Ünite 1: Ege’de Tunç Çağı

Ege Dünyası’nın Sınırları

Hellen uygarlığının kökenlerini oluşturan kültürlere geçmeden önce, bu uygarlıkların yer aldığı Ege bölgesine göz atmak yararlı olacaktır. Ege bölgesi ya da daha geniş bir ifade ile Ege Dünyası , Ege Denizi’ ne kıyısı olan ülkelerden oluşmaktadır.

Ege’de Tunç Çağı Kronolojisi

Ege Dünyası, M.Ö. yaklaşık 3100 yılı civarında “Tunç Çağı” olarak adlandırılan bir sürece girmiştir. Bu süreç yaklaşık M.Ö. 1100 civarında bitmiştir. Dönemin Tunç Çağı olarak adlandırılmasının nedeni, bakır-kalay alaşımı olan tunçtan yapılmış eşyaların ya da silahların Ege Dünyası’nda görülmeye başlamasıdır.

Kiklad Adaları ve Kültürü

Kiklad Adaları, Yunanistan’ının güneydoğu kıyısı açıklarında yer alır. Bölgede 200’den fazla ada olduğu tespit edilmiştir; bunların çok büyük bir kısmı, batık adaların su yüzeyindeki zirveleri veya adacıklardır.

Kiklad Adaları, Yunanistan’ın güney-doğusundan Anadolu’nun güney-batısına köprü gibi uzanarak Yunanistan’dan Anadolu’yu ulaşımı kolaylaştırır.

Kiklad Adaları’ndaki en önemli izler ilk Tunç Çağı’na aittir Kiklad Kültürü, beş döneme ayrılmıştır. Kiklad uygarlığına ilişkin herhangi bir yazılı belge bulunmadığından, bilgilerimiz yalnızca arkeolojik buluntu ve kalıntılara dayanmaktadır. Adalardaki doğal zenginlikler nedeniyle, buralarda yaşayanların nispeten refah içinde oldukları söylenebilir. Adalar’daki Kültür’ün en karakteristik buluntuları mermer idolleridir. Birkaç santimetreden bir metreye kadar değişik boylarda yapılmış olan Kiklad mermer idollerinin yüzlerinde sadece burun gösterilmekte, kaşlar, gözler ve dudaklar, doğal minerallerden elde edilen boya ile belirtilmekteydi. İdollerin çoğu, kadını temsil etmekteydi. Sayıca önemli bir kısmının mezarlarda bulunmuş olması onların, ölüyle birlikte mezara bırakılmak için imal edilmiş olduklarını işaret etmektedir. Girit’e yakın olan Adalar, M.Ö. 1700’de Girit’in etkisine girmeye başladı. Thera Adasında yapılan arkeolojik kazılarda birkaç katlı, duvarları fresklerle süslü etkileyici bir yapı ortaya çıkarıldı. Kazılarda bulunan tablet parçaları ve freskler, adadaki Girit etkisini ve hatta egemenliğini göstermektedir. Thera Adası’ndaki volkanik patlama, bu yapının lav ve küller altında kalarak korunmasına neden olmuştur. Kazılarda insan iskeletlerine rastlanılmamış olması, burada yaşayanların kaçmaya fırsat bulabildiklerini göstermektedir.

Girit Adası ve Minos Uygarlığı

Girit , Ege adalarının en büyüğüdür. Dağlık bir fiziki yapısı olan Girit’teki en önemli dağlar, Beyaz Dağlar, Tela Dağı ve Dikte Dağı’dır. Girit’in en büyük ovası ise güneydeki Mesara ovası’ dır. Yerleşim merkezleri adanın doğu yarısındadır. Girit’te yaşayan halk geçim kaynağını balıkçılık, tarım ve hayvancılıktan sağlamıştır. Tarımsal ürünler buğday, zeytin, incir ve üzümdür.Hayvancılık , koyun- keçi ve domuz besiciliğine dayanmaktaydı. Girit’e atfedilen Avrupa uygarlığının beşiği” yakıştırmasının ardında, kültürel köken arayışı olduğunu belirtmeliyiz. Giritliler, Hellenler’ in ataları değillerdi. Adaya ilk yerleşenlerin, Anadolu’dan gelmiş olabilecekleri ileri sürülmektedir Homeros’un İlyada destanında Knossos’tan “Girit’in en büyük kenti” olarak söz edilmekte, Minos adlı Girit kralının da “Zeus ile sohbet edecek kadar güçlü” olduğu vurgulanmaktadır. Adada kazı yapan Sir Artlıur Evans, Girit’in Tunç Çağı uygarlığını, Minos Uygarlığı olarak adlandırmıştı Girit saraylarından günümüze kalan en önemlisi Girit’in güney doğu kıyısında yer alan Myrtos’tur. Yapılan kazılarda avlusu, oturma odaları, mutfakları, depolan, atölyeleri ve bir ibadet yerinin olduğu yaklaşık 100 odalı büyük bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır.

