Ünite 9: Endülüs’te İslam Hâkimiyeti I (Fetihten 1031’e Kadar)

Müslümanlar İspanya’da

Septe ve birkaç yer hariç Kuzey Afrika’nın tamamını hâkimiyeti altına alan Musa b. Nusayr, Tunus’ta yaptırdığı tersane ile donanmanın güçlenmesini sağladı ve bu sayede Sardinya, Mayurka ve Minorka adalarını fethetti. Musa Berberîlerin merkezi olan ve Afrika ile Avrupa arasında geçiş konumunda bulunan Tanca’yı ele geçirmek için komutanı ve azatlı kölesi Berberî asıllı Tarık b Ziyad’ı gönderdi ve şehir 708 yılında Müslümanların eline geçti. Bundan sonra Müslümanların gözü o dönemde iberik yarımadasının tümünü kapsayan başka bir coğrafyaya İspanya’ya çevrildi. Burası Müslümanların fethiyle birlikte Endülüs olarak adlandırılmış; Müslümanlar bu ismi bölgede yönetimleri altında bulunan bütün topraklar için kullanmışlardır. Ancak Hıristiyanların Müslümanlara ait toprakları yeniden ele geçirmek için başlattıkları Reconquista hareketi sonucu bu ad zamanla Müslümanların elinde kalan daha az bir bölgeyi ifade eder hâle gelmiştir. Bölge batıdan Atlas Okyanus’u, doğudan Akdeniz ile çevrilmiş, Pirene Dağları ile Avrupa’dan, Cebel-i Tarık Boğazı ile de Afrika’dan ayrılmış son derece önemli bir konumdadır ve Müslüman fethi sayesinde İslâm Medeniyetinin batıdaki temsilcisi olacaktır.

Müslümanlardan Önce İspanya

Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde bulunan bölgeye özellikle V. Yüzyıldan itibaren Vandal, Alan, Suev ve Vizigot gibi Germen kavimleri girmeye başladı. İmparatorluğun bunlara karşı koymada yetersiz kalması ve bölgeyi yeniden düzenleme çabaları sonuçsuz kalınca bu Germen kavimlerinden biri olan Vizigotların 468 yılında Kral Euric liderliğinde hâkimiyetleri başladı. Bölgenin özellikle güneyi 554 yılında Bizans İmparatorluğu’na geçti. Ancak bu durum uzun sürmedi; zira Kral Leovigild (569-586) tarafından bu toprakların bir kısmı tekrar ele geçirildi. Kendisine merkez olarak Toledo’yu (Tuleytula) seçen Leovigild zamanı Vizigotların İspanya hâkimiyetine neredeyse tamamen sahip oldukları bir dönemdi. Karışıklık, isyan ve taht kavgaları ülkede hiç eksik olmadı. Bu durum Kral Witiza’ya kadar devam etti; hatta onun 709 yılında ölümünden sonra yerine geçen oğlu Agila’nın çocuk olması ve tecrübesizliği ileri sürülerek yine bir kargaşa ortamı oluşturuldu. Devlet ileri gelenlerinin isteği üzerine Agila’nın yerine kraliyet ailesine mensup olmayan Baetica dükü Rodrigo’nun (710-711) geçmesi sağlandı.

