Ünite 7: Emek Piyasası ve Sendikalar

Giriş

Piyasalar her zaman toplumsal olarak inşa edilir. İş kanunları; işverenler, işçiler ve onların örgütleri sendikalar tarafından toplumsal mücadeleler sonucu pratiğe geçirilir. Bu üç önemli bileşenin ağırlığı ülkelere göre farklılık gösterir.

ILO tarafından sendikal hareketin tarihsel sorumluluğu üç fonksiyon etrafında tartışılmaktadır:

  • Ekonomik fonksiyon
  • Demokratik temsil fonksiyonu
  • Sosyal fonksiyon

Ekonomik fonksiyon; işyeri, işkolu (sektör) ve ulusal düzeyde yaratılan ekonomik değerin, toplu pazarlık sürecinde adalet ve eşitlik anlayışı içerisinde paylaşılmasını anlatır.

Demokratik temsil fonksiyonu; emeğin işyeri düzeyinde çalışma koşulları ve toplumsal düzeyde de ekonomik ve sosyal politikalar üzerine söz hakkını ve kimlik sahipliğini işaret eder.

Sosyal fonksiyon; emeğin dayanışma bilincinin güçlenmesini, ortak değerlerin ve amaçların tanımlanmasını işgücünün sosyal risklerinin kontrol altına alınmasını, sosyal risklerin olası sonuçlarının yönetilmesini ve sosyal dışlanma ve fakirlikle mücadeleyi ifade etmektedir. Tüm fonksiyonlar birbirleriyle ilişkili bir bütün oluştururlar ve bu nedenle işçi sendikaları hem toplumsal hayatın hem de toplumsal mücadeleler sürecinin ayrılmaz parçasıdır.

İşçi sendikası çalışanlar arasında piyasa mekanizmasının yaratabileceği gelir adaletsizliğini hafifletmeye, üyelerinin ücret düzeyini yükseltmeye ve çalışma koşullarını iyileştirmeye çalışırken aynı zamanda üyelerinin çıkarlarını demokratik yollarla temsil etmektedir. İşçi sendikalarının hangi çıkarları temsil ettiğini Hyman dört grup altında incelemektedir:

  1. Ücret ve istihdama ilişkin çalışma saatleri gibi diğer unsurlar
  2. İşyerinde statü, iş yükünün dağlımı, kariyer ilerlemesi, işyerinde eğitim vb. unsurlar
  3. Sosyal ücretin yapısı sendikal örgütlenme ve eylemin siyasal-hukuki çerçevesi, işgücü piyasasının koşullarını şekillendiren makroekonomik politikalar
  4. Bireysel ve toplumsal hayatla ilgili, çevre, yerel sorunlar, tüketim vb. konular

Sendikaların devlet tarafından desteklendiği ve istikrarlı, göreli olarak eşit bir endüstriyel ilişkiler sisteminde, emeğin pazarlık gücünün sendikalı üye sayısını artırarak yükseltmek makul bir strateji sayılabilir ancak bu ilişkiler son 20-30 yıldır çözülmeye başlamıştır.

Sendikal Hareketin Ekonomik Etkileri

Sendikaların ekonomik etkileri ile ilgili iki temel yaklaşımdan söz edilebilir: Birincisi, sendikaları tekel gücüne sahip, iktisadi etkinlik açısından “zararlı” iktisadi aktörler olarak ele alan Neo klasik-liberal yaklaşım. Diğeri ise sendikaların tekel gücünden çok, farklı çıkarlara sahip işçilerin kolektif örgütü olduğunu söyleyen sosyal-demokrat Kolektif Ses, Kurumsal Tepki yaklaşımıdır.

Tekel Yaklaşım: Tekel yaklaşımı, sendikaların ücretleri rekabetçi düzeyin üstüne çıkardığı varsayımına dayanır. Neo klasik yaklaşım, tam rekabetçi bir ekonomide, sendikaların sendika üyesi olmayan çalışanlara göre, kendi üyeleri için daha yüksek ücret, daha iyi çalışma koşulları elde etmede başarılı olmalarının yarattığı bozuklukların toplumsal maliyetine odaklanır. Sendikalar, rekabetçi koşullarda olsalar, elde edemeyecekleri kazançları ele geçirdiklerinde, topluma “tekel maliyeti” olarak adlandırılan bir maliyet yüklerler.

