Ünite 4: Engelli Politikaları ve Yasal Düzenlemeler

Engellilere Yönelik Türkiye’nin Taraf Olduğu Uluslararası Yasal Düzenlemeler

Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2010 yılı dünya ölçeğindeki toplam popülasyona göre engelli bireylerin oranına ilişkin tahmini baz alındığında, tüm yetersizlik türleri ve süregelen hastalıkları da kapsayacak şekilde, neredeyse bir milyarın üzerinde bireyin engelliliğin herhangi bir formuna sahip olduğu veya yaklaşık olarak dünya nüfusunun %15’inin engelli bireylerden oluştuğu tahmin edilmektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 2006’da kabul edilen Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (EHIS) 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bugüne kadar (Ekim, 2015) 159 ülke tarafından onaylanan sözleşmeye 157 ülke taraf olmuştur (Birleşmiş Milletler, 2015). Taraf olan ülkeler, sözleşmeye taraf olmalarından kaynaklı yükümlülükleri uyarınca EHIS uygulanmasına ilişkin ya yeni yasa oluşturmak ya da var olan yasalarını dönüştürmek zorundadırlar. Türkiye de bu doğrultuda, 30 Mart 2007’de imza ettiği sözleşmeyi, 5825 sayılı “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasına İlişkin Kanun” ile 03 Aralık 2008 Dünya Engelliler Gününde TBMM onayı ile yasalaştırmıştır (TBMM, 2008). Sözleşme uyarınca engelli bireylerin haklarının takibi için Birleşmiş Milletler tarafından bir Komite oluşturmuştur. Sözleşmeye taraf olan ülkeler, sözleşmenin kendi ülkelerinde uygulanmasına ilişkin ilerlemeleri içeren raporlarını periyodik olarak Komiteye sunmakla yükümlü kılınmaktadır. Komite ise ilerlemelerle ilgili yorumlarını yayımlamaktadır.

Birleşmiş Milletler EHİS’nin Önemi ve Yapısı

Engellilikle ilgili daha önceki sözleşmelerin aksine EHİS, insan hakları normlarına ilişkin az sayıda gerekçelendirme içerir. Bunun yerine sözleşmede ön görülen engelli haklarının uygulanması için taraf ülkelere farklı yükümlülükler getirir. Ayrıca pek çok maddesi ile engelli bireylerin toplum hayatına katılımı öngören bir sözleşmedir. EHİS, içeriği ve ilkeleri ile Birleşmiş Milletler Standart Kuralları, (1993) ve Amerikan Engelliler Yasası, (1990) gibi “engelliliğe yönelik insan hakları yaklaşımını” yansıtmasıyla öne çıkan yasal düzenlemeler içindeki en son yasal metindir.

Birleşmiş Milletler EHİS’nin Öne Çıkan İlkeleri

BM Engelliler Şartı olarak da bilinen EHİS’nin engelli haklarına ilişkin yaklaşımını anlamak sözleşmenin “engellilik” olgusunu nasıl ele aldığını anlamaya bağlıdır. EHİS tam anlamıyla engelli tanımına veya engelli kişileri kapsayan bir tanım yapmamakla birlikte, “engellilik” kavramının Sözleşmeyle olan ilgisini belirginleştirmek adına engelliliği anlamaya yönelik bir rehberlik sağlamaktadır. Sözleşmenin giriş kısmında yer alan “Engelliliğin gelişen bir kavram olduğunu ve engellilik durumunun, engelli olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı gerçeğini kabul ederek” ifadesi göz önüne alındığında, sözleşmenin yetersizliğin engele dönüşmesini toplumsal bağlamda anlamaya çalışan sosyal model eksenli bir yapıda olduğu söylenebilir.

Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme Ek İhtiyari Protokolü

Engelli Hakları Sözleşmesinin yan anlaşması olan “Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme Ek İhtiyari Protokolü” 13 Aralık 2006 tarihinde kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde Sözleşme ile aynı anda yürürlüğe girmiştir. Ek İhtiyari Protokole (EIP), Ekim 2015 itibariyle, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu, 92 ülke imza atmış ve 88 devlet taraf olmuştur (Birleşmiş Milletler, 2006, yürürlük tarihi 2008). Engelli Haklarına İlişkin Sözleşmenin Ek İhtiyari Protokolü, taraf devletleri bireysel başvuru ve araştırma mekanizması ile hesap verilebilirlik esasına göre sözleşme hükümlerini uygulamaya davet eden bir yapı sağlamaktadır. Ek İhtiyari Protokol, “İşbu protokole taraf bir devlet (“taraf devlet”) kendi egemenlik yetkisine tabi bulunan ve sözleşme hükümlerinin bu taraf devlet tarafından ihlal edildiğini iddia eden bireyler ya da bunlar adına hareket eden birey ya da grupların yapacağı başvuruyu engelli hakları komitesi’nin (“komite”) alma ve tezekkür etme yetkisini tanır (EİP, madde 1)” hükmü uyarınca engelli bireye ya da engelli gruplara veya engelliler adına faaliyet gösteren üçüncü Şahıslara, sözleşme hükümlerinin ihlali durumunda engelli haklarını izleyen Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesine doğrudan şikâyette bulunma imkânı verilmektedir.

Salamanca Bildirgesi ve Kaynaştırma Yoluyla Eğitim Uygulamaları

Özel eğitim politikaları genel eğitim politikaları içerisinde yer almakla ve ondan etkilenmekle birlikte genel eğitim politikalarını etkilemektedir (Akçamete, Büyükkarakaya, Bayraklı ve Yıldırım, 2012). Bu durumun en göze çarpan örneği, 1970’li yıllar sonrası kendisini genel eğitim politikalarının şekillendirilmesinde belirgin bir şekilde gösteren “Bütünleşmeye Dayalı Eğitim” ya da bilinen ifadesiyle “Kaynaştırma Yoluyla Eğitim Uygulamaları”dır. Ana hatlarıyla “kaynaştırma yoluyla eğitim”, en az kısıtlayıcı ortam ilkesine göre engelli ya da dönemsel olabilmesi açısından özel eğitime gereksinim duyan bireylerin, akranlarıyla ve aileleriyle en fazla bir arada bulunabildikleri, eğitimde fırsat esitliğine dayanarak ve özel eğitim tedbirlerinin alınarak genel eğitim sınıflarında sürdürülen eğitime karşılık gelen özel eğitim uygulamalardır. Kaynaştırma yoluyla eğitimin özel eğitimin ilkeleri doğrultusunda ve genel eğitim sınflarında yürütülüyor olması, başta ifade edilen özel ve genel eğitim arasındaki karşılıklı etkileşimin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Salamanca Bildirgesi

İspanya’nın Salamanca kentinde 7-10 Haziran 1994 tarihleri arasında 92 ülkeyi ve 25 uluslararası organizasyonu temsilen 300’den fazla katılımcının yer aldığı konferans sonrası Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültürel Organizasyonu (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) (UNESCO) tarafından “Salamanca Bildirgesi (1994)” deklare edilmiştir (Dede, 1996). Bildirgenin amacı, “Herkes İçin Eğitim (Education for All)” mottosu ile özellikle özel gereksinimli çocuklar olmak üzere tüm çocukların eğitimine olanak tanıyan kaynaştırma eğitimini önceleyen köklü bir eğitim politikası dönüşümünü sağlamaktır (UNESCO, 1994).

Türkiye’de Engellilere Yönelik Ulusal Yasal Düzenlemeler

Türkiye’de Engellilere ve Engellilerin Eğitimine Yönelik Yasal Politikaların Geçmişi

Özel gereksinimli bireyler ve onların eğitimine yönelik yasal talepler (kaynaştırma ya da bütünleştirme, ayrıştırma esaslı bakım okullarına son verilmesi, eğitim başta olmak üzere tüm yasam alanlarında fırsat eşitliğinin sağlanması vb. talepler) ülkelerin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı yanında ilgili toplumsal hareket ve taleplerle de ilgilidir. Örneğin kıta Avrupası’nda kendini gösteren ve sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’ne de (ABD) sıçrayan Engelli Hakları Hareketi veya ABD’deki kaynaştırma uygulamalarının yaygınlaştırılmasına yönelik çağrıların 30-40 yıl önce başlaması tesadüfi değildir.

