Ünite 1: Erken Dönem Ortaçağ Avrupa Tarihi (395-1000)

Giriş

Roma İmparatorluğu ve Cermen Kavimleri

395 yılında I. Teodosios’un (379-395) ölümünden sonra Roma İmparatorluğu, oğulları Arkadius ve Honorius arasında ikiye bölünür.

Arkadius İstanbul merkez olmak üzere imparatorluğun doğusuna hükmederken, Honorius ise başkenti önce Milano daha sonra da Ravenna’yı seçtiği imparatorluğun batısını yönetir. Sonradan Bizans İmparatorluğu olarak adlandırılacak olan Doğru Roma İmparatorluğu 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesine kadar bin yıldan fazla ayakta kalırken, Batı Roma İmparatorluğu ise daha sonradan Roma devlet geleneğine sahip çıkmış olan Cermen halklarının saldırıları nedeniyle yüzyıl dahi varlığını sürdüremez.

Roma İmparatorluğu’nun Bölünmesi ve Batı Roma İmparatorluğu’nun Yıkılışı

395 yılından sonra Batı Roma İmparatorluğunun devlet yönetimini ellerinde tutanlar genç imparatorlar değil aslında ordu başkomutanları (Magister Militum’lar)’dır.

I. Teodosios’un ölümü, onun antlaşma yaparak imparatorluk arazilerine yerleştirdiği Cermen kökenli Vizigotların yeniden sorun çıkarmalarına yol açar. Genç imparatorların tecrübesizliğini fırsat bilen Vizigot kralı I. Alarik (395-410), tüm Trakya’yı talan ederek İstanbul önlerine gelir. Ordusu Milano’da olan Arkadius yüklü miktarda bir haraç ödeyerek Alarik ile anlaşır. Balkanlara kuvvetle yerleşen Alarik’in amacı, Vizigotların Dalmaçya ve günümüzde Avusturya ve Slovenya topraklarını içeren Norcium eyaletine yerleşme taleplerini cevapsız bırakan Batı Roma İmparatoru Honorius’u tahttan indirmektir. Üçüncü defa Roma üzerine yürüyen Alarik şehri ordusuna yağmalatır.

410 yılında Roma’nın Vizigotlar tarafından yağmalanması Batı Roma İmparatorluğu açısından sonun başlangıcı olmuş ve 476 yılında son imparator Romulus Agustulus’un (475-476) Cermen asıllı komutan Odoaker tarafından tahttan indirilmesi ile imparatorluk tarihe karışır. Böylece ilk çağ sona erer ve ortaçağ başlar.

Vizigotlar (Batı Gotları)

375 yılında Orta Asya’dan Avrupa’ya hareket eden Hunlar, Ostrogotları batıya doğru itince, topraklarını terk etmek zorunda kalan Vizigotların tecrübeli lideri Athanarik (369-382) Trakya’ya yerleşmek imparatorluğa başvurur; ancak Romalı idarecilerin kendilerini aşağılaması üzerine Ostrogotlar ile birleşirler ve Roma’ya saldırıp üzerlerine gelen Roma kuvvetlerini mağlup ederler.

I. Teodosios Gotlarla olan sorunu barış yoluyla çözer. 382 yılında Gotlar ile antlaşma yapılır ve Vizigotlar Pannonia’ya , Ostrogotların bir kısmı Trakya’ya bir kısmı da Anadolu’ya yerleştirilir. Bununla birlikte I. Teodosios’un 395 yılında ölümüyle I. Alarik idaresindeki Vizigotlar imparatorluğun başına dert olur, Roma’yı ele geçirir. Alarik’in ölümünden sonra Ataulf (410-415) dönemi başlar. İtalya’dan ayrılarak Güney Galya’ya çekilirler. Ataulf’un ardından kral olan Sigerik (415-418) döneminde Roma’nın yanında Vandallar, Alanlar ve Süevlere karşı mücadele ederler ve imparator Honorios, Vizigotlara Fransa’nın güneybatısında geniş araziler tahsis eder.