İşgücü talep eğrisinin konumu ve ücret esnekliği, sendikaların amaçlarına ulaşmaları açısından en önemli kısıtlar olarak görülür. Sendikaların ücretleri yükseltme yeteneği, mal piyasasındaki tekel varlığına dayandırılır ve bu rantın sendikanın faktör arzını kısıtlamasından yani toplu sözleşmelerle çalışan sayısının sınırlanması ya da ücret artışı sonrası firmanın işçi çıkarması yoluyla kaynaklandığı kabul edilir. Sendikaların yol açtığı ücret artışları sonucu, firmalardan öngörülebilir fiyat artışları ile sermaye/işgücü oranlarında yükselme ve işgücü niteliğinde artış meydana geldiği düşünülür. Bunun sonunda, toplumun, sendikaların yol açtığı net refah kayıplarına maruz kaldığını iddia ederler.

Kolektif Ses-Kurumsal Tepki Yaklaşımı: Freeman ve Medoff (FM), sendikanın tekel davranışına yönelik mevcut analizlerin sonuçlarının, tekel konumunda bir işletmenin analiz sonuçlarından daha az doyurucu olduğunu ifade ederler. FM modeline göre, kârını maksimize etmek üzere mal piyasasında fiyat belirleyen tekele benzemekten çok, sendikalar nadir olarak ücretleri belirlerler; daha çok işverenle ücret konusunda pazarlık yaparlar.

Freeman ve Medoff, sendikaların iki yüzü olduğunu ileri sürürler. Tekelci yüzleri olarak, ücretleri arttıran tekelci güçlerle donanınmış, kolektif yüzleri ise, işletme içinde örgütlenmiş işçilerin temsil gücü ile belirlenen kısmıdır.

Modern yaklaşıma göre eğer sendikalar tam rekabetçi piyasalarda faaliyet gösteriyorlarsa ve bütün yaptıkları, ücretleri rekabetçi düzeyin üstüne çıkartmaksa sendikaların ayakta kalmaları oldukça zor olacaktır çünkü sendikaların örgütlendiği firmaların üretim maliyetleri diğerlerine göre daha yüksek düzeyde gerçekleşecektir. Bu tip piyasalarda sendikaların varlıklarını sürdürebilmeleri için, tüm endüstri ya da sektörü örgütlemeleri gerekecektir.

Modern endüstriyel ekonomilerde ve kısmen büyük işletmelerde, sendikaların kolektif ses için bir araç olduğunu savunan modern görüş, bu yolla işçilerin bir grup olarak yönetimle iletişim kurmasının sağlandığına inanır. FM yaklaşıma göre, etkin bir tepki için, bireysel yerine kolektif pazarlık iki nedenle gereklidir:

  • Üretimin toplumsal niteliği
  • İş kaybetme riskinin az olmasıdır

Sendikaların Güç ve Etkinlik Kaybı

1970’lerin sonundan itibaren dünya ekonomisinin içinden geçtiği dönüşüm süreci, Dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan, farklı sınıf, milliyet, etnisiteye ait ve farklı yaşlardaki pek çok kadın ve erkeği derinden etkiledi ve etkilemeye de devam etmektedir. Ekonomik liberalleşme, emek piyasalarının kuralsızlaştırılması üretimin uluslararasılaşması piyasaların bütünleşmesi üzerinde etkili olmaktadır. Kapitalist sistemde bir meta olan emeğin serbest dolaşımı üzerinde hâlen kısıtlamalar söz konusudur. Özellikle niteliksiz emeğe dönük kısıtlamalar, emek piyasalarının küreselleşmesi ve giderek ulus devletlerin kontrol alanından çıkma süreci büyük ölçüde daha çok işsiz, daha büyük ücret farklılığı ve daha çok güvencesiz iş sonucunu vermektedir. Artan eşitsizlik ve yoksullukla çalışma hayatının iç içe girmesi, serbestleşmenin herkes için daha çok iş/daha iyi iş getireceğini iddia eden neo-liberal ideolojik dayanağın sorgulanmasına yol açmaktadır.

Uluslararası ticaretin ve sermaye hareketlerinin hızla serbestleşmesinin yanı sıra global üretim ağlarının taşeronluk, fason imalat yoluyla yaygınlaşması işgücü piyasalarının global entegrasyonunu hızlandırmıştır. Uluslararası sermaye, farklı ülkelerdeki işgücünü rekabete açık hâle getirmektedir. Dolayısıyla, işgücü göçünün göreli küçük ölçekte gerçekleşmesinin, ulusal işgücü piyasalarının uluslararası rekabetten izole edilmediği anlamına gelmektedir. Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki yüksek ücretli işlerin, gelişmekte olan ülkelerdeki düşük ücretli işler tarafından devre dışı bırakılması, sermayenin birim işgücü maliyet farklılıklarından yararlanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, işgücü dolaşımı sınırlı olmasına rağmen artık pek çok iş mobildir.