İspanya’nın Fethi

Musa b. Nusayr, Kuzey Afrika’nın fethinden sonra sıranın İspanya’ya geldiğini düşünmeye başlamıştı. Çünkü Müslümanlar için İspanya’dan başka gidilecek elverişli bir bölge bulunmamaktaydı. İspanya’nın o an içinde bulunduğu otorite boşluğu ve kargaşa ortamı da Müslümanların lehine olabilecek bir durum arz etmekteydi. Kral Witiza’nın oğulları ve Septe hâkimi Julianus da rivayete göre kendisini fetih için İspanya’ya çağırmaktaydı. Musa, Berberî asıllı olduğu ifade edilen Tarîf b. Mâlik komutasında 500 kişilik bir birliği İspanya’ya yolladı. Birlik Yeşil Ada’ya (Ceziretü’l-Hadra) Temmuz 710’da çıktı. Musa b. Nusayr esaslı bir fetih harekâtı için hazırlıklara başladı ve kumandanlığa Tanca Fatihi Tarık b. Ziyad’ı getirdi. Tarık, 7000 kişiden meydana gelen ve genelde Berberîlerden oluşan ordusunu kendi gemileri ve muhtemelen Julianus’un da yardımları ile karşıya geçirmeyi başardı. Ordu İspanya’nın en güney ucu Calpe’ye (Cebel-i Tarık veya Gibraltar) Nisan 711’de çıkarak karargâhını kurdu. Buradan Yeşil Ada’ya kadar olan bölgeyi kontrol altına alan Tarık ve askerleri süratle ülkenin içlerine doğru ilerlemeye başladı. Rodrigo tahminen 40 bin veya çok daha üzerinde olduğu ifade edilen bir orduyla Müslümanların karşısına çıktı ve ordunun sağ ve sol kanatlarının komutasını Witiza’nın oğullarına verdi. Bu esnada Müslümanların gücü Musa b. Nusayr’ın gönderdiği 5000 kişilik takviye ile 12.000 olmuştu. İki taraf fiezûne yakınlarında bulunan Rio Guadalete veya Rio Barbate Nehri civarında Lekke Vadisi’nde (Vâdi Lekke) karşı karşıya geldi. Muhtemelen 19 Temmuz 711’de başlayan ve bir günden yedi güne kadar sürdüğü konusunda değişik rakamlar verilen savaşta sağ ve sol kanada komuta eden Witiza’nın oğulları orduyu terketti. Vizigot ordusunun neredeyse tamamen imha edildiği, bu arada Rodrigo’nun da hayatını kaybettiği savaşın bitiminde İspanya’nın kapıları ardına kadar Müslümanlara açıldı. Vizigot yönetiminden memnun olmayan fakir halk ve Yahudiler, Müslümanları sevinçle karşıladı. Yahudiler fetihten sonra Vizigotlar döneminde kaybettikleri sivil ve dini hakları yeniden kazandılar. Ana ordu Vizigotların başkenti Toledo’ya giderek buraya hâkim olurken, diğer iki birliği Kurtuba ve Elvira (İlbire) şehirlerini ele geçirdi. Tarık’ın bu fetih harekâtı sürerken sürekli haberleştiği ve kendisini bilgilendirdiği Musa b. Nusayr, Arap ve Berberîlerden müteşekkil 18.000 kişilik bir orduyla durumu yerinde görmek ve fethin devamını sağlamak için 712 yılında İspanya’ya geçti. Tarık b. Ziyad’dan farklı bir güzergâh izlemeye karar veren Musa güçlü surlarla çevrili Karmûne’yi ele geçirdikten sonra Roma imparatorluğu zamanında eyalet başkenti olan İşbiliyye’yi ve ardından Maride’yi zapt etti. Musa b. Nusayr, Tarık b. Ziyad ile Endülüs’ün fethini tamamlamak için birlikte harekete geçti. İki komutan Saragossa şehrini ve civarını birlikte ele geçirdi. Musa b. Nusayr ülkenin fethedilmemiş kuzey bölgelerine doğru yönelerek Galicia (Cıllıkiye) bölgesine gitti ve ulaşılamaz yerleri hariç burayı ele geçirdi. Ardından Beşkens, Elbe (Alava), Kastilla (Kaştâle), Pamplona (Benblûne) ve Barselona fethedildi. Bundan sonra Musa, Narbone (Arbûne) ve muhtemelen Avignon’u da İslâm hâkimiyeti altına aldı. Musa dönmeden önce Endülüs’te idari düzenlemeler yaptı. Oğlu Abdülaziz’i vali tayin etti. Musa ve Tarık 714 yılı sonlarında Dımaşk’a gitmek için Endülüs’ten ayrıldılar. Onların gayretleri ile bilinmeyen bir coğrafyada gerçekleşen fetihlerle ispanya artık Endülüs olma yoluna girmiş ve yerleşme süreci başlamıştı. İspanya’nın fethi ileri sürüldüğü gibi zorla ve sadece ganimet elde edebilmek için gerçekleşmiş bir harekât olmayıp Müslümanlar için gidilebilecek ideal bölge olması, ülkenin iç durumu ve oradan gelen davet gibi sebeplerin etkisi ile gerçekleşmişti.