I. Theodorik (418-451) döneminde, başkenti Touluse olan Vizigot Krallığı’nın sınırları genişler. Roma ile antlaşma yaparak 451 yılında Chalons Savaşı’nda Hun hükümdarı Atilla’ya ve Ostrogotlara karşı savaşırlar. Bu savaşta Theodorik ölür

I. Theodorik’in oğlu Eurik (466-484) döneminde krallığın sınırları Güney ve Orta Galya ile neredeyse tüm İspanya’yı kapsamaktadır. Vizigotların ilk kapsamlı yazılı yasaları oluşturulur. Eurik’in yerini alan oğlu II. Alarik (484-507) döneminde Vizigotların karşısına amansız bir rakip olarak Franklar çıkar. Vouillé Savaşı’nda Franklara karşı ağır bir yenilgi alınır. Bu yenilgiden sonra İspanya’ya çekilen Vizigotlar bir süre Ostrogotların egemenliği altına girerler. Ancak Franklara karşı mücadele karşı devam eder. Başkent önce Barselona’ya sonra Toledo’ya taşınır. I. Rekarred (586-601) döneminde önemli bir gelişme olur ve Aryanist Hıristiyan olan Vizigotlar Katolikliğe geçerler.

711 yılında Guadalete Savaşı’nda Tarık bin Ziyad komutasındaki Arap ordusuna yenilirler ve 718’de bütün yarımada Emevilerin hakimiyetine geçerken, Vizigotlar Frank Krallığı’na sığınırlar.

Ostrogotlar (Doğu Gotları)

Ostrogotlar, Doğu Roma İmparatoru Markianos (450-457) ile yapılan antlaşmanın ardından Pannonia’ya yerleşirler. İmparatorluk ordusunda yüksek askeri makamlarda görev yapan liderleri zaman zaman anlaşmazlığa düştükleri yönetime başkaldırıp imparatorluk arazilerini yağmalarlar.

Doğu Roma İmparatoru Zeon (474-475/476-491), Batı Roma İmparatorluğu’na son vererek kendisi için tehlikeli bir rakip haline gelen Odoaker’ten, İtalya’yı geri alması konusunda ikna ettiği Theoderik sayesinde kurtulur, Odoaker ölür. Sicilya ve Dalmaçya da dahil olmak üzere tüm İtalya Ostrogot hakimiyetine girer. Theodorik, kısa süreliğine torunu Vizigot kralı Amalarik’in hamisi sıfatıyla İspanya’da da hüküm sürer.

Theodorik’in 526 yılında ölümüyle, Ostrogotlar eski güçlerini yitirirler ve İtalya’daki hakimiyeti zayıflar. Doğu Roma İmparatoru I. Iustinianos’un meşhur generali Belisarios, İtalya’nın birçok şehrini geri alır. Uzun süren direnmenin ardından Bizanslı diplomat Narsis’in ustaca stratejisi ile İtalya tamamen imparatorluğun hakimiyetine girer.

Vandallar

Doğu Cermen kavimlerinden olan Vandallar, sık sık Roma İmparatorluğu ile askeri temaslarda bulunur. Bir asır boyunca imparatorluk için bir tehlike oluşturmayan Vandallar bir anda ciddi bir tehdit haline gelirler. 401 yılında orta ve doğu Alpleri içeren Raetia eyaletini yağmalarlar. 406 yılının sonlarında, donmuş Ren Nehri’ni geçerek Galya ’ya girerler ve yakıp yıkarlar.

409 yılında Pireneleri aşarak İber Yarımadası’na giren Vandallar ve müttefikleri farklı bölgelere dağılırlar.

429 yılında Geiserik (428-477) idaresindeki Vandal ve Alan bakiyeleri, aileleri ile Cebel-i Tarık üzerinden Kuzey Afrika’ya geçerek burada bir krallık kurarlar ve yüz yıl boyunca bölgede hüküm sürerler. Bu süre içerisinde Akdeniz’deki neredeyse tüm sahil kentlerini donanmalarıyla yağmalarlar. Geiserik, Kuzey Afrika’daki bölgenin Bizans valisine karşı başarılı olup Kartaca’yı da ele geçirerek tüm Kuzey Afrika’ya hakim olur.

