Ünite 1: Eğitim Psikolojisine Giriş

Giriş

En genel tanımıyla bireylerin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı ve istendik davranış değiştirme süreci olarak kabul edilen eğitim kavramının bireyin tutum ve davranışlarında ilerleme ve gelişme bağlamında değişim oluşturmaya yönelik bir süreç olduğu ve okulların bu amaca yönelik olarak öğrenme-öğretme etkinlikleri gerçekleştirmekten sorumlu kurumlar olduğudur.

Eğitim etkinlerinin en temel amacı olarak kabul edilebilecek tutum ve davranış değişiklikleri, okullarda öğrenme yoluyla kazandırılmaya çalışılmakta, bunun doğrultusunda da eğitimcilerin, eğitsel süreçleri buna göre düzenlemeleri ve yürütmelerini sağlayabilmek için özellikle hizmet öncesi eğitimleri kapsamında “eğitim psikolojisi” alanına ilişkin bilgi ve becerileri edinebilecekleri dersler almaları sağlanmaktadır.

Deneyimli bir öğretmen olabilmek için eğitim ve psikoloji arasındaki ilişkileri çözümleyebilme becerilerine ve eğitim süreçlerini yönlendirmede kullanabilecek yeterliklere sahip olunması gerektiği düşünülmektedir.

Eğitim ve Psikoloji İlişkisi

İnsan davranışları ve zihinsel süreçlerini inceleyen psikoloji bilimi, farklı türdeki davranışları tanımlamayı davranışın nedenlerini açıklamayı, belirli koşullarda hangi davranışların sergilenebileceğini yordamayı ve davranışı kontrol etmeyi amaçlarken, eğitim bu tanımlardan yola çıkarak toplumsal ve bireysel yaşamı iyileştirmeye yönelik bireysel deneyimler yoluyla davranışı değiştirme ve zihinsel becerileri geliştirme süreci olarak tanımlanabilir.

1800’lü yıllardan bu yana, psikolojinin eğitime olan katkılarını incelendiğinde, psikoloji yaklaşımlarında ilk dikkat çekenin, bilişsel psikoloji ve gelişim psikolojisi olduğu görülmektedir.

Thorndike (1910)’a göre psikolojinin; amaçlar, materyaller, araçlar ve yöntem yönünden eğitime olan katkıları şu şekildedir:

  • Psikoloji, eğitimin amaçlarını tanımlamaya, açıklamaya, sınırlandırmaya ve hangilerinin ulaşılabilir, hangilerinin ulaşılmaz olduğunu görmeye yardımcı olmaktadır.
  • Psikolojinin, insanın doğasında meydana gelen değişimlere yönelik getirdiği açıklamalar eğitim süreçlerinde hangi materyallerin kullanılması gerektiği konusunda katkı sağlamaktadır.
  • Bireyin zihinsel gelişiminin ve kişilik gelişiminin, eğitsel süreçleri sonucunda ortaya çıkacak davranışları etkilemesi, psikolojinin, eğitimin araçları konusundaki katkılarını özetlemektedir.
  • Psikoloji, bireyin gelişim, kişilik ve içinde yer aldığı grubun özelliklerine uygun öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılması konusunda eğitimcilere katkı sağlamaktadır.

İnsan davranışında pratikten kaynaklanan görece sürekli bir değişim olarak tanımlanan öğrenme; sadece okulda öğrenilen akademik bilgileri kapsamadığı gibi insanın duygusal gelişimini, toplumsal etkileşimini ve kendi kişiliğinde değişimlere yol açan süreçleri de kapsar.

Psikoloji bilimi öğrenme sürecini davranışsal, bilişsel ve biyolojik yaklaşımlar çerçevesinde incelemektedir.

Bireyin hayatı boyunca fiziksel, duygusal, zihinsel, algısal gelişimi ve kişilik gelişimini açıklamaya çalışan gelişim psikolojisi aracılığıyla, eğitim sürecindeki öğrencilerin bilişsel gelişimlerini anlamanın, onların gereksinimlerinin tam olarak karşılanabileceği düşünülmektedir.