Endülüs’te Valiler Dönemi (714-756)

756 yılına kadar devam eden bu süreçte sayılarının yirmi veya daha fazla olduğu ifade edilen valiler göreve geldi ve Endülüs ilk başlarda Kayrevan merkezli Ifrıkiyye valiliğine bağlı olarak yönetildi. Valiler genelde Ifrıkiyye valisi veya Endülüs’teki askerler, bazen de Dımaşk’taki Emevî halifesi tarafından seçilmekteydi. Endülüs’ün ilk valisi Musa b. Nusayr’ın oğlu Abdülaziz’di. Babasının da yönlendirmesi ile İşbiliyye’yi yönetim merkezi olarak seçen, fetih hareketini sürdüren ve Rodrigo’nun eşi Egilona ile evlenen Abdülaziz 716’da vefat etti. Onun ölümünün ardından Hürr b. Abdurrahman es-Sekafî veya Eyûb b. Habîb el-Lahmi zamanında işbiliyye yerine Kurtuba Endülüs’ün idare merkezi oldu. Semh b. Malik döneminde de Endülüs, hilafet merkezi Dımaşk’a bağlı bir eyalet haline geldi ve Semh ilk resmi vali oldu. Eudes’in yeniden toparlanarak düşmanı olan Franklardan aldığı yardımla onun karşısına tekrar çıkması sonucu Toulouse civarında 721 yılında yapılan savaşta Semh şehit edilmişti. Semh ile başlayan Fransa içlerine yönelik fetih harekâtı Abdurrahman el-Gâfikî tarafından devam ettirildi. Ancak 732 yılında yapılan Poitiers Savaşı’nda alınan yenilgi ile bu harekât büyük bir darbe aldı. Eudes’in aralarında husumet olmasına rağmen Merovenjiyen Frank Krallığı’nın üst düzey görevlilerinden Charles Martel’den yardım istemesi ve Charles’ın bu isteğe olumlu yaklaşması Müslümanların yenilgisini hazırlayan sebeplerin ilkini teşkil etti. 732 yılı Ekim ayında Poitiers civarında meydana gelen savaş Müslümanların yenilgisi ve komutan Abdurrahman el-Gâfikî başta olmak üzere ordunun büyük bir kısmının şehit olmasıyla sonuçlandı. Belâtüşşühedâ yani Şehitler Düzlüğü, Şehitler Yolu veya Poitiers Savaşı Müslümanların kuzeye yönelik seferlerinin durmasına yol açtı. Bundan sonra onlar tamamen içlerine kapanarak kendileriyle meşgul olmaya başladılar. Berberîlere hak ettikleri değeri göstermeyen, idari görevleri onlarla paylaşmayan ve hatta toprak dağıtımında bile onlara verimsiz ve ekilmeyen toprakları veren Araplar, Berberîleri küstürerek 741 yılında ayaklanmalarına sebep oldular. Belc ve askerlerinin çabaları sayesinde Berberîlerin isyanı bastırıldı. Ancak bu seferde Endülüs’te Belc ve askerleri yüzünden sorunlar görüldü. Zira Endülüs Arapları kendi ekonomik ve sosyal durumları sarsılır korkusuyla Belc ve yanındakileri istememeye ve onların bir an önce geldikleri yere geri dönmelerini söylemeye başladı. İki taraf arasında bu sebeplerle yaşanan tatsızlıklar Endülüs’e yeni atanan Vali Ebû’l-Hattâr’ın aldığı tedbirler sayesinde çözümlendi. Kays kabilesi ile Yemenliler arasında mücadeleler yaşandı. Olaylar her geçen gün kötüye gitmeye başlayınca çözüm