Sarayların etrafı surla çevrili değildi. Ada uygarlığı olması nedeniyle Giritliler savunma gereksinimi duymamışlardır. Sarayların duvarları çeşitli konuların işlendiği fresklerle süslüydü. M.Ö. 1700 civarında ilk saraylar bilinmeyen bir nedenle yakılıp yıkılmış , daha büyük ve daha görkemli olarak yeninden inşa edilmişti. Yeni saraylarda, dikdörtgen planlı merkezi avlu etrafında kümelenen çok sayıda oda ile depoların tasarımı ve güneş ışığının binanın içeri girmesini sağlayan ufak avlular, dikkat çekici unsurlardı. Bu dönemde, içlerinde iri küplerin yer aldığı depolar artık sarayın içine alınmıştı. Küplerde hububat, zeytin, zeytinyağı ve şarap saklanıyordu.

M.Ö. 1450’ den sonra Girit uygarlığında çöküş başladı.

Çöküş sebebi ile Ege’de liderlik. Giritten Yunanistan’a geçti. Girit’in Tunç Çağı kültürü Eski Hellen uygarlığının çekirdeğini oluşturmaktadır. Araştırmalar, Girit’in M.Ö. 2. binyılın basından itibaren Suriye ve Mısır ile ticari ilişkilerinin olduğunu ortaya koymuştur.

Amarna mektuplarında Girit’ten Mısır firavununa veya firavun tarafından Girit’e gönderilen armağanların adları vardır. Mısır kabartmalarında, dış ülkelerden firavuna vergi olarak gönderilen armağanları taşıyan elçiler arasında Giritliler de resmedilmiştir. Kazılarda ele geçen eserler, Girit’te gelişmiş metal işçiliği, mücevhercilik, vazo ve resim sanatının varlığını ortaya koymuştur. Çiftçilik ve zanaatın ekonomideki yeri büyüktür. Koyun ve keçi yününe dayalı olan tekstil endüstriyel bir alan olmuştur. Devlet ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı ürünlerin saraylarda toplanıp, daha sonra toplumdaki yapılanmaya göre yeniden dağıtımı seklindeydi.

Din, Tunç Çağı Giritlileri için vazgeçilmezdi. Giritliler doğa tanrılarına tapıyorlardı. Saray içindeki bir yer tapınak olarak kullanılabildiği gibi dağlarda da ibadet alanları vardı. Dağlardaki ibadet yerleri için önemli olan, belli bir yükseklikten aşağıdaki yerleşim yerinin ve aynı şekilde aşağıdan da tapınağın görülebilmesiydi.

Yunanistan ve Miken Uygarlığı

Yunanistan, Avrupa’dan Akdeniz’e doğru uzanan bir yarımadadır. Dağlık bir ülke olan Yunanistan’da verimli tarımsal alanlar oldukça azdır.

2900 metreyi aşkın zirvesiyle Olympos, Yunanistan’ın en yüksek dağıdır. Yunanistan’da yaşam ve yerleşim koşulları insanları ovalık ve kıyı kesimlere yerleşmeye zorlamıştır. Bunun sonucu olarak denizcilik , Eski Hellen ulusunun en önemli faaliyet alanlarından birini oluşturmuştur. Akhalar, M.Ö. 2000 yılının ortalarından itibaren Yunanistan’da yüksek bir uygarlık meydana getirdiler. Bu uygarlık, “Miken” Uygarlığı olarak da adlandırılır.

M.Ö. 14. ve 13.yüzyıllar Akhalar için, büyük sarayların inşa edildiği Kahramanlar çağı olarak anılır.

Akhalar, her biri kendi kalelerinde hüküm süren beylikler halinde yaşıyorlardı. Girit’in aksine Akha sarayları sur duvarı ile çevriliydi. Yunanistan halkını oluşturan Klasik Çağ Yunanları, bir insanın taşıyamayacağı kadar iri taşlarla inşa edilmiş olan bu duvarların mitolojik dev yaratıklar olan KİKLOP’lar tarafından inşa edildiğine inanmışlardır. Akha sarayları yönetim merkezi olmasının yanı sıra törenlerin yapıldığı yer, üretim ve yeniden dağıtım merkezi ile tüketim fazlasının depolandığı yerdi.

Akhalar’ın yönetici sınıfına ait mezarları toprak yüzeyinden derine kazılmış olmalarından dolayı kuyu mezarlar olarak bilinirler. Mezarlara bir kişi gömülmemiş aynı aile ve sülale mensupları da gömülmüştür. Mezarların incelenmesiyle kuşaklar boyunca kullanılmış oldukları anlaşılmıştır. Mezarlarda ele geçen eserler arasında altın masklar, değerli metallerden ve taşlardan mücevherler, vardır. Bu eşyaların Girit etkisi göstermesi, o dönemde Yunanistan’ın Girit ile olan bağlarını açığa vurmuştur.