Gelişim psikolojisinin, eğitime olan katkıları 1800’lü yılların sonunda William James’in kitabında yer alan “Psikoloji ve Öğretme Sanatı” başlıklı bölümle tartışılmaya başlanmış ve John Dewey, Lev Vygotsky ve Jean Piaget gibi psikologların bilişsel gelişime ve bu doğrultuda sınıf içi etkinliklerde öğretmen ve öğrencinin rolü ile bilginin yapılandırılmasına yönelik getirmiş oldukları açıklamaları, eğitsel süreçleri önemli derecede etkilemiştir.

Eğitim süreçlerinin yapılandırılmasında, öğrenme sürecini anlamlandırmak kadar öğrencilerin zihinsel gelişimleri, duygusal, sosyal veya ahlaki gelişimleri ile kişilik gelişimleri gibi özelliklerinin ve gereksinimlerinin neler olduğunun belirlenmesinde, psikolojinin eğitsel amaçların yapılandırılması, eğitim içeriğinin oluşturulması, yöntemtekniklerin seçilmesi ve çıktıların değerlendirilmesi süreçlerinde oldukça etkili olduğu söylenebilir.

Psikoloji biliminin, eğitim süreçlerine temel katkılarından biri de öğretmenlerin, öğrencilerin bilişsel düzeylerini, gelişim gereksinimleri ile güçlü ve zayıf yönlerini anlamlandırmalarına, bunlara uygun öğretim ve değerlendirme süreçleri oluşturmalarına yönelik gerekli bilgileri sağlamasıdır.

Eğitim Psikolojisi

Eğitim psikolojisi genel bir tanımla psikoloji biliminin, öğrencileri ve öğrenme ortamlarını anlamlandırma sürecine uygulanmasına odaklanan bir çalışma alanıdır.

Eğitim ve psikolojinin çalışma alanlarının bir araya getirilmesi, iki ayrı kültür veya dünya görüşü şeklinde ifade edilebilecek kuram ve uygulamanın bir araya getirilmesini gerektirmektedir.

Eğitim psikolojisi araştırmalarından elde edilen bilgiler, okul ve sınıf ortamlarındaki öğrenme-öğretme süreçlerine uygulanabilecek, bireyin kapasitesini ve performansını olumlu yönde etkileyecek bilgilerdir.

Eğitim psikolojisinin tarihsel gelişimine bakıldığında, bu alanındaki çalışmalar ilk olarak 1800’lerin sonunda William James ile başlayarak, 1900’lerin başında G. Stanley Hall, John Dewey ve Edward L. Thorndike; 1900’lerin ikinci yarısında ise eğitim psikolojisinin gelişimine katkıda bulunmuş kişiler olarak Hilgard ve Rusya’dan Lev Vygostky öne çıkmaktadır.

William James (1842-1910), psikolojinin, laboratuvarların dışına çıkarak öğrencilerin zihinsel gelişiminin sağlanması için derslerin, mevcut bilgi ve anlayışlarının üzerine inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekerek eğitimcileri bütün eğitsel cevapları psikolojide aramamaları gerektiği konusunda uyarmıştır.

Edward L.Thorndike (1874-1949), eğitim psikolojisi alanında ölçme ve değerlendirmeye olan yönelimi başlatmış ve öğrenme sürecine yönelik ilkeler ortaya koyarak, davranışları, içgüdüsel ve öğrenilmiş davranışlar olarak ayırmıştır.

Psikoloji biliminin, eğitim uygulamalarına yansımasında önemli katkıları bulunan John Dewey’in (1859-1952) en dikkat çekici görüşlerinden biri öğrenme ve öğretme sürecinin etkileşim içinde olduğu, öğrencinin de öğrenme ortamının önemli bir bileşeni olduğu yönündeki vurgusudur.

1940’lar ve 1950’lerde bireysel farklılıklar, ölçmedeğerlendirme ve öğrenci davranışları üzerine odaklanan eğitim psikolojisi, 1960 ve 1970’lerde araştırmaları vurgu, bilişsel gelişim ve öğrenmeye doğru kaymış, sonraki yıllarda ise eğitim psikolojisi araştırmalarında kültür ve sosyal etmenlerin öğrenme ve gelişimi nasıl etkilediğine yönelik araştırmalara başlanmıştır.

Çağdaş eğitim psikolojisi araştırmalarının son yıllarda yoğunlaştığı beş temel çalışma alanı; “öğrenme, gelişim ve öğretime yönelik bilişsel katkılar”, “sosyo-kültürel, öğretimsel ve ilişkisel süreçler”, “eğitim programı uygulamaları”, “özel öğrenme programları ve öğrenciler” ile “eğitim programı, araştırma ve politika”dır.

