Ünite 2: Eski Mezopotamya Tarihi ve Uygarlığı

Mezopotamya’nın Coğrafi Koşulları ve Tarih Öncesi

Mezopotamya, Yunanca “ara / orta” anlamındaki “mesos” ve“ırmak” anlamındaki “potamos” kelimelerinden tu¨retilen“iki ırmak arası” anlamına gelen, kuzeyde Toros Dağları’ndan gu¨neyde Basra Körfezi’ne , doğuda Zagros Dağları’ndan batıda Suriye Çölu¨’nekadar uzanan alan için kullanılan bir addır (S:27, Şekil 2.1).Bölgenin bu adı almasına neden olan iki nehir, Dicle (İdiglat) ve Fırat (Purattu) Anadolu’dan gu¨neye inerek birleşirler ve Şattu¨larap Nehri adı yla Basra Körfezi’ne döku¨lu¨r ler.İyi yağış alması nedeniyle Kuzey Mezopotamya’da Zagros etekleri Paleolitik Çağ’dan bu yana insanlarayaşam alanı sunan bir bölgedir.Gu¨ney Mezopotamyaise çöldu¨r ve burada ancak Dicle ve Fırat nehirleri sayesinde sulama kanalları açılarak tarım arazileri sulanabilmiştir.

Paleolitik Çağ’da (Yontma/Eski Taş Çağı) Kuzey yarım ku¨renin bu¨yu¨k kısmı buzullarla kaplı olmasına rağmen Mezopotamya bu soğuk iklimden etkilenmemiş ve bu çağdan itibaren insanlar için uygun bir yaşam alanı olmuştur.Ku¨çu¨k gruplar halinde yaşayan bu ilk insanlar yaşamlarını toplayıcılık ve bazen de avcılıkla sağlardı.Musul çevresi, Kuzey Irak’ta Ku¨ çu¨k Zap Bölgesi’ndeki Barda-Balka kamp alanı veBu¨yu¨k Zap Nehri Vadisi’nde bulunan Şanidar MağarasıPaleolitik çağ insanlarına ait iskeletlerin ve kullandıkları taş aletlerin bulunduğu önemli yaşam alanlarıdır.

Gu¨nu¨mu¨zden 12.000-11.000 yıl önce buzul iklimi sona ermesiyle “Ara/Orta Taş Çağı” anlamına gelen Mezolitik ya da Epipaleolitik Çağ başlamıştır. Bu çağda insanlar hayvanları beslemeyi keşfettiler ve evcilleştirmeçalışmalarına başladılar, besin kaynaklarının yanında basit barınaklaryapmaya başladılar. Bu çağın özelliklerini gösteren ku¨ltu¨rler Do ğu Akdeniz kıyısında saptanan Kebara veNatufyen ku¨ltu¨rleridir

. Paleolitik Çağ’daki avcılık ve toplayıcılıktan İ.Ö. 10.000 yıllarında besin u¨retimine, yani Neolitik Çağ’a(Yeni Taş Çağı-Cilalı Taş Çağı) geçiş insanlık tarihinin en önemli aşamalarından biridir. Bu çağda ilk köyler kurulmaya başladı. Tarım ve hayvan besiciliği başladı. Ticaret de Neolitik Çağ’da ortaya çıktı. İ.Ö. 7000’lerde ilk kez çanak çömlek yapımına başlandı . Bu çağın önemli yerleşmeleri , Kuzey Mezopotamya sınırında Diyarbakır’da Çayönu¨ , Şanlı Urfa’da Nevali Çori, Göbeklitepe ve Kuzey Irak’taki Cermo (Jarmo)dur. Nevali Çori ve Göbeklitepe’de ilk dinsel yapılar, tapınaklar ortaya çıkar . Şehirlerin etrafının surla çevrilmesi yine bu çağda göru¨lmeye başlar.

İ.Ö. 7. binyıl sonu ile İ.Ö. 6. binyılın ilk yarısı arasında çanak çömlek tarzları gelişti. Daha ince işçilikle boyanmış Hassuna Ku¨ltu¨ru¨, Samarra Ku¨ltu¨ru¨ gibi isimlerini yerleşim bölgelerinden alan çanak çömlek ku¨ltu¨rleri oluştu.

