Ünite 2: Ekonomi

Giriş

Başta sosyoloji olmak üzere birçok sosyal bilim çok sayıda önemli kavramı ekonomistlerden ödünç almıştır. Özellikle Karl Marks’ın çalışmalarının önemli bir kısmı, insanın toplumsal davranışını ekonomiye dayandırır. Kısaca ifade etmek gerekirse ekonomi, toplumda malların ve hizmetlerin sistematik bir biçimde üretim, tüketim ve dağıtımı ile ilgilenir.

Ekonomik Düzenin Sosyolojik Analizi

Ekonomi, mallar ile hizmetlerin, üretimi, dağıtımı ve tüketimini örgütleyen sosyal bir kurumdur. Sosyolojide, ekonomik düzenin farklı yönlerine odaklanan ve toplumsal hayatın farklı yönlerini anlamamıza yardımcı olan üç farklı yaklaşım vardır:

Fonksiyonalist Perspektif

Toplumsal istikrarın devamlılığıyla ilgilenirler. Bu istikrar şu 3 fonksiyonun yerine getirilmesiyle sağlanabilir:

  • Malların ve hizmetlerin dağıtımı: Kapitalizm malların ve hizmetlerin dağıtımı ve üretimin teşvikini en iyi şekilde sağlar.
  • Gücün ve zenginliğin üretimi: Ekonomi ve siyasal kurumlar arasında toplumun kaynaklarının yönlendirilmesinde etkili olan sıkı bir ilişki vardır.
  • Yenilik: Kapitalist toplumlar yenilikçi olduklarından değişen düzene aha çabuk ayak uydururlar.

Çatışma Kuramı

İstikrar; üretim ve tüketim arasındaki dengeye verilen isimdir. Fonksiyonalist yaklaşımın aksine, çatışma kuramları ekonomik düzenin istikrarsızlığını savunur. Çatışmacı yaklaşımcılar, kapitalizmin kendisinin bir çelişki olduğunu belirterek uzun vadede kendi kendisini yok edeceğini iddia ederler.

Sembolik Etkileşim Yaklaşımı

Bu yaklaşım bireyler, gruplar ve ekonomi arasındaki etkileşimi konu edinir. Birçok sembolik etkileşimci; informel ve formel sosyalleşme araçları ile çalışma ve kariyer sosyalleşmesi ile ilgilenir. Rol model olan aileler ve arkadaşlar informel sosyalleşme aracı olarak gösterilirken; aile, arkadaş çevresi, medya, okul, iş çevresi ise formel mesleki sosyalleşme aracı olarak gösterilebilir.

Endüstri Toplumunda İşin Örgütlenmesi

Bilimsel Yönetim Anlayışı ve İnsan İlişkileri Okulu

Taylor, önce işin analizini sonra mühendisliğini yaparak bilgiyi işin incelenmesine uygulamıştır. Taylor, yaşadığı dönemin büyük sorunlarından olan işçi ve işveren çatışmalarını verimliliği arttırarak çözüme kavuşacağını belirtmektedir. Özellikle insanların istihdamına ilişkin sorunları irdeleyerek, bu sorunların çözümlerine ilişkin faaliyetler geliştirmiştir. Bu çözümler şunlardır:

  • Bir işi en iyi şekilde yapmak için günlük üretimi en yüksek ortalama düzeye çıkaran yöntem kullanılmalıdır.
  • İşçiler, her iki el hareketlerini anında doğal olarak yapabilir duruma gelmelidir.
  • İşçi, yapacağı işi en iyi ve hızlı şekilde yapılması konusunda özendirilmelidir.
  • İşçinin performansı ile ücreti arasında yakın ilişki olmalıdır. Fazla çalışan işçiye ek prim verilerek motivasyon sağlanmalıdır.