olarak Kays ve Yemenlilerin sıra ile Endülüs’ü yönetmeleri kararı alındı. İlk yıl Kayslıların önemli simalarından Yusuf elFihri idareyi üzerine aldı. Ancak görev süresi bitince görevini Yemenlilere teslim etmeye yanaşmadı ve bu sebeple Endülüs’te yeniden sorunlar başladı. Müslümanların birbirleriyle yaptıkları gereksiz mücadeleler, kavgalar ve kırgınlıklar yeni fetihlere engel olduğu gibi, Hıristiyanlara da toparlanma ve güçlenme ortamı hazırladı. İspanya’nın kuzey tarafında bulunan Asturias ve Galicia bölgesindeki Hıristiyanlar güçlerini birleştirerek, Endülüs’e karşı başlatılan Reconquista hareketinin ilk öncüsü sayılan I. Alfonso’nun liderliğinde Asturias Krallığı’nı kurarak Müslümanlara yönelik seferlere başladılar. Endülüs toplumunda fetih yoluyla gelen Müslümanlar ile birlikte önceden beri bu topraklarda yaşamını sürdüren Hıristiyan ve Yahudiler de bulunmaktaydı. Müslümanlar; Araplar, Berberîler ve özellikle I. Hişam ve II. Abdurrahman zamanında sayılarında artış gözlenen Müvelled yani Müslüman olmuş İspanyollar ile Sakalibe’den oluşmaktaydı. Sakleb kelimesinin çoğulu olan Sakalibe, köle tacirleri veya korsanlar tarafından Avrupa’nın doğu kesimleri başta olmak üzere Lombardia ve bazı bölgelerden Endülüs’e getirilen Slav asıllı kölelerdi. Bunlar küçük yaşta geldiklerinden Müslüman terbiyesi ile yetiştirilmekte ve ileride azad edildikten sonra önemli görevlerde ve orduda yer almaktaydı. III. Abdurrahman döneminde ordu halifenin bunlara duyduğu güven sebebiyle Sakalibeden meydana gelmekteydi. Bu sınıf ilerleyen zamanlarda Endülüs siyasi hayatında etkin rol oynamış, hatta XI. yüzyılda aralarında Turtûşe’nin de olduğu Meriyye, Denia, Belensiye gibi şehirler Sakalibe’ye mensup komutanlar tarafından idare edilmiştir. Arap kültürünü benimsemekle birlikte İslâmiyet’i kabul etmeyenler de vardı ki bunlar Mustarib veya Mozarab olarak anılmaktaydı. Her türlü hakları devletin garantisi altında olan, aralarından aday gösterdikleri ve emîrin seçtiği bir temsilci (Kûmis) vasıtası ile devlette temsil edilen Mozarablar, Endülüs Emevî devletine yıllık cizye vermekte olup, içlerinden devletin üst kademelerine kadar çıkanlara da rastlanmaktaydı. Vizigotlar zamanında çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veren ve onların çıkardığı pek çok kanunla din değiştirme ve köle olarak kabul edilme dâhil insanlık dışı muamelelere maruz kalan Yahudiler ise Müslümanların gelmesine en çok sevinen taraf oldu. Zira onlar sayesinde hayatları değişerek Vizigotlar zamanında kaybettikleri bütün haklarına yeniden kavuştular. Bunların arasından da devlete üst düzey görevlerde hizmet edenler çıktı. Yahudiler özellikle IX. Yüzyıldan itibaren kuyumculuk ve ipek üretiminde söz sahibi oldular.