Gu¨ney Mezopotamya’da gelişen Obeyd Ku¨ltu¨ru¨’nu¨n en önemli özelliği kent merkezlerinde bir tapınak inşa edilmesi ve bunun kentin merkezini oluşturmasıydı. Bu model Su¨mer şehir yerleşiminin öncu¨su¨du¨r.Ardından Uruk Dönemi (İ.Ö. 4000-İ.Ö. 3100) gelir. Bu dönem tarım ve ticaret gelişmiştir, ve en önemlisi ticaret kayıtlarının tutulabilmesi için İ.Ö. 3200’lerde yazı icad edilmiştir.

Eski Mezopotamya Tarihi

Mezopotamya’da bilinen en eski devlet Su¨merlerdir. İlk olarak İ.Ö. 4. binyıl sonlarında göru¨lu¨rler. Erken Hanedanlar Dönemi’nde (İ.Ö. 2900-2350) Su¨merler ayrı ayrı yönetilen kent devletlerinde yaşarlardı. Şehir devletleri arasında yaşanan çekişmeler sonucunda zayıflayan lider durumdaki Uruk kent devleti İ.Ö. 2334’te Akkadlar’a yenildi ve Mezopotamya’da u¨stu¨nlu¨k Akkadlar’a geçti.

Sami kökenli Akkadlar (İ.Ö. 2350-2150) Su¨merler’in tersine merkezi, gu¨çlu¨ bir yönetim sistemi kullanıyorlardı. Bu gu¨çlu¨ merkezi sistem yayılmacı bir devlet politikasını da beraberinde getirmiştir. Ancak zamanla gu¨ç kaybeden Akkadlar kuzeyden gelen Gutiler tarafından yıkılmıştır.

Guti egemenliğine son veren Uruk Kralı’ndan sonra Yeni Su¨mer Dönemi(İ.Ö. 2112-2000) başlar. Yaklaşık 100 yıl su¨ren bu gu¨çlu¨ dönem ardından Mezopotamya’da Su¨mer hakimiyeti de son bulmuştur.

İ.Ö. 2. binyıl başlarında Assurlular Mezopotamya’da yu¨kselişe geçer. Assurlu tu¨ccarlar yoluyla Anadolu halkı da yazıyı öğrenmiş ve bu dönemde Anadolu’da tarih çağları başlamıştır. Assurları takibeden bir diğer gu¨çlu¨ egemenlik ise Babil Su¨lalesi (İ.Ö. 1830-1595) egemenliğidir.Babil su¨lalesinin en önemli kralı Hammurabi döneminde Babilliler bu¨yu¨k genişleme yaşamış ancak İ.Ö. 1595’te Anadolu’dan gelen Eski Hitit Devleti, Babil Devleti’ne son vermiştir.

İ.Ö. 10. yu¨zyılda başlayan Yeni Assur Krallığı’na kadar bölge karışık bir dönem geçirmiştir. Assur Krallığı’nın hu¨ku¨m su¨rdu¨ğu¨ İ.Ö. 10-7 arasında bölgede Urartular, Medler ve Babilliler de bağımsız birer gu¨ç konumundadır. Ve Medler ve Babilliler, İskitlerle birleşerek Yeni Assur Krallığı’na son vermişlerdir.

Yeni Assurlar ardından bölgede egemenlik Yeni Babil Devleti’ne (İ.Ö. 612-539) geçmiş, bu dönemde Yeni Babil Devleti Hammurabi döneminden bile parlak bir çağ yaşamıştır. Babil Kulesi, du¨nyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri ve İştar Kapısı (S:32, Şekil 2.3) bu dönemden kalmadır.

İran’daki Persler İ.Ö. 539 yılında Babil’i ele geçirmişlerdir. Ardından İskender İmparatorluğu’nun, Selevkosların, kısmen Romalıların ve Sasaniler’in egemenliğine giren Mezopotamya, İ.S. 640’larda Arap egemenliğine girmiştir.