Engellilerin Eğitimine İlişkin Yasal Düzenlemelerde Uluslararası Etki

Özel gereksinimli bireylerin özel eğitimine yönelik yasal düzenlemeler konusunda öncü ülkenin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olduğu söylenebilir. ABD’de 70’li yıllardan itibaren özel eğitim alanında yasal tedbirler alınmaya balanmış ve ilk olarak 1975 yılında Tüm Engelli Çocukların Eğitimi Yasası çıkarılmıştır. Bu yasa 1990 yılında revize edilerek Yetersizliği Olan Bireylerin Eğitimi Yasası adını almış ve 2004 yılında son şekli verilmiştir (Özdemir, 2013). ABD’de 2001 yılında ise Hiçbir Çocuk Geride Kalmasın Yasası (NCLB: No Child Lei Behind) çıkarılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Engellilerle İlgili Hükümler

Bugüne kadar toplamda 16 kez güncellenen 1982 tarihli T.C. Anayasası’nın 2010 yılındaki son hâli incelendiğinde “Her Türk vatandaşının anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanmasının ve onurlu bir hayat sürdürmesinin doğuştan gelen bir hak olduğu” vurgusu göze çarpmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası engellilerin haklarını örtük ya da dolaylı yollardan koruma altına alan maddelere sahip olmakla birlikte çeşitli hükümleri itibariyle engellilerin haklarına doğrudan vurgulayan maddeleri barındırmaktadır.

Engelliler Hakkında Kanun

Türkiye Cumhuriyeti’nin en kapsamlı ve yapısı itibarıyla ilk engelliler yasası olan ve Engelliler Hakkında Kanun ya da Engelliler Kanunu olarak bilinen 5378 sayılı “Engelliler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 2005 yılında kabul edilmiştir ve ilgili kanuna ilişkin son güncelleme 2014 yılında gerçekleştirilmiştir (TBMM, 2005; 2014).

Kısa adı Engelliler Kanunu olarak bilinen 5378 sayılı “Engelliler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu”nun çıkarılmasına ilişkin ortak çaba, engellilere yönelik geniş tabanlı uzlaşının bir göstergesi olarak görülebilir. İlgili kanunun tasarısı çalışmaları, Adalet ve Kalkınma Partisinin öncülüğünde ve Cumhuriyet Halk Partisinin desteği ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Spor Genel Müdürlüğü, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Türkiye Noterler Birliği, Türkiye Barolar Birliği, TİSK, DİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK, BASK yetkilileri ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı ve konfederasyona bağlı Ortopedik Engelliler Federasyonu, Türkiye İşitme Engelliler Spor Federasyonu, Zihinsel Özürlüler Federasyonu, Türkiye Körler Federasyonu, Demokratik Kör Dernekleri Federasyonu, Spastik Çocuklar ve Erişkinler Dernekleri Federasyonu Başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilmiştir (TBMM, 2005-Sayı: B.02.0.KKG.0.10/101-306/2125).

Özel Eğitime Yönelik Ulusal Yasal Düzenlemeler

Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği

Ülkemizde engelli bireylerin eğitimi için “özel eğitim” terimi kullanılmaktadır. Her ülkede özel eğitime karşılık kullanılan ifadeler (örneğin heilpedagoji, sonderpedagoji, ortopedagoji, defektoloji veya jinüspedagoji) o ülkenin özel eğitim hizmetlerini sunma şekli veya engellilerin eğitiminde benimsenen yaklaşım hakkında ipucu vermektedir.

Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi ve Okul Öncesi Eğitim

Erken çocukluk dönemi eğitimi, 0-36 ay arasındaki bireyleri kapsayan eğitimdir. Planlanması ve koordinasyonunun Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu tarafından yapılan bu hizmetlerde, öncelikle erken çocukluk dönemindeki bireylerin yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim almalarına yönelik tedbirler alınarak buna uygun düzenlemelerin hayat geçirilmesi veya açılacak bağımsız birimlerde bu eğitim hizmetlerinin verilmesi kararlaştırılmıştır (madde 35/c). Bu doğrultuda, özel eğitim merkezleri (okul) bünyesinde bu aylar arasındaki özel eğitime ihtiyacı olan çocuklara eğitim hizmeti sunmak üzere özel eğitim hizmetleri kurulunun önerisi doğrultusunda millî eğitim müdürlükleri tarafından özel eğitim erken çocukluk eğitim birimleri açılabilmektedir.

Örgün ve Uzaktan Eğitim

Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre özel eğitime ihtiyacı olan bireyler ilköğretim ve ortaöğretim (madde 31/1) kademesindeki eğitimlerini öncelikle kaynaştırma uygulamaları yoluyla akranları ile bir arada sürdürebilecekleri gibi özel eğitime ihtiyacı olan bireyler için açılan ilkokul ve ortaokullar ile ortaöğretim kurumlarında da sürdürebilirler. Ancak, ilkokul ve ortaokul kademesindeki genel eğitim programlarının amaçlarını gerçekleştiremeyecek durumda olan bireyler eğitimlerini, gelişim alanlarındaki performans düzeylerine göre hazırlanmış eğitim programlarının uygulandığı özel eğitim okul ve kurumlarında sürdürebilmektedirler. Ayrıca çeşitli nedenlerle ilköğretim kurumlarını tamamlayamayan ve mecburi ilköğretim çağı dışına çıkan bireyler Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Ortaokulunda eğitimlerini sürdürebilmekte ve özel eğitime ihtiyacı olduğunu Özel Eğitim Hizmetleri Kurulundan alınacak belge ile belgelendirenlerde yaş kaydı aranmamaktadır.

Yaygın Eğitim

Engelli bireylerin temel yaşam becerilerini geliştirmek, öğrenme ihtiyaçlarını karşılamak, onları ise ve mesleğe hazırlamak amacına yönelik programların hazırlanması ve uygulanması biçiminde yürütülen yaygın eğitim programlarında, özel eğitim kurumları ile diğer kurum ve kuruluşlarda farklı konu ve sürelerde düzenlenen programlarla özel eğitime Özel ihtiyacı olan bireylere yönelik eğitim hizmeti verilmesi amaçlanmaktadır. Özel eğitim okul ve kurumlarında açılan yaygın eğitim programlarına katılan bireylerin iaşe ve ibateleri eğitimleri süresince Bakanlıkça karşılanmakta ve özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin aile eğitimi programlarına katılan birinci derecedeki yakınları ya da velisi de aynı haktan yararlanabilmektedirler. Yaygın eğitim kurumlarında ayrıca özel eğitime ihtiyacı olan bireyler için özel eğitim sınıfları oluşturulabilmektedir (madde 33/1).

Mesleki Eğitim

Özel gereksinimli bireylerin mesleki eğitimlerinde öne çıkan iki başlık “Mesleki ve Sosyal Rehabilitasyon”dur. Mesleki Rehabilitasyon, engellilerin iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan, ilgi ve yeteneklerine uygun mesleklerde yetiştirilerek istihdamlarını kolaylaştırmak ve mesleklerinde ilerlemelerini sağlamak amacıyla devamlı ve koordinasyon içinde sosyal ve tıbbi rehabilitasyon, mesleki rehberlik, mesleğe hazırlık, meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimi, ise yerleştirme ve takibini; Sosyal Rehabilitasyon ise özürlü kişilere evde, merkezde ve sosyal çevrelerinde psiko-sosyal uyumlarını desteklemek ve sorunlarında yardımcı olmak, resmî/resmî olmayan kurumlarla etkin bir iletişim kurmalarını sağlamak amacıyla yapılan çalışmaları ifade etmektedir.

