Ünite 3: Edebiyat-ı Cedide Romanı

Giriş

Bilindiği gibi roman ve hikâye Türk edebiyatına Tanzimat Edebiyatıyla birlikte giren türlerden ikisidir. O döneme kadar Türk okuyucusunun roman ve hikâye ihtiyacını karşılayan halk hikâyeleri ve mesneviler vardı.

Çeşitli araştırmalar Tanzimat Dönemi Türk roman ve hikâyesinin iki çizgide geliştiğini iddia ederler. Bunlardan birincisi Ahmet Mithat Efendi’nin başını çektiği, daha sonra Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın sürdürdüğü popülist roman ve hikâyedir.

Tanzimat’ın birinci neslini temsil eden Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Şemsettin Sami ve ikinci nesilden Mizancı Mehmet Murat romantizmin etkisinde eserler vermişlerdir. Buna karşılık ikinci nesilden Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Ara Nesil’den Nabizade Nazım realist ve natüralist tarzda roman ve hikâyeler yazmışlardır. Tanzimat’ın ikinci kuşağı ile Ara Nesil’in, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun oluşmasında bir zemin oluşturdukları bilinmektedir. Recaizade Mahmut Ekrem’in Edebiyatı-ı Cedidecilerin büyük çoğunluğunun hocası olduğu da hatırlanmalıdır.

Edebiyat-ı Cedide Romanı

Edebiyat-ı Cedide şiirinin ilkelerini ortaya koyan sanatçı nasıl Cenap Şehabettin ise bu topluluk romanının ilkelerini belirleyen de Halit Ziya Uşaklıgil’dir (1867-1945). Halit Ziya daha İzmir’de yaşadığı yıllarda Hizmet gazetesinde Hikâye başlığıyla bir seri yazı yazar. “Hayaliyyun” adını verdiği romantik romanın temsilcileri ile “Hakikiyyun” adını verdiği realist romanın temsilcilerini karşılaştırır. Bunlara ilaveten “Masalcılar” olarak nitelendirdiği popülist romancılara yer verir. Halit Ziya, Ahmet Mithat’ı romantik olması yönüyle eleştirmekle beraber onun roman tarihinde önemli bir iş yaptığını da ifade eder.

Halit Ziya hayatı boyunca dördü İzmir’de dördü İstanbul’da olmak üzere sekiz roman yazmıştır. Bunlardan Sefile, Nemide,, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası İzmir döneminde Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Nesl-i Ahir İstanbul döneminde yazılmıştır.

Sefile romanında, küçük yaşta önce babasını ardından da annesini kaybeden Mazlume, bir süre komşularına sığınırsa da daha sonra sokakta kalır. Mihriban isimli bir kadın onu görür ve onu evine götürmek ister. Gidecek yeri olmadığı için Mazlume kabul eder. Mihriban ve İkbal kötü yola düşmüş iki kadındır. Bu yolla evi geçindiren İkbal vereme yakalanır. İkbal’in İhsan adında bir aşığı vardır. Mazlume durumu anladığında oradan uzaklaşmak istese de gidecek yeri olmadığından bir şey yapamaz. Mazlume, İhsan ile birlikte yaşasa da daha sonra İhsan onu terk eder. Mazlume de evi terk eder ve genelevde çalışmaya başlar. Burada İhsan’dan olan çocuğunu düşürür. Bir gün İhsan geneleve gelir. Aradığı fırsatı bulan Mazlume İhsan’ın boğazını dişleri ile parçalayarak onu öldürür ve kendisi de orada ölür.

Nemide isimli ikinci romanında Halit Ziya, doğum esnasında annesini kaybeden Nemide’yi anlatır. Nemide tıp eğitimi için Paris’e giden Nail ile, Nail Paris’ten döndükten sonra nişanlanır. Nail’in teyzesinin kızı olan Nahit’in de Nail’e âşık olduğunu anlayan Nemide aralarından çekilmek istese de sinirsel yapısı sağlıksız olduğu için bu duruma dayanamaz ve ölür.

Bir Ölünün Defteri isimli roman, Nemide’ye çok benzer. Küçük yaşta annesini kaybeden Osman Vecdi babası tarafından halasına verilir. Galatasaray Lisesinde okur ve daha sonra doktor olur. Halasının kızı Nigar ve yeğeni Osman Vecdi’yi evlendirmeyi düşünse de Osman Vecdi’nin arkadaşı Hüsam ile Nigar birbirlerini sevmektedirler. Osman Vecdi aşkını kalbine gömüp gönüllü olarak savaşa katılır. Ölmeyi arzulasa da tek kolunu kaybeder. Bir gece evine çağırdığı Hüsam’a hatıra defterini teslim ederek çok beklediği ölüme kavuşur.

