Ünite 3: Engellilerin Rehabilitasyonu ve Toplumsal Yaşam

Engellilerin Rehabilitasyonu

Rehabilitasyon, doğuştan ya da sonradan hastalık, kaza ve yaralanmalar nedeniyle bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlığı geçici ya da devamlı bozulmuş, kendi kendini idare, davranış ve çalışma yeteneklerini kaybetmiş bir kişinin yeniden fonksiyonel yeteneklerini tıbbi, psikolojik, ekonomik, sosyal ve mesleki yönden en yüksek seviyeye kadar yükseltilmesini ve bu durumdaki hastanın yeniden yaşama adaptasyonunu sağlamasını amaçlayan çok amaçlı tedavi ve koordine tedbirlere yönelik çalışmalardır.

Rehabilitasyon faaliyetleri, engelli bireylerin normal insanların dünyasına adım atmasını sağlayacak en önemli faaliyetler olup kısaca engellilerin toplumla bütünleşmesi, uyum göstermesi ve insanca yaşamalarının sağlanmasıdır. Ayrıca bireyin yeterli eğitim olanaklarından yararlanabilmeleri, meslek sahibi olabilmesi yani sosyal ve ekonomik olarak bağımsızlaşması ile tamamlanır. Engellilere götürülecek rehabilitasyon hizmetlerinin özellikleri şu şekilde belirtilebilir:

  • Engelliye, kendine yeterli olması, toplumla kaynaşması, insan haysiyetine yaraşır hayat şartlarına sahip olması konusunda kendisine imkânlar sağlamak.
  • Engellinin kendine karşı olan güvenin sağlanmasına, engeli ile birlikte yaşamasına, toplumun sosyal ve ekonomik hayatına katılmasına yardımcı olmak.
  • Tıbbi yardımlar yapmak, mesleki eğitim ve işe yerleştirme bakımından, engellilerin engelleri sebebiyle uğradıkları eşitsizliği düzeltmek, fırsat eşitliği çerçevesinde kendilerine uygun çalışma ortamını hazırlamak.

Tıbbi Rehabilitasyon

Tıbbi rehabilitasyon; kişinin fonksiyonel yeterliliğini, mümkün olan en yüksek düzeyine çıkarmak için uygulanan klinik tedavi, fizik tedavi, tıbbi yetersizlikler, uğraşı tedavisi, konuşma tedavisi, ortopedik cihaz ve protez kullanması ile kişinin rehabilitasyon sürecine engel olacak psikolojik ve sosyal güçlüklerini azaltarak ya da ortadan kaldırarak onun topluma entegrasyonunu amaç edinen rehabilitasyon hizmetleridir. Bir diğer ifade ile engellinin tıbbi yöntemlerle ve araçlarla fiziki kapasitesini arttırarak, günlük yaşamda mümkün olan maksimum fonksiyonla bağımsızlığa ulaşmasını sağlayarak, hayati fonksiyonlarını yerine getirmeye yönelik çalışmalardır.

Tıbbi rehabilitasyon,

Tıbbi bakım ve tedavi süresince kişinin fonksiyonel ve psikolojik yeteneklerini geliştirmeyi ve onu aktif hayata yönlendirmeyi amaçlar. Tıbbi rehabilitasyon, rehabilitasyon faaliyetleri içinde öncelik taşır. Çünkü buradaki başarı, sonraki aşamalarda temel teşkil eder. Örneğin, ellerinden birini kaybetmiş bir kişiye daha önce iki elini kullanarak yaptığı işler tek elini kullanarak yapacağı özel yöntemler öğretilerek yeniden yaptırılır.

Yaşamı kolaylaştırıcı yardımcı araçlar ile bağımsız hareket teknikleri öğretilir. Böylece kaybedilen fonksiyonlarının hiç olmazsa bir kısmını kazandırarak bireyin sosyal yaşama katılımı ve mesleki eğitimden yararlanabilmesine imkân tanınmış olur.