Eski Mezopotamya’da Devlet Yönetimi

Erken Su¨mer döneminde devlet yönetimiyle ilgili net bilgiler olmasa da, En (Bey), Ensi (Vali) ve Lugal (Kral) gibi u¨nvanlara rastlamaktayız. Akkadlarda göru¨len merkezi krallık yönetimi Yeni Assur Devleti’nde de kullanılmıştır. Akkadların merkezi yönetimlerini tu¨m du¨nyayı yönetmek için kullanma du¨şu¨nceleri krallarının da “Dört Bir Yanın Hu¨ku¨mdarı, Evrenin Kralı” gibi u¨nvanlar kullanmalarına neden olmuştur. Yeni Assur ve Pers dönemlerinde mutlak monarşi ve eyalet sistemi göru¨lu¨r. Tanrı-Kral du¨şu¨ncesi tu¨m devletlerde yaygındır. Mezopotamya toplumu soylular, vatandaşlar, yanaşmalar ve köleler şeklinde sınıflandırılmıştı. Tu¨ccarlar ve zanaatkarlar da bu sınıf sistemine dahillerdi.

Eski Mezopotamya Hukuku

Hukuk devletlerin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır ve bundan önce bu¨yu¨k olasılıkla kuralları gelenekler belirlemekteydi. Mezopotamya’da geleneksel hukuktan yazılı hukuka ilk olarak hangi kentte ve zamanda geçildiğiyle ilgili elimizde net bilgi bulunmamaktadır. Su¨merler yazının icadından sonra hem ekonomik kayıtları hem de sosyal yaşamın evlilik, miras vb. kayıtlarını yazılı olarak tutmuşlardır. Gu¨neşin karanlıkları aydınlattığı gibi gizli işleri de aydınlatacağı du¨şu¨ncesinden çıkışla adaleti Gu¨neş Tanrısı UTU’nun koruduğuna inanılırdı. Hakimler adaletin yeryu¨zu¨ndeki temsilcileri olarak göru¨lu¨rdu¨. Başyargıç kraldı, vekilleri olaraksa Sukkaller davalara bakardı. Davalar tapınağın ya da şehrin giriş kapısında göru¨şu¨lu¨rdu¨. Mezopotamya’da kanunların yazılı olduğu çok sayıda kil tablet bulunmuş ve bunların başlıcaları şu şekilde sıralanmaktadır:

1. Su¨merce Kanunlar:

  • Urukagina Kanunu
  • Ur-Nammu Kanunu
  • Ana İttişu Kanunu
  • Lipit-İstar Kanunu

2. Akkadca Kanunlar:

  • Eşnunna Kanunu
  • Hammurabi Kanunu
  • Orta Assur Kanunu

Her kanun; 1) Önsöz (prolog), 2) Maddeler ve 3) Sonuç (epilog) bölu¨mlerinden oluşuyordu. Su¨mer Kanunları’nda ağırlıkla maddi cezalar yer alırken, Sami kavimlerinin Akkadca Kanunlarında daha ağır cezalar vardı. Kısasa kısas Su¨merlerce uygulanmazken Hammurabi Kanunları’nda geniş yer bulurdu.

Urukagina Kanunu: Su¨mer kanunlarının en eskisi. Mu¨lkiyet ve aile hukuku ile ilgili hu¨ku¨mler içerir.

Ur-Nammu Kanunu: Genelikle yaralama olaylarına verilen ku¨çu¨k para cezalarını kapsar.

Ana-İttişu Kanunu: İki dilde yazılmıştır (Su¨merce/Akkadca) Aile hukuna ait maddeler içerir.

Lipit-İştar Kanunu: Ticaret hukuku ve aile hukuku konularını içerir.

Eşnunna Kanunu :Maddi cezalar içerir, ceza hukuku, ticari hukuk, borçlar ve veraset hukuku gibi konuları ele almıştır.