Doğu Roma İmparatoru I. Iustinianos, 533 yılında muzaffer komutanı Belisarios’u bölgeye gönderir ve önce Ad Decimum Savaşı ile Kartaca’yı alır; aynı yılın sonlarında Tricamarum Savaşı’nda yenilen Vandal kralı Gelimer’in (530-534) 534 yılı başında teslim olmasıyla Kuzey Afrika’daki Vandal hakimiyeti sona erdirir.

Lombardlar

İskandinav kökenli bir kavim olan Lombardlar, IV. yüzyılın ikinci yarısında önce Çek Cumhuriyeti ile Almanya’dan geçerek Kuzey Denizi’ne dökülen Elbe nehrinin doğu kıyılarından Avusturya’nın güneyine kadar inerler. Kral Audoin (546-560) zamanında Pannonia bölgesine gelen Lombardlar, imparator I. Iustinianos ile antlaşma imzalayarak Ostrogotlara karşı müttefik olan Bizans ordusuna yardımcı kuvvetler göndermişlerdir.

Audion’un ardından başa geçen oğlu Alboin (560-572) döneminde göç son bulur ve artık kalıcı olarak İtalya’ya yerleşirler. İtalya’da günümüze kadar devam eden Lombardia ismini bu bölgeye verirler; ancak Ostrogotlar gibi tüm İtalya’yı ele geçiremezler.

572 yılında Alboin’in ölümünün ardından tahta oturan Cleph de 574’te öldürülür. Ölümünün ardından “kralsızlık dönemi” başlar ve 36 dukalığa bölünen ülkede Lombard kralı, her biri kendi hakimiyet bölgesinde hüküm süren soylular tarafından seçilir. Çok başlılık ve merkezi yönetim ile dukalıklar arasındaki rekabet krallığın yıkılışına kadar devam eder. 774 yılında Frank kralı Şarlman, Verona’ya girerek son kral Desiderius’u tahttan indirir.

İtalya’ya geldiklerinde eski pagan inançlarını sürdüren Lombardlar, Pannonia bölgesinde Hıristiyanlıkla ve Aryanizim tanışırlar; ancak VII. yüzyıldan sonra Papalığın çabası ve zorlaması ile Katolikliği benimserler.

Erken Ortaçağ Avrupası’nda Orta Asyalı Kavimler

Avrupa Hunları

Orta Asya’dan ayrılarak batıya gelen ilk Türk kavmi olarak kabul edilen Hunlar, Kavimler Göçü’nü başlatmışlardır. Cermen kavimlerinin batıya doğru hareketine sebep olmuşlar, Doğu ve Batı Roma imparatorluklarının kaderini belirlemişler, Alanları mağlup edip Ostrogotları yurtlarından sürmüşlerdir. Bir yandan Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru ilerlerken, diğer bir yandan da Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya girerek Antakya ve Urfa’ya kadar ilerlemişlerdir.

Uldin döneminde Hunlar, Karpatları aşarak bugünkü Macaristan sahasını zapt ederler. Bu devirde Doğu Roma’yı baskı altında tutmaya çalışırken diğer yandan Batı Roma İmparatorluğu ile ittifak yapma yolunu seçerler.

Atilla (434-453) döneminde, bütün boylar birleştirilerek, sınırları Danimarka’dan İran’a kadar uzanan merkezi bir imparatorluk vücuda getirilir. 434 yılındaki Margus Antlaşması ile Doğu Roma İmparatorluğu’nu haraca bağlayan Atilla zamanla barış için ödenen vergiyi arttırır.

451 yılında Fransa’da yer alan Champagne bölgesindeki Chalons Savaşı’ndan bir yıl sonra İtalya’ya giren Atilla karşısında Roma ordusu hiçbir şey yapamaz. Roma’yı yağmalamak yerine Papa I. Leo (440-461) başkanlığındaki Roma heyeti ile antlaşma yaparak geri döner.

Macaristan’daki merkezine dönen Atilla, ilk iş olarak Doğu Roma İmparatoru Markianos’a elçiler göndererek yüklü miktarda haraç talep eder; ancak güzelliği ile meşhur Ildiko adlı bir kadınla evlenen Atilla gerdek gecesi şiddetli bir burun kanaması sonucu ölür.