Sosyal Rehabilitasyon

Sosyal rehabilitasyon, ekonomik ve sosyal güçlükleri gidererek kişinin aile, toplum ve is hayatına uyumunu sağlamayı amaçlar. Bir diğer ifade ile sosyal rehabilitasyon, engellinin gerek günlük işlerinde gerekse geleceğine ilişkin düşünce ve faaliyetlerinde onu hem özel hayatına hem de iş hayatına ruhsal açıdan hazırlamaktır.

Tıbbi rehabilitasyon, sosyal ve mesleki rehabilitasyondan ayrılamamaktadır. WHO’nun tanımına göre sosyal rehabilitasyon: Toplam rehabilitasyon sürecini zora sokabilen ekonomik ve sosyal yükümlülükleri azaltmak; engelli bireyin ailesinin, toplumun ve mesleğinin taleplerinin engelli bireye göre ayarlanmasına yardımcı olmak yoluyla topluma katılımını amaçlayan rehabilitasyon sürecinin bir parçasıdır. Engelli bireylerin toplumdan uzaklaşmasını önlemek amacıyla bu bireylerin, çeşitli toplumsal ve ulaşım olanaklarından yararlanmalarının sağlanması gerekmektedir.

Sosyal rehabilitasyonda, çevre, sosyal ve kültürel etkinlik ile ilgili binalardaki mimari engellere yönelik çalışmalar yapılmalı, engellinin sosyal aktivitelere katılımı desteklenmelidir. El aktiviteleri ve sosyal hayata uyum için engellilerin rahatlıkla gidebilecekleri sosyal kulüpler ve diğer organizasyonlar tasarlanmalıdır. Tıbbi ve mesleki rehabilitasyonda olduğu gibi, sosyal rehabilitasyon da ekip çalışmasını gerektirmektedir. Gelişmiş ülkelerde rehabilitasyon merkezleri ve rehabilitasyon birimleri olan hasta-nelerden hizmet alamayan kırsal kesimler için toplum temelli rehabilitasyon projeleri hayata geçirilmektedir. Böylece engelli kişi, ailesi ve toplum üyelerine, engelliler ve rehabilitasyondaki beceriler konusunda geniş bilgi transferi sağlanması amaçlanmaktadır.

Mesleki Rehabilitasyon

Mesleki rehabilitasyon, fiziksel ya da zihinsel engeli olan kişilerin yararlı bir iş yapabilmeleri, kendi kendilerine daha yeterli olmaları ve parasal yardıma daha az ihtiyaç duymaları amacıyla eğitilmeleridir. Tıbbi rehabilitasyonun uzun bir tarihçesi olmasına karşılık mesleki rehabilitasyon, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra harp malulü engellilerin topluma kazandırılması, tüketici değil, üretici duruma geçip bağımsız hâle getirilebilmesi için yapılacak çalışmalara verilen önemle başlamış ve Uluslararası Çalışma Örgütünün tavsiye kararları bugüne kadar devam etmiştir. Rehabilitasyon programları; engellinin, kendi kendilerine yeterli duruma getirilmesi amacıyla verilen koordine hizmetler bütünü olduğuna göre, engellilerin gerçek anlamda rehabilitasyonu, tıbbi bakım ve tedaviden fonksiyonel özellikleri ve yeteneklerinin arttırılmasına, özel eğitimden meslek ya da iş edinerek ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarına kadar uzanan çok yönlü koordine programların geliştirilmesi ve uygulanmasını gerektirir.

Engellilerin Toplumsal Yaşama Katılımlarını Etkileyen Faktörler

Engellilerin toplumsal bütünleşmesi de okulda, iş yerinde, sosyal aktivitelerde, cadde ve sokakta diğer normal vatandaşların haklarına sahip bireyler olarak onlarla birlikte hayat sürmesi demektir. Toplumsal bütünleşme kavramı genellikle ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın karşıtı anlamındadır. Son zamanlarda sosyal dışlanma veya ayrımcılıktan sıkça söz edilmektedir. İnsan hakları, demokrasi, katılım, paylaşım, aidiyetler ve kimlik sorunu, gelir dağılımı, alt sınıflar gibi kavramların sözü edildiği yer ve zamanlarda hep gündeme gelmiştir. Sosyal dışlanma; eşitsizlik, güvensizlik ve eğretiliğe (üstün körü) ilişkin bir yaklaşımdır. Sosyal ilişkilerden, etkileşimlerden tamamen kopmadır. Sosyal dışlanma, yoksulluk ve ayrımcılık adları ile de anılmaktadır. Bir bakıma fiziksel, ruhsal ve toplumsal bir engellilik hâlidir.

