Ünite 3: Ekonominin Genel Dengesi: Toplam Talep-Toplam Arz Modeli

İktisadi Dalgalanmalar

Ekonominin toplam üretimi dönemsel olarak değişim gösterir. Bazı dönemlerde toplam harcamalardaki artışa bağlı olarak mal ve hizmet üretimi artabilir. Bununla birlikte iş gücündeki nicelik ve nitelik artışları, sermaye birikimindeki artışlar, teknoloji kullanımındaki ilerlemeler de ekonominin üretim kapasitesini artırabilir. Bu dönemlere ekonominin genişleme dönemleri adı verilir. Bazı dönemlerde ise firmalar üretimlerini azaltmak zorunda kalır çünkü ürettikleri mal ve hizmetleri satamaz. Üretimdeki düşüşe toplam harcamaların azalması neden olabilir. Üretimi azalan firmalarda işten çıkarmalar başlar ve işsizlik artar. Diğer üretim faktörleri de bundan etkilenir ve ekonominin üretim kapasitesi düşer. Ekonominin genelinde üretimin azalması toplam çıktının ve gelirin de azalması demektir. Bu dönemler de ekonominin daralma dönemleri olarak adlandırılır. Ekonomideki daralma belli bir süre devam edebilir. Üst üste iki dönem daralma yaşayan ekonomi resesyona girer. Durgunluk daha da sert ve uzun yaşanırsa ekonomi depresyona girmiş demektir.

Reel GSYH’nin uzun dönem trendi etrafında dalgalanması iktisadi dalgalanmalar olarak adlandırılır.

Her ekonomi uzun dönemde bir büyüme trendine sahiptir. Kısa dönemde ise bu trend etrafında dalgalanmalar gösterir.

İktisadi Dalgalanmaların Özellikleri

İktisadi dalgalanmaların izlediği aşamaların önemli bir özelliği her ekonomide ortaya çıkmaları ve sırayla tekrarlanmalarıdır. Bununla birlikte her bir aşamanın ya da dönemin ne kadar süreceği belli değildir. Bu aşamalara sırayla bakalım:

Genişleme birinci aşamadır. Genişleme döneminde istihdam, gelir, üretim ve satışlar artar. Aynı zamanda kendi kendini besleyen bir süreç söz konusudur:

  • Firmaların satışlarının ve satış beklentilerin artması yatırımları da artırır.
  • Hane halkının artan geliri ve gelir beklentisi nedeniyle tüketim harcamaları artar.
  • Merkez bankası gelir ve harcama artışına bağlı olarak parasal tabanı genişletir.
  • Bankacılık sistemi daha fazla kredi kullandırır.

Yukarıdaki etkiler nedeniyle ekonomik büyüme devam eder. Belirli bir dönem sonunda ekonomi maksimum büyüme oranına ulaşır. Burası zirvedir. İktisadi göstergelerdeki büyüme durmuştur. Fiyat ve ücretlerde yüksek artışlar görüldüğünden ekonomi yorulmuştur, diyebiliriz. Beklentiler de büyümenin tersine döneceği şeklindedir. Artık daralma başlamıştır. Daralmanın yaşandığı dönemler resesyon dönemleridir. Ekonomi daralırken bunun iki dönem üst üste yaşanması teknik olarak ekonominin resesyona girdiğini gösterir. Resesyon boyunca işsizlik artar, üretim yavaşlar, satışlar durur.

Talepte bir gerileme vardır. Yeni yatırım planları askıya alınmıştır. Toplam gelir de azalmaktadır. Ekonomi daha da kötüye gidebilir. Bu, her ekonominin yaşadığı bir aşama değil. Finansal sistemde bir krizin reel kesimi de darmadağın etmesi ekonomiyi bu aşamaya getiren en önemli nedendir. Çünkü ekonominin iki tarafı da işlemez hâle gelir. Bankalardan mevduatlar çekilir, finansal varlıklar satılır. Diğer taraftan batık (geri ödenmeyen) krediler ya da kredi geri ödemelerinde sorunlar ortaya çıkar. Bu finansal kurumların bilanço yapılarının bozulması ve iflasların yaşanması demek. Üretimdeki gerileme işsizliği daha da artırır. Talep artık iyice geri çekilmiştir. Bunun nedeni, hem gelirin düşmesi hem de bu dönemde ihtiyatlı davranma isteğidir.

Kötüye gidiş bir yerde sona erer. Ekonomi resesyon ya da depresyon döneminin sonunda dip noktasına gelir. Ekonomik göstergelerin toparlanmanın başlayacağına dair iyi sinyaller vermesi toparlanma döneminin başladığı anlamına gelir. Ekonomi yavaş yavaş kendine gelmeye başlar. Talep canlanır, sanayi üretimi artar. İstihdamda da artış başlamıştır. Bu dönemin başlarında biraz düşük gerçekleşen büyüme, yavaş yavaş ivme kazanır ve yeni bir genişleme döneminin alt yapısını hazırlar.