Bu yüksek uygarlık, M.Ö. 13. yüzyılın ikinci yarısında kuzeyden gelen istilaların baskısı sonucu zayıflamış istilanın son dalgasını oluşturan Dor halkı tarafından M.Ö. 1200 civarında tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Yerleşim yerlerinde soylular ve iktidar sahipleri saray ve kalelerde hüküm sürerken, halk bunların çevresindeki evlerde ya da kırsaldaki çiftliklerde yaşıyordu. Adını bildiğimiz en ünlü Akha kralı, Agamemnon’dur. Odak noktasını sarayın oluşturduğu ekonomik yapı, Girit’teki Minos dönemi ekonomisiyle benzerlik göstermektedir. Tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomide, yeniden dağıtımcı saray ekonomisi uygulanmıştır. Ekonominin önde giden iki endüstri kolundan biri tekstil, diğeri metal işçiliğiydi. Zeytinyağı, şarap, parfüm ve çanak çömlek imalatı ile dericilik de endüstriyel alanlardı.

Akhalar, Akdeniz kıyılarında ve Batı Anadolu’da da ticaret kolonileri kurarak yayılmacı bir politika izlemişlerdir. Tahta at hikayesiyle ünlü Troia Savaşı Akhalar’ın kuzeybatı Anadolu’da bir üsse sahip olmak ve Karadeniz’e açılma isteklerini gerçekleştirebilmek için verdikleri mücadelenin bir sonucudur.

Sikkenin henüz icat edilmediği bu dönemlerde ticaretin en önemli araçları altın ve gümüş gibi değerli metallerdi. Önemli olayları kutlamak için devlet hükümdarları birbirlerine armağanlar gönderiyorlardı. Anadolu’nun güneyinde, Kaş ile Kemer arasındaki ortaya çıkarılan Tunç Çağı batık gemilerinde ele geçen eşyalar, Doğu Akdeniz ve Ege’deki deniz ticaret trafiğinin yoğunluğunu gözler önüne sermiştir.

Akhalar’ın soldan sağa doğru yazılan bir yazıları vardı. Bu yazı 1952’de çözülmüş ve Eski Yunanca’nın arkaik formu olduğu anlaşılmıştır. Tabletlerde Miken tanrı ve tanrıçalarının adları da geçmektedir. Örneğin, Zeus, Hera, Poseidon, Hermes, Athena, Artemis, Apollon, Ares ve Dionysos gibi tanrıların adlarım bu metinler sayesinde öğreniyoruz.

Troia

Anadolu’daki önemli merkezler arasında TROİA ilk sırayı alır. Troiada megaron planlı yapılar bulunmakta olup bu yapıların etrafı sur ile çevrilmişti. Troia’da metal işçiliğinin çok ilerlediğini gösteren buluntular ele geçirilmiştir. H. Schhiemann 1887 yılında Hisarlıda Priamosun Hazinesi olarak adlandırdığı 8.830 eser bulmuştur. Troi kazılarında bulunan ve genel olarak Troia Hazineleri olarak bilinen altın ve gümüş eserler bugün Avrupanın ve Amerikanın önemli müzelerine dağılmış olup büyük çoğunluğu Rusya da Puşkin müzesinde sergilenmektedir.

Üniteye genel olarak bakmak gerekirse, Kiklad kültürü’nün karakteristik özellikleri mermer idollerinde karşımıza çıkmıştır. Bu idoller mezarlarda bulunduğu için ölü ile birlikte mezara bırakılmak için yapıldığını anlamaktayız. Kiklad adaları Orta Tunç Çağın’ dan itibaren Giritteki Minos uygarlığının etkisine girmiştir. Minos kültürünün özellikleri saraylarda görülebilmektedir. Saraylar’ın çevresi surlarla çevrili değildir. Merkez bir avlu etrafında konumlandırılmış çok sayıda oda , aydınlık için yapılmış küçük avlular, depolar ve batı avlusu saray sınırları içinde yerleştirilmiştir.

Miken uygarlığını meydana getiren Akhalar Saraylarda yaşıyorlardı. Sarayların etrafı surlarla çevriliydi. Sarayların duvarları fresklerle süslüydü. Mikenler metal işçiliğinde ve mücevher yapımında ustaydılar. M.Ö. 2000 yıllarında Vazo süslemeleri ve fresklerde görülen bazı özellikler o dönemde Yunanistan’da ki Akha kültürü ile benzerlik gösterdiği için adaya Yunanistan’dan Akha göçünün olduğunu görmekteyiz. Minos uygarlığının çöküşü ile Ege denizinde liderlik Miken uygarlığına geçmiştir. Mykenai da ki mezarlarda ortaya çıkarılan eserlerde Minos etkisinin görülmesi , o dönemde Yunanistan’ın Girit ile olan bağlarını açığa çıkarmıştır. Batı Anadolu’da Tunç Çağının en önemli temsilcisi Troiadır. Troia’da kazı yapan H. Schelimann Priamos’un Hazineleri olarak adlandırdığı çok sayıda eser bulmuştur. Troia savaşı M.Ö 13.yy’ın ortalarında yapılmıştır.