Ayrımcılık

Ayrımcılık Kavramının Tanımı Uluslararası örgütlerin ve organların ayrımcılık tanımları incelendiğinde bazı farklılıklar görülmektedir. Bazı uluslararası sözleşmeler doğrudan ayrımcılık tanımı üzerinden yasaklar getirirken bazı sözleşmeler eşit davranma ilkesine atfen ayrımcılık yasağının çerçevesini çizmektedir. Bunun nedeni, ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesinin “özünde aynı ve tek ilkenin olumlu ve olumsuz iki yüzünü anlatan ilkeler” olmalarıdır. “İnsan hakları komitesi”nin ayrımcılık tanımı, özellikle ırk, renk, cinsiyet dil, din, siyasal veya başka görüşler, ulusal veya siyasal köken, servet, doğum veya başka her tür durum temeline dayanan ve insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tümünün herkes için eşitlik koşulları içinde tanınmasını, yararlanılmasını veya kullanılmasını tehlikeye sokan veya ortadan kaldırma sonucu doğuran ve amacı taşıyan her türlü farklılık dışlama, kısıtlama veya yeğlemeyi kapsamalıdır” şeklindedir.

Ortaya Çıkısı Biçimine Göre Ayrımcılık Türleri

Dünyada, çalışma hayatında milyonlarca insan yeteneklerine veya işin koşullarına bakılmaksızın farklı özelliklerinden dolayı ise kabul edilmemekte, belirli mesleklerle sınırlandırılmakta veya düşük ücretle çalıştırılmaktadır. Ayrımcılık, istisnai bir durum değildir. İş yerinde, hâkim olan sosyal ve kültürel değerlerin normlara dayandırılarak uygulandığı sistematik bir fenomendir. Ayrımcılık türleri arasındaki ayırım, bu sorunun nasıl anlamlandırılacağı konusunda ışık tutmaya yardımcı olmaktadır. Uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve akademik literatür incelendiğinde farklı ayrımcılık türleri ortaya çıkmaktadır.

Doğrudan Ayrımcılık : ILO’ya göre; doğrudan ayrımcılık, kanunlar, politikalar ve/veya uygulamalarla kişi veya grupların farklı özelliklerinden dolayı açık bir şekilde dışlanması hâlinde ortaya çıkar. AB direktiflerine göre ise “Topluluk, hukuk düzeninin yasakladığı bir ölçüte dayanan bir önlem alınmasını doğrudan ayrımcılık olarak tanımlamıştır.” Bir kadının hamile olması nedeni ile ise alınmaması veya isten çıkarılması doğrudan ayrımcılığa bir örnektir.

Dolaylı Ayrımcılık: Görünüşte yanlı olduğu anlaşılmayan düzenleme ve uygulamaların, sonuçları itibarıyla farklı özellikleri olan gruplarda (cinsiyet, dil, din, sosyal köken gibi) eşitsizlik yaratmasıdır. Örneğin, hafta sonlarında veya mesai saatleri dışında eğitim kursları düzenlemek, kursla ilgilenen ama ailevi sorumluluklarından dolayı katılamayan çalışanları dışlayarak onların kariyer beklentilerinin riske atmak dolaylı da olsa bir ayrımcılıktır. Uygulamaların dolaylı ayrımcılık sayılıp sayılmayacağı belirlemek ise doğrudan ayrımcılık gibi her zaman kolay değildir. Dolaylı ayrımcılık ulusal kültür ve toplumsal yaşam normlarına göre de değişebilmektedir.