İktisadi Dalgalanmaların Etkileri

Enflasyon oranı, işsizlik oranı ve toplam gelir (ya da kişi başına gelir) ekonominin gidişatı hakkında bize bilgi veren en temel üç makroekonomik göstergedir. Ekonomide ortaya çıkan dalgalanmaların etkilerini bu üç temel göstergeye bakarak anlayabiliriz. Ekonominin toplam üretiminde ya da gelirindeki değişimleri reel GSYH ile takip ederiz.

Toplam üretimdeki dalgalanmaların en önemli etkisi işsizlik ve enflasyon üzerinde ortaya çıkar. Genişleme dönemlerinde işsizlik azalırken daralma dönemlerinde ise işsizlik artar. Fiyatlardaki değişimler ise enflasyon ya da deflasyona neden olur. İşsizlik üzerindeki etki ekonominin üretim kapasitesinin kullanılmasıyla ilgili. Bu ilişkiyi anlamak çok da zor değildir. Ekonominin uzun dönem trendi aynı zamanda potansiyel büyümesi oranını veriyor bize. Toplam üretimin potansiyel düzeyinde olduğu zaman bile ortaya çıkan bir işsizlik vardır. Doğal işsizlik oranı olarak adlandırdığımız bu oranın üzerindeki işsizlik bir sorundur. Resesyon dönemlerinde ise cari işsizlik oranı ve doğal işsizlik oranı arasındaki fark artar.

Ekonomide fiyatlardaki değişimin ise farklı sebepleri vardır. Genişleme dönemlerinin sonunda fiyatlarda da artış ortaya çıkar. Fiyatlardaki artışın üretim maliyetlerinden mi yoksa genişlemeci bir politikadan mı kaynaklandığını bilmek önemli. Girdi maliyetlerinin ya da faktör maliyetlerinin artması sonucunda fiyatlar da artar. Bunun ne kadar olacağını belirleyen, maliyet-fiyat arasındaki kâr marjının oranıdır. Maliyetlerdeki bu artışlar fiyatlara aynı oranda ya da daha fazla yansıtılabilir. Bu arada genişlemeci bir iktisat politikası tercihi de fiyatların daha hızlı artmasına yol açar.

Resesyon döneminin sonunda ise fiyat ve ücretlerde düşüşler olacaktır. Durgunluğa giren bir ekonomide üretim ve satışlardaki azalmadan kaynaklı fiyat ve ücret baskıları bu durumu yaratabilir. Stoklarda biriken mallar nakit akışı sağlamak için daha düşük bir fiyattan satılır. İşini kaybetme riski altında olan iş gücü sahipleri ise daha düşük bir ücret düzeyini kabul ederler. Aslında bu durumun toparlanma dönemi için ekonomiyi hazırladığı da söylenebilir. Asıl problem ekonominin resesyon döneminde fiyat ve ücretlerin artmaya devam etmesidir. Resesyon ile enflasyonun aynı anda görüldüğü durum stagflasyon olarak adlandırılırken enflasyonun daha da yükseldiği ve ekonominin küçüldüğü depresyon dönemleri için ise slumpflasyon terimi kullanılır.

Resesyon dönemleri sadece iş gücünün değil, üretim faktörlerinin de tam olarak kullanılamadığı dönemlerdir. Resesyon döneminde fabrikalar kapanır ya da üretimini azaltır, iş yerleri kapanır, ekilebilir tarım arazileri boş bırakılır. Bu her anlamda atıl kapasitenin artmasına neden olur.

Toplam üretimdeki dalgalanmaları genişleme ve daralma olarak tanımlayabiliyoruz. Fakat dalgalanmaların nedenlerini açıklamak oldukça zordur. İktisatçıların ya da iktisat teorisinin amaçlarından bir tanesi de ortaya çıkan bu dalgalanmaların nedenlerini daha iyi anlayabilmektir. İktisadi faaliyetlerde ortaya çıkan kısa dönemli dalgalanmaları açıklamada kullanılan temel model olan toplam talep-toplam arz modeli bize beklenmeyen iktisadi durumların (şokların) geçici olarak ekonominin büyüme oranını nasıl artırıp azalttığını gösterecektir.