Araştırmacılar, öğrenme, gelişim ve öğretime yönelik bilişsel katkılar bağlamında; zihinsel süreçler, bellek, üst biliş, öz düzenleme ve motivasyondaki bireysel farklılıklar ile durumsal etkiler gibi öğrenme sürecini ve öğrenciyi etkileyen etmenlere odaklanmaktadır.

Eğitim psikolojisinin tarihsel gelişimine genel olarak bakıldığında, öğrencilerin ve öğrenci davranışlarının özellikleri ile bunları etkileyen, değiştiren etmenleri inceleyen bir bilim alanı olarak gelişmesine neden olduğu görülmektedir.

Eğitim psikolojisinin alanı, genellikle üniversitelerin eğitim fakülteleri bünyelerinde öğretmen yetiştirmektir. Eğitim fakültesi öğretmenleri göreve başladıklarında, hizmet öncesi aldıkları oldukları kuramsal bilgiler ve sınırlı deneyim ile öğrencileri, eğitim programını ve öğrenme-öğretme etkinliklerini yönetmeleri beklenir.

Eğitim psikolojisi, öğretmenlerin sınıf ortamında karşılaştığı davranış ve öğrenme problemleri gibi durumlarda uygulanabilecek eğitsel amaçların gerçekleştirilebilmesi için bu sorunlara yönelik mantıklı çözüm bulmasına yardımcı olmaktadır.

Öğretmenlerin sahip olması gereken üç bilgi türü; özel alan bilgisi, pedagojik bilgi ve öğrencilere ve öğrenme sürecine yönelik bilgidir.

Bir öğretmenin etkili bir öğretmen olarak nitelendirilebilmesi için; öğrencileri nasıl motive edeceklerini, zamanı nasıl etkili kullanacaklarını, öğrenciler arasındaki bireysel farklılıkları nasıl yöneteceklerini bilmeleri de gerekmekte, bunun için de deneyim ile birlikte eğitim psikolojisi alan bilgisine sahip olması önerilmektedir.

Yüzyılımızda yaşanan kültürel ve teknolojik değişimler karşısında, öğretmenlerin, yeni öğretimsel materyaller, yöntem ve teknikleri uygulama yeterliklerine sahip olabilmeleri ve öğrencilerin değişen ilgi, gereksinim ve davranış özellikleri ile başa çıkabilmeleri için öğretmen eğitimi programlarının güncellenmesinin gerekliliği görülmektedir.

Eğitim Psikolojisinin Uğraşı Alanları

Temel konuları gelişim ve öğrenme psikolojisi olan eğitim psikolojisinin ilgilendiği genel konuları temel olarak gelişim ve öğrenme psikolojisi olarak iki başlık altında toplamak mümkündür.

Gelişim psikolojisi, bireylerin hayatları boyunca geçirdikleri her türlü değişimi ve bireyler arasındaki gelişimsel farklılıkları inceleyen bilim dalı olarak tanımlanırken, Amerikan Psikoloji Derneği gelişim psikolojisini, fiziksel ve psikolojik süreçlerin etkileşimi ve yaşam sürecinde görülen büyüme aşamaları ile ilgilenen psikoloji dalı olarak tanımlamaktadır.

Eğitimin amacının öğrencinin bir bütün olarak tüm yönleriyle gelişmesine yardım etmek olduğu göz önüne alındığında, hedeflenen gruba yönelik bir öğretimde öğretmenlerin etkili ve verimli bir öğretim yapabilmeleri için tüm eğitim sürecini öğrencilerin gelişim dönemlerinden kaynaklanan ortak özelliklere dayalı olarak düzenlemeleri ile gerekmektedir.

Öğrenme psikolojisi, eğitim psikolojisi içinde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini, öğrenme sırasında organizmada ne gibi değişiklikler olduğunu ve öğrenme için geçerli olan ilkeleri belirlemeye çalışan psikoloji dalıdır.

Genel olarak eğitimcileri öğrenme konusunda bilgilendirmek ve eğitimde istenilir öğrenmelerin gerçekleşmesi amaçlanan öğrenme psikolojisinin kapsamına; algılama, düşünme, hatırlama, unutma, problem çözme gibi bellek süreçlerini inceleme çalışmaları girer.