Sistematik Ayrımcılık: Belirli gruplara üye olan dezavantajlı kişilere karşı kurumsallaşmış yapılar, politikalar, uygulamalar ve gelenekler sistematik ayrımcılığı oluşturur. Dezavantajlılara yönelik farklı veya ikinci derece koşullar, eğitim, ulaşım ve diğer hizmetlerde yetersizlikler bu tür ayrımcılığa girmektedir.

Taciz: AB direktiflerinde taciz, “bir kişinin onuruna zarar verme ve onu yıldırma, ona karsı düşmanca, aşağılayıcı, küçük düşürücü veya saldırgan, bir çevre yaratma amacı taşıyan veya etkisi olan (sonucu olan) istenmeyen bir davranış” olarak tanımlanmaktadır.

Cinsel Taciz: Kişinin sözlü, fiziksel veya görsel olarak aşağılayıcı, küçük düşürücü, düşmanca veya saldırgan davranışlara maruz kalması, onurunun kırılması ve bunların cinsel içerikli davranışlar olması durumunu ifade etmektedir.

Emirle Ayrımcılık: Bu tür ayrımcılık ise kişi veya kişilere talimat ve emir yolu ile ayrımcılık uygulatılmasını ifade etmektedir.

Mağduriyet Kaynaklı Ayrımcılık: Ayrımcılığa uğramış bir kişinin bu mağduriyeti resmî olarak mahkemeye taşıması veya örgüt içi kanallar aracılığı ile yönetime şikâyet etmesi sonrası çalıştığı kurumda ayrımcı davranışlara maruz kalmasıdır.

Dışlanma

Sosyal dışlanma kavramı, toplumla bütünleşme sağlayacak ekonomik ve sosyal birtakım haklardan ve kaynaklardan yoksun olmak anlamına gelmektedir. Sosyal dışlanmayı, “insanları toplumsal yaşamdan uzaklaştıracak düzeyde maddi ve manevi yoksunluk içinde olmaları, haklarını ve yaşamlarını koruyacak, onları destekleyecek her türlü kurum kuruluştan ve sosyal destekten yoksun oldukları nispette katlanarak büyüyen dinamik bir süreç” olarak tanımlamıştır.

Engellilerin Dışlandıkları Alanlar

Engelli bireylerin toplumda algılanış biçimi, kültürden kültüre farklar göstermekle birlikte, engelli bireylerin genel olarak toplumdan dışlandıkları söylenebilir. Burcu (2011)’nun Ankara’da yapmış olduğu çalışmada toplumsal yapımızda engelli bireye ilişkin olumsuz bir kültürel resim çizildiği ve bu durumun engelli olmayanların sosyo-demografik özelliklerine göre değişebildiği saptanmıştır. Özbulut ve Özgür Sayar (2009) da yapmış oldukları çalışmada, engelliler ve ailelerinin psiko-sosyal ve ekonomik olarak toplumla çeşitli şekillerde bütünleşme yaşayamamakta olduğunu bulmuşlardır.

Ekonomik Alanlar

Engelli bireylerin toplumda hangi alanlardan dışlandığına bakacak olursak, öncelikle ekonomik alanda yaşanan zorluklar akla gelmektedir. Yapılan araştırmalar; dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme, gelişmiş/endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Ülke nüfusunun dörtte biri açlık sınırının altında yaşarken en-gelli nüfusun dörtte ikisi açlık sınırının altında yaşamaktadır.

İstihdam

Ekonomik alanda yaşanan zorlukların bir nedeni, engelli bireylerin istihdam alanında yaşadığı zorluklardır. Engelli bireylerin iş bulmakta zorlandıkları ayrıca iş bulsalar bile düşük ücretli ya da sosyal güvencesiz işlerde çalıştırıldıkları bilinmektedir. Engelli bireyler, engelli memur seçme sınavına giriş koşullarını sağlamalarının yanı sıra kurum ve kuruluşların sağladığı %3’lük kotadan istedikleri kadrolara ulaşmaya çalışmaktadırlar. Özel sektörde ise kurumlar engelli ya da eski hükümlü bireyleri çalıştırmaktansa, para cezası ödemeyi tercih edebilmektedirler. Ayrıca engel türüne göre ayrım yapabilmektedirler. Şöyle ki zihinsel engelli bireylerin yerine görme engelli ya da ortopedik engelli bireyleri çalıştırmayı daha uygun bulmaktadırlar.

