Ünite 4: Eğitim Sistemi ve Eğitimde Yapılan Reformlar

Modernleşme ve Eğitim

Modernleşme açık bir ifadeyle en son teknikleri fikirleri ve donanımı kullanan veya bunların karakterize ettiği şeyi nitelemek olarak kullanılır. Ayrıca, Tanzimat’tan sonra toplum yaşamında Avrupa’nın etkisiyle meydana gelen maddi ve manevi değişme ve yenileşmenin tamamına denir.

Modernleşme sürecindeki toplumlarda, geleneksel kültür ve dini değerlerin etkisi azalırken, insan düşüncesinin ürünü olan soyut ilkeler daha etkin hale gelir. Modernleşme üzerine çalışan tarihçiler de seküler eğitimin yaygınlaşmasını modernleşmenin en önemli göstergelerinden kabul ederler. Zira Cumhuriyetçiler, rejimin geleceğini modern bir eğitim sistemi ile eski rejimden uzak laik ve cumhuriyetçi ilkeleri benimseyecek yeni nesiller yetiştirmek gerektiğine inanıyordu. Cumhuriyetçiler, öğretmenler yetiştirmek amacıyla 1794’te dünyanın ilk öğretmen okulu olan Ecole Normale de Superior’i kurdular. Fakat bu uzun ömürlü olmadı. Buna karşılık Anglosakson ülkeler, modernleşme sürecinde evrimci tutum içinde olup, yenileşmeyi devrime gerek duymadan reformlarla gerçekleştirmişlerdi.

Osmanlı Devleti, Tanzimat’tan itibaren yaptığı reformların çoğunda Fransa’yı model almıştı. Fakat bu eğitim sisteminin omurgası olan medreselere dokunmamıştı. Kısaca mektep-medrese çatışması olan gelenekçi-yenilikçi ayrışması, diğer İslam ülkelerinde de yaşandı. Modernleşme konusunda Batı veya kendi tanımlamaları ile merkez ülkeleri ve geri kalmış çevre ülkeleri arasındaki en önemli farklardan biri, bu değişimin sebep ve sonuçlarının aynı olmayışıdır. Tarihçi geleneğin paradigmasına göre, sanayileşme, şehirleşme ve bunlara paralel olarak eğitimin yaygınlaşması modernleşmeyi de beraberinde getirmişti. Sanayileşme ve kentleşme eğitim ve öğretim sisteminde önemli kapıları aralamış oldu. Ulus devletin bekası, vatandaşların refah ve esenliği bakımından tüm nüfusun asgari temel eğitiminden geçirilmesi, en önemli hedeflerden biriydi. Eğitim aracılığıyla ülkesinde güçlü bir dil ve kültür birliği oluşturan Fransa, başarılı bir ulus devlet eğitim politikası izlemişti.

Geri kalmış çevre ülkelerin modernleşme politikalarının asıl amacı, söz konusu süreçleri yaşamadan Avrupa emperyalizmine karşı kendini savunacak güce ulaşmaktı. Osmanlı Devleti, Rusya ve İran gibi modernleşme sürecine giren ülkelerde işe orduyla başlandı ve Osmanlı Devleti’nde eğitim stratejik bir rol oynayamadı.

Tanzimat’ın Mirası: Modern Eğitimin Genel Yapısı

Tanzimat devrinde modern Osmanlı eğitim örgütü ve okul sistemi kurulmuştur. Tanzimat devri sona ererken Osmanlı Devleti’nde eğitim teşkilat ve yönetim bakımından çoklu sistem özelliklerine sahipti. Öyle ki, Tanzimat’a kadar Osmanlı Devleti kendi İslam Devleti olarak tanımlamış ve eğitim başını Şeyhülislamların çektiği medreseler tarafından karşılanmıştı. Tanzimat’ın hemen öncesinde oluşturulmaya başlanan modern eğitim sistemi 1857’de kurulan Maarif-i Umumiyye Nezareti’ne bağlandı. İki türlü eğitim veren kurum bulunmaktaydı. Bunlar medrese adı verilen geleneksel Osmanlı eğitim kurumları ve mektep denilen sivil ve modern okullar 1869 Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi ile yapı ve işleyiş hukuki esaslara bağlandı. Nizamnamenin tanımladığı kurumlar şu şekilde idi:

Sıbyan Mektepleri; Geleneksel Osmanlı eğitim sisteminden devralınan ilkokullardır. Bu okullar daha ziyade halkın imkânlarıyla açılmış, eğitim, öğretim kalitesi düşük okullardır. Nizamname her ne kadar her mahallede sıbyan mektepleri olacak dese de, Osmanlı maliyesi bu duruma izin vermedi. Fakat okul giderleri toplum tarafından karşılanacak sistem uygulanmıştı.

Ruştiyeler; Ruştiyeler, sıbyan mekteplerinden sonra gidilen ve eğitim süresi 4 yıl olan okullardır. Erkek ve kızlar için ayrı rüştiyeler bulunmaktaydı. Maarif-i Umumiyye Nizamnamesine göre, 500 evi geçen kasabalarda rüştiye açılmalı ve bu okulların masrafları Vilayet Maarif İdaresi Sandığı’ndan karşılanmalıydı. Osmanlı Devleti böylece yarı merkeziyetçi/ yarı yeniden yönetici bir eğitim sistemine geçti.

İdadiler; Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi hane sayısı binden fazla olan yerleşim merkezlerinde idadi veya idadiye adı verilen okullar açılmasını öngörmekteydi. Bu, Tanzimat döneminde yükselen Osmanlıcılık ideasının eğitime yansımasıydı.

Sultaniler; İlk Sultani 1868 yılında Galatasaray’da açılan Mekteb-i Sultani, yani bugünkü Galatasaray Lisesi’dir. Kuruluş amacı uluslararası iletişi dili olan Fransızcayı etkin bir şekilde kullanan insanlar yetiştirmekti. Masrafları saray tarafından karşılanacak bu okullar, tüm Osmanlı tebaasına açıktı.

Darülfunun; Darülfunun Nizamnamenin yürürlüğe girmesinin ardından, birkaç ay sonra açılmış olsa da, burada görev alacak yeterli sayıda öğretim elemanının bulunmayışından ve yeterli kalitede kitabın olmayışından bir süre sonra kapandı.

Darülmuallimin ve Darülmuallimat; Tanzimat dönemi modern eğitim hareketinin en önemli sonuçlarından biri Türkiye’de öğretmen yetiştiren kurumların doğuşuna yol açmasıdır. Bu bağlamda ilk öğretmen okulu Darülmuallimin-i Ruşdi 1848’de, Darülmuallimin-i Sıbyan 1868’de açıldı. Nizamname, kız okullarına kadın öğretmen yetiştirilmesi için Darülmuallimin-i Kebir’in kurulmasını öngörüyordu. Bu okullarda yetiştirilen öğretmenler kızlarını okutmayan ailelerine iyi bir rol model oldu.

Pedagojik Yenileşme; Tanzimat döneminde modern eğitim hareketinin en önemli bileşenlerinden biri, Batı’da pedagoji alanında meydana gelen yeniliklerin, ilk çağdaş Türk pedagogları diye nitelendirilebilecek eğitimciler tarafından Osmanlı okullarında uygulanmaya çalışılmasıydı. 1840’ların ikinci yarısında açılan rüştiyelerle başlayan ve ardından sıbyan mekteplerinde de uygulanan Usül-i Cedid, sınıf yönetimi, öğretimi, ilke ve yöntemleri, öğretim araç ve gereçleri gibi alanlarda köklü yenilikler getiriyordu. Geleneksel ve modern eğitim taraftarları arasındaki en önemli mücadele alanı okuma öğretimi oldu. Tanzimat dönemi Usül-i Cedid hareketine paralel olarak ilk pedagogların yetişmesine ve eğitim yayınlarının yapılmasına da zemin hazırladı.

