örnekleri olan dikdörtgen planlı mezarlara mastaba adı verilmiştir (S:59, Şekil 3.4). Bu mezarlara krallar ve halktan kişiler gömülmüştür. Firavun Coser’in ünlü basamaklı piramidi bu kral mezarlarının ilk anıtsal örneğidir. Bu piramit, Coser’in veziri olan mimar İmhotep tarafından Sakkara’da yapılmıştır. Daha sonraları Mısır firavunları kendilerine piramit biçiminde mezarlar yaptırmaya başlamışlardır. Piramitler, Basamaklı ve Gerçek piramitler olmak üzere iki türlüdür. Basamaklı piramitden gerçek piramit mezar anıtlarına geçilmiştir. Piramit mezarların erken örnekleri Meidum ve Dahşur’da görülmektedir. Özellikle Meidum’daki eğri piramit olarak bilinen pramit, hesaplamadaki hatadan dolayı üst kısımda eğimi arttırılarak bitirilmiştir. Bugüne kadar yapılmış en büyük piramit olma özelliğini taşıyan Keops Piramidi, dünyanın yedinci harikası olarak bilinir ve geometrik olarak tam bir pramittir. Geç dönemlerde anıtsal mezarlar yerini lahitlere bırakır.

Tapınaklar

Erken devirlerin tapınakları için çok az bilgi vardır. Güneş tanrısı Ra için, Eski Krallık zamanında yapılmış olan tapınaklar en güzel örneklerdir. En önemli özellikleri, tapınağın içinde bir sunağın bulunması, açık avlu ve güneş tanrının simgesi dikili taştır (S: 61, Şekil 3.5).

Orta Krallık döneminde kalan tapınakların çoğu orijinal halleriyle günümüze ulaşmışlardır. Bu tapınaklara örnek olarak Deir el- Bahri’deki Mentuhotep Tapınağı verilebilir.

Yeni Krallık Dönemi tapınakları iki tiptir.

  1. Büyük tanrılar için yapılan tapınaklar: Karnak, Luksor (S:61 Şekil 3.6) ve Ebu Simbel Tapınakları.
  2. Ölü kültüyle ilgili mezar tapınakları: Firavun Hatşepsut’un Deir el-Bahri’de Krallar Vadisi’nde bulunan teraslı tapınağı ve II. Ramses’in Ramseseum’u.

Saray yapılarının hemen hepsi kerpiçten yapıldığı için günümüze kadar gelememiştir.

ESKİ MISIR DİNİ VE ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ

Din

Mısır kültüründe din, kralların tanrılara karşı büyük görevleri olduklarını düşündükleri önemli bir değerdir. İnanışa göre bunun karşısında tanrılar da krala ve ülkenin insanlarına iyilik ile karşılık verirlerdi. Önemli din merkezleri Heliopolis, Memfis, Abidos ve Teb şehirleridir. İlk dönemlerde hayvan biçimli tanrılara inanan Mısır’lılar daha sonraları hayvan başlı insan vücutlu tanrılara inanmaya başladılar. Bu tanrılar doğadaki bir olaya veya varlığa ilişkindir. Eski Mısır’da güneşi tek tanrı olarak kabul ettirmeye çalışan firavun IV. Amenofis olmuştur. Firavun öldükten sonra önerdiği Güneş Tanrı Aton dini terkedilmiş, eski Amon dinine dönülmüştür.

Ölü Gömme Gelenekleri

Eski Mısır inancında ölüm ve inanca göre ölüm sonrası yaşam çok önemli olduğundan ölü gömme geleneklerine çok önem verilmiştir. Ölen kişinin sonraki yaşamı için Tanrı Osiris başkanlığında bir duruşma yapılırdı. Ölümle ilgili bir diğer tanrı olan Anubis ölen kişinin kalbini teraziyle tartar ve günahkar olup olmadığına karar verirdi.

Sülaleler öncesi dönemde ölüler çöle açılan çukurlara gömülüyor ve sıcak kum cesedin nemini alarak, kurumasına neden oluyordu. Bunu tesadüfen gören Mısırlılarda, öldükten sonra ruhun bedene tekrar girip öbür dünyada yaşamaya devam edebilmesi için, bedenin korunması gerektiğini düşünmüşlerdir. Bu nedenle cesetlerin mumyalanması geleneği ortaya çıkmıştır. Mısırlılar tarih boyunca en iyi mumya yapan halk olmuştur. Mumyalama işlemi sırasında çıkarılan organlar, Nil nehrinin kenarında doğal olarak bulunan kimyasal bir madde olan natron ile kurutur, kanopik adı verilen 4 adet vazo içine koyarlardı. Mumyalama esnasında sadece kalp vücut içinde bırakılıyordu.