Ünite 1: Emek Piyasası İle İlgili Temel Kavramların Tanımlanması

Giriş

Dünya’da ve Türkiye’deki istihdam ve işsizlik yapısı ve bunlara ilişkin politikaları daha iyi anlamak ve değerlendirebilmek için emek piyasası kavramlarının bilinmesi gerekmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) emek piyasasına ilişkin kavramları belirli bir standart içinde tanımlamaktadır, ülkeler ise bu standartlara bağlı kalarak ilgili kavramları kendi ülkelerine uygun olacak şekilde açıklamaktadır. Ülkemizde ise Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı tanımlamalar bize yol göstermektedir. ILO tarafından yapılan tüm bu tanımlamaların dünya ölçeğinde kabul görmesi emek piyasasına ilişkin verilerin toplanmasını ve analizini kolaylaştırmaktadır.

Emek Piyasası Tanımı

Literatürde emek piyasası ile ilgili üç yaklaşım vardır: ilki emek piyasasını bir mal piyasası olarak kabul ederken ikincisi kendine özgü işleyişe sahip olan bir piyasa olarak kabul eder. Üçüncü yaklaşım ise emek piyasasının bir mal piyasası olmadığını, yapısal özellikleri bakımından mal ve hizmet piyasalarından ayrıldığını öne sürmektedir. Emek piyasası, en genel anlamıyla, emek arz ve talebinin karşı karşıya gelmesiyle ücretlerin ve çalışma koşullarının belirlendiği piyasadır. Bu tanımlamaya göre, emek piyasasına ilişkin olarak bilinmesi gereken iki kavram vardır. Bunlar, emek arz ve talebidir. Emek talebi, bir firmanın mal ya da hizmet üretebilmek için ihtiyaç duyduğu emek miktarıdır. Emek arzı ise emek piyasasında sunulan emek miktarıdır, başka bir deyişle emekçilerin çeşitli ücret düzeylerinde, çalışmayı kabul ettikleri süre veya miktardır.

Emek Piyasasının Unsurları

Eşitsizlik: Emek ve sermayenin farklı niteliklere sahip olmasının doğal sonucu eşitsizliktir. Emek piyasaya sunulmak için üretilmez. Emeğin üretimi ancak fiziksel, zorunlu, sosyal yaşam içerisindeki ihtiyaçlarını mal piyasasından karşılamasıyla mümkündür. Bunun için de gelire ihtiyaç vardır. Gelirin en önemli kaynağı da emek piyasasıdır.

Eşitsizliği vurgulayan bir başka özellik ise, emeğin biriktirilemez oluşudur, malların birikimi mümkünken emeğin bir kısmının biriktirilip saklanması mümkün değildir. Öte yandan emek arz miktarı kolaylıkla değiştirilemez, emeğin her zaman ve eşit düzeyde sunumu da mümkün değildir. Eşitsizliğe dair bir başka özellik ise, emeğin çalışma ve yaşam yerlerinin birbiriyle yakından ilgili olmasına ilişkin engellerdir. Bu engele akıcılık denilmektedir. Emeğin sahip olduğu vasfı değiştirerek başka bir mesleğe geçmesi engeli de akıcılık kapsamındadır.

Bağımlılık: Emek piyasasında, sermaye sahibi ile emek arasında kurulan ilişki çalışma (hizmet) sözleşmesine bağlıdır ve bu anlamda emeğin mal gibi mübadelesi mümkün değildir. Emeğini arz edenin işveren tarafından verilen bir işi işverenin emir ve isteklerine uygun olarak yapmakla yükümlü olması yönetsel anlamda bağlılıkken, işletmenin sağladığı araç ve gereci kullanmak zorunda olması teknik olarak bağımlılıktır.

Güvencesizlik: Açık işlerin sayısının, çalışmak isteyenlerin sayısına denk olmadığı durumlarda yani çalışmak isteyen herkesin emek piyasasında kendisine uygun iş bulamaması durumunda görülmektedir. Ayrıca emek arz edenin, işveren tarafından istenildiği zaman çıkarılma korkusu, işyerinde mesleki olarak kendini yetiştirmesine olanak olmaması ve sahip olunan bilgi ve becerilerin işin niteliğine uygun olmaması da güvencesizlik unsurları kapsamındadır.

