Ünite 4: Eğitim ve İlmiye Teşkilâtında Yapılan Düzenlemeler

İlmiye Teşkilâtında Yenileşme

Osmanlı Devleti’nin geleneksel idari düzeni, seyfiye, ilmiye ve kalemiye olmak üzere üç kısımdı. II. Mahmud devrinde bu alanlar yeniden düzenlendi. 19. yüzyılda medreselerin durumu fazla değişmedi. Sıbyan mektepleri düzenlenerek yeni tarz okulların ilk kademesi olarak eğitim sistemindeki yerini aldı. Ayrıca, kadı yetiştirmek üzere yeni bir kadı mektebi (Mekteb-i Nüvvab) açıldı.

Böylece geleneksel eğitim sisteminde mevcut düzen muhafaza edilmekle beraber bazı yenilikler de yapılmış oldu. Değişen ihtiyaçlara cevap vermek üzere medreselerin dışında yeni usulde eğitim veren bazı mektepler açıldı ve 1857’de kurulan Maarif Nezareti’ne bağlandı. Böylece, eğitim ileri yavaş yavaş şeyhülislâmlığın yönetiminden çıkarak hükümetin kontrolüne girmeye ve seküler bir mahiyet kazanmaya başladı.

İlmiye ve ilmiye Ricali: ilmiye terimi, fetva müessesesinde, kaza müftüsünden şeyhülislâma; orduda, alay imamından alay müftüsüne; sarayda, hekimbaşılıktan, müneccimbaşı, padişah imamlığı ve hocalığına; eğitim sisteminde, talebeden müderrise; yargıda, nahiye naibinden kaza kadısı, mevleviyet kadıları ve kadıaskerlere kadar geniş bir yelpazeyi ifade ederdi. Bunlardan ilmiye ricali de denilen üst düzey ulema, Anadolu ve Rumeli kadıaskerleri ile payelileri, istanbul kadıları ile payelileri ve Haremeyn payelilerinden oluşurdu. Herhangi bir memuriyetin rütbe olarak verilmesine paye, bizzat bu göreve atanmaya ise mansıb denirdi.

Şeyhülislâmlığa Sabit Bir Mekân Tahsisi: Osmanlı Devleti’nde devlet adamlarının konaklarının aynı zamanda resmi devlet dairesi olması uygulamasından sabit devlet dairesine geçiş aşamalı bir sürecin sonucunda oldu. 17. yüzyılın başlarında Süleymaniye’de Yeniçeri Ağasının resmi makamı olan Ağa Kapısı inşası ve yüzyılın ikinci yarısında da sadrazamlara sabit bir daire tahsis edildi. şeyhülislâmlığın belirli bir daireye kavuşması ise nispeten daha geç bir tarihte oldu. 15 Haziran 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye ordusu kuruldu. Ocağın merkezi olan Ağa Kapısı yeni orduya merkez yapılarak Serasker Kapısı adını aldı. Kısa bir süre sonra burasının Fetvahane olarak isimlendirilerek şeyhülislâmlık makamı olmasına karar verildi.

Dini İşlerin Şeyhülislâmlıkta Toplanması: 1827 yılından sonra Fetvahane’de sadece şeyhülislâm, fetva emini ve maiyet memurları vardı. Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri ile İstanbul kadısı, görevlerini kendi konaklarında sürdürmekte ve dolayısıyla her görev değişiminde bu mahkemelerin yerleri de değişmekteydi. 1836’da Anadolu ve Rumeli Kadıaskerliği ile İstanbul Kadılığı Fetvahane’ye taışındı; böylece başlıca şer’i daireler bir çatı altında toplanmış oldu. 1838 yılına kadar alt mahkemelerin gördüğü davalar Arz Odası’nda toplanan ve huzur murafaası (temyiz) denilen mahkemede tekrar ele alınır; veziriazam nezaretinde toplanan ikindi Divanı’nda veya kadıaskerlerin katılımıyla Cuma Divanı’nda ya da İstanbul, Galata, Eyüp ve Üsküdar kadılarının katılımıyla Çarşamba Divanı’nda görülürdü. 30 Mart 1838 tarihinde şer’i davaların asıl yetkilisinin şeyhülislam olduğu düşüncesinden hareketle Arz Odası Murafaasının Fetvahane’ye nakli kararlaştırıldı.