Hem sosyalist hem de kapitalist sistemlerde, insan doğası gereği tembel olduğu, iş yapmak istemediği öngörülmektedir. Bu sistemler, iş verimliliğinin Taylor’un bilimsel yönetim anlayışının temelini oluşturan bilimsel yönetim tesisi, uyum, iş birliği ve maksimum üretim ile artacağını savunmaktadır. Taylor’un bu görüşleri sendikalar tarafından büyük tepkiler almasına rağmen 1930 yılında gelişmiş ülkelerin tümünü sarmış ve hem işveren hem de işçi açısından verimlilik patlaması yaşanmıştır. Proleterya olarak anılan işçi sınıfı, orta sınıf haline gelmiştir. Daha sonraki yıllarda bu ilkelerle işçilerin sadece maddi unsurlarla motive edildiği anlayışının yanlış olduğu fark edilmiş ve endüstri sosyolojisinde “insan ilişkileri” olarak anılan bir teori ortaya atılmıştır. Douglas Mc Grocer “insan ilişkileri ekolünün” temel varsayımlarına göre;

  • İnsan doğuştan işten nefret etmez, iş bir doyum kaynağı olduğu sürece işçi işini severek yapar.
  • Dışardan denetim ve ceza işin yapılması için tek yol değildir, işçiler kendi kendilerini yönetme ve denetleme yollarını kullanırlar.
  • Ödüllerin en önemlisi benliğin doyurulmasıdır.
  • Sorumluluktan kaçınma, hırs yoksunluğu, güvenliğe aşırı önem verme gibi özellikler doğuştan gelen özellikler değildir, sonradan edinilir.
  • Örgütsel sorun çözümünde insanlar gerekli donanıma sahiptirler.
  • Çağdaş endüstri toplumunda insanların yeteneklerinin yüzde yüzü kullanılamamaktadır.

Fordizm: Kitle Üretimi

Henry Ford; Taylor’un bilimsel yönetim anlayışını uygulamış ve Fordist üretim modelinin kurucusu olmuştur. Böylece sipariş usulü üretimden kitle halinde seri üretimine geçilmiştir. Bu yeni üretim şeklinde her işçinin yapacağı iş tanımlanmıştır. İşçi kendi işi dışında başka bir işle ilgilenmemekte, yaptığı işin dışında görüş bildirememektedir. Montajcı sadece montaj işinde, mühendis hangi konuda uzmansa motor, gövde ve ya elektrik gibi sadece o alanlarda yer almaktadır. Benzer şekilde, iş makineleri de kitle üretimine uygun olarak üretilmiştir. Makineler niteliksiz işçilerin kullanabileceği şekilde tasarlanmış ve her işçiye, yerine yenisini kolaylıkla getirilebilecek iş tanımları verilmiştir. Endüstri toplumuna yön veren Fordist üretim şekli ile fabrikalar endüstri toplumunun kalbi olmuştur ve bu kapsamda yetiştirilen işçilere kitle üretimin gerektirdikleri öğretilmiştir. 20. yüzyılda sosyo-kültürel unsurların varlığı ile sürdürülebilen kitle üretimi 70’lerden sonra “bireysellik” olgusunun ortaya çıkmasıyla zayıflamıştır.

Fordizmin Krizi

1970’li yıllarda dünyada yaşanan genel ekonomik kriz ile birlikte kitle üretiminde de kriz yaşanmıştır. Piyasalardaki genel istikrarsızlık, küçük ve orta ölçekli firmaların rekabete katılması, daha çok seçeneğe sahip nazlı tüketici ve artan stok kriz ortamının kızışmasının nedenlerindendir. Petrol fiyatlarının artışı ile eski endüstri toplumuna son nokta konulmuştur.