Hammurabi Kanunu :Edebi yönu¨ de gu¨çlu¨ bir eserdir. Borçlar hukuku ile halkın çıkarları korunmuştur. Ayrıca kısasa kısa yöntemi bu¨yu¨k önem taşır ve ağır cezalar içeren bir sistemdir.

Eski Mezopotamya Dini

Çok tanrılı din anlayışı hakimdi. Kavimlerin tanrıları birbirinden farklıydı ancak Su¨mer dini baskındı. Mezopotamya bilinen en eski kayıtlı dinlerin beşiğidir. Su¨merlerde her şehre ait tanrılar mevcutu; Uruk’ta İnanna, Ur’da Nanna, Babil’de Marduk bunlara örnektir. Sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte 600 yeraltı ve 600 gök tanrısına inanılmaktaydı. Mezopotamya inanışında tanrıların da insanlar gibi eşleri ve çocukları olduğuna inanılırdı.

Tanrıların tapınak-ev Zigguratların altında yaşadığı du¨şu¨nu¨lu¨rdu¨. Zigguratlar Mezopotamyanın en önemli mimari yapılarındandır (S: 37, Şekil 2.5) Zigguratlar tapınak olmanın yanında yazıcı okulu, ku¨tu¨phane ve arşiv olarakda kullanılmaktalardı.

Eski Mezopotamya’da Sanat ve Kültür

İ.Ö. 3200’lere tarihlenen en erken yazılı belgeler burada karşımıza çıkar. Başlarda resimsel (piktografik) işaretlerden oluşan kil tabletlerdeki yazılar geliştikçe ku¨çu¨lerek resimden uzaklaşıp işaret ku¨melerine dönu¨şmu¨şlerdir. Bu ilk Su¨mer yazısı, onu oluşturan işaretler çivi şekline benzediği için çivi yazısı olarak adlandırılmıştır. Su¨mer yazısında işaretler kelimelere değil hecelere karşılık gelmekteydi ve yanyana gelerek sözcu¨kleri oluşturuyorlardı.

Alman dilbilimci G. Friedrich Grotefend’in 1802’de kısmen okumayı başardığı çivi yazısını uzun çalışmalar sonunda çözen kişi İngiliz subayı Sir Henry C. Rawlinson’dur (1810-1895). Bu sayede Mezopotamya ku¨ltu¨ru¨ne ait binlerce tabletin okunması ve anlaşılması mu¨mku¨n olmuştur.

Yazının icadının ardından Su¨merler ku¨ltu¨rlerine ve yaşamlarına ait herşeyi yazıya geçirmeye başladılar. Gu¨nu¨mu¨zde tu¨m du¨nyada çeşitli mu¨zelerde korunan Su¨merce eser sayısı 100.000’leri bulmaktadır. Assurlular ve Babilliler de pek çok yazılı eser bırakmıştır.

Eserlerin konuları çeşitlilik gösterse de genel olarak tanrısal hayat ve insanların maddi du¨nyası ile ilişkili konular ağırlıktadır. Bu eserler dönem hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmamızı sağlamışlardır. Edebi açıdan da önemli olan bu eserler için A. Parrot, “Yazının mucidi olan Su¨merler, edebiyatın da yaratıcısı olmuşlardır.” demiştir. Bu çok çeşitli eserler ana olarak din için u¨retiliyorlar ve dine hizmet ediyorlardı.

Su¨mer edebi eserleri u¨ç grupta incelenmektedir:

  1. Liturjik Eserler: Mitoslar, kaside ve ağıtlar.
  2. Epik Eserler: Destanlar.
  3. Didaktik Eserler: Du¨z yazı olarak yazılmış, almanak, sözlu¨k vb. ilmi eserler

Liturjik Eserler: Mitoslar, kaside ve ağıtlar. Tanrılara ve tanrı krallara yazılmış övgu¨ler (kaside) bunların başlıcalarıdır. Tanrıların insanlarla olan maceralarını anlatan edebi eserlere ise mitos denir.

Epik Eserler: Destani (Epik) şiirin mucidi de Su¨merlerdir. Su¨mer destanları kralların icraatlarını anlatırlardı. Yaradılış Destanı, Gılgamış Destanı, Lugalbanda Destanı, Enmekar ve Aratta Beyi Destanı, Ninurta Destanı ve Kazma Destanı bunların en önemlileridir.