Eğitimcilerin öğrenme psikolojisi hakkında yeterli bilgiye sahip olması, eğitim psikolojisi bilgisinin yanında, bu bilgisini kullanarak bireyin kalıtımla getirdiği özelliklerine yön verme becerisine de sahip olması gerekir.

Eğitim Psikolojisinin Bilgi Toplama Yöntemleri

Psikoloji biliminin temel amaçları; betimleme (birbiriyle ilişkili davranışların ve bu davranışları belirleyen koşulların saptanmasına yönelik araştırmalar yapma ve ne olduğunu anlamaya çalışma), açıklama (davranışları açıklayan genel ilkelerin ve kuramların oluşturulması), yordama (araştırmalardan elde edilen bulgulara veya temel ilke ve kuramlara dayanarak, davranışları önceden tahmin etme) ve kontrol (davranışların istenen bir düzeye veya biçime getirilmesi) şeklinde sıralanmaktadır.

Sorunlara şüpheci ve bilimsel bir tutumla yaklaşılarak, öğrencilerin gelişimine, öğrenmesine ve öğrenme ortamına ilişkin genel bilgilerin elde edildiği eğitim psikolojisi, bilimsel bilgi toplama yöntemleri betimsel yöntemler, deneysel yöntemler ve istatiksel yöntemler olarak üç grupta incelenebilir.

Betimsel yöntemler içinde gözlem, görüşme, testler, anket, etnografik çalışma, olay incelemesi ve klinik yöntem yer almaktadır.

Gözlem, araştırmada ihtiyaç duyulan verilerin insan, toplum ya da doğa gibi belli hedeflere odaklanılarak çıplak gözle ya da bir araç kullanılarak izlenmesi ile toplandığı süreçtir ve en önemli özelliği araştırmacıya, veriye ilk elden ulaşma olanağı sağlamasıdır.

Gözlemde önemli olan gözlemlenecek davranışların önceden somut olarak belirlenmesi ve davranışın gözlendiği her durumda yazı, video kamera, ses kayıt cihazları, özel kodlama tabloları, bilgisayar vb. araçlar yardımıyla kaydının tutulmasıdır.

Gözlem yönteminin güçlü yönleri; sözel olmayan davranışların da gözlemlenmesi, doğal ortamlarda yapılması ve zaman sınırının olmaması olarak sıralanabilirken zayıf yönleri ise; kontrolün azlığı, sayısallaştırma güçlüğü, örneklem küçüklüğü, alana giriş güçlüğü ve gizliliğin güçlüğü şeklinde sıralanabilir.

Araştırmalarda kullanılan gözlem yöntemlerinde farklı yaklaşımlar gözlemin düzenlenme şekline göre; doğal veya sistematik, araştırmacının rolüne göre; katılımlı veya katılımsız gözlem, gözlemci ile gözlenen kişinin birbirinden farklı olup olmamasına göre ise iç ve ya dış gözlem şeklinde sınıflandırılmaktadır.

Gözlemin gerçek yaşam koşullarında gerçekleştirildiği, koşullara müdahale edilmediği ve bireylerin var olan durum içinde gözlemlendiği en eski bilgi toplama yöntemlerinden olan doğal gözlemde, araştırmacı her şeyi kendi doğal seyrinde gözlemeye çalışır.

Genellikle gerçek yaşamdaki pek çok karmaşık faktörün uzaklaştırıldığı, kontrollü laboratuvar ortamlarında gerçekleştirilen sistematik (kontrollü) gözlem; neyin, nasıl, nerede, ne zaman gözleneceğinin önceden planlandığı, amacın saptandığı ve belli kurallara uyularak yapılan gözlemdir.

Araştırmacının gözlemlediği durum veya yere gerçekten dâhil olarak etkileşimde bulunduğu katılımcı gözlem, incelenen olguyu ve gruptaki etkileşimi daha iyi anlamak için araştırmacının bir katılımcı olarak yer aldığı gözlem türüdür.

Özellikle antropologlar tarafından kullanılan katılımcı gözlem, katılımsız gözleme oranla daha çok bilgi verir.