Toplam Talep-Toplam Arz Modeli

Toplam talep-toplam arz modelinde ekonomiyi iki kısma ayırıyoruz. Bir tarafta toplam harcamaları ya da toplam talebi bize veren toplam talep eğrisi var. Diğer tarafta ise ekonomide firmaların üretim kararlarını ya da toplam arzı bize veren toplam arz eğrisi var. İki boyutlu dünyada bu modeller bize analiz için yardımcı oluyor. Burada iki boyutlu ile kastedilen iki eksenli olarak çizdiğimiz diyagramımız. Kısa dönem iktisadi dalgalanmaları bu model yardımıyla analiz ederken iki değişkenin davranışına odaklanırız. İlk değişkenimiz ekonominin toplam üretimi. Bunu reel GSYH ile ölçüyoruz. Reel GSYH bize fiyat etkilerinden arındırılmış bir üretim değeri verir. Böylece reel GSYH’deki değişimler toplam üretimdeki miktar değişimlerini göstermiş olur. Bir başka ifadeyle, ekonominin üretim kapasitesindeki değişimi izleriz. Yatay eksende yer alan değişkenimiz toplam üretim ya da reel GSYH’dir. İkinci değişkenimiz ise ortalama fiyat düzeyi ya da fiyatlar genel düzeyidir. Fiyatlar genel düzeyindeki değişimler tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) ile ölçülür. Burada şunu söyleyelim: TÜFE, yaşam maliyetlerindeki değişimleri ölçen ve belirli sayıda mal ve hizmeti içeren bir endekstir. Ekonomide bütün fiyatlardaki değişimleri ölçmek istediğimizde GSYH deflatörünü kullanırız. Dikey eksende yer alan değişkenimiz fiyatlar genel düzeyidir. Burada kullandığımız toplam üretim reel bir değişken, fiyatlar genel düzeyi ise nominal bir değişkendir.

Toplam Talep Eğrisi

Toplam talep eğrisi her bir fiyat düzeyinde ekonomide talep edilen bütün mal ve hizmetlerin miktarını gösterir ve negatif eğimli bir eğri söz konusudur.

Bu eğri bize iki eksende yer alan değişkenler arasındaki ters yönlü ilişkiyi veriyor. Burada fiyat düzeyinden toplam üretime doğru bir nedensellik ilişkisi söz konusudur. Basit bir şekilde, fiyatlar artarsa talep ve üretim azalıyor, fiyatlar düşerse talep ve üretim artıyor, diyebiliriz.

Toplam Talep Eğrisinin Eğimi

Toplam talep eğrisinin eğiminin negatif olması, fiyat düzeyi ile üretim arasında ters yönlü bir ilişkinin varlığını gösterir. Bu ters yönlü ilişkiyi kurabilmek için fiyat düzeyindeki değişimlerin makro iktisadi değişkenleri nasıl etkilediğini bilmeliyiz. Şimdi sırayla bu etkileri inceleyeceğiz.

Refah Etkisi

Fiyat düzeyindeki değişimlerin, paranın reel değeri üzerindeki etkisi refah etkisi olarak adlandırılır. Bu, aslında satın alma gücünüzdeki değişimi ifade eder. Örneğin fiyat artışları yani enflasyon nedeniyle satın alma gücümüz düşer. Bu nedenle de tüketim harcamaları azalış gösterir.

Fiyatlardaki azalış ise tüketim harcamalarını artıracaktır. O hâlde fiyatlar ve harcamalar arasında ters yönlü bir ilişki var, diyebiliriz.

Faiz Oranı Etkisi

Fiyat düzeyindeki değişmeler para talebini de etkiler. Fiyat düzeyinin düşük olduğu durumlarda satın almak istediğimiz mal ve hizmetler için daha az para tutarız ya da daha az para talebinde bulunuruz. Fiyatların artması ise para talebimizi artırır. Çünkü satın almak istediğimiz mal ve hizmetler için daha yüksek bir harcama değeri söz konusudur.

Nasıl bir malın arzı sabitken talebi artınca fiyatı artarsa bir mal olarak paranın da talebi artınca fiyatı yani faiz artar. Para talebinin azalması ise faizi düşürür. Tabii burada para arzını sabit kabul ettiğimizi unutmamalıyız.

Benzer şekilde fiyatların düşmesi sonucu gelirimizin içinde harcamaların payı düşeceği için tasarruflarımız artabilir. Biz de tasarruflarımızı bankada bir vadeli mevduat hesabında değerlendirmek isteyebiliriz. Böyle bir durumda fon kaynakları artan bankalar bunları kredi olarak kullandırabilir. Fonların artması da faiz oranlarının düşmesine etki eder. Aynı şekilde fiyatların artmasıyla birlikte gelirimizin içinde harcamaların payı artar ve bu nedenle tasarruflarımız azalır. Bunun etkisi fon kaynağı azalan bankacılık kesiminin daha fazla mevduat çekmek için faizleri artırması olabilir.