Yeni Meclislerin ve idari Birimlerin Kurulması: 19. yüzyılın ikinci yarısında ilmiye teşkilatında yeni birimler ve meclisler oluşturuldu. Kadıaskerlerin görevlerinde revizyona gidilerek miras, yargı ve kadı atamasıyla ilgili yetkilerinin bir kısmı yeni kurulan meclislere aktarıldı. Bu süreçte İstanbul, Galata, Üsküdar ve Eyüp kadılıklarının idari ve beledi yetkileri de yeniden belirlendi.

Kadılık ve Naipliğin Yeniden Düzenlenmesi: Geleneksel eğitim sisteminin ilk kademesi olan sıbyan mektepleri II. Mahmud ve devam eden dönemde yeniden düzenlendi; sistemin ikinci kademesi olan medrese eğitimi ise eskisi gibi devam etti. Esas olarak yargı hizmetine bakan kadılar hakkında yeni düzenlemeler yapıldı. Ayrıca naiplerin tayin, terfi ve imtihanlarını yürütmek üzere bir meclis ile bizzat devletin finanse ettiği ve yeni tarzda daha kalifiye naip yetiştirmek üzere bir mektep/medrese açıldı.

Meclis-i intihab-ı Hükkâm-ı şer’iyye’nin Kurulması: Geleneksel düzende kadıların atanma ve yükseltilme işlemleri, kadıaskerlerin maiyetindeki memurlarca yürütülürdü. Ancak zaman zaman bazı aksaklık ve usulsüzlükler olur ve bunlar fermanlar yayımlanarak giderilmeye çalışılırdı.

1838 yılında yayınlanan Tarik-i ilmiyeye Dair Ceza Kanunamesi ile kadılık mesleğinde bulunanlarla bu mesleğe gireceklerin sınavla belirlenmesi hükme bağlandı. Ancak üç ay gibi kısa bir süre sonra bunun uygulanamayacağı anlaşılarak Ceza Kanunnamesine Zeyl adıyla ikinci bir düzenleme yapılarak sadece kadılık mesleğ ine yeni gireceklerin imtihan edilmesi kararlaştırıldı. Bu iki düzenleme de istenilen neticeleri vermeyince 5 Nisan 1855’te kadılık sistemine yeni bir şekil verecek üç temel düzenleme yapıldı.

Muallimhane-i Nüvvab’ın (Mekteb-i Nüvvab) Açılması: 1855 düzenlemesiyle naip olmak isteyenlerin öncelikle İstanbul’da şer’iye mahkemelerinde staj yapması kararlaştırılmıştı. Bu stajı başaranlar yapılacak sınavda yeterli puan almaları durumunda naip atanacaktı. Bu düzenlemeden yaklaşık üç ay sonra mahkemelerdeki kâtip sayısının fazla olması yüzünden uygulamadan beklenen netice elde edilemedi. Çünkü stajyerlerin her birine ayda bir kere bile dava kayıt sırası gelmiyordu.

Bunun üzerine 17 Ağustos 1855’te naip olacaklara yeterli bilgi donanımını kazandırabilmek amacıyla, Süleymaniye Camii yakınında devlet memuru yetiştirmek üzere daha önce kurulmuş olan Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye, Muallimhane-i Nüvvab’a dönüştürüldü. Muallimhane’nin amacı kadılık mesleğine girmek isteyenlere Arapçayı, islâm hukukunun muamelât kısmıyla miras hukukunu ve şer’i belge düzenlemeyi öğretmekti.

Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi’nin, Muallimhane açıldıktan yaklaşık on beş yıl sonra bu sorunu çözmek amacıyla mektep mezunlarının Anadolu ve Rumeli Kadıaskerliği, İstanbul Kadılığı ve İstanbul’daki Şer’iye mahkemelerinde maaşlı stajyer olarak görev yapmaları yönündeki önerisi 8 Ekim 1869 tarihinde onaylandı ve böylece, staj sorunu çözümlenmiş oldu. Aynı yıl Mecelle denilen ilk Osmanlı medeni kanununun birinci kitabı tamamlandı. Nizamiye mahkemeleri, Hanefi mezhebi esas alınarak hazırlanan islâm hukukunun “muamelât” kısmına (Mecelle); şer’iye mahkemeleri ise, islâm hukukunun “münakahat” ve “ukubat”, yani, miras, nafaka, evlenme-boşanma konularına bakmaya başladı. Zaman içinde “Muallimhane-i Kudat”, “Mekteb-i Nüvvab”, “Mekteb-i Kudat” ve “Mederesetü’l- Kudat” gibi farklı isimlerle anılan Muallimhane-i Nüvvab’ın ders programları yeni kanun dersleriyle zenginleştirildi.