Dünya üretim hacminin gittikçe daha büyük bir oranının uluslararası ticarete tabi olması, dolaysız yabancı sermaye yatırımlarındaki artış ve küresel üretim ağlarının varlığı dünya toplam işgücünün artık daha büyük bir kısmının uluslararası ekonomik ilişkilerden etkilendiği ve bu yolla dünya ekonomisine bağlandığı anlamına gelmektedir. emek piyasasına yeni girenler için çok az formel/iyi iş olması ya da yeni girenlerin çok küçük sermayeyle iş kurması verimlilik ve kazanç kaybı nedeniyle dengenin emek aleyhine bozulmasını hızlandırmıştır. Bu anlamda, emeğin gittikçe korumasız kalması aşikârdır.

Yoğunlaşan küresel rekabetin işgücü piyasaları üzerindeki etkisi iki şekilde kendini göstermektedir: İlki ücretlerin düşmesi ve artan ücret eşitsizlikleri ikinci olarak işsizliğin artması ve çalışma koşullarının farklılaşmasıdır. Bu dönüşümü hazırlayan 3 mekanizmadan bahsedilebilir: Birinci mekanizma, hem ulusal hem de ulus üstü şirketlerin karşı karşıya kaldığı rekabet gerekçe gösterilerek, şirketlerde maliyet minimize edici stratejilerin izlenmesidir. İkinci mekanizma, emeğin pazarlık gücünün zayıflatılmasıdır. Üçüncü mekanizma ise artan uluslararası ekonomik rekabet gerekçesiyle devletin emek lehine yeniden düzenleyici kapasitesinin zayıflatılmasıdır.

Emek piyasalarının esnekleşmesi, işgücü göçünün artması enformalleşme; yani sosyal güvencesiz, düşük ücretli, geçici istihdam biçimlerinin yaygınlaşması, işin niteliğinin ve çalışma koşullarının standart dışına doğru değişmesi ve sendikal etkinliğin zayıflaması şeklinde ifade edilen eğilimler; küreselleşmenin emek piyasaları üzerindeki en genel etkileri olarak özetlenebilir.

Emek piyasalarının dönüşümünün önemli bir bileşeni olan sendikal etkinliğin azalması çeşitli boyutları ile tartışılmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde II. Dünya Savaşı sonrası dönemden başlayıp 1970’lerin ortasındaki küresel krize kadar devam eden dönem, yüksek sendikalaşma eğilimi ve yoğunluk oranları ile sadece kapitalizmin değil, sendikal hareketin de Altın Çağı olarak adlandırılır. Keynesyen politikalar, yüksek büyüme, yüksek yatırım ve kârlılık oranları, artan reel ücretler, artan dış ticaret hacmi, devleti politikaları bu dönemin belirgin köşe taşları olarak irdelenebilir. Yapısalcı, Marksist analizlere göre, sendikal gücün değerlendirilmesinde sayısal ifadelerden çok daha önemli olan, sendikal hareketin işgücünü harekete geçirebilme kapasitesidir. Sendikal gücün ve etkinliğin değerlendirilmesinde öne çıkan kurumsal etkinlik kavramı ile ifade edilmek istenen, işçi sendikacılığının emek piyasasının yönetimini etkileyebilme gücüdür. İşçi sendikalarının endüstriyel sistem içindeki rolü değişip dönüşmekte ve ülke/bölge bazında çok geniş farklılıklar arz etmektedir. Farklılıklara rağmen, genel eğilim sendikaların zayıflaması ve üye tabanlarını kaybetmesi yönündedir.

Liberallere göre, 1980’lerden sonra işçi maliyetlerinin artmasından sonra artık şartlar değişmiştir ve sendikalar artık daha az role sahiptir. Bu değişimde, mikro elektronik teknolojiler gelişmesi önemlidir. Bilgi çağında ve sanayi ötesi toplumlarda artık sendikalar ihtiyaç yoktur. Çünkü işçilerin hak arama yöntemleri oldukça farklılık göstermiştir. Sendikaların nitelikli eleman talebine uygun olarak meslek odalarına ve dernek şeklinde iş birliğine dönüşmüştür.