Çalışma Yaşamında Karşılaştıkları Ayrımcılık

Engelli bireylerin çalışma yaşamına katılmalarında yaşadıkları sıkıntıların yanı sıra, çalışma yaşamında karşılaştıkları ayrımcılık ve dışlanma da onları etkilemektedir. Yapabileceklerinden düşük seviyede işler verilmesi, iş arkadaşları tarafından istenmeme gibi süreç-ler engelli bireyleri çalışma yaşamında zorlamaktadır. Engelli bireylerin çalışması için özel olarak tasarlanmış korumalı iş yerleri ülkemizde yoktur. Korumalı iş yerlerinin olmaması, engelli bireylerin istihdam alanından dışlanmasına neden olan bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.

Aile İçinde Engelli Bireyin Olması

Engelli bireylerin ekonomik yoksunluk içinde olmasının bir başka nedeni, aile içinde engelli bir birey olmasının ailede en az bir kişinin engelli bireyin bakımını üstlenmesi ne-deniyle çalışamamasıdır. Bunun dışında, engelli bireylerin ve ailelerinin, sağlık sorunları yanında, gündelik yaşamlarını sürdürürken ihtiyaç duydukları birtakım olanak ve ekipmanları da kapsayabilen ek maliyetleri üstlenmek durumunda kaldıkları belirtilmektedir.

Engelli Bireyin Bakım Hizmetlerinden Yararlanma Durumları

Engelli bireylerin yararlandığı bakım hizmetleri açısından sosyal dışlanmayı ele aldığımızda ise karşımıza birtakım zorluklar çıkmaktadır. Günümüzde kurum bakımında kalan engelli birey sayısının azaltılması hedeflenerek evde bakım hizmetlerinin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Ancak evde bakım sisteminin sadece maddi yönü ön plandadır, bakım verenlere yönelik psiko-sosyal destek ve eğitim programları bulunmamaktadır. Bunun yanında, bakım verenlerin dinlenme gibi çeşitli ihtiyaçları düşünülmemektedir.

Sağlık Hizmetlerine Erişememe

Engelli bireylerin bir başka sorun alanı sağlık hizmetlerine erişememedir. Sağlık hizmetlerine erişimde hem ulaşım sisteminden kaynaklanan sorunlar hem de sağlık sisteminden kaynaklanan sorunlar yer almaktadır, engelli çocukların sağlık sorunlarının yaşıtlarından daha fazla olduğunu, buna rağmen engelli çocuğa sahip ailelerin sağlık hizmet alımında güçlük yaşama sıklığını üç kat daha fazla bildirdiklerini ifade etmişlerdir.

Rehabilitasyon

Engelli bireylerin ihtiyaç içinde olduğu bir başka alan da rehabilitasyondur. Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir.

Fiziksel Çevrenin Yetersizliği

Engelli bireylerin toplumla bütünleşmesindeki en büyük engellerden biri, fiziksel çevrenin engelli bireylerin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmamış olmasıdır. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha birçok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır.

Damgalanma

Damgalama, bazı birey ve gruplara karşı toplumun tavır alması, onları toplumdan dışlamasına kadar giden davranışlar bütünüdür.

Psikolojik damgalama (stigmatizasyon), kişinin içinde yaşadığı toplumun “normal” saydığı ölçülerin dışında sayılması nedeniyle toplumu oluşturan diğer bireyler tarafından, kişiye saygınlığını azaltıcı bir atıfta bulunulmasıdır. Bu konudaki ilk araştırmacılardan biri olan Goiman stigmayı ‘daha az değer verme davranışı, bu etiketi taşıyan insanların daha az istenebilir ve neredeyse insan gibi idrak edilmemesi’ olarak tarif etmiştir.