Bir diğer etki ise enflasyon ve faiz oranı arasındaki doğrusal ilişkiden kaynaklanır. Bu ilişkiye iktisat literatüründe Fisher etkisi adı verilir. Fisher etkisi reel faiz ve enflasyonun toplamının bize nominal faiz ya da piyasa faiz oranını verdiğini söyler. Ekonomide bir reel faiz oranı olmak zorunda zaten. Bununla birlikte enflasyon paranın reel getirisini ortadan kaldırdığı için enflasyon oranı kadarlık bir farkı da göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü ancak bu şekilde paramızın satın alma gücünü koruyabiliriz. O hâlde nominal faiz oranının en azından reel faiz ve enflasyonun toplamına eşit olması gerekir. Reel faizi sabit kabul edersek enflasyon arttıkça nominal faizin de artması gerekir. Bu da demektir ki fiyat düzeyi artınca (enflasyon) faizler de artar.

Gördüğünüz gibi fiyatların artması faizleri bir şekilde artırır. Faiz oranının artması mal ve hizmetlere yönelik harcama kararlarını etkiler. Yüksek faiz oranında borçlanma maliyeti de yükselir ve yeni yatırımlarını borçlanarak yapmak isteyen firmalar yatırımlarından vazgeçer. Aynı şekilde yüksek faiz hanehalkının tüketim kararlarını da etkiler. Borçlanarak araba ya da ev almak istediğimizde yüksek faiz oranında bu kararlarımızı erteleyebiliriz. Dolayısıyla fiyatların artması faiz oranını artırırken harcamaların da azalmasına neden olur.

Döviz Kuru Etkisi

Fiyatlar arttığı için faiz oranları yükselir. Faiz oranlarının yükselmesi yabancı yatırımcıları da etkiler. Yabancı yatırımcılar daha yüksek faiz getirisinden faydalanmak için bizim ülkemize giriş yaparlar. Bu durumda ellerindeki dövizleri bozdurup yerli para cinsinden varlıklara yönelirler. Döviz arzının artması demek, dövizin fiyatının, yani kurun düşmesi demektir. Döviz kurundaki düşüş aynı zamanda yerli paranın da değer kazanması anlamına gelir. Böylece ihraç mallarımızın fiyatları da artar. Fiyatları artan ihraç mallarımızla dünya piyasalarında fiyat kaynaklı rekabet avantajımızı kaybederiz. Bu durumda bizim mallarımıza olan talep azalır. Döviz kurunun düşmesi nedeniyle ithal mal fiyatları da düşer ve ithalat artar. İki etkinin toplamı net ihracatımızın düşmesi demektir. Bunun sonucunda da toplam harcamalar ya da toplam talep azalır.

Fiyatların düştüğü durumda faiz oranları da düşer. Bu ise yabancı yatırımcılar açısından nispi getirinin düşmesi demektir. Böyle bir durumda ekonomiden kısa vadeli sermaye çıkışı başlar. Eldeki yerli paraların dövizle değiştirilmesi gerekir. Dövize olan talep artar ve kur yükselir. Kurun yükselmesi yerli paranın da değer kaybetmesi anlamına gelir. Bunun sonucunda ihraç mallarımız ucuzlarken ithal malların fiyatları yükselir. Ucuzlayan ihraç mallarına yabancı tüketicilerin talebinin artması ise ihracatımızı artırır. İthal mallar yerli muadillerine göre daha pahalı olacağından ithalatımız da düşer. Böylece toplam etki, net ihracatın düşmesi olur. Düşen net ihracat da toplam harcamaların ya da toplam talebin azalması demektir.

Toplam Talep Eğrisinin Yer Değiştirmesi

Toplam talep eğrisini elde ederken dikey eksende yer alan fiyat düzeyindeki değişimlerin mal ve hizmet talebine olan etkisini, eğri üzerindeki her bir noktaya karşılık gelen yatay eksende yer alan toplam üretim düzeyiyle ilişkilendiririz. Eğri üzerindeki her bir nokta belirli fiyat düzeyine karşılık gelen mal ve hizmet talebini bize verir. Bu talep düzeyi de üretimi belirler.

Fiyat dışında, toplam talebi ve dolayısıyla üretimi etkileyen başka faktörler de vardır. Mevcut fiyat düzeyinde, yani fiyatların sabit olduğu durumda, bu faktörlerden birindeki değişim mal ve hizmet talebini etkiler. Bu etkiler nedeniyle toplam talep eğrisi yer değiştirir.

Toplam talep eğrisinin yer değiştirmesine neden olan etkileri harcama bileşenlerine göre ayırarak inceleyelim.