Ferdi ve Şürekası ’nda İsmail Tayfur babası öldükten sonra onun görevini üstlenir ve annesi ile birlikte babasının yıllar önce sokakta bulup eve getirdiği Saniha ile yaşar ve Saniha’ya âşıktır. Patronun kızı Hacer de ona âşıktır ve gelen baskılar üzerine Hacer ile evlenir. Bir süre sonra kocasının evi terk edeceğini öğrenen Hacer odanın kapısını kilitleyerek odayı ateşe verir. Hacer ölür ve İsmail Tayfur orada çıldırır. Romanın sonunda İsmail Tayfur, annesi ve Saniha yine aynı evde yaşamaya devam ederler.

Yazarın İstanbul dönemine ait ilk romanı Mai ve Siyah’tır. Babasının ölümü üzerine bir taraftan tercümeler yaparak ailesini geçindirmeye çalışan diğer taraftan da okulunu bitirme gayreti içinde olan Ahmet Cemil’in hikâyesi anlatılır bu romanda. Yazmış olduğu şiir kitabını bitirerek âşık olduğu Lamia ile evlilik hayalleri kuran Ahmet Cemil, kız kardeşi İkbal’i de matbaa müdürünün oğlu olan Vehbi ile evlendirir. Vehbi, İkbal ile iyi geçinemez ve onun ölümüne sebep olur. Lamia başkası ile nişanlanır ve Ahmet Cemil de eserini imha eder. Sonunda bir gece vakti annesi ile birlikte taşrada bir memuriyete gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır.

Aşk-ı Memnu romanı Halit Ziya’nın en başarılı romanı olarak kabul görür. Bu romanda Adnan Bey kendisinden yaşça küçük olan eşi Bihter ve yeğeni Behlül ile aralarındaki yasak ilişkiyi öğrenir. Uzun soluklu ilişki yaşayamayan Behlül, daha sonra Adnan Bey’in kızı Nihal’le ilgilenir. Bu durumu, kızı Bihter’den intikam almak için çok uygun bir fırsat olarak gören Firdevs Hanım Behlül ve Nihal’in evlenmeleri gerektiğini aile üyelerine yayar. Bihter bu duruma karşı çıkar. Bihter ile Behlül’ün bir tartışmalarına şahit olan Nihal bayılır. Adnan Bey kızının yanına geldiğinde Bihter, Adnan Bey’in odasına gider, Behlül de kaçar. O sırada Adnan Bey’in yanına gelen ve Nihal’i gizli bir aşkla seven Beşir şahit olduğu o yasak aşkı Adnan Bey’e anlatır. Adnan Bey’in silahını alan Bihter kendisini odaya kilitleyerek intihar eder.

Kırık Hayatlar , kurgu bakımından Halit Ziya’nın en karmaşık romanıdır. Ömer Behiç tıp tahsilini yurt dışında tamamlamış bir doktordur. Karısı Vedide ve iki kızıyla yaşamaktadır. Veli Efendi’nin kızlarından Neyyir tanıştığı Ömer Behiç’i kısa sürede etkisi altına alır. Bu arada Ömer Behiç’in küçük kızı Leyla’nın hastalığı ilerler ve Leyla ölür. Bu arada Neyyir de başkası ile evlenir. Neyyir haber yollayıp onu çağırsa da Ömer Behiç gitmez. Sonunda Ömer Behiç büyük bir pişmanlık içinde evine döner.

Nesl-i Ahir Halit Ziya’nın son romanıdır. Süleyman Nüzhet ve kızı Azra Avrupa’dan dönerler. İrfan ihtilalci bir idealisttir ve Süleyman Nüzhet’in evine sık sık gidip gelmesi sonucu Azra ile aralarında bir yakınlık olur. İrfan bir suikasta katılınca yakalanır. Arkadaşlarını ele vermekten korktuğu için intihar eder. Romanın sonunda Mai ve Siyah’ta olduğu gibi baba kız yine baş başa kalırlar.

