Ünite 2: Ege Göçleri, Kent-Devletleri ve Kolonizasyon

Ege ve Dor Göçleri

Akha merkezleri M.Ö. 12.yüzyıl’ın başında yıkılmıştır. Aynı tarihlerde Ege de Deniz Kavimleri ve Dorlar’ın göç hareketleri görülmüştür. Deniz Kavimleri Balkan Dağları tarafından gelip Mısır’a kadar gitmişlerdir. Dorlar ise Peloponnesos Yarımadası’na yerleşmişler, daha sonra bir kısmı Anadolu’nun güney-batısına göç etmiştir. Ege Göçleri Yunanistan’da yaşayan diğer toplulukların Yunanistan içinde yer değiştirmesine neden olduğu gibi, bu topluluklar Yunanistan dışına çıkarak Ege coğrafyasında da hareketliliğine de neden olmuştur. M.Ö. 12. yüzyılda Ege coğrafyasında Tunç Çağı sona ermiş ve Demir Çağı’na geçilmiştir. Demir Çağı araç gereç ve silah yapımında tuncun yanı sıra demirin de kullanılmaya başlandığı dönemdir.

Batı Anadolu’ya ilk gelenler Aioller’di. Yunanistan’daki Thessalia ve Boiotia bölgelerinden gelen Aiol halkı Edremit Körfezi civarına yerleştiler. Bu nedenle bu bölge Aiolis adını aldı. Atina’dan yola çıkan İonlar, geçici bir süre Atina’da kalmışlar ve Atina Kralı’nın oğullarının liderliğinde Batı Anadolu’da İzmir civarına yerleşmişlerdir. Bölge onların adından dolayı İonia ismini almıştır.

Dorlar Batı Anadolu’nun güneybatı köşesi ile karşısındaki adalara, özellikle Rhodos ile Kos’a yerleştiler. Bu bölge, burada daha önce yaşayan Kar halkı sebebi ile Karia adını taşımaktaydı. İonların 12, Dorların altı kentten oluşan bir yerleşimleri vardı. Tarihçi Herodotosun anlattığına göre Bodrum’lu Agasikles , Apollon onuruna düzenlenen yarışmalardan birincilikle kazandığı üçayaklı kazanı, adet olduğu halde tapınağa adamak yerine evine götürünce diğer Dor kentleri Bodrum’da yaşayanların tapınağına girmesini yasaklamışlardı.

Ege’de Karanlık Çağ

Akha merkezlerinin Ege Göçleri ile ortadan kalkmasından sonra, Ege dünyasında ‘Karanlık Çağ’ veya “Yunan Orta Çağı” adı verilen bir suskunluk dönemi yaşanmıştır.

M.Ö. 1100 ile 700 yıllarını kapsayan bu döneme ilişkin bilgilerimiz Homeros’un destanlarına dayanmaktadır. Karanlık Çağ’ın erken dönemi Protogeometrik, geç evresi ise Geometrik dönem olarak adlandırılmıştır. Erken evrede, Yunanistan’ın nüfusunun önemli ölçüde azaldığı, yazının kullanılmadığı, ölülerin yakıldığı ,Geç evrede yerleşim yerlerinin sayısında ve nüfusta artış olduğu görülmektedir.

Kent-devletleri , klasik dönem tapınaklarının ataları ve Yunan alfabesi Karanlık Çağ’ın geç evresinde ortaya çıkmıştır.

Yunan Alfabesi

Fenikeliler 22 sessiz harften oluşan alfabelerini M.Ö. 2. binyılın sonlarında oluşturmuşlardır. Yunanlar, Fenikeliler ile ticaret ilişkileri sonucunda Fenikelilerden aldıkları sessiz harfler ile Eski Yunan alfabesini birleştirerek . M.Ö. 8.yüzyılın başlarından itibaren kullanmaya başlamışlardır Bir sure sonra sessiz harflerin arasına sesli harfleri yerleştirerek eski Yunanca yazıyı son şekline getirmişlerdir.