Bilimde de oldukça başarılı olan Mezopotamya’da erken dönem metinlerde 60 tabanlı sayı sistemini kullanılmıştır. Gu¨nu¨mu¨zde de zaman ve açı ölçu¨mlerinde halen aynı sistemi kullanmaktayız. Ayrıca Eski Mezopotamyalılar İ.Ö. 2. binyıldan itibaren çarpım çetvelleri, ku¨p, karekök ve logaritma cetvelleri ile denklem çözu¨mleri ve çeşitli geometrik formların alan ve hacim hesaplamalarını yapmışlardır. Babilli matematikçiler Pi sayısının değerini gerçek değere çok yakın olarak hesaplamayı başarmışlardır.

Su¨merler geliştirdikleri ay takvimini kullanmışlardır. Osmanlılar, Cumhuriyetimiz kurulana kadar ay takvimi kullanmışlardı, Araplar ise halen ay takvimi kullanmaya devam etmektelerdir.

Zaman hesaplamaları konusunda da çok başarılı olan Su¨merler zamanı 60 dakikalık saatlere bölen ilk insanlardı. Ayrıca 7 gu¨nden oluşan 1 haftayı ve gu¨n kavramını da Su¨merler geliştirmiştir. Gu¨nu¨mu¨zde takvimlerimizde kullandığımız ay adlarının bazıları Eski Mezopotamya’da kullanılan ay adlarından gelmedir. Örnek olarak; Şubat ve Eylu¨l ayları Akkad dilinde Şubatu ve Elulu; Su¨mer dilinde nisan ve temmuzise Nisanu ve Tammuz/Dumuzi’dir.

Sabit nesnelerin gölgelerinden yararlanılarak yapılan ilk gu¨neş saatleri de Su¨merler ve Babilliler tarafından yapılmıştır. Din ve mitolojiyle bağlantılı olarak Mezopotamyada astronomi de gelişmiştir, İ.Ö. 700’lerde gök gözlemlerine dayanarak burçları oluşturmuşlardır. Gök olaylarını da bu gözlemlere dayanarak hesaplayabilmektelerdi.

Tıp konusuna yaklaşımları hakkında da geniş bilgi sahibi olduğumuz Eski Mezopotamyalılar, hastalıkların kötu¨ ruhlar ve cinler sebebiyle oluştuğuna inanmaktalardı. Bu¨yu¨ dışında kimi doğal tedavi yöntemleri de denemişlerse de doğau¨stu¨ gu¨çlere olan inançları tıp konusunda gelişmelerini engellemiştir.

Yerleşik yaşama geçilmesinin ardından ihtiyaçlar dahilinde doğan, kanal yapımı, çömlekçilik, dokumacılık, kanalizasyon sistemleri gibi pekçok zanaat ve teknik Mezopotamya’da gelişmiştir.

Ulaşım için de deniz ve karayolu kullanılan Mezopotamya’da Basra Körfezi ve Akdeniz’e gemilerle seferler yapılıyor, karada İ.Ö. 3500’lerden itibaren tekerlekli araçlar kullanılıyordu.

İ.Ö. 7000’lerde başlayan çanak çömlek yapımı için elle şekillendirme kullanılırken İ.Ö. 4500’lerden sonra çömlekçi çarkının kullanılmaya başlaması u¨retimi hızlandırmış ve kaliteyi yu¨kseltmiştir.

Heykele de önem veren Mezopotamya toplumlarının erken dönem heykeller, kabartmalar, mu¨cevherat yapımı gibi el sanatlarıyla ve çömlekçi çarkı, araba tekerleği, yapı kemeri, yelkenli tekne gibi teknolojik buluşlarıyla gu¨nu¨mu¨z uygarlığına çok bu¨yu¨k katkıları olmuştur.

Su¨merlerle başlayan Zigguratlar ve saraylarla da Mezopotamya ku¨ltu¨ru¨ mimari pek çok eser oluşturmuştur.