Düzenleme: Emek piyasaları, düzenlenmiş piyasalardır. Bu piyasadaki düzenlemeler, işletmelerde mal ve hizmetlerin üretimi için bir araya gelen emeğin çalışmalarını denetim altına almak için gerekli kuralların belirlenmesi ve bu kurallara uyulmasının sağlanmasıdır. Düzenleme sadece işin yapılmasıyla sınırlı değildir, emeğin ve sermaye sahibi işverenin sözleşme uyarınca karşılıklı bazı yükümlülüklerinin bulunmasıdır.

Emek Piyasasının Özellikleri

Tek emek piyasasının olmayışı: Farklı özelliklere sahip işler için farklı özellikte piyasalardan söz edilebilir. Piyasaların birbirleriyle etkileşim içinde olmaları, piyasalar arasındaki hareketliliği mümkün kılmaktadır.

İşçinin ve işverenin eksik bilgiye sahip olması: Emek piyasasında hem sermaye sahibi hem de emek eksik bilgiye sahiptir. Sermaye sahibinin emek arz edenin verimliliklerine ilişkin eksik bilgi sahibi olması, en iyi işçilerin daha yüksek ücret veren işyerlerini tercih etmelerine sebep olacaktır. Emeğin, piyasadaki açık işlerin nitelik ve özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaması da kendilerine uygun iş bulmalarının önünde engel oluşturmaktadır ve etkin ücret uygulamasını da zorlaştırmaktadır.

Emek arzının heterojen olması: Emek piyasasındaki kişilerin yetenekleri, becerileri, motivasyonları ve iş yapma isteklerinin birbirinden farklı olması sebebiyle emek arzı heterojendir. Bunun dışında piyasadaki kişilerin eğitim düzeyi ve kalitesi, uygulama yetenekleri de birbirinden farklıdır. Bu durum ücretlere, işçi seçimine, emek verimliliğine ve beşeri sermayeye yatırım kararına yansımaktadır.

İstihdam ilişkisinin sürekli olması: Emek piyasası süreklidir, bu noktada mal ve hizmet piyasasından farklıdır. İşveren, işçiyi uzun süreli sözleşmelerle istihdam etmektedir. Uzun süreli istihdam işçi ve işveren açısından faydalıdır çünkü işçi devrinin düşmesini, eğitim maliyetlerinin azalmasını sağlamaktadır; ayrıca işçilerin verimliliğine katkıda bulunmakta ve işçilerin haklarını da güvence altına almaktadır.

Emeğin pazarlık gücünün az olması: Güvencesizlik emek arzının sermaye sahibine karşı pazarlık gücünün az olmasının en temel sebebidir. Emek arzının fazla olduğu piyasada işverenin pazarlık gücü artar. Alternatif boş işlerin sayısı da emeğin pazarlık gücü üzerinde etkili olmaktadır.

Emek piyasasında grup ilişkilerini etkileyen birçok faktörün olması: Emek piyasasında sendikalar grup ilişkisi yaratmaktadır. Sendikaların varlığı, emeğin pazarlık gücünün artması, daha adil ücret yapısının sağlanması ve iş ile gelir güvenliği açısından önemlidir.

Emek Piyasası İle İlgili Kavramlar

Hanehalkı işgücü anketleri: Aynı konutta veya aynı konutun bir kısmında yaşayan, gelir ve harcamalarını ayırmayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine katılan bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluk “hanehalkı” olarak tanımlanır. TÜİK’in resmi sitesinde belirtildiğine göre Hanehalkı İşgücü Anketlerinin amacı; kullanıcıların işgücü piyasası ile ilgili çalışmalar yapmasını sağlayacak değişkenlerin elde edilebileceği bir soru formu oluşturarak emek piyasası ile ilgili çalışmalarda kavram birliği oluşturmak ve uluslararası karşılaştırmalara elverişli veri elde edilebilecek tanımlar oluşturabilmektir. Türkiye’de hanehalkı işgücü anketleri ilk kez 1966 yılında uygulanmaya başlanmış, Ekim 1988 tarihinden itibaren düzenli olarak uygulanmış, 2000 yılında geliştirilmiş, 2004 yılında Avrupa Birliği’ne uyum açısından gözden geçirilmiş ve soru sayısı 47’den 98’e çıkarılmış, 2005 yılında, soru sayısı EUROSTAT’ın istediği değişiklikler sonucunda 110’ çıkarılmıştır. Son olarak 2009 yılında, ülke koşullarına uygun olmadığı düşünülen bazı sorular ILO tarafından çıkarılmıştır.