Önceden sağdan sola yazılan Eski Yunanca daha sonra soldan sağa yazılmaya başlanmıştır. 1989 yılında İtalya’da M.Ö. 8. yüzyılın ilk yarısında yazılmış Eski Yunanca bir yazı bulunmuştur.

Napoli Körfezi’nde bir mezarda bulunan ve M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen pişmiş topraktan kap üzerinde Ben Nestor’un kabıyım yazısı bulunmaktadır.

Kent-Devleti

Ortaya Çıkışı ve Karakteristik Özellikleri

Kent-devletleri Akha yerleşim yerlerinin çökmesinden sonra ortaya çıkmıştır.

Kent-devletleri sınırlı toprağa sahip ve sınırlı sayıda nüfusu barındıran küçük yerleşimlerken, zamanla büyümüşler ve Yunanlar için yeni bir yaşam alanı haline gelmişlerdir. Aristoteles, insanların birlikte iyi bir yaşam sürmeleri için o dönemde polis adı verilen kent-devletinde yaşamaları gerektiğini söylemiştir.

Kent-Devleti, kent merkezini ve kendisine bağlı köylerin bulunduğu kırsal alanı kapsıyordu.

Kent-devletleri belirli bir toprağa sahip, kendi kendine yetebilen tarımsal karakterli bir toplumsal yapı gösteriyordu Kent-devletini genelde tek bir kent oluşturmakla birlikte, bazen birkaç kent ya da daha ufak yerleşim biriminin bir araya gelerek bir kent-devletini meydana getirdiğini görmekteyiz. Kent devletlerinde yaşayanlar yaşadıkları yerin adı ile adlandırılırlardı. Kentdevletlerinde yaşayanlar kendilerini tek bir ulus olarak görüyordu.

Yunan kökenli bu kent devletleri hiçbir zaman bir araya gelip tek bir Yunan devlet çatısı altında toplanmamıştır. Kent devletlerini bir arada tutan dil, din ve kültür birliğiydi. Kent devletleri Eski Yunanca’yı konuşuyorlar Zeus, Athena, Apollon, Artemis, Poseidon’ a tapıyorlardı. Kent-devletlerinde , yurttaşların sağlıklı koşullarda , eşit haklara sahip olarak yaşamalarını sağlamak için bir anayasası vardı. Toplum, bu anayasaya göre düzenlenirdi. Yasama, yargı ve yürütmenin devlet organlarındaki dağılımı ve işlevleri bu anayasa ile belirlenirdi. Bir kentdevletinin sahip olduğu en önemli ilkesini tam bağımsızlık olarak ifade edebiliriz.

Kent Devletleri etrafı surla çevrili Akropolis adı verilen yüksekçe bir tepede kuruluyordu. Dışarıdan gelen saldırılarda, surun dışında ikamet edenler surun içine sığınıyorlardı. Kent-devletindeki belli başlı yapılar arasında, agora, tapınak, meclis binası gösteri oyunları, konser ve müzik dinletileri için tiyatro, Kütüphane binaları darphane, sağlık ocağı ve hapishane gibi diğer kamu yapıları bulunuyordu. Mezarlık surların dışında yer alıyordu. Kütüphane binaları ise Hellenistik dönem kentdevletlerinin gözde mekanlarıydı.