Sendikasız işyerlerini güçlendiren Japon tarzı “yalın yönetim” son dönemlerde emek sürecinde yeni düzenlemeler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeler, emek sermaye çatışması yerine, toplam kalite gibi mekanizmalar ile işçiler işletme yönetimlerinde söz sahibi olmaya başlamışlardır. Kuzey Amerika’da başlayan “pro-aktif” ya da olumlu eklemleme olarak adlandırılan mekanizmamlar ile işçiler lehine şartlar ve politikalar gelişmektedir. Takım çalışmalarında işçilerin kendi liderlerini seçmeleri gibi uygulamalar başlamıştır.

Toplu Pazarlık, Modeller ve Stratejiler

Toplu pazarlık, işveren ve çalışanların temsilcileri arasındaki pazarlık süreci olarak adlandırılabilir. Bu pazarlık sürecinin amacı, istihdam ilişkilerini belirleyecek bir toplu sözleşme imzalamaktır. Tipik bir sözleşme:

  • Ücretler
  • Çalışma saatleri
  • İş yükü
  • Kariyer vb

unsurları içermektedir. Toplu pazarlık süreci, her iki taraf için de hem uzlaşma hem de mücadele alanıdır.

ILO 154 sayılı Sözleşmesi’nde, toplu pazarlığı şu şekilde tanımlar: Bir tarafta bir işveren veya bir ya da birden fazla işveren örgütü ile diğer taraftan işçileri temsil eden bir veya birden fazla işçi örgütü arasında;

  • çalışma koşulları ve istihdam ilişkisinin belirlenmesi veya
  • işçiler ve işverenler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi veya
  • işveren veya onların örgütleriyle işçilerin örgüt veya örgütleri arasındaki ilişkileri düzenlemek konusunda giriştikleri bütün görüşmelerdir.

Toplu pazarlığın kolektif bir süreç olması, işçilerin hak ve çıkarlarını bir örgüt vasıtasıyla ifade edebilmesi, tek tek işçilerin işverenlerin keyfi/kuralsız davranışlarına maruz kalmamasını sağlar ayrıca örgütlenme pazarlık gücü kazandırır. Toplu sözleşmeyle belirlenmiş haklarının ihlalinde ise hukuk ve yargı süreci işlemektedir.

Toplu pazarlık süreci, sendikal örgütlenmenin şekline bağlı olarak yatay ya da dikey düzeyde gerçekleşir.TP görüşmelerinde, her iki taraf için de geçerli olan başlıca anlaşma taktikleri “ikna” ve “zorlama” dır. Grev sendikaların en etkili mücadele aracıdır. Özellikle uzun süren grevler, sendikaların fonlarının azalmasına yol açar. Bu nedenle, uzun süreli grevden çıkmış bir sendikanın pazarlık gücü zayıflar.

Toplu Pazarlık Modelleri : Toplu Pazarlık sürecini ele alan modeller Neo klasik varsayım ve metodolojiyi yansıtan modellerdir. Rekabetçi piyasa, rasyonel seçim, fayda ve kâr maksimizasyonu, maliyet fayda analizi yapan aktörler gibi tanıdık varsayımların yanı sıra, TP süreleri, grevin ve lokavtın beklenen faydası ve maliyeti, pazarlık gücüne, sendikal tabanın büyüklüne bağlı faktörlerin varlığı ile TP sürecindeki eksik bilgi gibi bazı değişkenler de modellerinin kavramsallaştırılmasında kullanılmıştır. Toplu pazarlık modelleri, daha genel olarak Neo klasik sendikal hizmetler analizinin genel çerçevesini temel alır. Sendika hizmetleri talebi ve sendika hizmetleri arzı, sendika hizmetleri fiyatının bir fonksiyonu olarak kabul edilmektedir.

Sendika üyeliği talebi ya da sendika hizmetleri talebi aşağıdaki faktörlere bağlı bir fonksiyon olarak ele alınır:

  • Sendika hizmetleri fiyatı: Sendika üye aidatı ve bireylerin sendikal faaliyet için harcamayı planladıkları zamanın değeridir.
  • Sendika üyeliğinin net faydası: Sendika üyesi olmanın fayda ve maliyetleri arasındaki farktır.

Sendika üyesi olmanın faydaları;

  • Bireyin pazarlık gücünün artması
  • Daha adil ücret yapısının sağlanması
  • Çalışma hayatında güvence

şeklinde sıralanır.