Dışarıdan gözlem olarak da isimlendirilen katılımsız gözlem, gözlemi yapan kişinin gözlemci kimliğini koruduğu ve olayın dışında kaldığı için daha fazla nesnel olabilme imkânına sahip olduğu bir gözlem çeşididir.

Psikoloji biliminin konularını incelemede yararlı bir yöntem olarak görülen ve katılımcı gözlemin en yalın gözlem türü olan içgözlem, kişinin kendi kendisini gözlemlediği bir gözlem türüdür.

Dış gözlem, herhangi psikolojik bir olgu ya da olayı yaşayan bireyi, o anda bir plan doğrultusunda dıştan inceleyip sonuca varmaktır.

İki veya daha fazla sayıda insan arasında belli bir amaç etrafında yapılan tartışmalar olarak tanımlanan “görüşme”nin amacı diğer insanların bakış açısını anlamak ve bu yolla deneyimler, düşünceler, niyetler, yorumlar ve zihinsel algılar ve tepkiler gibi gözlemlenemeyenler hakkında bilgi edinmektir.

Görüşmede izlenmesi gerekli olan basamaklar şunlardır:

  • Toplanması gereken bilgiler için plan yapılır.
  • Görüşmeciye ilişkin belgelerden bilgi toplanır.
  • Görüşülen kişiyle rahat bir hava içinde görüşebilmek için ortam hazırlanır.
  • Görüşme, planına uygun olarak eksiksiz uygulanır.
  • Elde edilen görüşler ya görüşme esnasında ya da sonrasında kaydedilir.
  • Belgelerden elde edilen ile görüşmeden elde edilen veriler birleştirilir, yorumlanır ve değerlendirilir.

Başarılı bir görüşme için, görüşme sırasında görüşme saatinin her iki taraf için uygun olacak şekilde önceden belirlenmesi, görüşme sırasında sıcak, ilgili bir tutum sergilenmesi, görüşülen kişinin sadece söylediklerine değil beden diline de dikkat edilmesi gibi esaslara da dikkat edilmelidir.

Araştırmalarda en fazla kullanılan görüşme türleri şunlardır:

  • Yapılandırılmış görüşme (daha önceden belirlenmiş, standart sorulara dayalı görüşmeler),
  • Yapılandırılmamış görüşme (önceden belirlenmiş bir soru setinin bulunmadığı ve genel bir alandaki var olan bilgiyi açığa çıkarmayı amaçlayan görüşmeler),
  • Yarı yapılandırılmış görüşme (görüşmecinin kabaca bir planının olduğu ancak cevaplayıcının ilgi ve bilgisine göre bu genel çerçeve içinde farklı sorular ile konunun değişik boyutlarına değinildiği görüşme türü).

Görüşmenin güçlü yönleri olarak esneklik, yanıt oranı, sözel olmayan davranış, anlık tepki, ortam üzerindeki kontrol, soru sırası, veri kaynağının teyit edilmesi, tamlık ve derinlemesine bilgi sayılabilir.

Görüşmenin zayıf yönleri olarak ise maliyet, zaman, olası yanlılık, kayıtlı ve gizli bilgileri kullanamama, zaman ayırma güçlüğü, gizliliğin ortadan kalkması, soru standardının olmayışı ve bireylere ulaşma güçlüğü gösterilmektedir.

Kişilik özellikleri, genel ve özel yetenekler, ilgi ve tutumlar, belli bir konudaki bilgi ya da belli davranış ve özellikleri ölçmek için kullanılan testler aracılığıyla bir özelliğin sistematik bir ölçümü yapılarak belirli ölçütlere göre karşılaştırma olanağı elde edilir.

Test çeşitleri olarak, soruların sözel ya da yazılı olarak denek tarafından yanıtlandığı kâğıt kalem testleri ve önceden hazırlanmış resim ya da şekillerin birey tarafından anlamlandırılması esasına dayanan ve bireyin bilinçaltı süreçlerini anlayabilmenin amaçlandığı projektif (yansıtıcı) testler örnek verilebilir.

Eğitim psikolojisinde kullanılan başarı testleri, genel ve özel yetenek testleri, ilgi ve tutum envanterleri öğrencilerin hangi alanlarda yetenekli olduklarının anlaşılmasında ve öğretmenler tarafından gerekli rehberliğin yapılmasında oldukça etkili araçlardır.