Endülüs’te Emirlik Dönemi (756-929)

Endülüs, 756 yılında I. Abdurrahman’ın Endülüs Emevî devletini kurmasıyla siyasi bir teşekkül oldu ve 929 yılına kadar “Emîr” adı verilen idareciler tarafından yönetildi. Endülüs’ün ilk emîri Abdurrahman b. Muaviye Emevî Halifesi Hişam’ın torunuydu. Abdurrahman ile Yusuf elFihri arasında 15 Mayıs 756’da Kurtuba Nehri yakınlarında Musârra’da çok şiddetli bir savaş oldu ve savaşı Abdurrahman kazandı. Abdurrahman Kurtuba’daki idare merkezine gelerek yönetimi devraldı. Böylece Endülüs Emevî Devleti I. Abdurrahman ile resmen başladı. I. Abdurrahman yeni kurduğu bu devleti bir taraftan kurumsal bir statüye dönüştürmeye çalışırken diğer taraftan da kendisine ve devletine yönelik iç ve dış mihraklı isyanları bastırmakla uğraştı. Devletin geleceği açısından tehlike arzeden en önemli isyanlardan biri Endülüs’te Şii bir devlet kurmayı isteyen Şakyâ b. Abdülvahid’in isyanıydı. 769 yılında başlayıp, aşağı yukarı 10 yıl boyunca Endülüs Emevî devletini zorlayan bu isyan nihayet Şakyâ’nın kendi komutanları tarafından öldürülmesiyle sona erdi. Barselona Valisi Süleyman b. Yakzân’ın, Hüseyin b. Yahya ile Saragossa’da başlattıkları isyanda ciddi boyuttaydı. Abbasîler tarafından desteklenen Alâ b. Mugis’in isyanı da zorlu bir uğraş sonucu bastırıldı. I. Abdurrahman bir taraftan hızla devlet kurumlarını oluşturmaya çalışırken diğer taraftan da güçlü bir ordunun kurulması için uğraş verdi. Kurtuba Ulu Camii’nin inşasına başlandı ve bu bina bundan sonra gelen her emîrin katkılarıyla büyümeye devam etti. Endülüs mimarisinin en önemli ve en gözde yapıtlarından biri olan Kurtuba Ulu Camii islam dünyasının üçüncü büyük camiidir. I. Abdurrahman zamanında 786 yılında yapımına başlanan bina Dımaşk’taki Emevî Camii örnek alınarak inşa edilmiş ve her gelen emîrîn katkılarıyla büyümeye devam etmiştir. Yapımında özellikle taş ve tuğlanın kullanıldığı camii, sade bir dış görünüşe fakat çok zengin iç mekân tezyinatına sahiptir. Kurtuba Ulu Camii, Kurtuba’nın 1236 yılında Hıristiyanların eline geçmesinden sonra kiliseye çevrilmiş, XVI. yüzyılda binanın orta kısmına bir katedral eklenmiştir. Abdurrahman ilk başlarda bu camideki hutbelerde Abbasî Halifesinin adının zikredilmesine izin verdiyse de daha sonra bundan vazgeçti. 788 yılında hayatını kaybeden I. Abdurrahman sadece emîr unvanı kullandı. Ölümünden sonra yerini oğlu Hişam aldı. Çok az isyanın yaşandığı Hişam döneminde kuzeydeki İspanyol Krallığına karşı önemli sayılabilecek seferler yapılarak Asturias Kralı II. Alfonso’nun yeni başkent yaptığı Oviedo ele geçirildi. Endülüs’ün en karizmatik emîrlerinden biri olan Hişam 796 yılında hayatını kaybetti ve yerine oğlu I. Hakem geçti. I. Hakem dönemi isyanların çok sık görüldüğü bir dönem olarak kayıtlara geçti. Amcaları da dâhil olmak üzere hemen herkesin otoriteye karşı olduğu bu dönemde en büyük tepki hiç şüphesiz âlimlerden geldi. Hakem döneminde Saragossa, Maride ve Toledo şehirlerinde de isyanlar görüldü. Özellikle Toledo Vizigotların başkenti olduğundan dolayı İslâm hâkimiyetini kabullenememekte ve her zaman isyan etmekteydi. Hakem bu duruma çare olsun ve şehir halkının merkezi otoriteye karşı sürekli baş gösteren isyanları sona ersin diye aslen İspanyol olan ancak Müslümanlığı