Yönetim Biçimleri

Yunan toplulukları kent devletlerinden daha önceki dönemde Krallar tarafından yönetiliyorlardı. Aristoteles bu dönemden övgüyle söz eder. Ona göre ilk dönemlerde erdemli, akıllı ve üstün insanların kendilerini yasaların üstünde görerek kral olarak atanmaları adil ve haklıdır. Önceleri krallar tek başlarına hüküm sürerken, zamanla yanlarına aristokratları da almışlardır. Kent devletlerinin gelişmeye başlamasıyla krallar yönetim mekanizmasının dışında kalmaya başlamışlar , yerlerini Aristokratlara bırakmışlardır. Bu dönemde Kent-devletinde tiranların egemen olduğunu söyleyebiliriz. Tiranlar, genellikle toplumun soylu ve zengin sınıfından çıkıyor ,aşağı tabakanın desteğini alarak yönetimi ele geçiriyordu. Daha sonra, Atina’daki demokrasi rüzgarlarının etkisiyle, Tiranlar kovulmuş ve kent devletlerinde demokratik yönetimler kurulmuştur. Atina’da demokratik yönetimin kurulmasıyla, diğer kent-devletleri demokratik yönetim şeklini benimsemişlerdir. Demokratik yönetimde yönetim doğrudan halkın elinde bulunmaktadır. Demokrasi damos(halk) ve kratia(güç) sözcüklerinden türetilmiş olup halk egemenliği demektir. Demokrasinin Perikles ve Sokrates gibi taraftarları karşısında, Platon ve Aristoteles gibi muhalifleri de vardı. Soylular, zenginler ve eğitimliler devleti iyi bir şekilde yönetebilirdi. Devlet yönetimi ayak takımına bırakılamayacak kadar ciddi bir işti. Demokrasi karşıtı aydınlarda demokratik yönetimin avam yönetimine dönüşerek dejenere olacağı endişesi vardı.

Yönetim Kurumları

Şehir Danışma Meclisi ve Halk Meclisi ilk zamanlardan itibaren kent-devletlerinde yerini almıştı. Halk Meclisi, tüm erkek yurttaşların katıldığı bir meclisti. Halk Meclisi’ne 18 yasını doldurmuş erkek yurttaşlar katılabiliyordu. Halk Meclisi, yasama ve yargı gücünü elinde tutan bir siyasal yapı olup iç ve dış politika meselelerini görüşürdü. Şehir danışma meclisi ise kentdevletini oluşturan yurttaşların bağlı olduğu kabile teşkilatlarındaki temsilcilerin oluşturduğu bir meclisti. Bu meclis Halk Meclisi’nin yönetim kurulu gibi işliyor ve yürütme gücünü elinde tutuyordu Halk Meclisi’nde görüşülecek maddeleri hazırlayan Şehir danışma meclisi, belli sayıda kişinin katıldığı bir meclisti. Seçilenler bir yıl, yada iki yıl görev yaparlardı . Kent devletlerinde alınan kararlarda iki meclisin adı bir arada anılırdı. Şehir danışma meclisinin, Halk Meclisinin gündemini hazırlamasının yanı sıra, alınan kararların yürütülmesini de sağladığı görülmektedir.

Magistralar

Kent-devletinde en büyük güç Meclisten sonra magistratlardaydı. Kamu adına görev yapan bu kişiler devletin önemli mevkilerinde görev alırken devletin işleyişinden de sorumluydular. Magistratların görev süresi bir yıl olmasına rağmen daha kısa süreli çalışanlar da vardı. Görevi biten magistrat, görevde bulunduğu süredeki icraatının ve kamu kaynaklarını nasıl kullandığının hesabını vermek zorundaydı.. Her yurttaş, yaşamının belli bir yılında bir devlet görevini üstleneceğini bilirdi.

Halk

Kent- devletinde nüfusun küçük bir kısmını özgür erkek yurttaşlar oluştururken, diğer büyük kısmını onların eşleri ve çocukları, kentte yaşayan yabancılar ve köleler oluşturuyordu.

M.Ö. 5. yy da Atina’nın nüfusu, 170.000’i yurttaşlar ve aileleri, 30.000’i yabancılar ve 100.000’i köle olmak üzere toplam 300.000 kişi olarak tahmin edilmektedir.

Atina’nın Siyasal ve Toplumsal Yapısı

Kent-devletlerinin gelişmeye başlamasıyla buralarda oturan zengin ve soylu sınıf ile halk arasında sürtüşmeler başlamıştır. Orta ve aşağı sınıf, yasaların , toplum yaşamını düzenleyen kuralların adetlere, göre yorumlanıp uygulanmasından hoşnut değildi. Bu şekilde soylu sınıfın dediği oluyor ve hukuk kuralları daha çok soylu sınıfın işine yarıyordu.