Yeni Tarz Eğitim Sistemi Ve Açılan Okullar

Askeri Mektepler: Osmanlı ordusuna mühendis ve teknik personel yetiştirmek için 18. yüzyılın son çeyreğinde önce Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, yaklaşık yirmi yıl sonra da Mühendishane-i Berri-i Hümayun adlı yeni usulde eğitim veren okullar açıldı. Bunlar II. Mahmud devrinden itibaren açılan yeni okullara örnek olup zemin teşkil etti. Burada adı geçen askeri mektepler:

  • Mekteb-i Tıbbiyye
  • Musika-i Hümayun
  • Mekteb-i Harbiyye

İlk ve Orta Öğretim: Eğitim işleri şeyhülislâmlığın ve dolayısıyla ulemanın kontrolünde olduğu için problem çıkarmak istemeyen II. Mahmud ve Tanzimatçılar mümkün mertebe bu konulara ilişmemeye gayret ettiler. Ancak, reformların başarısı onları uygulayacak insanların varlığına bağlı olduğu için Sultan Abdülmecid’in uyarısı üzerine 1845 yılında kurulan geçici komisyon, ilk, orta ve yüksek eğitim olmak üzere eğitim işlerini üç kategoride ele alıp bir reform programı hazırladı. Geçici komisyonun görevini tamamlamasından sonra eğitim işleriyle ilgilenmek üzere Hariciye Nezareti’yle Meclis-i Vâlâ’nın denetiminde Meclis-i Maarif-i Umumiyye’nin ve yaklaşık on bir yıl sonra, 1857’de de Maarif-i Umumiyye Nezareti’nin kurulmasıyla birlikte eğitim konusu şeyhülislâmın denetiminden hükümetin kontrolüne geçerek seküler bir mahiyet kazanmaya başladı. 1851’de, kurulması düşünülen Darülfünun’da okutulacak ders kitaplarını hazırlamak, diğer ülkelerin eğitim kurumlarıyla fikir alışverişinde bulunmak ve kitaplar tercüme etmek üzere Encümen-i Daniı kuruldu. Üyelerinin bir kısmı aynı zamanda Tanzimatçılar olan Encümen’e, Hammer, Bianchi ve Redhouse gibi Doğubilimciler de üyeydi.

Burada bahsi geçen diğer gelişmeler:

  • Sıbyan, Rüıtiye ve idadilerin Açılması
  • İlk ve Orta Öğretim için Öğretmen Okullarının Açılması

Mesleki Eğitim: Ziraat Mektebi: Ekonomisi önemli ölçüde tarıma dayanan Osmanlı Devleti’nde verimi yükseltmek ve bol ve kaliteli ürün elde edebilmek amacıyla tarımın ıslah edilmesi gerekiyordu. Öte yandan İstanbul’da açılan basma fabrikası için işlenecek iyi cins pamuğa ve bunu işleyecek kalifiye elemanlara ihtiyaç vardı. İstanbul’da Ayamama Çiftliği’nde bu amaçla örnek bir tarım eğitim çiftliği kuruldu. 1847 yılında bu esas üzerine şekillenen Ziraat Mektebi, ertesi yıl otuzu dışarıdan ve yirmisi de Tıbbiye’den (10 müslim, 10 gayrimüslim) olmak üzere toplam 50 öğrenciyle eğitime başladı.

Orman ve Maadin Mektebi: Sanayileşmiş ülkeler, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı topraklarında bulunan orman ve madenlerle yakından ilgilenmeye başlamıştı. Öte yandan Osmanlı hükümetinin ormanları işletmek amacıyla 1857’de Fransa’dan getirttiği iki uzman Ticaret Nezareti bünyesinde kurslar düzenledi; ancak, diğer okul öğrencilerinin bu kurslara katılmak istememesi üzerine, Bâbı âli Tercüme Odası’ndan Fransızca bilen yedi kişi seçilerek kurslar başlatıldı ve böylece daha sonra açılacak olan Orman Mektebi’nin temelleri atılmış oldu. 1872’de rüştiye mezunlarıyla dışarıdan kendisini yetirtirmiş ve Arapça, Farsça, Hesap ve Coğrafya derslerini almış 18-25 yaş arasındaki gençlerin eğitim göreceği bir okulun açılması tasarlandı. Neticede kuruluş hazırlıkları tamamlanan Maadin Mektebi 5 Ocak 1874 tarihinde eğitime başladı. 1880’de Orman Mektebi ile Maadin Mektebi birleştirilerek Orman ve Maadin Mektebi adını aldı.