Halit Ziya realizme bağlı kalmış, roman ve hikâyelerini de bu anlayış dâhilinde verme çabası içinde olmuştur. Ahmet Mithat kötü yola düşen kızı eserin başkahramanıyla evlendirerek onu bu ortamdan çekip çıkarır. Halit Ziya’nın romanında kötü yola düşen kızın değişimi sebep-sonuç ilişkileriyle verilerek roman bir faciayla bitirilir.

Halit Ziya’nın romanlarında kullandığı realist tekniklerden biri, olayların gidişatını keserek geriye dönüş metodu nu kullanmasıdır. Halit Ziya romanlarında olaydan çok tahlil ve tasvirlere yer vermiştir.

Yansıtıcı bilinci kullanan yazar, pek çok yansıtıcı bilinci karşılıklı birbirlerini aydınlatmak için daha kompleks bir şekilde ele alır ve bu durum onun zaman içerisinde aldığı yolu göstermektedir. Realistler yazarın varlığını silmek için zaman zaman kahraman anlatıcıya ait bakış açısından da faydalanmaktadırlar. Natüralistlere özgü bir ilke olan ırsi özelliklerin anne ve babada çocuklara geçmesi Halit Ziya’nın romanlarında gördüğümüz özelliklerdendir.

Nesl-i Ahir, Mai ve Siyah romanlarında aşk üçgenleri yoktur. Hatta Mai ve Siyah’ta bir aşktan söz etmek bile söz konusu değildir. Bu roman daha çok bir nesil romanıdır(bir neslin dünyaya bakışını, değer yargılarını ortaya koyan roman türü).

Edebiyat-ı Cedide romanında gördüğümüz ortak temaların birçoğu Halit Ziya’nın romanları için de geçerlidir. Bunların en başında kaçış teması vardır. Tevfik Fikret’in birçok şiirinde bu temanın işlendiği bilinmektedir. Halit Ziya’nın romanlarında da bu temanın işlendiği görülür. Romanın başında aile fertlerinin kendi başlarına huzurlu bir hayat sürmeleri, daha sonra aileye giren birinin her şeye karışması ve bir sarsıntı yaşatması Halit Ziya’nın bazı romanlarında dikkat çekici yapılardan biridir.

Edebiyat-ı Cedide romanının diğer önemli ismi Mehmet Rauf’tur(1875-1931). Sanat hayatı boyunca on üç roman kaleme almıştır. İlk iki romanını Edebiyat-ı Cedide döneminde kaleme almış ve üçüncü eserini yaklaşık dokuz yıl sonra II. Meşrutiyet Dönemi’nde vermiştir. Bu romanların büyük çoğunluğu aşk hikâyesidir ve ne yazık ki Eylül ’ün dışında hiçbiri başarıya ulaşamamıştır.

Eylül, Mehmet Rauf tarafından “ilk eserim son üstadıma” ifadesiyle Halit Ziya’ya ithaf edilmiştir. Mehmet Rauf’un bu eseri ilk olarak topluluğun yayın organı durumundaki Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiş, daha sonra kitap olarak basılmıştır.

Bu romanda Suat ve Süreyya Boğaziçi’nde bir yalı kiralamış ve Necip de sık sık onları ziyaret etmektedir. Bu ziyaretler sonunda Suat ve Necip arasında bir yakınlaşma başlar. Bir gün köşkte yangın çıkar, Suat içeride kalır. Necip onu kurtarmak için köşke dalar ancak dışarıya kimse çıkamaz.

Eylül üzerine kaleme alınan bütün kaynaklar, onun “Psikolojik Tahlil Romanı” olduğunda birleşmiş gibidirler. Bunu dönemin roman ve hikâyesinde büyük ölçüde etkili olan realizm ve natüralizm anlayışlarıyla izah etmek mümkündür. Realistler eserlerindeki kahramanları idealize etmezler ve bütün yönleriyle olduğu gibi anlatmayı tercih ederler. Boğaziçi’ndeki gezintileri Suat ve Necip’in aşklarının gelişmesinde ve pekişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Boğaziçi Edebiyat-ı Cedide yazarlarında ve bu dönemde ortaya konulan eserlerde karşımıza çıkan, insanı hayatın acı gerçeklerinden uzak tutan bir sığınak olarak da düşünülebilir.