Kanunların yazı ile belirlenmesi sonucu herkes, hangi tür suca ne ceza verileceğini ya da nelerin suç sayılıp sayılmayacağını öğrenmiştir.

Drakon

M.Ö. 7. yüzyılda yaşanan yönetim sorununa ekonomik koşullardaki sıkıntı eklenince, Atina’ da bir kriz oluşmuştu. Sorunların üstesinden gelmek için radikal adımlar atılması gerekiyordu. İşte bu noktada topluma yeni bir düzen vermek üzere Drakon’un ortaya çıktığını görüyoruz. Drakon Atina kanunlarını bir sisteme bağlayıp yazılı hale getirmiştir, kasten adam öldüren ile istemeden öldürene verilecek ceza arasında bir fark olması gerektiğini savunan ilk kişidir. Drakon’a göre Kasten adam öldürmede suçluya ölüm cezası verilirken, istemeden gerçekleştirilen bir öldürme olayında verilecek ceza yalnızca sürgündür.

Solon

Atina’da Solon’un yaptığı reformlar çok önemlidir. Halkın aşağı tabakalarındaki memnuniyetsizliğin ciddi boyutlara ulaştığı sırada Atinalılar Solon’u devlet başkanı seçtiler. Solon Meclisi’nin desteğini de alarak reformları uygulamaya başladı. Toprak sahibi aristokratların fakir halkın sırtından zenginleştiği ve güçlerini artırdığı bir gerçekti. Solon bozulan dengeyi yeniden kurmak için, köylülerin birikmiş borçları nedeni ile toprak ve özgürlüğünü kaybetmesini önlemiş, borçların ödenmesinde köylünün lehine bir düzenleme yapmış , hatta bir kısım borçlarını sildirmiştir. Ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda zeytinyağı dışında diğer tarım ürünlerinin ihracını yasaklamıştır. Ona göre Atina’da zeytinyağı üretimi çok fazlaydı ve bu fazlalığın iç piyasada kalması gereksizdi. Ayrıca diğer ihraç mallarının yüksek fiyatlara satılmaması gerektiğini savunmuştur. Solon Atina dışında yaşayan yetenekli ustalar ve zanaatkarların Atina’da yerleşmeleri için teşvik edici önlemler almıştır. Anayasada yeni bir düzenleme yaparak yurttaşları maddi durumlarına göre 4 sınıfa ayırmıştır. 1. Ve 2. Sınıftaki vatandaşlar yüksek devlet memurluklarına 3. Sınıf vatandaşlar ufak memurluklara 4. Sınıftaki vatandaşlar halk meclisine seçilebiliyorlardı. Solon, yargı yönetiminde de yeni bir mahkeme sistemi kurdu. Mahkemede jüri olmak herkese açıktı.

Mahkeme meclisin bir parçası gibi çalışıyordu hatta tüm meclis bir mahkeme olarak da toplanabiliyordu. Borçlar, Solon’ un kanunuyla kaldırılsa da, birçok çiftçi yeterli sermayeye sahip olmadığı ve borç almak zorunda kaldığı için çok geçmeden kendisini tekrar borç batağında buldu. Köle olmasalar da borçlandıkları zenginlere bağımlıydılar. Solon’un reformlarıyla Atina toplumundaki yaraya bir anlamda neşter vurulmuş ama ameliyat henüz başarıya ulaşamamıştı.

Titiran Peisistratos

Atinalı Tiranların en ünlüsü Peisistratos’tu. Peisistratos zamanında Atina en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Solon’un anayasasını yürürlükte bırakan Peisistratos, köylünün ve fakirin haklarını korumuş, önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Athena onuruna dört yılda bir yapılan şenlikler onun zamanında başlamış Homeros destanları onun zamanında yazılı hale getirilmiştir.