Tüketimdeki Değişmelerden Kaynaklı Etkiler

Ekonomide tasarruf eğiliminin artması mevcut tüketim harcamalarını azaltır. Bu ise toplam talebin azalması demektir. Tasarruf eğiliminin düşmesi ise tersi bir etki yaratır. Harcamaların artmasıyla toplam talep artar.

Finansal yatırımların değerinin artması yatırımcıların servetinin de artması anlamına gelir. Servetin artması tüketim yapma isteğini artırır. Finansal yatırımların değerinin düşmesi ile servetin de azalması toplam talebi olumsuz etkiler.

Vergilerin artırılması tüketim harcamalarını azaltır. Bunun nedeni harcanabilir ya da vergi sonrası gelirin azalmasıdır. Vergilerin düşürülmesi ise harcanabilir gelirin artması demek olduğundan toplam talebi artırır.

Para arzının artırılması tüketim harcamalarını artıran bir diğer unsurdur. Merkez bankaları tarafından kontrol edilen ekonomideki para arzının artırılmasıyla birlikte dolaşımdaki para miktarı artar. Bu durum daha fazla harcama yapma isteğine neden olur ve toplam talep artar. Para arzının azaltılması sonucunda dolaşımda daha az paranın bulunması ise harcamaların ve toplam talebin azalmasına neden olur.

Yatırımlardaki Değişmelerden Kaynaklı Etkiler

Yatırımcıların mevcut fiyat düzeyinde ne kadar yatırım yapmak istediklerini etkileyen her durum, toplam talep eğrisinin kaymasına neden olur.

Gelecekte ekonominin durumuna dair beklentiler yatırım harcamalarını etkiler. Bu beklentiler iyimserse yatırımlar artacak, kötümserse yatırımlar azalacaktır. Yatırımların artması toplam harcamaların ve toplam talebin artmasına neden olurken yatırımların azalması toplam harcamaları ve toplam talebi azaltır.

Vergi ya da yatırım teşvikleri de yatırım harcamalarını etkiler. Ekonomide belirli alanlara verilen teşvik ya da destekler bu alanlara yönelik yatırımları artırır. Bu da toplam yatırım harcamalarının artması demektir.

Yatırımların artması toplam talebin de artmasına neden olur.

Para arzındaki ve faiz oranındaki değişmeler de yatırım harcamalarını etkiler. Para arzının artırılmasıyla para piyasasında faiz oranlarının da düşmesi beklenir. Faiz oranlarının düşmesi finansman maliyetlerinin azalması demektir. Bu da borçlanarak yatırım yapmak isteyen firmaları etkiler ve yatırımlar artar.

Kamu Harcamalarından Kaynaklı Etkiler

Kamu harcamaları politika yapıcıların toplam talebi doğrudan etkileyecekleri bir araçtır. Toplam harcama bileşenlerinden biri olan kamu harcamalarının artırılması ile toplam talep de artar. Özellikle ekonominin krize girdiği dönemlerde toplam harcamalarda düşüş yaşanır. Böyle bir durumda ekonomiyi canlandırmak için kamu harcamalarının artırılması bir çözüm olarak görülür. Bununla birlikte, harcama artışının bütçe açığı ve borçlanma üzerindeki etkisi bu politika aracının kullanımını kısıtlar.

Net İhracattaki Değişmelerden Kaynaklı Etkiler

Mevcut fiyat düzeyinde net ihracatı etkileyen her durum toplam talep eğrisinin kaymasına neden olur.

İhracat pazarlarında yaşanan ülke ekonomisinden ya da küresel nedenlerden kaynaklı durgunluk net ihracatı azaltır. Bu durum üretilmiş olan mal ve hizmetlere yönelik yurt dışı talebin de azalması demektir. Yeni ihracat pazarlarının ortaya çıkması ise net ihracatı artırır. Bu durum ekonomide üretilen mal ve hizmetlere yönelik ilave talebin ortaya çıkması demektir.

Döviz kurunda spekülasyon kaynaklı değişmeler de net ihracatı etkiler. Kurlardaki değişimler ihraç mallarının ve ithal malların fiyatlarının değişmesine neden olur.

Toplam Arz Eğrisi

Toplam arz eğrisi her bir fiyat düzeyinde firmaların ürettiği ve sattığı toplam mal ve hizmet miktarını gösterir. Toplam arz eğrisinin şekliyle ilgili dönemsel bir fark vardır. Uzun dönem arz eğrisi dikey bir doğru iken kısa dönem arz eğrisi pozitif eğimli bir doğrudur. Kısa dönem dalgalanmaları anlayabilmemiz için ekonominin kısa dönem davranışının uzun dönem davranışından nasıl farklılaştığını bilmeliyiz. Bu nedenle de uzun dönem arz eğrisiyle kısa dönem arz eğrisini ayrı ayrı inceleyeceğiz.