Kaynaştırma Yoluyla Eğitim Uygulamaları

Engelli bireylerin eğitimlerini, en az kısıtlayıcı ortam ilkesine göre tipik gelişim gösteren akranlarıyla birlikte sürdürmelerinin amaçlandığı eğitim türüdür. Kaynaştırma uygulamaları engelli öğrencinin gereksinim ve yetersizlikten etkilenme derecesine göre tam zamanlı veya yarı zamanlı kaynaştırma şeklinde sürdürülebilir. Kaynaştırma yoluyla eğitim uygulamalarının özü “en az sınırlandırılmış eğitim ortamı” ilkesidir (madde4/l).

Özel Eğitim Okul ve Kurumları

Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin eğitimlerini öncelikle yetersizliği olmayan akranlarıyla birlikte kaynaştırma yoluyla sürdürmeleri esas olmakla birlikte, bu bireyler için Bakanlıkça her tür ve kademede örgün ve yaygın özel eğitim okul ve kurumları da açılabileceği; gerçek ve tüzel kişilerin, özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ve öğretimleri için 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’ndaki esaslara uygun olarak özel okul veya kurum açabileceği ifade edilmektedir.

Eğitsel Değerlendirme, Tanılama ve Yerleştirme

Eğitsel Değerlendirme, öğrencinin akademik, davranışsal ya da fiziksel sorunlarını belirlemek ve bu sorunlara göre kararlar vermek amacıyla veri toplama sürecidir (Gürsel, 2003). Tanılama ise özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin tüm gelişim alanlarındaki özellikleri ile yeterli ve yetersiz yönlerinin, bireysel özelliklerinin ve ilgilerinin belirlenmesi amacıyla tıbbi, psikososyal ve eğitim alanlarında yapılan değerlendirme sürecidir (madde 4/ee). Bireyin eğitsel değerlendirme ve tanılamasının, rehberlik ve araştırma merkezinde oluşturulan özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından nesnel, standart testler ve bireyin özelliklerine uygun ölçme araçlarıyla yapılması (madde 7/2-degisik: 14.3.2009/27169 RG) bir ilke olarak ifade edilmektedir.

Aile Eğitimi Hizmetleri ve Aile Katılımı

Türkiye’de aile katılımının önemi çeşitli yasal düzenlemelerde vurgulamaktadır. Ülkemizde engelli çocukların eğitiminde aile eğitiminin öneminin özellikle vurgulandığı 573 nolu “Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)”de, “ailelerin özel eğitim sürecinin her boyutuna katılmaları esastır” ilkesi ile engelli çocuğun doğrudan eğitimi ve sağlanacak destek hizmetlerin yürütülmesinde aile katılımının önemine işaret edilmektedir. Aynı düzenlemenin 6. maddesinde “erken çocukluk dönemindeki özel eğitim hizmetlerinin ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi temeline dayalı olarak evlerde ve kurumlarda sürdürülmesi ” belirtilerek aile eğitimi hizmetlerinin önemi vurgulanmaktadır.

IDEA’nın Altı İlkesine Göre Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği

Engellilerin eğitimi konusunda yasal düzenlemeler ülke bazında incelendiğinde özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yürürlükte olan Engelli Bireylerin Eğitimi Yasası’nın (IDEA: Individuals with Disabilities Education Act, 1990, güncelleme 2004) kapsamı, önemi ve öncü olması açısından öne çıktığı söylenebilir. Bu yasa engellilerin eğitiminde ya da diğer bir ifadeyle özel eğitimde altın standartları oluşturmasa da özellikle ilkeleri düşünüldüğünde, diğer ülkelerdeki yasal düzenlemelerin yeterliklerini göstermeye aracılık edebilir (Meral ve Turnbull, 2014).