Eğitim, Devlet ve İdeoloji; Din ve töre temelli değerlerin yerine insan aklı ve bilimin ürünü olan seküler değerlerin konulduğu ulus devletler, kendilerini Kuran halkı dil ve ülkü birliğine sahip bir “ulus” haline getirmek için “milli kültür” inşa etti. Milli kültürün bir ayağını dil, diğerini de tarih oluşturuyordu. Tanzimat’tan itibaren Osmanlıcılık ideolojisini benimseyen Osmanlı Devleti de farklı dini ve etnik kökenlerden gelen vatandaşlarını “Osmanlı Milleti” adı altında birleştirmeye çalıştı.

Osmanlıcılığın eğitim sistemi üzerindeki etkisi özellikle 1860’larıın ikinci yarısında kendini hissettirdi. Açılan yeni okullar ile eğitim yükseltilmek istense de yaşanan karışıklıklar ve gayrimüslimlerin kendilerini asimilasyon aracı olarak görüp çocuklarını okullara göndermemesi gerekli olan rolü yerine getiremedi.

Modern Eğitim Sisteminin Gelişimi

Tanzimat’tan sonraki eğitim hareketlerinin genel karakteri modern eğitimin hem nicel hem de nitel yönden gelişimini sürdürmesidir. II. Abdülhamid döneminde Tanzimat’ın başlattığı reformlar devam ettirilip büyük bir bölümü tamamlandı. Daha ziyade yeni bir devlet düzeni ve sosyal yapı içermeyen İslamcılığın yükselişine rağmen II. Abdülhamid döneminde devlet reformların sürdürülmesini öngördü ve modern eğitim sistemini geliştirmeyi tercih ederken, medreseleri kendi haline bıraktı. Eğitimde yapılan reformlar sekülerleştirmeyi de güçlendirdi. Bu dönem, ülkenin ihtiyaç duyduğu her alanda mesleki ve teknik okulların açıldığı bir atılım dönemi oldu. 1908 Jön Türk ihtilali sonrasında büyük bir canlılık kazanan fikir hayatı eğitimi de etkiledi. İlk ciddi eğitim dergileri bu dönemde yayımlandı ve eğitim sorunları gazete ve dergilere taşındı.

Okulöncesi Eğitim ve İlköğretim

Tanzimat’tan sonra ilköğretimin şekillenmesinde 1869 tarihli Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi ile 1876 Kanun-i Esasisi ona referans olacaktı. 1876’dan itibaren bir yandan modern okulların sayısı artarken, diğer yandan da eski program, yöntem ve tekniklerle eğitim yapan okullarda varlığını sürdürmüşlerdir. II. Meşrutiyet döneminde ilköğretim alanındaki yapılan en önemli atılım 1913’te Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanun-ı Muvakkati’nin yayımlanmasıdır. Yapılan bazı değişikliklerle 1961 yılına kadar yürürlükte kalan bu kanun, ilköğretimde ciddi bir reforma zemin oluşturdu. İlköğretim 1913’ten sonra Satı Bey’in gayretleri sonucunda yetişen öğretmenler sayesinde bir gelişme kaydetmiş olsa bile yeterli öğretmen sayısı olmadığından eski yöntem ve uygulamalar yeni okullarda da sürdü.

Ortaöğretim

II. Abdülhamid döneminde, genel ortaöğretim alanında sayısal ve nitelik yönünden kayda değer gelişmeler yaşandı ve idadiler özellikle 1882-1890 yılları arasında taşrada yaygınlaştı. Abdülhamid döneminin sonlarında, ülke de mevcut olan 619 rüştiyede yaklaşık 40.000 civarında öğrenci eğitim görmekteydi. 1913 tarihli Tedrisat-i İbtidaiyye Kanun-ı Muvakkati ile rüştiyeler ilk mekteplerle birleştirildi ve ortaöğretime alındı. Böylece rüştiyeler tarihe karışmış oldu. 1869 Maarif-i Umumiyye Nizamnamesinde her vilayet merkezinde açılması öngörüldüğü halde açılmayan sultaniler, 1908’den sonra 12 vilayet merkezinde bulunan idadilerin sultaniye dönüştürülmesi suretiyle taşraya yayılmış oldu.