Post-Endüstriyel Çağda İşin Örgütlenmesi

Standartlaşmanın Sonu

Piyasaların kitle üretimine doyması, ucuzlayan ve yaygınlaşan teknoloji, daha iyiye ve ucuza ulaşan bilinçli tüketici ve artan rekabet ortamı sebebiyle 1970’lerden sonra işletmeler yenilenme yoluna girmiştir. Bireylerin yabancılaşmasına yol açan ve aşırı iş bölümü gerektiren kitle üretimi aydınlardan da tepkiler almıştır. Japonya’nın mikro elektronik alanında yaptığı atılımların öncülüğünde, işletmeler daha mobil örgütlenme biçimine yönelmişlerdir. Firmalar bürokratik formaliteleri en aza indirip, kitle üretimi anlayışı yerine küçük ve orta ölçekli esnek üretim anlayışını ön plana çıkaran örgütlenme yoluna gitmişlerdir. 1970’lerdeki petrol krizi aynı zamanda eski endüstri toplumunun da krizi anlamına gelmektedir. Bu tarihten sonra, ürünlerin yaşam süreleri kısalmış, hizmet sektöründe patlama yaşanmış ve enformasyon teknolojisi alanında gelişmeler başlamıştır.

İşin Yeniden Örgütlenmesi: Esnek ya da Yalın Üretimi

Kitle üretimindeki krizin ardından işin örgütlenmesi noktasında yeni arayışlar başlamıştır. Örgütsüz kapitalizm olarak adlandırılan üretim biçimi ortaya çıkmıştır. Esnek üretim olarak da adlandırılan bu yapıda işgücünün niteliği ve sendikaların fonksiyonları köklü bir değişime uğramıştır. Bir malın üretiminde en kaliteliyi en ucuza üretme endişesi ile enformasyon toplumunun uluslararası rekabeti önem kazanmıştır. Japonya’da ortaya çıkan bu yeni üretim biçimiyle sanayileşmiş ülkeler üretim biçimlerini tekrar gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Japonya’da üretim yapan Toyota firmasının üretim biçiminden esinlenilerek adlandırılan Toyotaizm anlayışı ile ürün farklılaşmasının arttırılması yoluna gidildiği görülmektedir. Bilgisayarların ortaya çıkmasıyla da standart üretim mantığı çerçevesinde tasarlanan makinelerin yerini, yeni üretim biçimine uygun, esnek makineler almıştır. Çalışan bireylerin makineyle ilişkisi değişmiştir. Japonların kültüründen gelen yaptıkları işi layığı ile yerine getirme özellikleri yeni üretim biçimine de uymaktadır. Esnek ya da yalın olarak isimlendirilen bu yeni üretim biçiminin özellikleri aşağıdaki gibidir:

  • Stok fazlalığı kaldırılır.
  • Kaliteden taviz verilemez.
  • Bir üründen diğerine hızla değişim sağlanır.
  • Üretim sürecinde becerikli elemanlar vardır.
  • Eğitime gerekli şekilde önem verilir.
  • İyi eğitimli işçileri elde tutmaya önem verilir.
  • Ücret, şirketin ve bireyin performansına göre kısmen değişir.
  • Statü, engelleri azaltır.
  • Yüksek bağlılığa dayalı iş uygulamaları vardır.

Sürekli iyileştirmenin esas olduğu esnek üretim modelinde fazla yükler kaldırılarak verimlilik arttırılmaya çalışılmıştır. Yeni çalışma düzeninde başarıya farklı yollarla gidilebilir.