Atilla’nın ölümünün hemen ardından Hun İmparatorluğu parçalanır. Devlete bağlı Cermen kavimleri harekete geçer. Hunlar, Atilla’nın en büyük oğlu olması dolayısıyla tahta oturan Ellak’ın hayatını kaybettiği Nedao Savaşı’nda Gepid kralı Ardarik’e mağlup olurlar. Atilla’nın geride kalan iki oğlu Dengi ve İrnek Karpatlar’ı aşarak Karadenizin kuzeyine yerleşip Doğu Roma İmparatorluğu’na barış teklifinde bulunurlar, ama bu talep ciddiye alınmaz. 468’de yapılan savaşta Dengizik esir alınır ve İstanbul’da idam edilir.

İrnek idaresindeki Hunlar ise doğudan Ogurlar tarafından sıkıştırılınca İstanbul yönetimiyle uzlaşarak imparatorluğun bir tebaası haline gelirler.

Avarlar

VI. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar Doğu Avrupa tarihinde önemli rol oynayan Avarların etnik kökeni meselesi bugün dahi tartışılan bir konudur.

Göktürkler’in idaresi altına girmek istemeyen Avarlar yaşadıkları bölgelerden ayrılarak Aral Gölü ile İtil Irmağı arasındaki sahaya yerleşirler. Alanlar sayesinde Doğru Roma İmparatorluğu ile temasa geçerler. 558 yılında İstanbul’a gelen Avar elçilik heyeti ile imparator I. Iustiniaos yapılan görüşmeler sonucunda yıllık bir miktar ücret karşılığında Bizans İmparatorluğu’nun düşmanlarına karşı savaşmayı kabul ederler.

Slav ve Bulgar topluluklarını hakimiyeti altına alan Avarlar, kısa süre içerisinde Karadeniz’in kuzeyindeki bölgeleri tamamen denetim altına almayı başarırlar. 561 yılında Bayan Han idaresinde Pannonia’ya kadar ilerlerler. İmparator I. Iustinianos ve daha sonrasında II. Iustinianos ile de istekleri konusunda anlaşamayınca kuzeybatıya yönelen Avarlar, Franklara saldırırlar ve Frank kralı Sigibert (561-575) esir düşer; ancak yüklü miktarda fidye öder ve Avarlar ile barış imzalar. 567’de Lombardlar ile de ebedi barış antlaşması imzalarlar. Bugünkü Belgrad’ı zapt ederler.

626 yılında müttefiki olduğu Sasani hükümdarı II. Hüsrev’in ordularıyla Avrupa yakasından Bizans başkentini kuşatırlar, ancak başarısız olurlar.

Bu başarısızlığın ardından güç kaybetmeye başlarlar. Franklar ile tekrar savaşmaya başlayan Avarlar’ın 796’da merkezi düşer. 805 yılında Avar kağanı Hıristiyanlığı kabul eder ve 811 yılında kağanlığın son bulduğu kabul edilir.

Merkezi Avrupa

Merovenjler

Bir Cermen kavmi olan Franklar, M.S. III. yüzyılda Asıl Franklar ve Salian Franklar olarak iki ana kola ayrılmış durumdaydılar. Frank Krallığı’nı kuran Merovenj kralları Salian Franklarının soyundandır. Hanedana ismini veren Merovech (Meroveé), asıl Frank Krallığı’nın Kurucusu I. Clovis’in (481-511) dedesidir.

Morevech’in oğlu I. Childerik (458-481) Roma İmparatorluğu’nun müttefiki olarak Vizigotlara karşı savaşır, Anglo-Sakson korsanları bozguna uğrattığı gibi İtalya’yı yağmalamayı düşünen Alamannilere karşı da zafer kazanır.

Childerik’in oğlu I. Clovis (481-511) karısı Clotilde’nin etkisi ile Hıristiyanlığı kabul eder ve Avrupa’nın ilk Katolik kralı olur.

511 yılında I. Clovis’in ölümünden sonra krallık, oğulları arasında bölüşülür ve birden fazla krallık dönemi başlar. 679-751/752 yılına kadar olan dönemde iktidarda tek Merovenj kralı bulunur; ancak sonraki gelişmelerle hanedan sona erer.