kabul etmiş birini şehre vali tayin ederek halletme yoluna gitti. Kararlı ve disiplinli yapısıyla dikkat çeken Hakem 822 yılında hayatını kaybetti. I. Hakem’in ölümüyle yerini oğlu el-Evsat olarak tanınan II. Abdurrahman aldı. Tarım, dokuma, inşa ve iktisadi alanlarda ülke genelinde büyük atılımların gerçekleştiği bu süreçte ilmi ve kültürel hayatta görülen canlılık, emîrin âlimlere gösterdiği saygı ve hürmet ile daha da pekişti. Bizans imparatorluğu başta olmak üzere Kuzey Afrika’da bulunan Salihîler ve Rüstemîlerle diplomatik ilişkiler kuruldu. Endülüs medeniyetinin tam anlamıyla oluştuğu II. Abdurrahman zamanında Hıristiyan halk arasında İslâmiyet’in hızla yayıldığı tespit edildi. Maride ve Toledo gibi şehirlerde çıkan isyanlar bastırılırken, valiler döneminde yaşanan kabileler arası mücadelelerin yeniden başlaması dikkat çekiciydi. Kays ve Yemen kabilelerinin çatışması yüzünden Tudmir’de çıkan isyan devletin bütün çabasına rağmen ancak yedi yılda bastırılabildi. II. Abdurrahman zamanında ilk kez Normanların 844 yılında Endülüs’e saldırdıkları görüldü. 852’de hayatını kaybeden Abdurrahman’ın yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed ile başlayan ve III. Abdurrahman’ın Endülüs’ün başına geçmesine kadar devam eden süreç Endülüs’ün en karışık, en huzursuz ve devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerdi. Norman tehdidinin II. Abdurrahman’dan sonra yeniden ortaya çıkması bu döneme denk geldi. 800’lü yıllardan itibaren oluşmaya başlayan ve merkezi Pamplona olan Navarra Krallığı’na ve Galicia bölgesine yönelik seferler gerçekleştirilerek başarılar kazanıldı. 886 yılında hayatını kaybeden Muhammed’in yerini ancak 2 yıl tahtta kalabilecek olan oğlu Münzir aldı. Bu kısa süren emîrliği döneminde Münzir babası zamanından başlayarak devletin başına sorun olan asi Ömer b. Hafsun ile uğraştı. Münzir’in 888 yılında hayatını kaybetmesinden sonra kardeşi Abdullah Endülüs tahtına çıktı. Endülüs’ün en karışık dönemine denk gelen Abdullah zamanında devlet otoritesi ülke genelinde kalmamış, hemen her bölgede Arap, Berberî ve yeni Müslüman olmuş her kesimden insanın karıştığı çok sayıda isyan görülmüştü. İsyancılar bu kargaşa ortamını fırsat bilerek bağımsızlıklarını ilan etmeye başladı. Böylece merkezi idareye sözde bağlı veya tam müstakil çok sayıda küçük devletçik kuruldu. Bu dönem halk tarafından büyük fitne “el-fitnetü’l-kübra” olarak adlandırıldı. Emîr unvanını kullanan son Endülüs hükümdarı olan Abdullah ülke yönetimini torunu III. Abdurrahman’a bıraktı.

Endülüs’te Hilafet Dönemi (929-1031)

Abdurrahman 16 Ekim 912’de Kurtuba’da tahta çıktı. Ülkenin hemen hepsi isyancıların eline geçmiş, iç karışıklıklar bütün ülkeye hâkim olmuştu. Dış düşmanlar ise Endülüs’ün bu durumundan istifade etmek için beklemekteydi. Yeni emîr yerel hanedanlar ve isyancılarla mücadele etti. Ömer b. Hafsun III. Abdurrahman’dan kendisini bağışlamasını istedi. Emir tarafından da bu istek kabul edildi ve aralarında bir anlaşma yapıldı. Ömer b. Hafsun’un ölümünden sonra Endülüs devleti ile mücadeleyi oğulları devam ettirdi. Onun Cafer, Süleyman, Hafs ve Abdurrahman isminde dört oğlu, bir de kızı bulunmaktaydı. Bu oğullardan Cafer babasının ölümü üzerine hareketin başına geçti. III. Abdurrahman 919 