Sendika üyesi olmanın maliyetleri ise:

  • Grevin maliyetleri: Ücret ve gelir kaybı, belirsizlik vb. ölçülemeyen maliyetler
  • İşten atılmanın maliyeti: Sendikalar ücret ve diğer unsurlarla ilgili taleplerinin yanı sıra, işten çıkartmaları ya da lokavtı da hesaba katarak mücadele yürütürler. İşveren, sendikalı işçileri işten çıkartarak ya da daha düşük ücretten işçi kiralayarak grev sürecinde, üretimi sürdürmeyi tercih edebilir
  • İşveren tarafından cezalandırılma korkusu: Kanunlara göre yasak olmasına rağmen, sendika üyesi olma, sendika karşıtı işverenler tarafından çok yaygın kullanılan bir yıldırma yöntemidir. İşveren ayrıca, taşeron işçi istihdam ederek sendikanın etkinliğini azaltmaya çalışır.
  • İşçilerin gelirleri: Sendikal hizmetler talep fonksiyonunda yer alan üçüncü değişken işçilerin gelirleridir.
  • İşçilerin tercihleri: İşçilerin sendikalara karşı duydukları olumlu ya da olumsuz düşünceler, sendika üyeliği talebini etkilemektedir. İşçilerin tercihlerini çalıştıkları işyerinin ait olduğu sektörün yapısı, işgücünün demografik özellikleri, yaş, kıdem ve eğitim düzeyi gibi faktörler belirlemektedir.

Sendikal hizmetlerin maliyeti, örgütlenme maliyetleri ve hizmet maliyetleri olarak ayrıştırılır. Sendika hizmet ve örgütlenme maliyetleri firmanın ölçeğine, piyasa yapısına ve ekonomik dalgalanmalara bağlı olarak değişmektedir.

Hicks’in modelinde, ücret pazarlığında, işverenin taviz verme eğilimi ile grevin beklenen süresi arasında doğru orantılı; sendikanın direnme eğilimi ile grevin süresi arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Böylece grev süreleri içsel bir değişken olarak modele katılmıştır. Hicks’in modelinde TP taraflara bir maliyet getirmektedir: İşveren daha yüksek ücretin maliyetini grevin tahmini süresi ile karşılaştırıp değerlendirmek ve grev sürecindeki üretim ve kâr kayıplarını, mal stoklarının talebi ne kadar süre karşılamaya devam edeceğini vb. unsurları değerlendirerek karar verir.

Walton-McKersie tarafından geliştirilmiş “işçi işveren ilişkilerinde davranışsal teori” adı ile yayımlanmıştır. Bu analiz, toplu pazarlığı tek bir süreç olarak değil, birbirleri ile bütünleşen farklı süreçler olarak ele almıştır. Bu süreçler şunlardır;

  • Ödül dağıtıcı pazarlık,
  • Bütünleştirici pazarlık,
  • Davranışsal yapılanma,
  • Örgüt içi pazarlıktır

Pazarlık gücünün kavramsal açıdan en iyi açıklanışı Chamberlaine tarafından yapılmıştır. Bu modelde görüşmeye katılanların temel motivasyonlarını, kendi beklentilerine göre fayda sağlamak ile farklı uyuşmazlık biçimleri oluşturur. Chamberlaine modeli, işçi ve işveren taraflarının birbirleri ile anlaşmazlığa düşme, anlaşmazlık süreci ve bunun sonuçları ile bu süreçlerdeki maliyetlerinin hesaplanmasını ortaya koymaktadır. Anlaşmazlığa düşmenin firma açısından olumsuz sonuçları söz konusu olabilir. Anlaşmazlık grev ile sonuçlanırsa üretim duracak, pazar payı azalacak ve müşterilerin sayısı da düşecektir. Bunun yanında işveren temsilcisi sendika temsilcisinin önerilerini kabul etmemek ve greve katlanacaklarını belirterek sendikaya karşı güç gösterisinde bulunabilir. Sendikanın teklifini reddederek bu şekilde firmanın pazardaki rekabet gücünü korumuş olacaktır. Bu durum ise işveren için anlaşmazlığa düşmenin olumlu sonucudur. Sendika açısından anlaşmazlık bir dizi olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Burada özellikle önemli olan konu anlaşmazlığın, sendikanın lider kadrosu ve özellikle sendika lideri açısından yarattığı sonuçlardır. Çünkü sendika lideri işverenle anlaşma sağlamaz ise bunun kendisine sağlayacağı politik yararları olacaktır.