Şarlman (Charlemagne/Charles The Great) ve Ardılları

Papa Zachary’nin 751’de Saray Nazırı olan Pépin’i, Frankların kralı ilan etmesiyle, adını hanedanın en büyük temsilcisi Şarlman’dan alan Karolenj hanedanı dönemi başlar. 800 yılına gelindiğinde Şarlman, Papa III. Leon’un elinden giydiği taç ile Kutsal Roma İmparatoru ilan edilir.

Frankların koruması altına giren Katolik Papalık, İstanbul Ortodoks Kilisesi’nin rakibi olur.

Şarlman, iktidarı boyunca düzenlediği 50’den fazla seferle ortaçağın en büyük imparatorluklarından birisini meydana getirmeyi başarır

Frankça’nın dışında Latince de konuşabilen ve Yunanca’yı anlayan Şarlman, ağırlık ve uzunluk ölçülerinde reformlar yapar ve Avrupa’da uzun süre geçerliliğini koruyan bir para sistemini geliştirir. Onun iktidarı eğitim, mimari, idare sistemi, ekonomi, hukuk ve dini alanlarda reformların yaşandığı “Karolenj Rönesansı”nın başladığı dönemdir.

814 yılındaki ölümünden sonra imparatorluk, halefleri arasında 843 yılında imzalanan Verdun Antlaşması ile üç torunu arasında Batı Frankia, Orta Frankia ve Doğu Frankia olarak paylaştırılır.

Şarlman’ın büyük ülküsünü yeniden dirilten ise Saksonyalı Avcı Henry’nin oğlu, “Alman Kralı” ilan edilen I. Otto’dur (936-973). Sakson İmparatorları diye anılan sülale 1024 yılına kadar Doğu Frank Krallığını yönetir. Babasının ölümüyle tahta geçen I. Otto 2 Şubat 962’de Papa tarafından taç giydirilerek Kutsal RomaCermen imparatoru ilan edilir ve 1806 yılındaki Napolyon savaşlarına kadar yaklaşık dokuz asır varlığını sürdürür.

İspanya’da Müslüman hakimiyeti

711 yılında Emevi komutanı Tarık bin Ziyad komutasındaki on iki bin kişilik İslam ordusu, İspanya’nın güneyine çıkar. Vizigot Kralı Roderik ile arası açık olan Vizigot Krallığı’nın Sebte valisi Julianus’un yardımı olmuştur. Guadalete Savaşı’nda Tarık bin Ziyad kral Roderik’i mağlup eder ve Müslümanlar Cordoba (Kurtuba) ve Vizigot Krallığı’nın başkenti Toledo’yu (Tuleytula) ele geçirir.

Emevilerin günümüzdeki Afrika sahillerini içine alan İfrikıyye’nin valisi Musa bin Nusayr, bir yıl sonra, on sekiz bin kişilik bir ordu ile bizzat İspanya’ya gelir ve Sidonia (Şuzune, Medina), Carmona (Karmune), Sevilla (İşbiliyye), Merida (Maride), Reyyo, Gırnata, Murcia (Mursia)’yı ele geçirir. Toledo’da birleşen iki ordu 713’te kuzeye doğru ilerler. Başkens, Barselona (Barşelune), Saragosta (Zaragoza) Müslümanların hakimiyeti altına girerken birkaç yıl içinde Güney Fransa’ya kadar ilerlerler.

714’te Musa bin Nusayr Şam’a geri döner ve bu tarihten sonra Endülüs Emevi Devleti kurulana kadar yönetim Şam’daki Emevi hilafetine bağlı valilerin elindedir. Fetihler, valiler döneminde de devam eder ve İslam orduları Pireneleri de aşarak Paris’e kadar ilerlerler; ancak Şarlman’ın dedesi olan Charles Martel komutasındaki Frank ordusuna mağlup olunca bir daha Pireneleri geçemezler.

İspanya’daki Müslüman varlığı 1492’ye kadar devam eder.