Mesleki ve Teknik Eğitim

Tanzimat döneminde mesleki ve teknik eğitim alanında plansız ve programsız da olsa bir takım girişimlerde de bulunulmuştur. Ülke sanayiinde teknik eleman yetiştirmek amacıyla atılan ilk önemli adım, Midhat Paşa’nın 1860’lı yıllarda açtığı ıslahhanelerdi. Islahhaneler daha sonra Cumhuriyet yıllarında meslek okullarının/liselerinin temellerini oluşturacaktı. Kız ıslahhanelerinin açılmasıyla başlayan kız mesleki ve teknik eğitim süreci kız sanayi mekteplerinin açılmasıyla devam etti. II. Meşrutiyet döneminde kadınlar çalışma hayatına girince, programlarda ihtiyaca binaen tadil edildi. Çeyrek yüzyılı aşkın bir süre içinde açılan bu mesleki ve teknik eğitim kurumları ciddi bir sosyoekonomik kalkınma kurumlarının temel taşları oturtulmuş oldu.

Gayrimüslim ve Yabancıların Okulları

19. yüzyılda sadece Müslümanlar değil, gayrimüslim tebanın eğitim sistemleri de yeniliklerden nasibini aldı. Bu süreçte yoksul Anadolu Ermenileri hariç, hiçbir gayrimüslim grup, Batılıların açtığı yeni okullara çocuklarını göndermek istemiyordu. Bunun bir nedeni de misyoner okullarının çocuklarının itikatlarını bozmalarından çekinmeleriydi. Osmanlı İmparatorluğu’nda misyoner okulları bağlı bulundukları devletlerin dinini, dilini, kültürünü yaymış ülkelerin emperyalist gayelerine hizmet etmişlerdi. Misyoner okulları kısa süre içinde yaygınlaştı ve bunun nedeni eğitim denetiminin eksikliği ve yabancı Osmanlı gayrimüslimlerini himaye altına almak istemesiydi. Hükümetin aldığı tedbirlere rağmen, gayrimüslim tebaanın dillerini, dinlerini, mezheplerini, mesleklerini dolayısıyla aidiyetlerini değiştirip onlara yeni bir kimlik kazandırmaya çalışan misyoner okullar, büyük devletlerin doğrudan yahut dolaylı olarak Osmanlı ülkesinde kendilerine nüfuz alanı yaratma yönelişinin bir sonucuydu.

Yükseköğretim

Tanzimat döneminde alt yapısı oluşturulan yükseköğretim alanında Sultan II. Abdülhamid ve II. Meşrutiyet dönemlerinde ciddi bir ilerleme sağlandı. Ülkenin ihtiyaçları ve geleceğe yönelik hedefleri doğrultusunda birçok yeni yükseköğretim kurumu açıldı. Tanzimat döneminde birkaç kez açılan fakat yaşatılamayan Darülfunün, Sultan II. Abdülhamid döneminde Darülfunun dışında açılan yükseköğretim kurumlarından biri olan Hukuk Mekteb-i Ali’si, Tanzimat döneminden itibaren hayati bir rol oynamıştı. II. Meşrutiyet dönemindeki bir diğer önemli gelişme ilk kız lisesinin açılışından sonra İras Darülfununu adıyla bir kız üniversitesinin açılmasıydı. Modern eğitim sistemi, geleneksel düzeni besleyen klasik eğitim sisteminin yanı başında eskisine müdahale edilmeksizin kurulmuştu. Bu, hala güçlü olan ulemanın tepkisini önlemek bakımından kaçınılmazdı.