Sağlık (Ruh Sağlığı ve Cinsel Sağlık)

Engellinin engelinden kaynaklanan psikolojik çöküntü, kendilerini yaşamdan uzaklaştırmada etken olmaktadır. Hele doğal afetler ve savaşlar sonucu bedensel uzuvlarını yitiren kişilerin ciddi düzeyde psikolojik sorunlar yaşadıkları bilinmektedir. Bu kişilerin yaşadıkları duygusal şokla baş edebilmeleri, ileriye yönelik ümitsizlik, kaygı, geleceğe güvenle bakamama gibi tehditler altında yaşamak durumunda kalmaları, tıbbi tedavi ve rehabilitasyonu da geciktirmektedir.

Engellilerin Ruh Sağlığı

Engellinin ruh sağlığının yerinde olması, yaşamın, iş ve eğitim hayatının yarattığı engellerin üstesinden gelecek duygusal gücün olduğu, stresle başa çıkabilir ve yaşamında herhangi bir sorunla karşılaştığında onu çözüp yoluna güçlü bir şekilde yürümesi anlamına gelir.

Engelli bireylerin yaşadığı bazı ruhsal sorunlar şu şekilde belirtilebilir:

  • Anksiyeteye bağlı sıkıntılar; anksiyete (kaygı) ve veya panik atak, uyku bozuklukları, baş ağrıları, sindirim sistemi şikâyetleri, kısıtlı dikkat süresi, dalgalı motivasyon, kendini yönetememe, bunalım hissi içinde olma, fiziksel rahatsızlık duygusu, ateşin çıkması, avuçlarda terleme, çarpıntı.
  • Depresyon şikâyetleri; kötü ruh hâlleri, motivasyon eksikliği, boşluk hissi, içine kapanma, iştah değişiklikleri, kendine bakmama, kendinden nefret etme durumu, kendini incitme ve öldürme arzusu.

Depresyon Sağlıklı insanlar, istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan olaylar karşısında, sıkıntı, üzüntü, keder gibi duygusal tepkiler verdiğinde, bu duygular depresif duygular olarak tanımlanır. Depresif duygular hayatın normal bir parçasıdır. Gündelik hayatın getirdiği keyifsizlik ve moral bozukluğunu depresyondan ayıran şey depresyondaki belirtilerin şiddeti ve süresidir.

Depresyonun Belirtileri

Bir beyin hastalığı olarak depresyon, beynin işlevlerinde bozulma ve düzensizliklerin yansıması olarak duygu, düşünce, davranış ve bedensel işlevlerde bozulmanın ortaya çıktığı belirtiler kümesidir. Her hastada tüm belir-tiler bir arada olmayabilir. Depresyonun temel belirtileri arasında; karamsar ve kederli duygu durumu, kötümser düşünce içeriği, umutsuzluk, çaresizlik hisleri, hayattan zevk alamama, ilgi kaybı, tahammülsüzlük, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı, enerji azlığı, uyku ve iştah düzensizliği yer alır.

Cinsel Sağlık

Engellilerin cinselliği yaşamaları toplumsal kurallar ile çepeçevre yasaklanmış bulunmaktadır. Hâlbuki cinsellik hiçbir baskı altında bulunmayan doğal bir dürtüdür. Engellileri cinsel dürtülerinin farkında ve bunu yaşamak isteğindedirler. Bununla birlikte engellilerin toplum tarafından çoğu zaman cinsel isteklerinden ve işlevlerinden arındırılmış olarak algılandıkları ve bu nedenle de bu kişilerin cinsel partner bulmakta ciddi bir güçlük çektikleri bilinmektedir.

HIV ve AIDS

Engelliler, HIV virüsü ve AIDS’e karşı daha özellikle dirençsiz ve kolay etkilenebilir kişilerdir. Engelli kişilerin çoğu, HIV ve AIDS’in dolaylı etkisine de maruz kalmaktadırlar. Genellikle ailelerinin bakımına muhtaçtırlar ve HIV virüsü taşıdıklarından kendilerine yardımcı olan aile fertlerini kaybetme riski ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Tıbbi bakım ve tedavi olanakları yetersiz kalmakta ve gerekli bilgiye ulaşmakta zorlanmaktadırlar