Romanda üç mekân önemlidir: İstanbul’daki ev, Beyoğlu ve Boğaziçi. İstanbul’daki ev Suat ve özellikle de Süreyya için boğucu bir mekân konumundadır. Boğaziçi her ikisini de bu ortamdan kurtaracak yerdir. Beyoğlu ise Necip’in mekânıdır ve buradaki sefahat âlemine ayak uydurmuştur. Türk romanında Halit Ziya ile başlayan teknik başarı, Eylül romanı ile sürmüştür.

Bir Zambak’ın Hikâyesi, yayımlandığı dönemde pornografik olarak suçlanmıştır. Esere adını “Zambak” adındaki bir kadın vermiştir. Beyaz bir çiçeğin ismi olarak bilinen Zambak, Hristiyan dünyasında günahsızlığın ve masumiyetin sembolü olmak üzere Hz. Meryem için kullanılan bir remizdir.

Gen Kız Kalbi , Batılı tarzda yetiştirilmiş, Batı musikisini bilen, piyano çalan ve sürekli okuyan eğitimli bir kız olan Pervin’in hikâyesidir. Pervin İzmir’de yaşamaktadır fakat hep İstanbul’da yaşama hayali içindedir. İstanbul’a gider ama büyük bir hayal kırıklığı ile İstanbul’un hayalindeki Avrupa şehri olmadığını görür. Mehmet Behiç isminde Avrupalı gibi giyinen ve bize ait olan hiçbir şeyi beğenmeyen bir şair ile tanışır. Özellikle musiki konusundaki ortak zevkleri aralarında bir yakınlaşma başlamasına sebep olur. Feminist düşüncelere sahip olan Pervin, Mehmet Behiç’e niyetini sorar. Pervin’in güzel olduğunu ama zengin olmadığı için kendisi ile evlenemeyeceğini belirtir. Pervin bir kere daha hayal kırıklığına uğrar ve ailesinin tavsiye ettiği kişiyle evlenmek üzere İzmir’e dönmeye karar verir.

Bir Aşkın Tarihi , Macit isimli bir gencin Güzin isimli bir kıza duyduğu samimi aşkın pişmanlığa dönüşmesini hikâye eder. İki genç arasında kurulan dostluk bir süre sonra aşka dönüşür. Yaz sonunda Güzin Mısır’a gideceğini söyler. Ancak Güzin rıhtımda Macit’i görmezlikten gelir. Mısır’a giden Güzin orada bir başkası ile evlenir. Bu romanda da bir hayal kırıklığı söz konusudur.

Menekşe ’nin başkişisi Hüseyin Bülent, tanınmış bir şair ve yazardır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen aşksız yapamayan bir kişiliğe sahiptir. Okuyucularından İclal ve Münevver Hanımlarla mektuplaşmaktadır. O esnada bir Ermeni evinde rastladığı Violet ile tanışır. Ortak müzik zevkleri yakınlaşmalarını sağlar. Violet aslında bir Türk kızıdır. Bu eser otobiyografik bir eser olarak kabul görmektedir.

Karanfil ve Yasemin ’in başkişisi Samim, Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde bulunmuş ve tekrar İstanbul’a dönmüştür. Arkadaşları vasıtasıyla katıldığı çayda iki kadın dikkatini çeker. Bunlardan biri Kadri Paşa’nın kızı Pervin, diğeri ise gelini Nevhiz’dir. Bir süre sonra Nevhiz ve Samim arasında bir ilişki başlar. Pervin hastalanıp ölür, Nevhiz ise genç bir erkekle Avrupa’ya kaçar.

Böğürtlen, daha çok tezatların işlendiği bir aşk romanıdır. Önce Müjgan ve yeğenleri arasındaki tezat ortaya konur. Kızları tesadüfen gören Pertev içlerinde Müjgan’a ilgi duyar. Müjgan ile Süheyla arasında bir mukayese yapar ve evlenmek için Müjgan’da karar kılar. Evlilik için tekrar Müjgan’ı iknaya uğraşır ve sonunda da başarıya ulaşarak onunla evlenir.