Mekteb-i Mülkiyye: Osmanlı merkez ve taşra teşkilatında zamanın ihtiyaçlarına ve şartlarına göre yapılan yeni düzenlemelere uygun bürokratları yetiştirmek ve özellikle de kaymakamlık ve müdürlük gibi görevlerde istihdam etmek amacıyla oluşturulan Mekteb-i Mülkiyye, 28 Ocak 1859 tarihinde eğitime başladı. Okul, yarısı Bâbıâli’de, yani merkezi hükümet dairelerinde çalışan gençlerden ve yarısı da sınavla belirlenen elli öğrenciyle açıldı. 1861 yılında yapılan ilk mezuniyet sınav törenlerine Sadrazam Fuat Paşa, şeyhülislâm Sadeddin Efendi ile diğer devlet adamları katıldı. Okul, zamanla hem mekân hem de ders programı olarak gelişti. Ayrıca Bâbıâli kalemlerinden gelen öğrencilerin derslere devamlarını sağlayabilmek amacıyla maaşlarının burs olarak verilmesi kararlaştırıldı. 1867 yılında iki yıl olan eğitim süresi dört yıla çıkarıldı.

Sanayi Mektepleri: 1848 yılında bir sanayi mektebinin açılması amacıyla binası inşa edilerek çoğunluğu yabancı yüksek ücretli öğretmenler atandıysa da, yeterli öğrenci bulunamadığı için bu girişim neticesiz kaldı. ikinci girişim Midhat Paşa’nın Tuna valiliği sırasında yapıldı. Paşa, kimsesiz çocukları sanat sahibi yapmak ve ordunun giysi ihtiyacını karşılamak amacıyla 1861’de Niı ve Sofya’da, 1864’te de Rusçuk’ta Islahhane adlı okullar açtı. Buralarda öğrencilere okuma yazmanın yanında sanat da öğretilmekteydi. Midhat Paşa, taşradaki bu tecrübelerini merkezde de hayata geçirebilmek ve fabrikalarda çalışan yabancıların yerine Osmanlı vatandaşlarının geçirilmesini sağlamak amacıyla Sultanahmet’teki Darülfünun binasının bir kısmının kurulacak Islahhane’ye tahsisini önerdi. Mekteb-i Sanayi, bunun üzerine gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra 1865’te eğitime başladı.

Özel Statülü Mektepler ve Darülfünun çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar aşağıdaki 3 okul üzerineydi:

  • Mekteb-i Sultani
  • Darüşşafaka
  • Darülfünun

Gayrimüslim cemaatlerle yabancıların açtığı okullar da mevcuttu. 1856 Islahat Fermanı, gayrimüslimlerin askeri ve sivil okullara kabul edilmelerine imkân tanıdı. isteyen her cemaat farklı alanlarda okullar açabilirdi. Nitekim, aynı yıl içerisinde, 5 Eylül 1856’da gayrimüslimlerden Hendesehane, Mühendishanelerle Harbiye’ye onar öğrenci alınması için talimat verildi. 3 Ocak 1864’te de gayrimüslim çocukların sivil ve askeri okullara alınması ve 16 öğrencinin de Paris’teki Mekteb-i Osmani’ye gönderilmesi istendi. Bu okullarla ilgili kuralları da düzenleyen 1869 Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi, Mekatib-i Hususiyye olarak tanımladığı bu okulların Maarif Nezareti’ne bağlanıp masraflarının kendi cemaatlerince karışlanmasını, ders müfredatlarının genel ahlâka ve devletin politikalarına aykırı olmamasını ve eğitim dilinin ise kendi cemaat dili olmasını öngörüyordu. Burada açılan okullar temel olarak :

  • Gayrimüslim Cemaat Okullar
  • Yabancı Okullar