Kuzey, Batı ve Doğu Avrupa

Anglo-Sakson İngiltere

Anglo-Sakson tabiri V. yüzyılın ilk yarısından itibaren Britanya’nın doğu ve güney kesimlerini istila eden Cermen kavimlerini ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Adadaki siyasi oluşumları temsil eden ve ortak yönetim manasındaki heterarşiyi oluşturan yedi krallıktan (Wessex, Essex, Sussex, Doğu Anglia, Kent, Mercia ve Northumbria) hiçbirisi Dan akınlarına karşı koyamaz. 871’de Danları mağlup eden Wessex kralı Büyük Alfred tüm Güney İngiltere’nin kralı olur ve daha sonra onun soyundan gelen krallar, Danları birleşik bir krallığın idaresi altına almayı başarırlar; ancak daha sonra İngiltere Danimarka Krallığı’nın bir parçası haline gelir ve 1066 yılında Fransa’nın kuzeyinde hüküm süren Normanların lideri Fatih William’ın Hasting Savaşı’ndaki zaferle İngiltere’de Norman hakimiyeti başlar.

Vikingler

Norveç, İsveç ve Danimarka gibi yerlerden gelen İskandinavya’nın savaşçı, tüccar ve korsan halkı olan Vikingler, VII. yüzyıldan itibaren anavatanlarından ayrılarak iki yüzyıl boyunca Avrupa’dan Asya’ya kadar geniş bir sahada faaliyetlerde bulunmuşlar ve korku salmışlardır.

Varanglar olan İsveçliler, Rusya’nın kuzeybatısına hatta İstanbul’a kadar gelirken, Danlar ve Norveçliler ise İrlanda, Almanya, Fransa ve İspanya kıyılarına kadar olan geniş coğrafyada dehşet saçmışlardır.

Slavlar

Hint-Avrupa ailesine mensup olan Slavlar zaman içerisinde Ortodoksluğu, Katolikliği, Protestanlığı ve Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Slav halkları genel olarak Doğu Slavları (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslar), Batı Slavları (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar) ve Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler vd.) olarak üçe ayrılır.

Göktürk Devleti’nin kurulmasının ardından batıya gelen Avarlar, Slav topluluklarını idareleri altına alırlar ve Bayan Han döneminde sınır güvenliğini sağlamaları amacıyla çeşitli yerlere göç ettirilmişlerdir. Avar hakimiyetinden sonra Doğu Slavları, VII. ve X. yüzyıllar arasında Karadeniz’in kuzeyindeki bölgelere egemen olan Hazar Devleti’ne tabi hale geldiler. Bu iki Türk kavminin Slavların üzerinde büyük etkisi olmuştur.

Rusya

Değişik dönemlerde farklı kavimlerle karışan Rus Devleti’ni asıl meydana getiren halk Doğu Slavlarıdır.

Rus tarihinin başlangıcı İskandinav kökenli Vareglerin Başbuğu Rurik’in 856 yılında Kuzey Rusya’daki İskandinav kolonilerinde düzeni sağlamak için önce Ladoga Gölü civarına sonra da Velikiy Novgorod’a yerleşmesi olarak kabul edilmektedir.

Svyatoslav döneminde Kiev Knezliği güç kazanır. Gerçek manada yönetimi ele alana kadar kendisine vekalet eden annesi Olga’nın Ortodoksluğu kabul etmesiyle Bizans İmparatorluğu’nun Rusya sahasındaki etkisi başlamış olur.

Türk kökenli Peçeneklere karşı mücadelesi sonrasında Bizan İmparatorluğu ile arası açılır. Peçeneklerin bir başka saldırısı sonrasında Svyatoslav hayatını kaybeder ve Rusya sahasında prenslikler ortaya çıkar.

Polonya

Slavların anayurdu kabul edilen Vistül ve Oder nehirleri arasındaki bölgede, Batı Slavları tarafından kurulan Polonya Krallığı, Ortaçağ Avrupası’ndaki bir diğer siyasi organizasyondur. Polonya tarihinin resmi başlangıcı Piast hanedanının kurucusu Mieszko’nun (962-992) 966 yılında Hıristiyanlığı benimsemesi olarak kabul edilmektedir.