Uzun Dönem Arz Eğrisi

Uzun dönemde ekonominin mal ve hizmet üretimi (reel GSYH) iş gücünün sayısı ve niteliğine, sermaye birikimine, doğal kaynaklara ve bu faktörlerin mal ve hizmet üretimine dönüştürülmesinde verimliliği etkileyecek teknoloji düzeyine bağlıdır. Bu faktörlerin fiyatlar genel düzeyiyle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Yani fiyat düzeyi reel GSYH’nin uzun dönem belirleyicilerini ve toplam üretimi etkilemez. Bu nedenle de uzun dönem toplam arz eğrisi dikey bir doğru ile gösterilir.

Kısa dönemde üretim üzerinde fiyat değişimlerinin etkisi vardır. Bu nedenle de kısa dönem eğrisi pozitif eğimli bir eğridir. Fakat uzun dönemde toplam üretimin değiştirilebilmesi için iş gücünü daha nitelikli hâle getirmeli, sermaye birikimini artırmalı ve üretimde teknoloji kullanımını geliştirmelisiniz. Bunları yapmanız aynı zamanda ekonominin üretim yapısının değişmesi demektir ki bu, uzun yıllar alır. Aslında bu gelir düzeyini potansiyel ya da doğal olarak adlandırmamızın nedeni de budur. Çok kolay değiştiremiyorsunuz potansiyelinizi çünkü mevcut faktör donanımıyla ulaşabilen düzey budur.

Uzun Dönem Arz Eğrisinin Yer Değiştirmesi

Uzun dönemde ekonominin potansiyel üretim düzeyinin değişmesi uzun dönem arz eğrisinin yer değiştirmesi anlamına gelir. Bunun için de ekonominin üretim yapısının değişmesi gerekir. Ekonominin üretim yapısı ise üretim faktörlerindeki değişimlere bağlıdır. Bu değişimleri şöyle sıralayabiliriz;

  • İş Gücünden Kaynaklı Değişimler
  • Sermaye Kaynaklı Değişimler
  • Doğal Kaynakların Etkisi
  • Teknoloji Düzeyinin Etkisi
  • Kamu Politikalarının Etkileri

Uzun dönem toplam arz eğrisinin kaymasına etki eden faktörler şunlardır:

Negatif Şoklar (Uzun dönem arz eğrisi sola kayar)

  • Kötü hava koşulları
  • Sermaye birikiminin azalması
  • Girdi maliyetlerinde artışlar
  • Verimlilikte düşüşler
  • Yüksek vergiler veya yasal düzenlemeler
  • Üretime zarar veren doğal afetler

Pozitif Şoklar (Uzun dönem arz eğrisi sağa kayar)

  • İyi hava koşulları
  • Sermaye birikiminin artması
  • Girdi maliyetlerinde düşüşler
  • Verimlilikte artışlar
  • Düşük vergiler veya yasal düzenlemeler
  • Üretimde ılımlı artışlar

Kısa Dönem Arz Eğrisi

Burada kısa dönem arz eğrisinin neden pozitif eğimli bir eğri olduğunu açıklamak için yatay eksende yer alan üretimden dikey eksende yer alan fiyat düzeyine doğru bir nedensellik vardır. Bu nedensellik, doğru yönlü bir ilişkiye sahiptir. Yani toplam üretim arttığında fiyatlar genel düzeyi de artar. Ya da toplam üretim azaldığında fiyatlar genel düzeyi de düşer. Burada toplam üretimin artması ya da azalmasının fiyatlar üzerinde bir etki yaratabilmesi için mevcut üretim düzeyi ile potansiyel üretim düzeyi arasındaki farka odaklanıyoruz. Bu fark çıktı açığı olarak adlandırılıyor. Bu açık pozitif ya da negatif olabilir. Pozitif çıktı açığı enflasyon yaratırken negatif çıktı açığı deflasyona neden olur. Bunun nasıl gerçekleştiğini görelim.

Örneğin gelişmiş bir ekonomide fiyatlar ya da yıllık enflasyon %2’ler civarında seyreder. Bu, fiyat istikrarı denilen durumdur ve ekonomide enflasyonla ilgili bir sıkıntı olmadığı anlamına gelir. Böyle bir durumda bütün iktisadi kararlar bu enflasyon oranına göre verilir. Enflasyon beklentileri de sıklıkla değişiklik göstermez çünkü bu oran geçmiş yıllarda tecrübe edilmiştir. Fakat gelişmekte olan bir ülke için fiyat düzeyi ya da enflasyon %8 olabilir. Burada farklı yapısal nedenlerin varlığı enflasyon için bir eşik değer belirliyor, diyebiliriz. Tabii bu, istenen bir oran değil ve neden böyle olduğunun nedenlerine de burada girmeyeceğiz. Fakat dediğimiz gibi her ekonomi için doğal hâsıla düzeyinde ortaya çıkan bir enflasyon oranı olduğunu bilelim.