Kurumsal ve kurumsal olmayan nüfus: Kurumsal nüfus otel, hastane ve huzurevi gibi ikamet edenlerden; kurumsal olmayan nüfus ise hanelerde yaşayan kişilerden oluşur.

Çalışma çağı nüfusu ve potansiyel emek arzı: Emek arzı, fiziksel ve zihinsel açıdan çalışmaya uygun olan herkestir. Çalışma çağı nüfusu belirlenirken, bireyin yaşı bir kriter olarak değerlendirilmektedir. Türkiye ve çoğu ülkelerde çalışma çağındaki nüfus 15 yaş ve daha yukarı yaşlardaki nüfus olarak kabul edilirken, İngiltere, İspanya, İzlanda, Norveç gibi ülkelerde 16 ve daha yukarı yaş çalışma çağındaki nüfus olarak kabul edilmektedir.

İşgücü: Bir ülkede fiilen çalışanlarla iş arayanların doldurabileceği çalışma saatleri toplamına işgücü denilmektedir. İşgücünü hesaplarken geçici olarak çalışmayanların ve iş arayanların tümü dikkate alındığı için emek arzının en üst sınırını ifade etmektedir. Bir ülkeye ait işgücü belirlenirken 15 yaşın altında olmasına rağmen ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı çalışmak zorunda kalan çocuk işgücü ve emeklilik yaşının üzerinde olmasına rağmen çalışmak zorunda olan nüfusa dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durumda işgücü tanımını, istihdam edilenler ile işsizlerin bir araya gelmesiyle oluşan nüfus olarak yapabiliriz.

Referans dönemi (haftası): Referans haftası Pazartesi ile başlayıp Pazar günü ile sona erer.

İşgücüne dâhil olmayanlar: Çalışmaya hazır olduğu hâlde iş aramayan, iş bulma ümidi olmayanlar ve bazı nedenlerle iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır olan kişiler işgücüne dâhil olmayan nüfusu oluşturur. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar grubu, 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerden oluşmaktadır. İş bulma ümidi olmayanlar ise daha önce iş aradığı halde bulamayan ancak işbaşı yapmaya hazır olan kişilerdir. Bu grup işgücü “gücenmiş veya cesareti kırılmış” işgücü olarak tanımlanmaktadır. İş aramayanlar grubu da mevsimlik işçiler, ev işleriyle meşgul olanlar, öğrenciler, emekliler ve bedensel engelli ya da hastalık ve yaşlılık nedeniyle işbaşı yapmaya elverişli olmayan gruptur.

İş gücüne katılma oranı: İstihdam edilenlerle işsizlerin toplamının oluşturduğu işgücünün aktif nüfusa oranıdır. Bu oran aktif nüfus içerisinde işgücünün göreceli ağırlığını gösterir; istihdam ya da işsiz olma durumuna bakılmaksızın emek piyasaları işe bağlantılı olanları gösterdiği için önemli bir kavramdır.

İstihdam: Emek faktörünün üretim sürecinde kullanılması istihdamın dar anlamını oluştururken, tüm üretim faktörlerinin üretim sürecinde kullanılması da geniş anlamını oluşturmaktadır. Bir başka tanımlamada ise istihdam bireylere ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için gerekli gelirin doğrudan veya dolaylı olarak verilmesini sağlayan bir araçtır. İstihdamdaki nüfus ise işbaşında olan ve işbaşında olmayan nüfustan oluşmaktadır. İşbaşında olan, “ücretli, maaşlı, yevmiyeli, kendi hesabına, işveren ya da ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az bir saat bir ekonomik faaliyette bulunan kişiler”dir. İşbaşında olmayan kavramı ise, iş ile bağlantısı devam ettiği halde referans haftası içinde çeşitli nedenlerle işinin başında olmayan, ancak işleriyle ilişkileri devam eden kişilerdir.