yılında Cafer tarafından idare edilen isyan merkezi Bobastro’yu (Bübeşter) kuşattı. Cafer direnemeyeceğini anlayınca barış istedi, bu istek Kurtuba’ya rehin göndermesi ve haraç vermeyi kabul etmesi şartıyla kabul edildi. Aynı yıl Ömer b. Hafsun’un diğer oğlu Abdurrahman da, hezimete uğratılarak Kurtuba’ya getirildi. Bobastro’da bulunan Cafer’in 920 yılında öldürülmesi ile yerine kardeşi Hafs geçtiyse de o bu görevi diğer kardeşi Süleyman’a bıraktı. Bununla birlikte Süleyman’ın, III. Abdurrahman’ın kuvvetleri ile 927 yılında yaptığı çatışmada öldürülmesi üzerine liderlik tekrar Hafs’a geçti. III. Abdurrahman bu duruma son verilmesi için Bobastro’yu kuşattı. Hafs direnemeyeceğini anlayınca 928 yılında teslim oldu. III. Abdurrahman onu bağışladı ve Hafs Kurtuba’da yaşamaya başladı. Böylece tarafa yıllardır devleti uğraştıran isyan III. Abdurrahman zamanında tamamen bastırıldı ve emîrin itibarı daha da arttı. III. Abdurrahman döneminin en önemli iki dış tehdidi Kuzey Afrika’da beliren Şii Fatımî devleti ile kuzeydeki İspanyol krallıklarıydı. 958 yılında Cevher isimli kumandanını görevlendirerek tüm Magrib’i ele geçirme emrini verdi. Cevher, Tahert, Sicilmase ve Fas’ı ele geçirerek III. Abdurrahman karşısında Fatımîlerin üstün konuma gelmesini sağladı. Leon Kralı Garcia’nın ölümü ile yerine kardeşi II. Ordono geçti. II. Ordono, Müslümanlardan çekindiği için Navarra Kralı I. Sancho Garces ile anlaşarak birlikte hareket etme kararı aldı. Ancak III. Abdurrahman’ın gönderdiği ordu karşısında önce 918 yılında, ardından bizzat emîrin çıktığı sefer sonucunda 920 yılında büyük bir bozguna uğradı. Bu yenilgiyi Leon ve Navarra krallarının birlikte, yine emîrin kumandasındaki Müslüman ordusu karşısında aldıkları Muez yenilgisi takip etti. Ardından, III. Abdurrahman hilafet kurumuna sahip çıkmaya karar verdi. 16 Ocak 929’da kendisini halife ilan etti. Halife III. Abdurrahman zamanında tarım, ticaret ve sanayide ülke en üst noktalara yükseldi. Bu sayede çok zengin ürünlerin Endülüs’te yetişmesine imkân verilirken, ihtiyaç fazlası olanların da ihraç edilmesi sağlandı. Döneminin en karakteristik yapısı olan Medinetüzzehrâ sarayı ve şehri her gün 10 bin kişi, 1500 yük hayvanının çalışması ve Abdurrahman’ın gelirlerinin üçte birini buraya aktarması ile uzun uğraşlar sonucu inşa edildi. Medînetüzzehrâ islâm mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. III. Abdurrahman’ın cariyesi Zehra’nın isteği üzerine inşa ettirilen bu eser, saray ve bu sarayın etrafında gelişen bir şehirden ibarettir. Medînetüzzehrâ’nın en önemli kısmı sarayıdır. Sarayda resim, süsleme ve heykel sanatları göze çarpmaktadır. Medînetüzzehrâ II. Hişam ve hâcibi ibn Ebû Âmir döneminde değerini yitirmeye başladı. Hıristiyanlar tarafından 1236 yılında Kurtuba ele geçirildiğinde burasının harabe halinde olduğu ifade edilir. Söz konusu dönemdeki bir diğer gelişme de, Bizans imparatoru VII. Konstantinos başta olmak üzere önemli devlet hükümdarları elçi heyetleri göndererek Abdurrahman ile dost olmak istemeleridir. Endülüs’te en uzun süre yöneticilik yapan III. Abdurrahman arkasında muazzam bir devlet bırakarak 961 yılında hayatını kaybetti. Yerine oğlu Hakem geçti. 