Potansiyel çıktı düzeyi, ekonominin üretken kapasitesini kullandığını da gösterir. Ekonominin potansiyel çıktı düzeyinin kolay değişmediğini söylemiştik. Fakat ekonomi belirli dönemlerde toplam talebe bağlı olarak üretim artışları yaşayabilir. Bu durumda toplam üretim düzeyi potansiyel üretim düzeyinin üzerine çıkabilir. Bu, çıktı açığının pozitif olması demektir. Böyle bir durumda ekonomideki firmaların çoğu mevcut üretken kapasitelerinin üzerinde bir üretim yapıyordur. Yani talep edilen miktar firmaların arz etmek istedikleri miktardan daha fazladır. Bu durum faktör maliyetlerini artırdığı için firmalar da fiyatlarını artırır. Firmaların böyle davranması sonucu fiyatlar genel düzeyi de artar. Talep artışından kaynaklı pozitif çıktı açığı enflasyonist açık olarak da adlandırılır çünkü fiyatlar genel düzeyi artmaktadır.

Toplam talebin düştüğü dönemlerde ekonominin cari toplam üretimi de geriler. Bu durumda ekonomi potansiyel düzeyinin altına düşer. Firmalar kapasitelerinin altında üretim gerçekleştirir ve bu nedenle daha fazla mal satmak için fiyatlarını düşürür. Fiyatlarını düşürür fakat burada kar marjını düşürmek için nispi bir fiyat değişimi vardır. Yani maliyetlerin biraz üzerinde fiyatlarını belirleyebilirler. Talep kaynaklı negatif çıktı açığı deflasyonist açık olarak da adlandırılır çünkü fiyatlar genel düzeyi düşmektedir.

Şunun bir kez daha altını çizelim: Kısa dönemde talepteki değişmelere bağlı olarak üretim değişir. Bunun sonucundaysa yurt içi kaynaklı enflasyonist etkiler ortaya çıkar. Tabii burada enflasyonu yaratan tek neden çıktı açığı değil. Başka nedenler de var ve denge durumunda ortaya çıkan mevcut fiyat düzeyi bu nedenlerle ilişkilidir.

Kısa Dönem Arz Eğrisinin Yer Değiştirmesi

Kısa dönem arz eğrisinin yer değiştirmesi iki durumda gerçekleşebilir. İlk durumda mevcut fiyat düzeyinde ekonomide gerçekleşen bir arz şoku neticesinde üretim artışı ya da azalışı gerçekleşebilir. Pozitif arz şoku üretimin artmasına etki ederken kısa dönem toplam arz eğrisi paralel bir şekilde sağa kayar. Negatif arz şokuysa mevcut fiyat düzeyinde kısa dönem toplam arz eğrisinin sola kaymasına etki eder.

Burada bahsettiğimiz arz şoku üretim üzerinde etkili oluyor. Bu da üretim faktörlerinde gerçekleşecek değişimlerden kaynaklı bir etkidir. İş gücü, sermaye ya da doğal kaynak artışları neticesinde firmalar üretim kapasitelerini artırabilir. Dikkat ederseniz fiyat değişimlerinden kaynaklı bir etki söz konusu değil. Bu durumda kısa dönem arz eğrisinin paralel bir şekilde sağa kaymasıyla pozitif arz şokunun üretim üzerindeki etkisini görülür.

İş gücü, sermaye ya da doğal kaynakların azalmasıysa firmaların kapasite kullanımını olumsuz etkileyerek ekonomide toplam üretimin düşmesine neden olur. Bu durumdaysa kısa dönem toplam arz eğrisi paralel bir şekilde sola kayacaktır. Burada yine teknoloji kullanımına bağlı olarak verimlilik düşüşlerinin de aynı etkiyi yaratacağını söyleyelim.

Kısa dönem arz eğrisinin yer değiştirmesiyle ifade edilen ikinci durum, üretimde bir değişme yokken fiyat düzeyinin değişmesidir. Bunun iki nedeni var: Birincisi, enflasyon beklentilerinin artmasıdır. Daha önce söylediğimiz gibi, enflasyon beklentileri mevcut enflasyona göre şekillenir. Bir şekilde cari enflasyonun artması, enflasyon beklentilerinin de artmasına neden olur. Fiyatlama davranışları ve ücret artış talepleri de buna göre yapılacağı için fiyatlar genel düzeyi de artar. Bu, birim üretim maliyetlerinin artması anlamına gelir. Firma, kârlılığını devam ettirmek ürün fiyatlarını artırır. Bu durumda, kısa dönem arz eğrisi yukarı kayar.