Survey ya da tarama yöntemi olarak da isimlendirilen anketler, kişilerin belli konulardaki duygu, düşünce ve tutumlarını saptamak amacıyla, başında özellikle yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum gibi genel durum bilgilerinin istenildiği yazılı soru listeleri şeklinde hazırlanır.

Özellikle sosyoloji, psikoloji ve eğitim araştırmalarında yaygın biçimde kullanılan anket yöntemi ile geniş kitlelere ulaşmak ve araştırmayı bu gruplara dayandırarak esneklikten uzak, sınırlı ve yüzeysel bilgi veren genellemeler yapmak mümkün olmaktadır.

Bir grubun davranışını doğrudan gözlemlemeyi ve bu gözleme dayalı olarak bu gruba ilişkin bir betimleme yapmayı ifade eden etnografik çalışmalarda, araştırmaya konu olan kültürün tanımlanması ve bu süreçte de bu kültürü oluşturan bireylerin ya da grupların algılarının, deneyimlerinin ve tutumlarının kendi bakış açılarından aktarılması amaçlanır.

Etnografik çalışmalarda, araştırmacının kültürü iyi kavrayabilmesi için kültürü gözleyebilmesi, hissedebilmesi, o kültürün birey ya da gruplar üzerindeki etkisini anlayabilmesi için alanda uzun zaman kalması ve yoğun bir veri toplama sürecine girmesi gerekir.

Olay incelemesi, bir sorunun çözülmesi için gerekli olan tüm bilgilerin bir araya getirilip değerlendirildiği geniş kapsamlı yöntemlerden biridir.

Olay incelemesi, gelişim süreci içerisindeki bireyi etkileyen tüm faktörleri içeren, yalnızca bir kişi ile yapılan görüşmeleri, testleri, gözlemleri içeren kapsamlı bir araştırma olarak belirtilse de, olay incelemesi bir kurum veya topluluğu bir bütün olarak ele alarak da yürütülebilir.

Sıklıkla klinik psikoloji de yararlanılan klinik yöntem, özellikle nadiren karşılaşılan durum ve rahatsızlıklarda ve gelişimde bir takım özelliklerin ortaya konmasında kullanılır.

Sistematik bir yöntem kullanılarak, belli bir müdahalenin kontrol altına alınmış koşullarda belli bir sorunun çözümünde ne derece etkili olacağını görmek için yapılan deneysel araştırmaların aşamaları şöyle özetlenebilir:

  • Hipotezin tanımı
  • Belirlenen evrenden örnek kütleleri oluşturacak deneklerin seçilmesi
  • Örnek kütlelerin farklı deneysel gruplara dağıtılması
  • Bir veya daha çok değişken üzerine planlanan değişimin uygulanması
  • Az sayıda değişkenin ölçülmesi
  • Diğer değişkenlerin kontrol edilmesi

Deneysel araştırma, araştırmacının bir hipotez kurması ile başlayarak, bu hipoteze dayalı olarak bağımlı ve bağımsız değişkenleri tespit edip, bu değişkenler üzerinde etkisi olabilecek diğer dışsal değişkenleri kontrol etmesi ile yol alır.

Deneysel araştırmada uyulması gereken kurallar şöyle özetlenebilir:

  • Gruplar seçkisiz olarak oluşturulmalıdır.
  • En az iki veya daha fazla grup veya durum karşılaştırılmalıdır.
  • En az bir bağımsız değişken kontrol altında tutulmalıdır.
  • Bağımlı değişkenler ölçülebilir olmalıdır.
  • Sonuçlar istatistiksel karşılaştırmalarla değerlendirilmelidir.
  • Deneyi etkileyecek dış faktörler kontrol altında tutulmalıdır.

Eğitim psikolojisi de aynı süreç ve ilkeleri izlenerek, alanındaki pek çok bulgusunu deneysel araştırmalar sonucu elde etmektedir.

İlişkisel araştırmalarda birbiri ile karşılıklı ilişki içinde olan iki veya daha fazla olay veya özellik arasındaki değişkenler belirlenir ve bu değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığı ortaya çıkarılır.

İstatistiksel araştırmalarda değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığı istatistiksel olarak korelasyon (iki değişkenin birbiri ile ne derece ilişkili olduğunu ifade eden istatiksel bir betimleme) ile ifade edilir.