Post Endüstriyel Çağın İşleri ve Örgütleri

Enformasyon toplumunda artık para eden beden işçiliği değil bilgidir. Bu sebeple hizmet, bilgi ve enformasyonu içeren üretim söz konusu olmuştur. Yeni toplum merkezi imalattan bilgiye kaymıştır. Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişle imalat yok olmamıştır; ancak hem istihdam hem de toplam hasıla açısından gerilemiştir. Endüstriyel toplumdan enformasyon toplumuna geçerken de endüstriyel üretim gerilese de yok olmamıştır. Yeni teknolojilerinin geliştirilmesiyle hiyerarşik yapılar dağılarak iş dünyasının her yerinde her zaman yapılabilir hale gelmiştir. Yaratıcılığın son derece önem kazandığı üretim biçiminde, bilgi akışı ve paylaşımı hayati konulardan birisi olacaktır. Dolayısıyla, işletmeler için eğitim, küresel rekabet açısından önem kazanacaktır. Artık örgütlerde bilginin tepede bulunan bir kişi tarafından bireysel öğrenilmesi yetmemektedir. İşletmelerin sürekli devinen ortamda ayakta kalabilmesi için, bilginin tüm seviyeler tarafından tam kapasite ile öğrenilmesi yükümlülüğü zorunluluk haline gelecektir. İleri düzeyde endüstrileşen ülkelerin gelecekte sadece bilgi üreteceği üretim işini şu anda gelişmekte olan ülkelere devredeceği senaryoları kurulmaktadır. Enformasyon toplumuna geçiş ile eskiden süs olan bilgi artık zorunluluk haline gelmiştir. 70’li yıllarda üreticilikten çıkıp tüketime yönelen aile yapısıyla Amerika’da bilgi işlerinde bir patlama yaşanmıştır. 80’li yıllarda Amerika’da geleneksel üretim yapan endüstrilerin kriz yaşadığı görülmektedir. Artık katı, bürokratik Weberyen ve Taylorist görüş bu yeni enformasyon toplumunda işlememektedir. Yaratıcılığı teşvik eden, standartlaşmış kitle üretimini empoze etmeyen, emirlerin hep yukarıdan verilmediği, çalışanların da fikirlerinin alındığı üretim biçimi enformasyon toplumunun en önemli karakteristiğini oluşturmuştur. Bilgi üretimi, bireysel sorumlulukların daha fazla olduğu, bilgiyi üretenin yaratıcılığının ön plana çıktığı, çalışanların karar sürecine katıldığı bir anlayışa dayanmaktadır. Modernist ve Postmodernist örgütler karşılaştırılırsa;

gibi özelliklerinin olduğunu görmekteyiz.

Üçüncü Sektör

Enformasyon toplumunun sosyal yapısını, kendi istekleri ile katılan gönüllü kuruluşlar, başka bir deyişle, üçüncü sektör oluşturmaktadır. Kar amacı gütmeyen bu kuruluşlar, işinde yeterince yetki ve mücadele fırsatı bulamayan çalışanların, saygı görme, ait olma, kendini gerçekleştirme gibi arzularını tatmin ederek enformasyon toplumuna katkı sağlamaktadır.

Çalışmanın Geleceği

“Çalışma” kelimesinin diğer dillerde sözcük anlamına ve kökenine bakıldığında sıkıntı, yorgunluk, acı, ızdırap ya da işkence aleti olarak kullanıldığı görülmektedir. Geçmişte kölelere özgü bir iş olan çalışma, modern çağ ile birlikte toplumsal merkezde yer edinmiştir. Preendüstriyel toplumlarda atadan kalma doğal ve sezgisel bir beceri olan çalışma, sanayileşmenin başlangıç yıllarında işçilerin tam gün çalışma isteği ile fabrikaların çökmesine yol açmıştır. İnsanlığın son 300 yılı endüstriyel toplumdan çalışma toplumuna yol almıştır. Çalışma, insanlara maddi ihtiyaçların karşılanması ya da zenginlik yaratmanın dışında kimlik kazandırmıştır. Bu yeni düzende çalışanlar işlerini evden yürütebilecek, kendi şirketinin hem ortağı hem de çalışanı olabilecektir. Bu gelişmeler ücretli çalışmanın sonunun geldiği konusundaki endişeleri arttırmaktadır. Çalışmanın sonunun geleceği görüşleri ortaya atılsa da, bazıları tarafından çalışma dünyasının değiştiği görüşü öne sürülmektedir. Değişen yeni düzen, çalışanların sürekli yenilenerek daha vasıflı olmaları gereksinimini ortaya çıkarmaktadır.