Enflasyon şokları da fiyatları doğrudan etkileyerek fiyatlar genel düzeyinin artmasına neden olabilir. Burada enflasyon şokunun etkisini üretim üzerinden açıklıyoruz. Maliyetlerdeki artışlar neticesinde firmalar aynı üretimi daha yüksek maliyetlerle gerçekleştirir. Bu durumda, sabit kâr marjlarını devam ettirmek için ürettikleri mal fiyatlarını da artırırlar. Maliyet artışları pek çok etkenden kaynaklanabilir fakat biz burada iki önemli fiyat şokundan bahsedebiliriz: Kur şoku ya da petrol fiyat şoku. Döviz kurundaki artış ithal ara malı kullanan firmaların üretim maliyetlerini yükseltir. Aynı şekilde önemli bir girdi olan petrol fiyatındaki (döviz kuru ya da uluslararası fiyat kaynaklı) artışlar da üretim maliyetlerini etkiler. Firmalar bu artışlar kadar olmasa bile kârlılığı devam ettirmek için mutlaka fiyatlarını artırır. Dolayısıyla her durumda fiyatlar genel düzeyi yükselecektir.

Ekonomide Kısa ve Uzun Dönem Dengesi

Ekonominin genel dengesi toplam arzın toplam talebi karşıladığı üretim düzeyinde gerçekleşir. Bu üretim düzeyinde belirlenen bir fiyat düzeyi var. Bu fiyat düzeyi, daha önce söylediğimiz gibi, ekonominin yapısıyla ilgili olarak farklı düzeylerde gerçekleşebilir. Bununla birlikte, ekonomide iki farklı denge durumu da ortaya çıkabilir. Uzun dönem dengesi ekonominin potansiyel düzeyinde gerçekleşir. Kısa dönem denge ise potansiyel düzeyin altında ya da üstünde yer alan bir gelir düzeyinde gerçekleşebilir.

Ekonominin uzun dönem dengesinden ya da potansiyel düzeyinden sapmasının nedeni, toplam talep ya da toplam arz kaynaklı olabilir. Toplam talepten kaynaklı durumlar talep şoku olarak adlandırılır ve toplam talep eğrisinin kaymasına neden olur. Diğer iki arz eğrisini sabit kabul ederek talep şokunun etkilerini analiz ediyoruz. Toplam arzdan kaynaklı değişimlerin nedeni ise arz şoklarıdır.

Talep Şokları

Ekonomide gerçekleşen talep şoklarını negatif ya da pozitif olarak ayırarak etkilerini inceliyoruz. Bu şokların etkileri, toplam talep eğrisinin sola ya da sağa kaymasına etki eder. Negatif bir talep şoku, toplam harcamaların azalmasına ve ekonominin üretim düzeyinin düşmesine neden olurken negatif çıktı açığı yaratır. Negatif çıktı açığı ekonomide toplam üretimin potansiyel düzeyin altına düşmesiyle oluşur. Bunun nedeni, toplam talebin düşmesiyle üretim kapasitesinin de düşmesidir. Bu durumda firmalar fiyatlarını da düşürmek zorunda kalacakları için fiyat düzeyi de düşer ve ekonomide deflasyonist açık ortaya çıkar.

Pozitif talep şokları ise toplam harcamaların ve toplam talebin artmasına neden olur. Artan harcamaları karşılamak için üretim de artar. Bu durum ekonomide pozitif çıktı açığı yaratır. Pozitif çıktı açığının nedeni, ekonominin toplam üretiminin potansiyel düzeyin üzerine çıkmasıdır. Pozitif çıktı açığı fiyatların da artmasına neden olduğu için enflasyonist açık olarak da adlandırılır.

Arz Şokları

Ekonomide gerçekleşen arz şokları da negatif ya da pozitif olarak ikiye ayrılır. Negatif arz şoku kısa dönem toplam arz eğrisinin sola kaymasına neden olurken ekonomide negatif çıktı açığı yaratır. Pozitif arz şoku ise kısa dönem toplam arz eğrisinin sağa kaymasıyla ekonomide pozitif çıktı açığı yaratacaktır.

Ekonomide ortaya çıkan iktisadi dalgalanmalar arz veya talep kaynaklı olabilir. Özellikle kriz dönemlerinde iki etki birlikte ortaya çıkarak ekonominin potansiyel düzeyinin altına düşmesine ve uzun bir dönem potansiyel düzeyin altında kalmasına etki edebilir.