Kleisthenes ve Demokrasi

Kleisthenes hazırlamış olduğu reformlarla devlet yönetiminin aristokratlar ve soyluların elinden almasını sağlamıştır. Halkı on kabileye bölerek uğraş alanları farklı olan grupların bir araya getirmiş ve eski düzene son vermiştir. Kleisthenes, yönetimin tiranlar tarafından ele geçirilmemesi için Halk Meclisi’nin yılda bir kez Çanak Çömlek Mahkemesi olarak çalışmasını sağlamıştır. Halk, aralarında tiranlığa heveslenen kişilerin adlarını çanak çömlek parçaları üzerine kazıyarak o kişinin deşifre olmasını sağlıyordu. Kuşkulu kişinin adı 6000 yurttaşın büyük çoğunluğu tarafından yazılmış ise, o kişi 10 yıl süreyle kent dışına sürülüyordu.

Kolonizasyon

Kolonizasyon Tanımı

Bir toplumun tarımsal veya ticari faaliyetlerde bulunmak için kendi sınırları dışında elverişli toprakları yurt edinmesine kolonizasyon denir. Eski Yunan kolonileri, genellikle ana kentlerden uzak, denizaşırı yerlerde kurulmuşlardır. Dor istilası nedeniyle Ege Denizi’ni aşarak güneye inen ve Yunanca konuşan topluluklar buralarda elverişli buldukları topraklara yerleşmişlerdir.

Nedenleri

Kolonizasyonun nedenlerini , tarım yapılabilecek topraklara olan ihtiyaç ve halkın kendi kendine yeterli olabilmek için öz kaynaklara sahip olmaması olarak sayabiliriz. Antik kaynaklarda ise kolonizasyon nedenleri kıtlık, düşman tarafından bozguna uğratılma, komşularıyla geçimsizlik, yoğun nüfus artışı, maden yataklarına sahip olma arzusu olarak belirtilmiştir.

Sonuçları

Kolonizasyonun sonuçları , Yunanların yabancı ülke halkları ile kaynaşması, kendilerinden farklı dil konuşan insanları ve onların kültürlerini tanımaları, Yunan kültürünün yayılması ve yabancı kültürlerden etkilenmesi, Ege ve Akdeniz dünyasındaki ticaretin yoğunlaşmasıdır. Lydia Krallığı’nda kullanılmaya başlanan paranın Ege ve Akdeniz dünyasındaki hızlı yayılımı da kolonizasyonun bir sonucudur.

Üniteyi genel olarak özetlersek; Ege Bölgesinde meydana gelen göçlerde Aioller Edremit körfezine, İonlar İzmir civarına Dorlar ise Muğla civarına yerleşmişlerdir. Böylece çok sayıda yunan kent devleti kurulmuştur. Bir toplumun tarımsal yada ticari faaliyetlerde bulunmak amacı ile kendi sınırları dışındaki elverişli toprakları yurt edinmesine kolonizasyon denir. Büyük kolonizasyon dönemi Ege, Marmara, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında çok sayıda koloninin kurulduğu 200 yıllık bir zamanı kapsamaktadır.

Ege bölgesinde göç öncesinde Yunanistan ve Anadolu’ da yaşayan halk Kral’ın idaresi altındayken, göç sonrasında bu yönetim yapısı değiştirilerek demokratik bir yapının hakim olduğu Kent devletleri kurulmuştur. Bağımsız bir yönetimi olan kent devletleri, kent merkezleri ile kırsal alanı kapsıyordu.

Kolonizasyonun en önemli nedenlerini tarım yapılabilecek topraklara olan ihtiyaç ve ülkelerdeki olanaksızlıklar olarak sıralayabiliriz. Sonuçları ise Yunan halklarının Diğer kültürlere kaynaşması ve kültür alış verişi olmuştur.

Atina’da demokratik yönetimin ilk adımları Solon tarafından atılmıştır. Demokrasi halkın yönetimde yer alması demektir. Halk tabakaları arasındaki eşitsizliğin kaldırılması, haksız uygulamaların önüne geçilmesi, seçme seçilme hakkı, adil yargılanma hakkı, Yunan yurttaşları için çok önemliydi. Yunan halkı Solon tarafından demokratik yaşama geçirilmiş Kleisthenes tarafından da Yunanistan’da demokrasinin temelleri iyice sağlamlaştırılmıştır.