Define romanı bir çerçeve hikâyenin içinde anlatılan başka bir hikâyeden meydana gelir. Doktor Şakir Fevzi’nin altı ay boyunca sürekli evine giderek tedavi ettiği Hacı Hanım, artık ömrünün yetmeyeceğini anlayarak doktora bir defter verir. Hacı Hanım’a bu defteri bir zamanlar yanında çalıştığı bir paşa vermiştir. Şakir Fevzi İstanbul’a giderek aileyi bulur, duruma el koyar ve eski koca ile adamlarını etkisiz bırakır. Defineyi bularak Suzan’la evlenir. Bu hikâyenin devamı mahiyetindeki Kan Damlası ’nda eser seri cinayetlerle başlar. Öldürülen ilk kişi Suzan’ın sütninesi, ikincisi de Raci’nin yakalanmasında Şakir Fevzi’ye yardım eden arkadaşı Hasan Fuat’tır.

Son Yıldız’ da Batılı tarzda yetiştirilmiş ve eğitim almış olan Perran ile Fuat birbirlerini severler. Ancak çıkan savaş yüzünden Fuat askere çağrılır ve bir süre sonra öldüğü haberi gelir. Sonra Fuat çıkagelir, ölmemiştir. Fahri Cemal, onların birbirlerini gerçekten sevdiklerini anlar ve aradan çekilerek birleşmelerini sağlar.

Halas , konu bakımından Mehmet Rauf’un diğer romanlarından farklı olan bir romanıdır. Sadece aşk ve kadını konu alan romanlar yazan Mehmet Rauf, bu eserinde aşka da yer vermiş olmakla beraber vatan sevgisini daha fazla ön plana çıkarmıştır.

Harabeler , sembolik niteliği olan bir romandır. Romanın başkişisi Nuri Süha, köşk kiralamaya gittiği bir evde tanıştığı kişilerle dost olur ve bunlarla görüşmeye başlar. Köşk yanar ve Nuri Süha buraya daha küçük bir ev yapmaya karar verir. Yanarak harabe hâline gelen köşk, içindeki hayat tarzıyla eskiyi; Nuri Süha’nın aynı zemin üzerine yaptıracağı küçük ev de Cumhuriyet’i temsil etmektedir.

Kâbus , kurgu bakımından oldukça zayıf bir romandır. Aziz Nihat ile Nigâr’ın çok mutlu bir evlilikleri vardır. Ancak Aziz Nihat’ta başlayan gereksiz kıskançlıklar onun kâbuslar yaşamasına neden olur ve bir gece karısını boğarak öldürür.

Dönemin bir diğer romancısı Hüseyin Cahit Yalçın’dır(1874-1957). Hüseyin Cahit sanat hayatı boyunca birbirinden tamamen farklı ve zıt anlayışlarda iki roman yazmıştır. Nadide ve Hayatın İçinden . Bu romanlardan birincisi Ahmet Mithat Efendi’nin etkisinde, diğeri de Edebiyat-ı Cedide anlayışı çerçevesinde kaleme alınmıştır.

Hüseyin Cahit, Nadide’yi yazdığı sıralarda henüz idadînin ikinci sınıfına gitmektedir ve on altı yaşındadır. Ahmet Mithat Efendi tarafından başına bir takriz de yazılan bu romanda, başkişi konumundaki Nadide, emellerini gerçekleştirebilmek uğruna annesini ve kocasını öldürtebilecek kadar cani ruhlu ve hırslı bir kadın olarak romanda yer alır.

Hüseyin Cahit, Nadide’den sekiz yıl sonra yazdığı Hayal İçinde adlı romanı ile romantik tarzdan realist anlayışa dönmüştür. Bu romanda bir Rum kızına âşık olan Nüzhet’in uğradığı değişim anlatılır.

Edebiyat-ı Cedide romancılarına ek olarak zikredeceğimiz isimlerden biri de Safveti Ziya’dır(1875-1929). Salon Köşelerinde, Bir Safha-i Kalp, Hanım Mektupları, Kadın Ruhu isimli romanları mevcuttur. Edebiyat-ı Cedide yazarları içinde “en alafranga” olduğu ifade edilen Safveti Ziya’nın, orijinal bir üsluba sahip olmaktan çok Halit Ziya’yı taklit eden ikinci sınıf bir romancı olduğunu söylemek yeterli olacaktır.

Başta Halit Ziya olmak üzere, Edebiyat-ı Cedide yazarları tarafından roman ve hikâyede gerçeklik duygusu önemsenmiş, mekân tasvirleri ve eşyalar daha anlamlı şekilde kullanılmış, yani bazı teknikler bizim roman ve hikâyemize taşınmıştır. Edebiyat-ı Cedide topluluğuyla Türk roman ve hikâyesi yürümeye başlamıştır.