İstihdam düzeyi veya istihdam hacmi: İstihdam hacmi, fiilen doldurulan çalışma saatleri toplamıdır. Uluslararası karşılaştırmalarda çalışma saatleri çalışan sayısına göre daha net bir sonuç vermektedir.

İstihdam sınırı veya istihdam takati: İstihdam sınırını işgücü rezervi ve çalışma saati toplamı belirler. Ekonomideki işgücünün fiili veya potansiyel varlığı toplamı ülke ekonomisinde doldurulabilecek çalışma saatleri üst sınırını vermektedir.

Tam İstihdam: Bir ekonomide istihdam düzeyi ile işgücü miktarı eşitse tam istihdamdan söz edilebilir. Kabul edilebilir işsizlik olarak tanımlanan “friksiyonel işsizlik” ülkelerde emek arzı ve talebinin daima karşı karşıya kalamayacağını vurgulamaktadır ve çeşitli koşullara bağlı olarak ülkeden ülkeye değişmektedir.

Eksik İstihdam : Bir kişinin sahip olduğu eğitim ve beceri düzeyine uygun bir işte çalışmaması durumudur. Eksik istihdam, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam olmak üzere ikiye ayrılır.

  • Zamana bağlı istihdam; Referans haftasında istihdamda olan, esas işinde ve diğer işinde veya işlerinde toplam olarak 40 saatten daha az süre çalışmış olup, daha fazla süre çalışmak istediğini belirten ve mümkün olduğu takdirde daha fazla çalışmaya başlayabilecek olan kişilerdir. Zamana bağlı istihdamdan söz edilebilmesi için, öncelikle normal çalışma süresinden (40 saat) daha az süreli bir çalışmanın olması, fazla süreli çalışmaya istekli olunması ve mümkün olduğunda da derhal fazla süreli çalışmaya başlanılması gerekmektedir.
  • Yetersiz istihdam; zamana bağlı eksik istihdam kapsamında yer alamamak koşuluyla referans haftasında istihdamda olan, son 4 hafta içinde mevcut işini değiştirmek için işine ek olarak bir iş aramış olan ve böyle bir iş bulduğu takdirde 2 hafta içinde çalışmaya başlayabilecek olan kişilerdir. Yetersiz istihdamdan söz edebilmek için mevcut işini değiştirmek veya ek bir iş yapma isteği ve bu nitelikte bir iş olduğunda derhal çalışmaya başlayabilmek söz konusudur.

İşsizlik: Çalışabilir çağdaki kurumsal olmayan nüfusa dâhil olan kişilerden, referans döneminde bir işi olmayanlar, bir iş arayan ve bu konuda bir girişimde bulunmuş olanlar ve iş bulması halinde işbaşı yapabilecek durumda olanlar işsiz olarak tanımlanmaktadır. İşsizlik açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Bağımlılık oranı: Üretime katılan nüfusa bağımlı olan 15 yaş altı çocuklar ile 65 yaş üstü yaşlılar bağımlı nüfus olarak geçmektedir. 15 yaş altı nüfusun 15-64 yaş arası nüfusa oranı çocuk bağımlık oranını ve 65 yaş üstü nüfusun 15-64 yaş arasındaki nüfusa oranı yaşlı bağımlılık oranını vermektedir. Çocuk ve yaşlı bağımlılık oranı ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Gelişmekte olan ülkelerde çocuk bağımlılık oranı yüksekken, gelişmiş ülkelerde yaşlılık bağımlılık oranı daha yüksektir.

Emek Verimliliği: Mal ve hizmet üretme gücü verimliliktir, verimlilik bir ülkenin ekonomik refah düzeyini göstermektedir. Emek verimliliği; belirli bir firmanın, işkolunun veya ülkenin ürettiği toplam reel üretim miktarının, bu üretimin elde edilmesi için kullanılan toplam emek-saat miktarına bölünmesi ile elde edilir.