961-976 yılları arasında hüküm süren II. Hakem, babasından her yönü ile mükemmel bir devlet devraldığı için bu durumun devam etmesi gerektiğini bilmekteydi. Sade ve barış yanlısı bir halifeydi. II. Hakem döneminde Kuzey Afrika’da Fatımî yanlısı İdrisîlerle mücadele edildi. Bu dönemde Normanların Endülüs’e yönelik üçüncü saldırısı gerçekleşti. 971 yılındaki saldırı kolayca bertaraf edildi. Bu dönemde başkent Kurtuba dünyanın sayılı başkentlerinden biri olmuştu. İlim tutkusu ve kitap sevgisiyle tanınan Hakem’in İslâm dünyasının önemli merkezlerinde adına kitap satın alan görevlileri bulunmaktaydı. Bu nedenle halifenin sarayındaki kütüphane çok değerli kitaplarla doluydu. Âlimleri koruyan ve onlara değer veren Hakem Endülüs’te herkesin eğitim almasını istediğinden özellikle maddi durumları iyi olmayan ailelerin çocuklarının okuyabilmesi için yatılı okullar yaptırdı. Bu sayede Endülüs’te herkesin okuma yazma öğrenmesini sağladı. Hakem, Ekim 976 yılında vefat ettiğinde yerini sağlamlaştırdığı oğlu 12 yaşındaki II. Hişam Endülüs’ün başına geçti. Temmuz 1010’da II. Hişam tahtta çıkarıldı. Fakat bu sefer de Berberîler Hişam’ı istemediler ve onu görevden alarak el-Mustaîn’i yeniden halife olarak seçtiler. Ancak bu halifelik kısa sürdü. Zira Hz. Ali soyuna mensup olduklarını iddia eden Şii Hammûdîler 1016 yılında bu kargaşadan faydalanarak el-Mustaîn’i azledip tahtı ele geçirdiler. Ali b. Hammûd, II. Hişam’ın öldüğünü ileri sürerek kendisini halife ilan etti. Fakat Hammûdîler Şii olmaları sebebiyle halk tarafından istenmediler. Bu sebeple bunlara karşı III. Abdurrahman’ın torunu olduğu ifade edilen IV. Abdurrahman, el-Murtazâ unvanıyla Nisan 1018’de halife ilan edildi. Ali b. Hammûd siyasi otoriteyi kaybetmemek için el-Murtazâ ve onu destekleyenlere karşı sert davranışlarda bulundu fakat birdenbire ölümü bu hareketi bitirdi. Yerine kardeşi Kasım, el-Me’mûn unvanıyla geçti ve adaletiyle ön plana çıkarak insanların sevgisini kazandı. Abdurrahman bir savaş esnasında öldürüldü ve yönetim doğrudan Kasım b. Hammûd’a kaldı. Ancak onun zamanla Berberîlere karşı olumsuz yaklaşımı ve ailesi içindeki taht kavgaları Endülüs’teki durumuna darbe indirdi. Zamanla Kurtuba halkı da onların bu halinden şikâyetçi olmaya başladı ve 1023 yılında Hammûdîlere karşı büyük bir isyan başlatıldı. İsyan karşısında hiçbir başarı gösteremeyen Hammûdîler, Kurtuba’dan uzaklaştırıldılar. Çoğunluğun arzusuyla Abdurrahman b. Hişam’ın halife olmasına karar verdiler. Kasım 1023 yılında el-Müstazhir unvanıyla yönetimi devralan V. Abdurrahman, kendisine muhalif grupların halkı kışkırtmasıyla çıkan isyanda tahta çıkalı iki ay bile olmadan 1024 yılında feci bir şekilde öldürüldü. Abdurrahman’a karşı başlatılan muhalefet cephesinde yer alan Emevî ailesinden Muhammed b. Abdurrahman, el-Müstekfi unvanıyla halife oldu fakat kısa bir süre sonra öldürüldü. Yerine IV. Abdurrahman’ın ağabeyi Hişam’ın halife olmasına karar verildi. III. Hişam’ın halkın istediği bir yönetici olmadığı kısa sürede anlaşıldı; zira eğlenceden, hoşlanan, hiçbir işten anlamayan, kararsız bir yapıya sahipti ve sonunda tahttan indirildi. Kurtuba’nın önde gelenleri halifeliğin ülkeye zarar verdiğine dair görüş belirterek bunun ilga edilmesine ve ülkenin şura ile yönetilmesine karar verdiler. Böylece Endülüs Emevî devleti 1031 yılında yıkılmış oldu.